Vurma ,İok acıyor ANNE !!!

  • Konbuyu başlatan Mercan
  • Başlangıç tarihi
M

Mercan

Guest
‘Anneciğim, lütfen vurma’ diyen incecik bir ses…

Yalvararak bakıyor sesin sahibi… Duvarın köşesine sinmiş. Gözlerinden inci gibi taneler süzülüyor. Elleri yüzünde, ayaklarını karnına doğru çekmiş. Sanki minik bir tespih böceği! Bir yandan, elleriyle yüzünü korumaya çalışıyor. Bir yandan da; ‘Vurma, çok acıyor anne, söz, söz bir daha yapmayacağım anne’ diyor o incecik sesin sahibi.


* * *

Şimdi sana, adresi yüreğin olan bir mektup yazsam da, anlatamadıklarımı anlatsam, dilimin ucuna gelip de, bir türlü söyleyemediklerimi söylesem okur musun acaba?

Ben kim miyim?

Hani her sabah gün doğarken, dünyanın en güzel sesiyle söylediğin ‘Nar tanesi, nur tanesi, annesinin bir tanesi’ var yaaaa!

İşte ben o nur tanesi, yani ‘nur’dan bir buğday tanesi.

‘Şu an yeraltındayım, burası kapkaranlık ve çok soğuk.

Korkuyorum, yapayalnızım’ derken, uzaklardan gelen O sesle huzur buluyorum. “Sakın ola korkmayasın. Endişeye mahal yok. Sana bir anne vereceğim. Güven ona. Yağmurun da, güneşin de rüzgarın da o olacak. Bakışlarıyla aydınlatacak yer altını ve ısıtacak içini” diyor o ses…

O zaman, haydi, elimden tut annem!

Bir gün gelecek ki, toprağı delip şahlanacağım yeryüzünde. Yükseleceğim arşa kadar. Ilık ılık esen rüzgarla, raks edecek filizlerim. Başaklar vereceğim. Ve başaklarımdaki onlarca buğday tanesiyle döneceğim yine sana

Kabuğumu çatlatmak, sonra da filiz vermek istiyorum. İncitme annem! Kırma ne olur boy vermeye çalışan filizlerimi.

Yağmura ihtiyacım var… Susadım annem. Kurak ve çorak toprağımı bereketlendirdiğin; döven değil, okşayan ellerine ihtiyacım var annem

Hay ALLAH! Şimdi de üşüdüm. Elim ayağım buz gibi. Kaskatı kesildim. Güneşe ihtiyacım var, sarılır mısın? Yumuşacık sözlerinle ve gülen gözlerinle ısıtır mısın? Sadece vücudumu değil, yüreğimi, düşlerimi de ısıt, emi annem!

Tüh, baksana, rüzgar fırtınaya çevirdi. Lütfen, sımsıkı tut beni, ama ne olur acıtma canımı annem

Zora talibim. Büyüyünce ‘nimet’ olmak istediğimi biliyorsun. Bir süre sonra başaklar vereceğim. Başaklarımda bir sürü buğday tanesi olacak. Tek isteğim var senden. Beni yem olmak üzere ahıra değil öğütülmek üzere fırına götür. Götür de, sen gerisini merak etme.

Son olarak;

Bilmediğimi sanma sakın ha, derdin çoook. Farkındayım lakin, yapacak bir şeyim yok.

Sırtına yüklenirsin dert çuvallarını, taşırsın tonlarca yükü. Omuzların çöker, bükülür belin amma, durursun dimdik ayakta. Kan ağlasa da için, yine de tebessüm eder o nurlu yüzün benim için,

Biliyorum, biliyorum annem; ama sen de bilesin ki benim de ‘başka annem’ yok annem!


* * *


Bu mektubu size ulaştıran postacı olarak ben de bir şey rica etsem sizden!

Nur tanesinin doğduğu anı hatırlıyor musunuz? O mis gibi cennet kokan kokusunu, yumuşacık tenini, yumak yumak ellerini…

Ne oldu, ne oldu da böyle oldu?

Hepimiz insanız değil mi? Çeşitli nedenlerden ötürü hatalar yapan insanlar… Geriye dönüp bakınca ‘keşke’ deriz bazen… Bazen de bu hataları yapanın kendimiz olduğuna inanamayız. Üzülürüz, pişman oluruz da bazı kararlar alırız.

Gelin bu gün bir karar alalım

Daha önce el kaldırdıysak, önce evladımızdan sonra Mevla’mızdan özür dileyelim.

Elimiz kalkınca önce o eli kalbimize koyalım. Sonra, yüreğimizin şifresini girelim. Yürek yolu açılınca da, hatırlayalım nurdan buğday tanesini ve söylediklerini…

Gerisi size ait… [/color]



Berrin GÖNCÜ (Psikolog)
 

[TB] Benzer konular

Üst