Ruhum yaralı, biçare gönlüm hicrana sevdalı!

Mustafa Cilasun

Sevda, muhabbete hasredilen tavdýr, harý rýzadýr!


Bilmem ki hangi kelam kifayet ediyor
Sabrın edebine, izanın saadetine sukut etmek kar etmiyor
Hüzün hali sineyi dağlıyor, düşler, düşüncelere ram olmak için geçit vermiyor
Umut soluyor, şevk sarsılıyor, neşe kaybolup, ruhumu sızlatıyor, arayış ve firkat iştiyakı dinmek bilmiyor

Gül misali naif ve zarif olmak isterdim
Bağyi ve bedevi halin berduşluğundan sıyrılmayı dilerdim
Gülen gözü, asude gönlü, ülfetli simaları görünce içim gider, ah u figan ederdim
İmrenmek ve ibret almak adına nazar etmeyi nasıl iştiyakla ister ve muhabbet etmeyi ne çok hissederdim

Arzular muvazene içinde olmalıdır
İrade hevese boğulmadan yol alıp, aklı dumura uğratmamalıdır
Pasif vicdan, gönlü yaralar, ruhu daraltıp hissiyatı tarumar ederek ufku karartmamalıdır
İnsan gönül gözüyle temaşa etmeyi, basiret içinde yaşamayı, erdem ve fazilete ram olmayı arzulayıp, yol almalıdır
Kalbin ve ruhun şerefi Rabbimiz tarafından vaat edilmiş bir hakikattir, onsuz heves kulu felaha mı erdirecektir, izana sorulmalıdır

Habibi Kibriya hakkıyla tanınmadıkça meşk olmaz
Kulluk kimliği ve hassasiyeti halin mecrasında filizlenmeyince, iman aşkla buluşamaz
Ömür, ecele havale edilmiş bir sırr-ı sevdadır, akıl ve irade bakımından kitabı yazılan bir idrak timsali romandır, kuşku duyulmaz
Mizan kime hasret, Arasat ne büyük ve haşyete amil saadet, ihlas ve inayet vuslata tabi kılınan bir hassasiyet-i saadet, kul hakikatten kurtulamaz

Mustafa CİLASUN






 
Üst