"Televizyon Dizileri derdi" ni bize sorun

  • Konbuyu başlatan umitergun
  • Başlangıç tarihi
U

umitergun

Guest
...:::'Dizi derdi'ni bize sorun:::...



Mısır, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan gibi ülkelerde hummalı bir faaliyet var; çanak antenler toplanıyor. Maksat, “Gümüş” isimli Türk dizisini izlettirmemek. Âlimler de fetvalar veriyor, “Bu diziyi izlemeyin” diye. Biz ki; her sezona, 60-70 diziyle giren bir milletiz. Ol sebepten, “diyeceklerimiz” var!


Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, “Kadınla İlgili Görüşüm”de anlatır. Mısırlı “yenilikçi” kadınlardan Huda Hanım Şa'ravî, - Zeynep Gazalî'yle önceleri ilgilenen Şa'ravî, sonraları fikirlerini “İslâmcı” bularak onunla çatışmıştı- 1930'larda Kahire'deki bir konferansında, Ankara'nın yürüttüğü “sert modernleşme”den bahisle, “Türkler bile böyle yaptıktan sonra, Mısırlılar'ın hala şeriatı tutmaları gerekir mi?” demişti. Hatay Bağımsız Cumhuriyet iken görev yapan vali de, Ankara'ya geçtiği raporda, “Suriye'li kadınların çarşaflarını çekip çıkardık, hayırlı neticeler aldık” diye yazmıştı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün istihbarat raporlarını derlediği bir kitapta. Duyuyoruz ki, Türk dizileri Arap dünyasında ilgi görüyormuş. Din adamları da, ahlaksız buldukları dizilerin izlenmemesini istiyormuş. Ama iktibasta da görüldüğü üzere, bizim oraları karıştırmamız yeni bir şey değil. Bugün yaşanan ise “bir sürecin” renkli cama da yansıması, hepsi bu. Biz de, diziler vesilesiyle, Müslüman-Arap kardeşlerimize bir “hizmet” olması bakımından, “ortalama bir Türk TV izleyicisi” kimliğimizle engin deneyimlerimizi paylaşmak istedik. Evvel emirde, “Halinize şükredin” diyoruz.

“BESMELE'YLE RAKI İÇERLER”

Ya, bizim gibi, “Yalan Dünya”da, Bülent Kayabaş'ın rakıyla demlenirken “Bismillah” dediğine şahit olsalardı? Veya “Doktorlar”da, ameliyat için “garanti” isteyen bir hasta yakınına doktorun, “Böyle bir sözü ancak Allah verir, onun da ameliyata girdiğini hiç görmedim” dediğinden haberdar olsalardı? Daha “Avrupa Yakası”ndaki “seçkin bar”a sınavla müşteri kabul eden “Şesu”nun, “Bilirsen barda bir içki içebilirsin” demesi üzerine müşterinin, “Hadi İnşallah” dediğinden bahsetmiyoruz bile!

KİBAR FEYZO “MİNAREDE ŞARKI OKURKEN”

“Gümüş” vesilesiyle yaramız deşildi açıkçası. Siyah beyaz salon komedilerinden renkli Yeşilçam kurdelalarına kadar neler gördük, neler işittik biz. Ekranlarda tekrarlandıkça da, bunları aslında duymama, bilmeme şansı olan yeni nesillere de itinayla aktarıyoruz olanı biteni. Çırılçıplak kadınının yanına girip, “Selamünaleyküm” diyen Öztürk Serengil'i mi, işret ve fuhuşiyat turunu bitirip eve dönünce “Nerdeydin?” sorusuna, “Cennetteydim, cennette” cevabını veren Salih Güney'i mi, “Allah'cığım” diye dua eden Sadri Alışık'ı mı, gözlerini ameliyat ettiren dostlarına rakı sofrası kurup, “Allah sizden razı olsun” diyen Muhterem Nur'u mu, minarede şarkı okuyan Kemal Sunal'ı mı, hangi birini saymalı? Eh, böyle bir vasatta yetişen bugünün “dizi eşrafı” da aynı hattı izleyecekti elbette.

ESMAÜL HÜSNA'YA REVA GÖRÜLENLER

Dizilere dönersek… Yüce Allah'ın 99 ismi ile dinî içerikli sair adların özensizce, hatta belki de kast-ı mahsusa ile abuk sabuk dizi karakterlerinde kullanılması da bir başka sorundur. Merhamette sınır tanımama anlamındaki “Gaffur”, Avrupa Yakası'nın “sapık kapıcısı”dır. “Dinin tacı” Taceddin, Sihirli Annem'de bir köpeğin adıdır. “En Son Babalar Duyar”daki üçkağıtçı damadın adı, yine 99 İsm-i Mukaddes'ten birisidir: “Kadir” Yıllardır, “Hocam” diyen öğrencilere, “Hoca camide” diye fırça atan Perran Kutman'lı “Hayat Bilgisi”ndeki Mennan da, sarsak bir hademenin adıdır. “Çok lütuf sahibi” anlamına gelen bu ismi taşıyan karakteri, müdürü “Gel lan Mennan” diye çağırmaktadır. “Çocuklar Duymasın”daki arızalı tiplere uygun görülen isimler de yine dinî kökenli adlardır. Cahil, temizlikçi kadın “Emine”, tam bir cinsî sapık olan işadamı “İsmail”, her fırsatta rakı içen, kumar oynayan Çaycı “Hüseyin”, onun yoldaşı “Şükrü”. Çiçek Taksi'de ise aklı kıt çaycı, Sahabe'den Ebu Zer Hazretleri'nin adını taşımaktadır; “Abuzer” yaygın galatıyla. “Kavak Yelleri”nde de, bir köpeğe “Hüseyin” adı takılmış, tepkiler üzerine bu fecaattan vazgeçilmişti. Bu isim tercihlerine karşılık iyi, doğru, güzel, yakışıklı, zengin karakterlerin adları ise Galib, Balım, Aslı, Aliye, Volkan, Seymen, Eylül, Şehrazat, Sıla, Kubilay'dır.

BİRİNİZ DE NAMAZ KILIN, ZEKAT VERİN YAHU!

İş, sadece isimle de kalmıyor elbette. Ülkenin sosyal gerçekleri ile bağdaşmayan senaryo akışı da ayrı bir dert. Bazen, dört sezon oynayıp da, tek bir karakterinin tek bir rekat namaz kılmadığı, fonda bir kez bile ezan sesinin duyulmadığı, senaryoda nadiren dinî bayramlar yer alsa bile kimseciklerin fitre, zekât vermediği, hatta, “bayramlık likör” içildiği, dizi kahramanlarının bir tanesinin bile Hacca gitmediği, tesettürün sadece temizlikçi kadınlara, kenar mahalle yaşlılarına “reva görüldüğü”, “günaydın”ın, “selam”ın gırla gittiği karşılaşma sahnelerinde “Selamünaleyküm”ün “inadî” bir ısrarla kullanılmadığı, sanki bütün ülke insanı her vesileyle içki içermişçesine bardakların dolup dolup boşalmasına karşılık tek, ama bir tek kahramanın bile, “günah olduğu için ben alkol kullanmam” demediği, hatta “ladinî” bir yaklaşımla alkol kullanmamanın sağlık nedenlerine bağlanmaya bile layık görülmediği , 8-10 yaşındaki çocukların “sevgili yaptığı” bir dizi vasatı rehin aldı adeta koca bir milleti. Üstelik, bütün bunlar, onca “kalabalığa” rağmen oldu/oluyor. Unutulmamalı ki, 2007-2008 sezonu itibarıyla sayısı neredeyse bini aşkın dizi karakteri var ekranlarda. Mesela; “Hayat Bilgisi”nin 131, “Kurtlar Vadisi”nin 101, “Sihirli Annem”in 32 kişilik oyuncu kadrosu bulunuyor.

Yerimiz bitti... Diziler? Elbette bitmez, “çekimiz” sürecektir. O nedenle, Arap dostlarımız bir bilseler; tek bir “Gümüş”e nasıl razıyız…

Nusret Baba'nın mini ve dekolte hoşgörüsü

“Ekmek Teknesi”nde Nusret Baba, beş vaktini aksatmayan, çevresinde çok dürüst, vakur, yani “adam gibi adam” olarak tanınan birisiydi. Lakin, bu zat, evinde “inanılmaz hoşgörülü” bir baba oluyordu. “Türk medya gerçeği”ni dikkate alarak kahvede, dükkanda zaten mahcup mahcup “İslâmî hikmetler”i telaffuz eden Nusret Baba, evinde ise “misyon”unu iyice boşlamaktaydı. Meselâ, İslâm'ın çok önemli rükünlerinden biri olan “tesettür”, Nusret Baba'nın gündeminde yoktu. Tamam; hayalci değiliz, “Kızlarım, size ipek eşarplar aldım. Hadi hepiniz örtünün” yollu bir replik elbette ki beklemiyorduk. Ama kızlarının “çatala kadar” görünen dekolteleri, hatlarını ortaya koyan dapdaracık streçleri ya da bir karış etekleri de mesele olmamaktaydı Nusret Baba'nın nazarında.

Irak'lı “çocuklar duymasın”

2003 bahar ayları, ABD'nin Irak'ı işgâli yeni başlamış. Ekranda, Çocuklar Duymasın var. “Rakı, ton balığı, ganyan” üçlemesinde sıkışan Çaycı Hüseyin her zamanki gibi parasızdır. Güncelden hareketle, “Irak'a yardım topluyoruz, gitti gül gibi Irak” diyerek karısı Emine'den para çarpmaya çalışmaktadır. Sonunda ikna olan Emine parayı verir, Hüseyin de rakısına, ganyanına kavuşur... Birol Güven'in bu “esprili senaryo”yu yazdığı günlerde, Irak'ta bazen bir tek patlamayla her yaştan 200-300 insan; yani çocuk, kadın, yaşlı, erkek katledilmekteydi!
 

[TB] Benzer konular

Üst