Ynt: Nur Terimleri / Hadisatın Müzmer Hakiki ve Kur'an

  • Konbuyu başlatan erdem1111
  • Başlangıç tarihi
E

erdem1111

Guest
Meşveret ve şura-i şer’i; dinin esasat ve müsellemat gibi kat’i ve sabit hükümlerinin haricinde ve şer’i usule göre yapılır.



Meşverette iyi niyet ve ihtisas şarttır. Yani meşverete katılanlar, istişarede ele alınacak meselenin isabetli olan cihetini ve tercihi gereken maslahat-ı umumiyesini keşfetmek niyet ve gayretine sahib olmalıdır. Yoksa kendi maksadlarını veya bağlı olduğu şahsın veya cemaatin menfaatini tahakkuk ettirmek niyetini taşıyan­larla yapılacak meşveret hak ve maslahat-ı bulmaktan daha çok karışıklıklara ve inşikaklara sebeb olur.

Bu meşveret, meşveret-i şer’iye değildir ve ibadet mahiyetini taşımaz.

Risale-i Nur'da hakaik, desatir ve hizmet faaliyetlerini icra etmek olarak başlıca üç husus vardır. Bunların bilinmesi ve bunlara riayet edilmesi esastır ve şarttır.



Şöyle ki:

1- Risale-i Nur'da açık beyanlara istinad eden hakaik-i Kur'aniye ve desatir-i Nuriye, Külliyat’ta aynı açıklıkta aleyhte bir hüküm tebeyyün etmedikçe o sarih mana ve hükümler, Risale-i Nur mesleğinde müsellemat ve esasatı teşkil ederler ve onlara tasarruf edilemez, sabit ve daimidirler.



Subutiyetleri sarahat derecesinde olmayan bazı hakaik-ı Nuriye ve hizmet düsturları ise, Külliyata müstenid olmak ve onun içinde tahkik etmek şartiyle yapılacak meşveret-i şer'iye ile o hakaik ve desatirin tayin ve tesbitine çalışılır.



Yani şeriatta hususiyetleri bildirilen meşveretle ki:

* Meşverete katılacak kişilerin meşveret edilecek mes'ele hakkında mütehassıs ve ehil olması..

* Amelen müstakim ve emin olması..

*Meşverete alınacak mes'elenin hükmü, kitapta hükümlerle belirtilmemiş olması şarttır.



Bediüzzaman Hazretleri diyor:

“Ahkam ve hukuk ise, zaten tebeddül etmez. Tatbikat ve tercihattır ki, meşverete ihtiyaç gösterir.” (Asar-ı Bediyye sh: 417)



Ehil olmayanların meşverete alınmamasına bakan bir cümle de şöyledir:



“Risale-i Nur'un erkanlarında ve haslardaki esrar ve nazik tedbirlere, onları teşrik etmemek gerektir.” (Kastamonu Lahikası sh: 248)



Meşvereti erkan ve haslara tahsis eden birkaç kısa cümleler de şöyle:“Nur hakkında söz sahibi Medreset-üz Zehra erkanlarının tensibine havale etmek...” (Emirdağ Lahikası -II sh: 46)



Hizmet faaliyeti ve tatbikatının meselelerinde ise, değişen şartlar müvacehesinde ve maslahatlara göre yapı lacak şer'i meşverette ekseriyetçe alınan karar esas alınır.

Eğer Risale-i Nur'daki sarih beyanların neticesi olan ve esas teşkil eden düsturların, değişen şartlar sebebiyle deği şebileceği kabul edilirse, bağlayıcı hiçbir esasın var olması imkanı kalmaz. Bunun neticesi ortaya çıkacak mütezat an layışların getireceği tefrika ve gruplaşmalar giderek artar. Hem Risale-i Nur'un vehbiliği ve ilhami vasfı, kesbi ilmin ve beşeri anlayışın rengine girer ve böylece asliyetini kaybe der.



Risale-i Nurun muhtelif yerlerinde meşveret-i şer’i yeye çok ehemmiyet verilir. Şöyle ki:

«Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslamiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret‑i şer’iye dir. وَاَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ (Şura Suresi, 42:38) ayet-i kerimesi şurayı esas olarak emrediyor.



Evet, nasıl ki, nev-i beşerdeki telahuk-u efkar ün vanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla bir biriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi, en büyük kıt’a olanAsya’nın en geri kalma sının bir sebebi, o şura-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.



Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şu radır. Yani, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder taifeler, kıt’alar dahi o şurayı yapmaları lazımdır ki, üç yüz, belki dört yüz milyon İslamın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirle rini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürri yet-i şer’iyedir ki, o hürriyet-i şer’iye, adab-ı şer’iye ile süslenip garp medeniyet‑i sefihanesindeki seyyiatı atmak tır.» (Hutbe-i Şamiye sh: 60)



2- «Eğer denilse: Neden şuraya bu kadar ehemmiyet veriyor sun? Ve beşerin, hususan Asya’nın, hususan İslamiyetin hayatı ve terakkisi nasıl o şura ile olabilir?



Elcevap: Nurun Yirmi Birinci Lem’a-i İhlasında izah edildiği gibi,haklı şura ihlas ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi, ihlas ve tesanüd-ü hakiki ile, üç adam, yüz adam kadar millete fayda verebilir. Ve on adamın hakiki ihlas ve tesanüd ve meşveretin sırrıyla, bin adam kadar iş gördüklerini, çok vukuat-ı tari­hiye bize haber veriyor. Madem beşerin ihtiyacatı hadsiz ve düşmanları nihayetsiz, ve kuvveti ve sermayesi pek cüz’i hususan dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla, elbette ve elbette, o hadsiz düşmanlara ve o nihayetsiz hacetlere karşı, imandan gelen nokta-i istinad ve o nokta-i istimdad ile beraber hayat-ı şahsiye-i insaniyesi dayandığı gibi, hayat-ı içtimaiyesi de yine imanın hakaikinden gelen şura-yı şer’i ile yaşayabilir, o düşmanları durdurur, o hacetlerin teminine yol açar.» (Hutbe-i Şamiye sh: 62)



Ümmetin itimad edeceği mu’temed bir tefsirin yazılması da bir meclis-i ilmiye ile olmasını lüzumlu gören Bediüzzaman Hazretleri şu ehemmiyetli hususları nazara ve rir:



3- «Bu mukaddemeden maksadım, efkar-ı umumiye bir tefsir-i Kur’an istiyor. Evet, her zamanın bir hükmü var. Zaman dahi bir müfessirdir. Ahval ve vukuat ise, bir keşşaftır. Efkar-ı ammeye hocalık edecek, yine efkar-ı amme-i ilmiyedir. Bu sırra binaen ve isti­naden isterim ki: Müfessir-i azim olan zamanın taht-ı riyasetinde, her biri bir fende mütehassıs, muhakkikin-i ulemadan müntehap bir meclis-i meb’usan-ı ilmiye teşkiliyle, meşveretle bir tefsiri telif etmekle sair tefasirdeki münkasım olan me­hasin ve kemalatı mühezzebe ve müzehhebe olarak cem etmelidirler. Evet, meşrutiyettir her şeyde meşveret hükümfermadır. Efkar‑ı umumiye dahi didebandır. İcma-ı ümmetin hücciyeti buna hüccettir.» (Muhakemat sh: 22)



4- «Kur’an-ı Azimüşşanın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nafiz bir içtihada malik ve bir velayet-i kamileyi haiz bir zat olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azim bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telahuk-u efkarından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından azade olarak tam ihlaslarından doğan dahi bir şahs-ı manevide bulunur.» (İşarat-ül İ’caz sh: 7)



5- «Saltanat-ı efkarın icra-yı hasenesindendir ki: Hakaik-i İslamiyetin güneşi, evham ve hayalat bulutların dan kurtulmuş, her yeri tenvire başlamıştır. Hatta dinsizlik bataklığında taaffün eden adamlar dahi o ziyayla istifadeye başlamıştırlar.

Hem de meşveret-i efkarın mehasinindendir ki: Makasıd ve mesalik, burhan-ı kàtı’ üzerine teessüs ve her kemale mümidd olan hakk-ı sabitle hakaikı rapteylemesidir. Bunun neticesi: Batıl, hak suretini giymekle efkarı aldatmaz.» (Muhakemat sh: 37)



Meşveret-i şer’iyenin idare sistemine ve efkar-ı milliyeye bakan hikmet leri:

6- «Meşrutiyet-i meşrua denilen dünyada beşer saadetinin bir sebebi ve hakimiyet-i milliyeyi temin ile makine-yi hayatın buharı olan hürriyetteki irade-i cüz’iyeyi istibdat ve tahakkümün belasından kurtaran meşveret-i şer’iyenin maya­sıyla mayalandıran meşrutiyet-i meşrua sizi herkes gibi imtihana davet ediyor ki, sinn-i rüşde büluğunuzu ve vasiye adem-i ihtiyacınızı görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Mevcudiyetinizi ittihadla göste­riniz ve hamiyet-i diniye-i milli ile fikir ve vicdan-ı şahsiyenizi milletin kalb ve akl-ı müştereki gibi gösteriniz. Yoksa, sıfır çekecek ve şehadetname-i hürriyeti elinize vermeyecektir.» (Divan-ı Harbi Örfi sh: 53)



7- «S – Alem-i İslam ulemasının ortalarındaki müthiş ihtilafata ne dersn? Reyin nedir?

C – Ben alem-i İslamiyete gayr-ı muntazam veya inti zamı bozulmuş bir meclis-i meb’usan ve bir encümen-i şura nazarıyla bakıyorum. Şeriattan işitiyoruz ki, rey-i cumhur budur, fetva bunun üzerinedir.» (Münazarat sh: 78)



8- «S – Acaba kainatta, şu meclis-i ali-i İslam, şu sergerdan küre şehrinde bir intizamı daha bulamayacak mı dır?

C – İman ederim ki, umum alem-i İslam, millet-i insaniyede ve Adem kavminde bir meclis‑i meb’usan-ı mukaddese hükmüne geçecektir. Selef ve halef, asırlar üzerinde birbirine bakıp ma­beynlerinde bir encümen-i şura teşkil edeceklerdir. Fakat, birinci kısım olan ihtiyar babalar, sakitane ve sitayişkarane dinleyeceklerdir.» (Münazarat sh: 80)



Bediüzzaman Hazretleri hem Osmanlı Devletine hem gele­cekteki cemahir-i müttefika-i İslamiye’nin siyaset ehline, şura’nın ehemmiyet ve lüzumunu beyan eden yazı sının bir kısmında şu hususa dikkat çeker:



9- «Sadaret üç mühim şuraya bizzat istinat ediyor, yine kifayet etmiyor. Halbuki böyle inceleşmiş ve çoğalmış münasebat içinde, içtihadattaki müthiş fevza, efkar-ı İslamiyedeki teşettüt, fasid medeni yetin tedahülüyle ahlaktaki müthiş tedenniyle beraber, meşihat cenahı bir şahsın içtihadına terk edilmiş.

Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir. Tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkam-ı diniye feda edildi.



Hem nasıl oluyor ki, umurun besateti ve taklit ve teslim cari olduğu zamanda, velev ki intizamsız olsun, yine meşihat bir şu raya, laakal kazaskerler gibi, mühim şahsiyetlere istinat ederdi. Şimdi iş besatetten çıkmış, taklit ve ittiba gevşemiş olduğu halde, bir şahıs nasıl kifayet eder?

Zaman gösterdi ki, hilafeti temsil eden şu meşihat-ı İslamiye, yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslama şamil bir müessese-i celiledir. Bu sönük vaziyetle, değil koca alem-i İslamın, belki yalnız İstanbul’un irşadına da kafi gelmiyor. Öyleyse, bu mevki öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, alem-i İslam ona itimat ede­bilsin. Hem menba, hem makes vaziyetini alsın. Alem-i İslama karşı vazife-i diniyesini hakkıyla ifa edebilsin.



Eski zamanda değiliz. Eskiden hakim bir şahs-ı vahid idi. O hakimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tadil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hakim, ruh-u ce­maatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevidir ki, şuralar o ruhu temsil eder.



Şöyle bir hakimin müftüsü de ona mücanis olup, bir şura-yı aliye-i ilmiyeden tevellüt eden bir şahs‑ı manevi olmak gerektir. Ta ki, sözünü ona işittirebilsin. Dine taalluk eden noktalardan, sırat‑ı müstakime sevk edebilsin. Yoksa fert dahi de olsa, cemaatin ferd-i manevisine karşı sivrisinek kadar kalır. Şu mühim mevki, böyle sönük kalmakla, İslamın ukde-i hayatiyesini tehlikeye maruz bırakıyor.



Hatta diyebiliriz, şimdiki zaaf-ı diyanet ve şeair-i İslamiyetteki lakaytlık ve içtihadattaki fevza, meşihatın zaafından ve sönük ol­masından meydan almıştır. Çünkü, hariçte bir adam reyini, ferdiyete istinat eden meşihata karşı muhafaza edebilir. Fakat böyle bir şu­raya istinad eden bir şeyhülislamın sözü, en büyük bir dahiyi de, ya içtihadından vazgeçirir, ya o içtihadı ona münhasır bıra­kır.



Her müstaid, çendan içtihad edebilir. Lakin içtihadı o vakit düsturü’l-amel olur ki, bir nevi icma veya cumhurun tasdikine iktiran ede. Böyle bir şeyhülislam manen bu sırra mazhar olur. Şeriat-ı garrada daima icma ve rey-i cumhur medar-ı fetva olduğu gibi, şimdi de fevza-i ara için, böyle bir faysala lüzum-u kat’i vardır.» (Sünuhat Tuluat İşarat sh: 32)



10- «Hem de mana-yı meşrutiyete iptila ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya’nın ve alem-i İslamın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dairesindeki hürriyettir. Ve talih ve taht ve baht-ı İslamın anahtarı da meşrutiyetteki şuradır.» (Divan-ı Harbi Örfi sh: 48)



11- «Eski Said de, eski zamanda böyle acip bir istibdadı hissetmiş. Bazı asarında, ona hücumla beyanatı var. O müthiş istibdadat-ı acibeye karşı meşruta-i meşruayı bir vasıta-i necat görüyordu. Ve hürriyet-i şer’iye, Kur’an’ın ahkamı dairesindeki meşveretle o müthiş musibeti def eder diye düşünüp öylece çalışmış.» (Kastamonu Lahikası sh: 78)

Bediüzzaman Hazretleri şura’ya verdiği aynı ehem mi yeti, Risale-i Nur dairesindeki hizmet faaliye tinde de meş verete ihtiyaç duyduğunu söyler. Mesela der ki:



12- «Bu mektupta bir ince meseleyi meşveret suretiyle reyinizi almak için gönderdik. Münasip midir?» (Emirdağ Lahikası-ll sh: 104)

« وَشَاوِرْهُمْ فِى اْلاَمْرِ emriyle, kardeşlerimle bir meşverete muhtacım.» (Emirdağ Lahikası-I sh: 24)



13- «Bu büyük ve ağır ve kıymettar hizmet-i Kur’aniye’ye kemal-i tesanüdle çalışmak lazımdır.

Sakın! Dikkat ediniz, ihtilaf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maişet zaruretinizden ehl-i dalalet istifade edip, birbirinizi tenkit ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer’iyeyle reyleri­nizi teşettütten muhafaza ediniz. İhlas Risalesinin düsturlarını her vakit göz önünüzde bulundurunuz.» (Kastamonu Lahikası sh: 236)



14- «Nakş-ı i’cazı göstermek tarzında bir Kur’an yazmaya dair mühim bir niyetimi, hizmet‑i Kur’an’daki kardeşlerimin nazarlarına arz edip meşveret etmek ve onların fikirlerini istimzaç etmek ve beni ikaz etmek için şu kısmı yazdım, onlara müracaat ediyorum.» (Mektubat sh: 405)



15- «Hafız Ali’nin mektubunda, medrese-i Nuriyenin üstadı olan Hacı Hafız ile gayet samimane ve uhuvvetkarane görüşmeleri ve meşveretleri bizleri çok mesrur eyledi.» (Kastamonu Lahikası sh: 199)



16- «Risale-i Nur dairesindeki şakirdler, istişare suretinde, tabetmek gibi çok ehemmiyetli işleri görmeye başlamalarıdır.»(Kastamonu Lahikası sh: 129)



17- «Aziz, sıddık kardeşlerim,

Evvela: İhtiyat ve temkin ve meşveret etmek lazımdır.» (Şualar sh: 535)



18- «Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahü Anh iki defa "Sırran tenevverat" demesi, Risale-i Nur perde altında tenevvür ve tenvir eder diye işaret ediyor. Mümkün olduğu kadar geçici rüzgarlara ehemmiyet vermeyiniz, bakmayınız. Zaten mabeyninizde samimi tesanüd ve meşveret-i şer’iye, sizi öyle şeylerden muhafaza eder. İçinizdeki şahs-ı manevi nin fikrini, o meşveretle bildirir.» (Kastamonu Lahikası sh: 130)



19- «Hem şimdi nazar-ı dikkati Risale-i Nur şakirdle rine celb etmemek münasiptir diye düşünüyo rum. Fakat yedi sene Harb-i Umumiye bakmayan ve yirmi beş sene gazeteleri okumayan, din­lemeyen bu kardeşinizin fikri, bu meselede sorulmaz. Asıl fikir sahibi, sizler ve Risale-i Nur’un has şakirdleri ve mü dakkik naşirleri, meşveretle, hususan Ispartadakilerle, maslahat ne ise yaparsınız.» (Emirdağ Lahikası-l sh: 109)



20- «Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirdlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var.» (Emirdağ Lahikası-l sh: 223)



21- «Medar-ı niza bir mesele varsa meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız herkes bir meşrepte olmaz. Müsamahayla bir birine bakmak şimdi elzemdir.» (Kastamonu Lahikası sh: 234)



22- «Hizmet-i Kur’aniyeye kemal-i tesanüdle çalışmak lazımdır.

Sakın! Dikkat ediniz, ihtilaf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maişet zaruretinizden ehl-i dalalet istifade edip, birbirinizi tenkit ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer’iyeyle reyleri­nizi teşettütten muhafaza ediniz. İhlas Risalesinin düsturlarını her vakit göz önünüzde bulundurunuz. Yoksa, az bir ihtilaf bu vakitte Risale-i Nur’a büyük bir zarar vere bilir.» (Kastamonu Lahikası sh: 236)



23- «Şimdi namazda bir hatıra kalbe geldi ki, kardeşlerin, ziyade hüsn-ü zanlarına binaen, senden maddi ve manevi ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hasları tevkil ettin, erkanların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de, uhrevi ve Kur’ani ve imani ve ilmi işlerinde dahi Risale-i Nur’u ve şakirdlerinin şahs-ı ma nevilerini tevkil ile o halis, muhlis hasların şahs-ı manevileri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle bera­ber yaparlar.» (Şualar sh: 492)



24- «Nur fabrikasının sahibiyle kahraman Tahiri bizi gayet mesrur eden müjdeler veriyorlar, hem bazı meseleleri soruyorlar. Sizlerdeki erkanın verdikleri karar ve münasip gördüğü tarzlar, benim reyimin fevkinde inşaallah isabet ederler. Madem benim reyimi de almak istiyorlar. Şimdilik, evvelce nazlanan matbaacılara lüzum yok..» (Kastamonu Lahikası sh: 222)



25- «Şakirdlerin tensibiyle ve meşveretiyle intihap edilecek bir yeni kahraman bulununcaya kadar o vazifeleri taksimü’l-a’mal suretinde herbir şakird bir vazifesini yapmaya başlasın.» (Emirdağ Lahikası-l sh: 189)


Meşveret

“Asya kıtasının ve istikbalinin keşşafı ve anahtarı şuradır.” (Hutbe-i Şamiye, s. 66)

Aynı kökten gelen meşveret, şura, istişare, müşavere lugatlerde “danışma”, “görüşüp anlaşma”, “konuşup bir karara varma” anlamında tarif edilir. İlahi bir emir olan meşveretin keyfiyetinin anlaşılması için ayetler, hadisler ve Risale-i Nur ışığı altında örnekler vermeye çalışacağız.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Allah, Resulullaha (asm) istişareyi emretmiş, ayrıca işlerini istişare ile yapan toplulukları medhü sena ile övmüştür.

“Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri kendi aralarında istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.” (Şura Suresi: 38.)

Cenab-ı Allah’ın bu ayette istişareyi, iman ve namazdan hemen sonra zikretmesi, daha sonra da zekatı içine alacak şekilde infaktan bahsetmesi istişarenin İslam’da ehemmiyetini gösterir.

Bakara Suresinde insanın yaratılışı anlatılırken, Cenab-ı Hakkın bu hususta meleklerle olan istişaresi nazara verilmektedir. Bediüzaman’ın tefsirine göre müşavereden münezzeh olan Allah, böylece meşvereti emrettiği insanlara müşavere üslubunu öğretiyor.

Ayetlerle, İlahi bir emir olduğu kesin bir şekilde anlaşılan meşvereti; Allah’a layıkıyla bir kul olabilmemiz ve onun rızasını kazanabilmemiz için yapmamız gereken bir vazife olduğunu unutmamalıyız.

“Onların işleri aralarında şura iledir” ayeti Mekke devrinde mü’minlerin toplum idaresinde söz sahibi olmadığı bir dönemde nazil olmuştur. Böyle olduğu halde meşveret yine emredilmiş ve ondan vazgeçilmemiştir.

Peygamberimiz (asm) için ashabtan biri diyor ki: “Ben Hz. Peygamber kadar müşavere eden kimse görmedim.” Bu demek oluyor ki hayatımızın önemli bir unsuru olan meşveret, Peygamberimizin (asm) mü’minlere bırakmış olduğu en güzel hediyelerindendir.

Peygamberimiz (asm) müşavereye dair bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Allah bunu benim ümmetime bir rahmet kıldı. Onlardan her kim istişare eylerse, doğrudan mahrum olamaz, her kim de terk ederse hatadan kurtulamaz.”

Bu hadisin doğrultusunda anlaşılıyor ki meşverette bir doğruluk hikmeti var. İnsanı, tek akılla düşünmektense şura ekibi ile beraber daha fazla akılla düşünüp en doğrusunu yapmaya teşvik eden meşveret, bir gelişim aracıdır. Bir araya gelip karar veren ümmet için Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur: “Benim ümmetim dalalet üzerine ittifak etmez.” Bu da gösteriyor ki gerçekten tek akılla düşünüp karar vermekle, birkaç beyin çalıştırıp bir fikir teatisinde bulunmak arasında büyük farklar var.

Peygamberimiz (asm), hayatındaki meşveretleriyle, ashabına muallimlik yapıp meşvereti onlara da öğretmiş, bizlere en yüksek insani terbiyeye meşveret yoluyla erişilebileceğini hayatıyla tasdik etmiştir. Gerçekten meşveret ortamı, hür bir tartışma zemini olup doğrunun da yanlışın da açıklıkla söylenmesini sağlayacak bir özelliğe sahiptir. Meşveret fikir alışverişini sağlayıp insanların düşünce ufuklarını genişletir. İnsanlar bu sayede şahsi ön yargılarından soyutlanır ve onlara daha doğruyu bulma imkanları doğar.

Meşveret üzerine bazı notlar

* Her insan tek başına fikrinde hata yapabilir. Meşveret ise insanların fikirlerinden müteşekkildir. Bunun için meşveret yapan insanların hata yapma oranı azalır.

* Peygamberimiz (asm) hayatıyla meşvereti emretmiştir: “Kim bir iş yapmayı ister ve o hususta istişare edip uygularsa işlerin en doğrusunu bulmuş olur. Allah kendilerine en doğru olanı bildirir.”

* Mü’minlerin Medine’ye hicreti, Akabe denilen yerde Mekkeli ve Medineli Müslümanlar ile istişareden sonra kabul edilmiştir.

* Peygamberimize (asm) yapılacak minber inşasına meşveret sonucu karar verilmiştir.

* Peygamberimizin (asm), karşı devlet başkanlarına göndereceği mektuplar için mühür hazırlanmasına meşveretle karar verilmiştir.

* Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında anlıyoruz ki, Hulefa-i Raşidin meşveret yolu ile tercih edilmişlerdir.

* Bediüzzaman getireceği güzel sonuçlardan dolayı “kıtaların meşveretinden” söz etmiş, yani meşveret sistemi genişledikçe her tür sorunun azalacağını söylemiştir.

* Bediüzzaman’ın hürriyet ile meşvereti ayrılmaz bir bütün olarak ele aldığı görülmüştür.

* Meşveret hür insanların yapabilecekleri bir faaliyettir. Ancak hürriyeti imanın bir özelliği olarak idrak edip yaşama bilincinde olmak gerekir. Aczini ve farkını anlayan bir insan işlerinde doğruya ulaşabilmek için diğer fikirlerle müşavere etmeye ihtiyaç duyar.

* Kibirli bir insan tahakküm içindeki aczini ve farkını bilmediğinden, faaliyetlerini enesine dayandırır. Müşavereye ihtiyaç duymaz ve bundan kaynaklanarak hatalarla hayatını devam ettirmeye çalışır.

* Meşveret insana hürriyetini kazandırır. Meşveret yoluyla insan iradesini kullanmaya başlar. Başkalarının iradesinin tahakkümü altnda kalmaktan kendisini korur. Meşveret sistemini uygulayan biri ise iradelerden doğan fikirlere danışır ve tam bir hürriyet-i medeniye ortamı oluşturur

* Adalet yerine zulüm eden, Allah’a karşı vazifesini ifade edemeyen ve meşvereti terk eden bir insanın Allah’a yakın olması müşkül hale gelir. Bundan dolayıdır ki Bediüzzaman hürriyetle Allah’a olan vazifeyi doğru orantılı görür. Yani hürriyet ne kadar kıymet bulursa Allah’a yakınlık o kadar artar.

* Bediüzzaman, meşrutiyetin manasında mündemiç olan meşveretin Şeriata aykırı hükümlere varabileceğini iddia edenlere ise şu cevabı verir: “Eğer meşveret şeriattan bir parmak müfarakat etse, eski hal yüz arşın ayrılmıştır.” Zaten “Meşverette hüküm ekserindir.” Ekser Müslüman ise meşveretin sonucu Allah’ın rızasına uygun demektir.

* Meşveretin vazgeçilmezleri içerisinde adalet ilim ve işin icap ettirdiği olgunluk, kabiliyet gibi şartlar vardır.

* Her ibadette olduğu gibi meşverette de amaç rıza-ı İlahi olmalıdır.

* Rüya ve manevi alemlerin ilhamı, hiçbir zaman meşverete tercih edilen bir unsur olamaz. Bu gibi haller delil olarak meşverete getirilmez.

* Meşverette takip edilecek esasların dinin malum kaynaklarından alınması gerekir. Fikirler bu kaynakların çerçevesine dahil olmalıdır.

* Meşverette tam bir hürriyet ortamı olmalıdır. Görüşler hiçbir tahakküm altında kalmadan söylenmelidir.

* Meşveretsiz karar vermemeliyiz. Çünkü meşvereti emreden ayettir. Unutmamalıyızki meşveretin hüküm sürdüğü yerde şüphelerin hükümleri olamaz.

Önemli meşveret ilkeleri

“Üstad Bediüzzaman Hazretleri meşverete neden önem veriyor? Sağlıklı bir meşveret için takip edilmesi gereken önemli ilkeler nelerdir?”

Kur’an’ın bir suresinin ismi olan şura, yani meşveret, istişare ve danışma; Kur’an’ın bazan hadiseler içinde1, bazan da açıkça emrettiği2 önemli bir sosyal karar mekanizmasıdır. Meşveret, bundan dolayı, sonsuzluğa doğru şerefle akıp giden iman hizmetinde can damarından da öte bir organ hüviyetindedir. Bediüzzaman Hazretleri, bunun nedenini, “Zaman şahıs zamanı değil; şahs-ı manevi zamanıdır. Risale-i Nur’da şahıs yok; şahs-ı manevi var!” sözüyle açıklayarak3, bütün sorumluluğu ve bütün hayrı şahs-ı maneviye verir.

Şahs-ı manevinin, yani hayırlı bir meslekte bir arada bulunan kimselerin her konuda ortak hareket etmeleri, ortak adım atmaları, ortak karar almaları çok önemlidir. Ortak alınan kararlarda yanılma payı neredeyse yoktur. Bediüzzaman Hazretleri bu zamanda iman hizmetinin de bir fikir ve gönül ortaklığı prensibiyle yürütülmesini bundan dolayı ister. Der ki: “Bu zaman ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil; zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-i manevi hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini, o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez.”4

Verimli bir meşveret için izlenmesi gereken temel ilkeleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Hazret-i Üstad’ın, “Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var”5 şeklinde çizdiği çerçeve ile örtüşecek biçimde, görüş ayrılıklarını tabii görmeli, farklı görüşlere ifade imkanı verilmelidir. Çünkü herkes aynı tabiatta yaratılmış değildir. Herkesin rahatça görüşünü ortaya koymasına ve karar alma sürecine katkıda bulunmasına müsaade edilmelidir. Herkes konuşturulmalıdır. Emin olunmalıdır ki, doğru karar almada yapıcı olmak şartıyla farklı görüşler yardımcı olacaktır.

2- Görüşmeler esnasında, insaf ve hakkı bulma niyeti ön planda olmalıdır. Fikirler beyan edilmeli, karşı görüşlere hayat hakkı tanınmalı ve karşı görüşün de doğru olabileceği akıldan ve insaftan uzak tutulmamalıdır. Karşı görüşün haklılığından memnun olunmalı ve teslim edilmeli; kendi görüşü umumi kabul görmediğinde bundan razı olunmalı, üzerinde uzlaşılan kararlar için Cenab-ı Hak’tan hayır umulmalı; karşı görüşlere tavır alınmamalı ve kırgınlık olmamalıdır.6

3- Görüşmelerde hep kendi görüşlerini tartışma konusu yapmaktan ve hep kendi haklılığını savunmaktan kaçınmalıdır. Kendi fikirlerini mümkün mertebe açık, anlaşılır, vakur, mantıklı ve saygılı bir üslup içinde ortaya koymalı, daha sonra diğer görüş sahiplerinin fikirlerine kulak vermelidir. Kendi fikirlerinde ısrar etmeden önce, karşı görüşler üzerinde de düşünmelidir. Bu esnada “fena fi’l-ihvan” ve “tefani” düsturları (kardeşlerde fani olmak) her zamankinden daha çok yaşanmalı; karşı görüş sahiplerine olabildiğince nazik ve saygılı davranılmalı; hür fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlanmalı ve yardımcı olunmalıdır. Karşı görüş üzerinde ittifak edildiğinde, buna uyulmalıdır.

4- Sadece kendi görüşlerinde değil; uhuvvet düsturu çerçevesinde, görüşleri kabul gören kardeşlerin görüşlerinde de meziyet aranmalı; karşı tarafın fazileti ve meziyeti, kendi meziyeti sayılmalıdır.7

5- Kişilerin hataları ile hizmet için duydukları şevk ve heyecan bir tutulmamalı; hatalar ıslah edilirken olabildiğince müşfik davranmalı, kişilerin iyi ve olumlu taraflarını takdir etmekten kaçınmamalıdır. Şevk kırıcı tavırlardan uzak durulmalıdır.

6- Risale-i Nur’un şahs-i manevisi ve o şahs-ı maneviyi temsil eden has şakirtlerin şahs-ı manevisi “Ferid” makamına mazhardırlar. Yani Nur Talebeleri, Cenab-ı Hakk’ın Ferd isminin mazhariyetinde ve yakınlığında iman ve tevhid hizmeti vermektedirler.8 Meşveretlerde üzerinde ittifak edilen kararlar, Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani Hazretlerinin de içinde bulunduğu—Ferd isminin gölgesindeki—Ferdiyet makamının kararlarıdırlar. Fikirler bu sorumlulukla beyan edilmeli, parmaklar bu sorumlulukla kalkmalı, alınan kararlar bu sorumlulukla uygulamaya geçirilmelidir.

DUA

Allah’ım! Kararlarımızda isabet, fikirlerimizde istikrar, inancımızda istikamet, hizmetimizde ihlas, ehl-i iman arasında uhuvvet ihsan eyle! Doğru kararlar almakta, ve aldığımız doğru kararlara uymakta bizden inayetini esirgeme! Bizi şerre değil, hayra yönlendir! Bizi batıla değil, hakka yönlendir! Bizi dalalete değil, doğruya yönlendir! İnsanları iman, İslam, hayır, hak ve doğruluk sathında kardeş kıl! Kardeş kıldığın kullarının kalplerini, nazarlarını ve gayelerini Sana hizmette birleştir!

(Bu yazı saidnursi.de sitesinden alınmıştır)

Facebook'ta Paylaş
Bu sayfa 50 kez görüntülenmiş.
"Meşveret ve Meşveret’in Kuralları Hakkında Bilgi Verir Misiniz?" konusu için aşağıdaki yorumlar yapıldı.
1 Mayıs 21st, 2010 tarihinde, kechelii dedi ki:
Herbir zamanın insi bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan suretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekarane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas, altı hutuvatıyla alem-i İslamı ifsad için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiili propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor.Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı cahını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini, hatta en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.

Zahirde İngilizlerin oynu için yazıldı ama maalesef burdaki hasta ruhluluk müslümanlardada var…Allah c.c. bu halden cümle inananları muhafaza etsin.Elfu elfi amin…
 

[TB] Benzer konular

Üst