Rasulullah’ı Sevmek, Yalnız O’nu Önder Kabul Edip O’nun İzinden Gitmekle Olur

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...


Kulaklar nice adlar duydu, gözler ne liderler gördü, gönüller ne sevdalarla doldu. Kendini bilmeyen bilginler, kendini yönetemeyen yöneticiler, kendine hükmedemeyen hakimlere şahit oldu insanlık. Öndersiz, rehbersiz yapamayan kalabalıklara kılavuzluk yapan kargalar, liderlik yapan sahte kahramanlar oldu; tarih bunların adlarıyla doldu.

Kurtuluşu cellatlara teslimiyette arayan insanlara Allah gerçek kurtarıcılar gönderdi. Doğru tercih yapamayan insanlığa yol gösterdi, içlerinden önderler seçti. Ve en son elçi: Alemlere rahmet Hz. Muhammed. O’na ve peygamberlerin tümüne salat ve selam olsun! O’nu tanıyan yalnız O’na hayran olur. O’nu seven sadece O’nun izinden gider. O iz, dünyada huzur ve saadete, ahirette tükenmeyen nimete götürür.

İnsanları şerre ve ateşe davet eden bunca çağrıya karşılık O’nun sunduğu İlahi mesaj bugün inmiş gibi taze, canlı ve canlandırıcı. Kurani ilkelerin nasıl yaşanacağını gösteren O’nun sünneti insanlığın tek ve son alternatifi. Kurtulmak isteyenlere uzatılan can simidi. Kutlu elçinin mesajına kulaklarını tıkayan günümüz insanı felaketin bin bir çeşidini yaşıyor ve helake hızla yaklaşıyor. O güzel insanın teşhis ve çözümleri insanlığın son şansı.

Peygamber olmasaydı, insanlar kendi başlarına doğru yolu bulamaz, Allah’a nasıl ibadet ve kulluk yapacaklarını bilemez, Allah’ın emirlerine uyamaz, yasaklarından kaçınamazdı. O’nun sayesinde insanlar uydurma dinlerin, zalim düzenlerin, beşeri kanunların, cahili adetlerin elinde oyuncak olmaktan kurtuldu.

“(Rasulüm!) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez.” (3/Al-i İmran, 31-32) Bu ayet, aynı zamanda dostluğun ve sevginin kuru bir iddiadan ibaret olmadığını, mutlaka bir bedel istediğini gösterir; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu razı etmeye çalışacaksınız.

Allah sevgisinden sonra Peygamber Efendimiz’i sevmemiz gerekiyor. Bir hadis-i şerifte öyle buyruluyor: “Bir kişi, beni anne ve babasından daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman 8; Müslim, İman 69). Rabbimiz’den sonra en çok Rasülüllah’ı sevmek zorundayız. Kul olduğunu hiç unutmadan sevmeliyiz. Sevmek adına -haşa- Hıristiyanların Hz. İsa’yı sevdiği gibi de olmayacaktır sevgimiz.

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve Rasülüne karşı çıkanlara sevgi beslediklerini göremezsin.” (58/Mücadele, 22). Sevgi, kullanırken çok dikkat edilmesi ve ancak Allah’a, Peygamberi’ne ve İslam düzeninin bağlılarına tahsis edilmesi gereken pek yüce bir hayat sermayesidir. İnançsızlara, müşrik ve münafıklara, bizi Allah’ın yolundan alıkoyan şeylere israf edilmemesi gereken kıymetli varlığımızdır sevgi. Kur’an ve sünnet, Allah ve Rasülü’nün mutlak olarak, öncelikli şekilde ve en büyük tarzda sevilmesini emretmiştir. Bunun dışındakileri severken, ancak ve ancak Allah’ın ve Peygamberi’nin sevilmesini istediklerinin sevilebileceğini açıklar. “Rahmeti bütün canlıları kuşatan (Allah) iman eden ve güzel ameller yapanlar için (kalplerde) sevgi yaratacaktır.” (19/Meryem, 96) “Amellerin en faziletlisi/değerlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek/nefret duymaktır.” (Ebu Davud, Sünnet 3). İmansız sevgiye ulaşılamaz ve sevgisiz de iman olgunlaşamaz. Hz. Peygamberimiz, “imanın tadını bulmayı (birinci derecede) Allah ve Rasülü’nü her şeyden çok sevmeye” bağlamıştır. (Buhari, İman 9; Müslim, İman 67; Tirmizi, İman 10) “(Ancak) Allah için seven, Allah için buğz eden / nefret duyan, Allah için veren ve Allah için sıkılık yapıp vermezlik yapan kişi imanını kemale erdirmiş, olgunlaştırmıştır.” (Et-Tac, c. 5, s. 78)

Sevgi İmanın Göstergesidir

Rasulullah (s.a.s.), Allah’ı her şeyden çok sevmeyi, imanın şartı saymıştır. Ebu Rezin el-Akil, kendisine: “Ey Allah’ın elçisi, iman nedir?” diye sorunca: “Allah ve Rasulünün, sana, her şeyden daha sevgili olmasıdır” (Ahmed bin Hanbel, IV/11) buyurmuştur. Yine sevgi ile iman arasındaki ayrılmaz bağı şu şekilde vurgulamıştır: “Hiçbiriniz, Allah ve Rasulü, kendisine her şeyden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.” (Nesai, İman 2-4; İbn Mace, Fiten 23; Ahmed bin Hanbel, IV/11). “Kişi, dostunun dini üzeredir. İnsan kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin!” (Tirmizi, Zühd 45 hadis no: 2379; Ahmed bin Hanbel, 16/178)

Bu konudaki ayetler de aynı sevgiyi vurgular: “Peygamber, mü’minlere, canlarından daha evladır/ileridir.” (33/Ahzab, 6) ve “De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin…” (9/Tevbe, 24)

“Allah’ım, Seni sevmeyi ve Seni seveni sevmeyi ve Senin sevgine beni yaklaştıracak şeyi sevmeyi bana nasip et ve Senin sevgini bana kendimden, ailemden ve (sıcak ve hararetli günde) soğuk sudan bana daha sevimli kıl.” (Tirmizi, Deavat 72, 73)

Ve dostluk, sevgi kuru bir iddia değildir. Allah’ı ve Rasulullah’ı sevmek, davranışla isbatlanmadıkça, kuru bir iddiadan, insanı kurtarmayan bir avuntudan ibarettir. Allah’la ve müslümanlarla dost olduğumuzu, dillendirmekten öte davranışımızla göstermeliyiz. “Rasulüm! De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (3/Al-i İmran, 31) Düşmanlık da dostluk da; bedeli olan, ispatlanması gereken bir bağlılık ya da red; ilişki veya bağları koparmaktır. “Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize süslemiş, sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.” (49/Hucurat, 7)

“(İnançta ve amelde) Bizden başkasına benzeyen Bizden değildir.” (Tirmizi, hadis no: 2696; Mişkatu’l-Mesabih, hadis no: 5347) diyen Rasul’ün onları reddettiğini, daha doğrusu onların bu davranışlarıyla Rasul’ün yolunu reddetmiş olduklarını görmek zorundayız. Bu tesbit, cahil müslümanları dışlayıp tekfir etmek, onları kendi hallerine terketmek için değil; muhataplarımızı tanımak, hastalığı teşhis edip tedavi için bize çok şeyler düştüğünü, görevimizin ve sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu kabullenmek için olmalı. Bu değerlendirme, konum tesbiti açısından önemli; çevremizde bize ve yakınlarımıza da sirayet etme ihtimali olan bulaşıcı şirk mikroplarının tanınması ve tedbir alınması için…

Bugün insanlar eliyle üretilen fikir ve düşünce sistemleri, düzenler, eğitim ve çevre şartları gibi insanları derinden etkileyen araçlar, Allah ve Rasulüne savaş açmış durumdadır. Eğitim ve öğretim, düşünce sistemleri, fikir akımları, ırkçılık, beşeri ideolojiler, misyoner faaliyetleri, dinsizlik propagandaları, Darwinizm, materyalizm, sosyalizm, siyonizm, hümanizm, laiklik, özgürlük anlayışı, sanat faaliyetleri, sinema, tiyatro, medya, ilan ve reklam araçları, dünya görüşleri, futbol ve müzik tutsaklığı, kapitalizm ve tüketim alışkanlıkları, insanları fıtratlarından ve Allah’ın dostu ve Rasulünün izinde olma özelliklerinden sıyırmak için en dehşetli silahlar ve şeytani araçlar olarak kullanılıyor. Bu kadar çok yönlü ateş altında kalan savunmasız, cahil ve her şeyden önemlisi kamil imandan mahrum bırakılan halk, elbette Allah’a ve Rasulüne dostluğa giden yolu bulamıyor, bilinçsiz de olsa şeytanın dostluğuna meylediyor.

Müslümanların örnek alması gereken kişi, tek önderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Müslümanlar yaşayış tarzını, en ufağından en büyüğüne bütün hal ve hareketlerini O’nu örnek alarak düzenlerler. Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Rasulullah en güzel örnektir.” (33/Ahzab, 21)

Peygamber’e itaat Allah’a itaattir. Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed) de ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder. De ki Allah’a ve Peygamber’e itaat edin. Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah, inkar edenleri sevmez.” (3/Al-i İmran, 31-32)

Tevhid dininin (İslam’ın) son halkasını Hz. Muhammed (s.a.s.) teşkil etmektedir. Artık Rasülullah gönderildiğinden itibaren, Rasülullah’sız bir din, Rasülullah’sız bir akide ve inanç olamaz. Öyleyse, yeryüzünde Allah’a bağlanmak isteyenlerin ve müslüman olarak kalmak isteyenlerin rehberi, kılavuzu Rasülullah’tan başkası olamaz. Zira Rasül’e itaat Allah’a itaattır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Kim Rasül’e itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, bu seni üzmesin. Zira seni onlara koruyucu ve gözetici olarak göndermedik (ancak tebliğci olarak gönderdik).” (4/Nisa, 80)

Rasül’e itaat etmeden İslam yaşanamaz. Zira, “Rasüller sadece kendilerine itaat edilsin diye Allah’ın izniyle gönderilmişlerdir.” (4/Nisa, 64). İtaat, imanın ve İslam’ın şartı ve hudududur. İman edip de Allah’a ve Rasül’e itaat etmemek boş bir iddiadan başka bir şey değildir. Bu yalan, tağutla hükmetmek isteyen her yalancının iddiasıdır. Çünkü, münafıkların alameti, devamlı surette itaatten kaçınmaktır. Zira Yüce Allah münafıklar hakkında şöyle buyurur: “Onlara Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e (itaate) gelin denildiği zaman, senden büsbütün kaçtıklarını görürsün.” (4/Nisa, 61). İtaat, bir akide meselesidir. Mü’min, akidesini sağlam temeller üzerine oturtmalıdır. İslam’ın ve imanın hududunu çok iyi bilmelidir.

Peygamber’e uymakla yükümlü olmanın yanında, mü’min insanın başka sorumlulukları da vardır: Peygamberlerin mesajını yaymak, bu mesajı insanlar arasında uygulanan yegane yaşam tarzı haline getirmek yolunda, peygamberi metot istikametinde gayret (cihad) etmek.

Peygamber’e iman, O’nu örnek ve önder kabul edip O’na itaat etmek içindir. Peygamber’in yoluna, O’nun getirdiği İslami ilkelere uymamanın dünyada ve ahirette büyük cezaları vardır. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Onun (Peygamber’in) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir fitne, bela gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.” (24/Nur, 63). Peygamberimiz’in gösterdiği yoldan başka yolda gitmenin, dünya hayatında sayılamayacak kadar çok olumsuz sonucu ve cezasından ayrı olarak, ahirette de büyük bir cezası vardır. Bu ceza o kadar büyük olacaktır ki, insanlar dünyada iken Peygamber’in izinden gitmediklerinden, kendilerinden farklı hiçbir meziyetleri olmayan, haktan uzak sapık önderlere uyduklarından dolayı, -faydasını göremeyecekleri bir zamanda- pişman olacaklar ve pişmanlıklarını dile getireceklerdir. Bu durumu Yüce Rabbimiz şöyle tablolaştırmaktadır: “…O günde zalim, ellerini ısırıp: ‘Keşke peygamberle birlikte yol almış olsaydım!’ der. ‘Eyvah bana, keşke filanı dost edinmeseydim. Andolsun ki o, bana geldikten sonra beni haktan saptırdı.’ Şeytan insanı yardımsız ve zelil bırakandır.” (25/Furkan, 26-29). İşte bu dünyada tağutların ve Allah’tan uzaklaştıran önderlerin ardından giderek peygamberin yolunu terk edenler, ahirette bu dünyada iken uydukları kimselerden uzaklaşmak isteyecekler; böylelikle azaptan kurtulmayı deneyeceklerdir. Ancak bunun da kendilerine bir faydası olmayacaktır. (Bkz. 2/Bakara, 165-167).

Allah, insanlara insan olarak, kendi aralarından peygamberler göndermiş ve onların yolundan gitmelerini, peygamberlerine her hususta itaat etmelerini emretmiştir. Peygamberlerin izinden gitmeyenlere uymak, ya da onların izinden gidilmeyen hallerde baştakilere, ileri gelenlere itaat, Allah’ın yolundan sapmak için gösterilecek geçerli bir mazeret değildir. Yüce Rabbimiz, peygamberlerin yolundan sapmak için gösterilecek hiçbir mazereti kabul etmeyecektir. Peygamberlerin getirdikleri yola aykırı yol izleyenlere itaat, -kim olursa olsunlar- meşru bir itaat değil; “Yaratan’a isyanı gerektiren hususlarda yaratılmışa itaat yoktur” şeklindeki nebevi düstur ile ve “marufu emredip münkeri nehyetmek” ilkesi gereğince böylelerini hizaya getirmek gerekir; Onların sapıklıklarının peşinden gitmek değil. Peygamberlerin dışında, uyulan kimsenin büyük yanılgılara düştüğü önemli bir husustur. Uyulan kimselerin peygamberlerin yolundan gitmemeleri halinde kimlikleri, sıfatları, nitelikleri, makamları, yakınlıkları ne olursa olsun, uyanlara ahirette hiçbir fayda sağlayamayacakları, ebedi azaptan kurtaramayacakları herkes tarafından gayet açık ve net bir şekilde bilinmelidir. “Yüzleri ateşte (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği o günde diyeceklerdir ki: ‘Ne olaydı, biz Allah’a ve Rasul’e itaat etseydik!’ Ve diyecekler ki: ‘Rabbimiz, gerçekten biz başkanlarımıza, büyüklerimize, efendilerimize itaat ettik de, onlar da bizi saptırdılar. Rabbimiz, onlara azaptan iki kat ver ve onları en büyük lanet ile lanetle!” (33/Ahzab, 66-68) (ve yine bkz. 7/A’raf, 38)

İşte ahirette durum böyle olacaktır; peygamberlerden başkalarının yolunu izleyenler için. Dünyada her iki tür önderliğin ve bu önderliğe tabi olmanın farklı sonuçları olduğu gibi; ahirette de aynı farklılık sözkonusu olacaktır; hatta daha da geniş boyutlarda…

Gerçekten akıl sahibi olanlar, peygamberlerden başkalarının yolundan gitmeyi düşünmek, akıllarının en ücra köşesinden geçirmek şöyle dursun; bu hayırlı ve biricik doğru yoldan gitmeyenleri gafletlerinden uyandırmak için peygamberlerin açtıkları yolda, gösterdikleri istikamette ve onların metoduyla mücadele eder, cihad ederler…

Peygamberlere iman, onlara karşı belli bir edeple edeplenmeyi de gerektirir. Onların davetlerini kabul etmek, onların izinden gitmek, uymakla yükümlü olduğumuz bütün hususlarda, yani peygamberlik makamları gereği, kendilerine has olan hususlar dışında kalan bütün alanlarda onlara uymak, bu edebin en önemli yanıdır.

Kendimizle ilgili önemli günleri unutmuyoruz. Hatta kafirlerin yılbaşlarını, kutsal günlerini bile biliyoruz. Ama Peygamberimiz’in hayatını, mücadelelerini, sünnetlerini de iyi biliyor muyuz? Hatta tek önderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ne zaman dünyaya geldiğini, nasıl yaşadığını kendimiz ve çocuklarımız gerçekten ne kadar biliyoruz? Kendimiz iyi tanımaz ve çocuklarımıza tanıtmazsak, onu örnek alamayız. Onun izinden gidemeyiz. Çocuklarımız Peygamberlerinden önce, onlardan daha çok başkalarını tanırsa, onların peşine giderler. Futbolcuların, şarkıcıların, artistlerin, zenginlerin, tağutların, kafirlerin…

Peygambermizi tanımak, Onu sevmek, Onun yolundan gitmek dinimizin en önemli emirlerindendir. O’nu tanıyıp sevmeden, emirlerini kabul edip onu örnek almadan Müslümanlık olmaz. Yani, tevhid kelimesinin ikinci bölümü Muhammedun Rasululllah ifadesidir.

Bugün Onu sevmesi gereken kalplerimiz hangi sevgilerle dolu, bir kontrol edelim. Rüyalarımıza girecek kadar kimleri ve neleri seviyoruz? Dünyayı mı, ahireti mi? Başkalarını mı, Peygamberimizi mi? Ya çocuklarımız? Onlar kimi örnek alıyor, kimin peşinden gidiyor, kimi daha çok seviyor?

Peygamberimizi her şeyden daha çok sevmeliyiz. Sevmeliyiz ki, O’nu tanıyıp O’nun yolundan gidelim. Yoksa Müslüman sayılamayız. Bu konuda bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Sizden hiçbiriniz, Allah ve Rasulü, kendisine her şeyden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.” (Nesai, İman 2-4; İbn Mace, Fiten 23; Ahmed bin Hanbel, IV/11).

Evimizde, işimizde, düğünümüzde, toplantımızda, yani günlük yaşantımızın her uzantısında, diğer insanların isteklerini, kurallarını yapar, Peygamberimiz’in sünnetini yerine getirmezsek, diğer insanları daha fazla sevmiş, Efendimiz’e onları tercih etmiş oluruz.

Sünnet: O’nun yolu, tavrı, davranışları ve konuşmaları demek… Bugün sünnet olarak bildiğimiz birkaç tane, o da şekilden ibaret şey kalmış. Namazların sünnetleri, yaşlı adamların sakalları, erkek çocukların küçük bir operasyonu ve benzer bir-iki şey. Bunların dışında Peygamber’in yaşayışını, mesela sünnet olarak on tane davranışını bile sayamıyor Müslüman. Halbuki sünnet; Peygamberimiz’in yaptığı her şeydir, konuştuğu, tavsiye ettiği, uyguladığı her şey. Oğullarını sünnet ettirmeyenleri kınıyoruz da, ondan daha kuvvetli sünnetleri terk edenleri niçin kınamıyoruz? Kendimizin de kınanacak birçok yönümüz olduğunu kabul edelim, çünkü nice sünnetleri terk etmişiz. Esas sünnet, Kur’an’ın hayata geçirilmesinde nebevi modeldir. O, canlı Kur’an’dı. O’nun tüm hayatı sünnettir. Peygamberimiz’in putlarla ve putçularla nasıl mücadele ettiği, cihadları, savaşları, insanları nasıl eğittiği, toplumsal sünnetleri, nasıl devlete gittiği vb. bilinmeden sünnet kavramı da doğru anlaşılmaz.

Peygamberimiz kimlerle, niçin mücadele etti? Biz de aynı kimselerle mücadele etmek zorundayız. Peygamber’in düşmanları sadece O’nun zamanıyla sınırlı değildi. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler günümüzde belki daha etkin roldeler, ama onları tanıyacak ve gereğini yapacak Sünnet ehli insanlar aranıyor. O’nun düşmanlarını dost kabul edemeyiz. O’nun düşmanları “ben O’nun düşmanıyım” demeyebilir, sinsi olabilir, O’nun getirdiği vahye, Kur’an’a ve O’nun yaşayışına yani Sünnetine düşman olanlar, Müslümanlara bu konuda özgürlük hakkı vermeyenler, kim olurlarsa olsunlar bizim dostlarımız olamazlar.

Peygamberimiz, Kur’an’ı hayata taşıyıp Sünnetiyle tefsir edip uygulayarak o günkü cahiliye hayatını tarihin çöplüğüne atmıştı. Şimdi daha feci bir şekilde ortada duran sosyal ve siyasal cahiliyeyi yine yeniden uzaklaştırmak için Kur’an ve Sünnetin hayata geçirilmesinden başka yol yoktur. Bu görev, hem dünya kurtuluşu ve hem de ahiret ödülü için şarttır.

Peygamberimiz’e karşı, O’nun mirasına ve bize bıraktığı emanete karşı bu ve benzeri görevleri düşünüp planlamadan kuru kuruya güller ve gül edebiyatlarıyla, duygusal hitaplarla Peygamber’i anmak, O’nun aziz hatırasına saygısızlık olabilir.

Hayatımız Onun yaşayışına, evlerimiz Onun evine, sokaklarımız Onun Medinesinin sokaklarına, okullar Onun Suffe okuluna, devlet Onun devletine ne kadar benziyor? Onun, nice zahmetlerle kurduğu devleti ne yaptık? Onun adını destanlaştırması gereken dillerimiz ne adlar belledi? Kimleri putlaştırdı? Artistleri, şarkıcıları, futbolcuları, tağutları ezbere bilen, fakat Peygamberin hayatını onların yaşayışı kadar bile tanımayan, Peygamberin izi yerine başka izler takip eden nesiller nasıl onun ümmeti olacak?! Bugün yine cahiliye hayatı her şeyiyle hakim. Peygamberimiz’in hayata geçirdiği prensipleri bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza hakim kılarsak, yaşanılan cahiliye asrı da mutluluk asrına dönüşecektir.

Mü’minler, Allah’ı sevdikleri için son Peygamber’e uyarlar, onu takip ederler (3/Al-i İmran, 31). Peygamberler, insanlar için seçilmiş en güzel örneklerdir (33/Ahzab, 21). Mü’minler, Peygamber’in getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyden de kaçmak zorundadırlar (59/Haşr, 7). Son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.s.), mü’minleri sever, onların üzerine titrer, sıkıntıya düşmelerinden dolayı üzülür (9/Tevbe, 128). Bütün peygamberler rahmet; Son Peygamber de alemlere rahmettir (21/Enbiya, 107).

Peygamberimiz de birçok hadisinde sünnetin önemini vurgula­mış ve müslümanların dikkatini sünnete uymaya çekmiştir. Onlardan ikisini hatırlatalım: “Size kendilerine sımsıkı sarıldığınızda hiç sapıtmayacağınız iki şey bırakı­yorum: Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünneti.” (Muvatta’, Kader 3). “Sünnetimden yüz çeviren benden, benim ümmetimden değildir” (Buhari, Nikah 1)

Seni tanıyan Sana hayran olur. Ama Seni tanıyamadık; dostlarını unuttuk. Senin düşmanlarını teşhis edemeyen, daha da kötüsü, düşmanlarınla işbirliği yapan bir toplum içindeyiz ey Nebi! Senin savaşını/mücadeleni bilmiyor insanımız. Senin mücadelenden önemli geliyor gençlerimize; falan takımla filan takımın maçı! Senden başka önder ve kahraman arayışında insanımız. Senin askerin olamadık ya Muhammed (s.a.s.)! Senin bayrağını, senin gösterdiğin burçlara dikemedik ey Rasul! Sığınacak bir kalemiz, hicret edecek bir yurdumuz bile yok; Medine’ler oluşturamadık, Mekke’lerimizi fethedemedik. Senin adını istismar edenlere, sana ve yoluna hakaret yağdıranlara anlayacakları dilden cevap bile veremedik. Senin getirdiğin Kitap raflarımızı süslerken, senin düşmanlarının kitap(sızlık)ları beyinlerimizi, gönüllerimizi, evlerimizi, sokaklarımızı… kirletiyor. Senin özgürlüğe kavuşturduğun ruhlarımız kimlerin işgalinde bir görsen ey Rasul, dillendiremiyoruz. Sana şikayet için düşmanının adını zikretmekten bile çekinir olduk, korkar olduk ey korkusuz insan!

Ama, artık başka yolları, başka önderleri bıraktık Sana döndük, dönme sözü verdik. Seni tanıdık, Sana hayran olduk, Seni sevdik, Sana teslim olduk. Yalnız Seni örnek ve önder kabul ediyor, sadece Senin nurlu izinden gideceğimizi ilan ediyoruz ey Nebi!

Ahmed Kalkan
 

[TB] Benzer konular

Üst