SeCde HiÇLikte YükseLiştir

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Secde Hiçlikte Yükseliştir


Secde, kendini yok farzediş veya hiçliktir Kur’an’da ibadetin özü, nihai noktası olarak görülmüştür Bu yüzden ibadet yerleri olan camilere “secdegah” ve secde mekanı anlamına “mescid” adı verilmiştir Kur’an’da iki tür secde vardır Biri ihtiyari, öbürü teshiri ya da ıztırari
İhtiyari secde insan ve melek gibi akıl sahibi varlıkların yaptığıdır Nitekim şu iki ayetteki secde ifadesi ihtiyari ve iradi secdeyi anlatmaktadır:
1-“Rabbının nezdinde bulunanlar O’na ibadet etmekten geri durmazlar Onlar Allah’ı tesbih ederler, sadece Allah’a secde ederler”1
2-“Onlara Rahman’ın ayetleri okununca ağlamaklı olarak secdeye kapanırlar” 2
Şu üç ayet de ıztırari ve teshiri denilen zoraki secdeyi anlatmaktadır:
1-“Göklerde ve yerde ne varsa isteyerek veya istemeyerek Allah’a secde eder Yer ve gökler de gölgeleriyle sabah akşam Allah’a secde etmektedirler” 3
2-“Görmüyor musun ki göklerde ve yerde ne varsa güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların pek çoğu Allah’a secde ediyorlar” 4
3-“Göklerde ve yerde canlı ve melekler türünden ne varsa hepsi Allah’a secde eder” 5
Secde, bir bakıma Allah’ın mutlak hakimiyetini, rububiyet ve otoritesini kabul ile O’nun hükmüne boyun eğmek demektir İnsan bu otoriteyi kabulde zorlanmaktadır Çünkü insan nefsinin insana kurduğu tuzakların en büyüğü varlık iddiası ve “benlik” duygusudur İnsanoğlu şeytan gibi “ben ben” dedikçe, kendisinde varlık gördükçe Allah’a yakın olmaktan uzaktır Alemlerin yüce Rabbi, yüceliği kendine has kıldığı için yaratıklarındaki varlık ve benlik iddiasına rahmet nazarıyla bakmaz Nitekim şeytanın ebediyyen divan-ı ilahiden kovulmasının sebebi benliktir, secdeden kaçınmaktır Adem’e secde etmeyi kendi varlık şuuruna, benlik idrakine yakıştıramayan iblis, ebedi bir mahrumiyetle cezalandırıldı Yani varlık ve benlik iddiası onu secdesizliğe götürdü Secdeden mahrumiyet de ebedi kovulmuşluğa Kur’an’da pek çok ayette geçen bu hadise aslında insanlık için bir ibret levhası niteliğindedir
Kul olmanın, hür olmanın; nefsin kulluğundan kurtulmanın yolu Hakk’a secdeden geçmektedir Çünkü insan secdede Allah’a yakınlığı en yukarı seviyede hissetmekte ve derin bir duygu yoğunluğu ile kurbiyet yaşamaktadır Nitekim Allah Teala “okumayı emrettiği” ilk surede insanın önce kendisini okuyarak Rabbını tanımasını, ona bilmediğini öğreten kerem sahibi Rabbıyla ilişki içinde bulunmasını emretmektedir Ancak insanoğlu Rabbının verdiği nimetlerle kendisini müstağni görmeye görsün, hemen azgınlığa düşer, yolunu şaşırır, Rabbını unutur, kulluktan uzaklaşır Dönüşünün Allah’a olduğunu düşünmez olur Bununla da yetinmez başkalarının kulluğundan da rahatsız olur ve onları ibadet ve taattan uzaklaştırmaya kalkar Oysa doğru yolda giden; takva üzre yaşayıp kulluk bilinci üzre olandır Allah’ı ve ahireti yalanlayarak doğruluktan uzaklaşan ve Hakk’a sırt çeviren değil Ama ne yazık ki insanoğlu Allah’ın, yaptıklarını gördüğünü düşünmeden böyle taşkınlık ve şaşkınlıklar yapar Allah Teala böylelerine meydan okuyarak buyuruyor ki: “Eğer böyle taşkınlık üzre olan yalancı ve günahkarlar vazgeçmezlerse alınlarındaki perçemlerinden yakalayıp cehenneme atarız O gitsin taraftarlarını çağırsın Biz de zebanileri çağırırız”6 Böyle bir feci akıbetle karşılaşmadan varlık, benlik iddiasından vazgeç, tevazuun, hiçliğin ve kulluğun en yukarı seviyesi olan secdeye kapan ve böylece Allah’a yakın olmaya bak!
Secdede kulun gönlünde kendisine Allah’tan daha yakın hiçbir şey kalmaması secdenin edebindendir Kulun dili ile de Allah’ı bütün masivadan tenzih etmesi gerekir Kalbinde Allah’tan daha büyük, O’ndan daha aziz hiçbir varlık bulunmamalıdır Kulun gönlünde benliğini örtecek bir haşyet ve heybet duygusu bulunmalıdır ki bu sayede kul başka şeylerle meşguliyetten kurtularak Hakk’a rabt-ı kalb edebilsin
Allah Rasulü “secdeyi kulun Allah’a en yakın olduğu hal”7 olarak tavsif etmekte ve secdede yedi organın yere temas etmesi gerektiğine işaret buyurmaktadır 8
Alın, burun, eller, dizler ve ayakların yere kapandığı secde hali kulun hiçliğe büründüğü, toprakla müsavi olduğu; adeta aslına rücu ettiği; yaratıldığı zeminle eşitlendiği bir hiçlik anıdır Hiçlik kulun Allah ile olması, O’nunla kaim olduğu bilincine varmasıdır Nitekim kudsi hadiste buyurulduğu gibi “kulun Allah’a farzlardan başka nafilelerle de yakınlaşmaya devam etmesi ve nihayet Rabbın kulunu sevmesi, Rabbi kulunu sevince de onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olması”9 Hakk ile kaim olduğunun farkına varması ve sonuçta kulun kendine aid fiillerden, benlik iddialarından soyutlanıp hiçliğe ermesi Nitekim: “Sen çıkınca aradan, kalır seni yaradan” sözü bu manada söylenmiştir Secdede senlik, benlik sona ermekte, kul kulluğun hazzına varmaktadır Allah zaten kuluyla beraber, onun sahibi ve Rabbi, önemli olan kulun bu bilince ermesidir Secde hali bu bilinci hazırlayan en güzel vesilelerden biridir
Namaz mirac, yani Allah ile vuslat, secde ise tam bir kurbiyyet Bu yüzden Allah Rasulü ne zaman mirac heyecanı duysa, o yüksek makamın iştiyak ve hasretiyle yansa Bilal-i Habeşi’ye: “Ya Bilal bizi namazla rahatlat, huzura erdir”10 derdi Mirac ve kurbiyet heyecanını bu sayede doruk seviyede yaşardı Halk onu namazda görürdü Oysa onun ruhu namazda, gönlü niyazda, sırrı pervazda; yani mirac için manevi uçuşta, nefsi ise güdazda; yani eriyerek hiçliğe erme halinde olurdu
Hz Peygamber’in namazı nur olarak tarif eden hadisinin yorumunda Sadreddin Konevi namazdaki insanla Rabbi ve ay ile güneş arasında şöyle bir benzetme yapmaktadır Güneş ışık kaynağı ve nurdur Ay ise karanlık ve ışığını ondan almaktır Ayın güneşten ışık alıp aydınlık olması yüzünün güneşe dönüşüne göre artıp eksilmekte ve bu hilal halinden dolunaya kadar yükselmektedir Ay güneşle ne kadar aynı hizada ve yönü ona tam dönükse ışığı da o kadar fazladır Namazdaki kulun durumu da aynıdır Allah nurdur Karanlık cesed sahibi kul namazda ne kadar Rabbına yönelmiş ve düşünceleri Onun rızası hizasına ne kadar ulaşmışsa namazı o kadar nur olur11 O yüzden namazda kalbin huzur halini yaşaması esastır Nitekim erbab-ı dil namazın zahiri farzlarını batıni ve kalbi anlamlarla zenginleştirmişlerdir Onlara göre namazda abdest tevbe yerindedir, kıraat zikirdir, rüku tevazuu, secde hiçliği ve nefsi aşmayı sembolize eder Teşehhüd Hak ile üns halinde olmaktır Selam dünya kaydından çıkmaktır
Namazın şartları olarak kabul edilen hazırlık için gerekli farzların da ayrı yorumları vardır: Necasetten taharet, zahirde pislikten, batında ise şehvet ve süfli arzulardan temizlenmek ve giydiği elbisesini helal ve meşru yoldan temin etmektir Hadesten taharet zahirde gusül ya da abdest almak, batında ise ruhu hadis olan şeylerin fesadından ve günahlardan temizlemektir Kıbleye yönelmek zahirde Kabe’ye, batında Arş’a ve gönül kıblesine teveccüh etmektir Vakit zahirde namaz zamanının girmesi, batında ise kurbet duygularıyla kaim olmaktır Niyyet’in anlamı ıvazsız garazsız halis bir duygu taşımaktır Nihayet heybet makamında iftitah tekbiri, vuslat menzilinde kıyam, ta’zim duygusuyla kıraat, huşu ile rüku, tezellül ve hiçlik ile secde, cem’ duygusu ile teşehhüd ve fena hali ile selam İşte bunları tamamlayarak kılınan namazın en zirve noktası secdedir Secde ise hiçlikte manevi yükseliştir
1 el-A’raf, 7/206 2 Meryem, 19/58 3 er-Ra’d, 13/15 4 el-Hacc, 22/18 5 en-Nahl, 16/49 6 el-Alak, 95/15-19 7 Müslim, salat, 15; Nesai, mevakit,35; Tirmizi, deavat, 118; İbn Hanbel, Müsned, II, 121 8 bk Tecrid-i sarih Terc II, 849 9 Buhari, Rikak, 38 10İbn Hanbel, Müsned, V, 364, 371 11 Şerh Hadis-i Erbain, nşr H Kamil YILMAZ, İstanbul, 1990 s 48-4

Prof Dr Hasan Kamil Yılmaz
 

[TB] Benzer konular

K

Kasým

Guest
Ynt: SeCde HiÇLikte YükseLiştir

Sizin paylaşımlarınızı her geçişimde içim sızlar.
Bazen başlarım sonunu getiririm ama bir şey anlamam..
Bazende başlamaya bile cesaret edemem...
Okuduğum paylaşımlarınızın çoğuna yorum yazmıyorum bu nedenle.
Ama bunu azda olsa anladım.
Güzeldi ellerinize sağlık.
 
Üst