PaZaR SaBaHı SaVaŞLaRı

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...



Pazar, gelmesi iple çekilen bir gün. Çünkü pazar dinlenme günü. O gün öğleye kadar şöyle keyifle yatılacak. İş yok, güç yok. Ne dışarda çalışan insanlar için, ne de evde çalışan hanımlar için. Hafta içinin yoğun temposundan sıyrılma günü o gün. Pazar günü stres atma günü. Yorgunlukların, gerginliklerin atılacağı, haftaya dinç ve dinlenmiş olarak başlanacak biricik gün.

Pazar tüm ailenin şöyle bir araya geldiği bir gün. Okullar kapalıdır. Çoğu işyerleri de öyle. Kimi evlerde evin çocukları yalnızca pazar günü babaları ile birlikte oluyorlardır belki de. Anne de çalışıyorsa buna anneyi de katmamız gerek.

Pazar günü bütün aile bireylerinin bir masa etrafında toplanıp kahvaltı ettiği biricik gün. Acaba, kaç aile pazar hariç sabah kahvaltısını evde yapıyor?

Pazar kendimize vakit ayırdığımız en önemli gün, kendimizle başbaşa kalabileceğimiz hayatı başka bir açıdan yaşayabileceğimiz nadide bir gün, beri yandan ailelerin ençok kavga ettikleri gün de pazar günü. Bunun nedeni herkes evde de ondan denilebilir. Ancak bu bir çelişkidir. Hem aile pazarı dört gözle beklerken, bir araya gelip birlikte hayatı bir gün bile olsa yaşamayı hayal ederken kavga edilir? Sonra bir araya sıkça gelmek, bir zamanı paylaşmak kavga sebebi ise aradaki ilişki de ciddi şekilde sorgulanmalı değil mi?

Pazar günü günler içinde seçkin bir yere sahip. Gelmesi dört gözle bekleniyor, doğru. Beri yanda pazar günü insanların en huzursuz günü. İnsanların canı en çok pazar günü sıkılıyor. Pazar günü insanların yataktan en yorgun kalktıkları gün. İnsanların en çok baş ağrısı çektiği gün yine pazar günü. Pazar en umutla beklenilen, umutların gerçekleştirileceği gün olarak hayal edilirken, nasıl olupta birdenbire en mutsuz yaşanılan gün oluverip çıkıyor?

Aslında sorun oldukça basit. Bereketli bir gün en bereketsiz gün olacak şekilde yaşanıyor. Hayatın bereketi, hayatı ve kainatı yaratan Yaratıcının belirlediği irade ettiği ritimde yaşamakta saklı. Pazar günü saat 10'da kalkan bir aile düşünelim. Güneşten 3 saat sonra hayata başlıyor bu aile. O zamana dek gezegende binlerce varlık çoktan hayatın içine dalmış bir durumda. Hayatın ritmi de güneşin ritminde saklı.

Güneşe gözlerimizi kapatarak yaşadığımız 3 saat sonrası hayatı yakalamak zor. Pazar günü yaşanılan mutsuzluğun, gerginliğin, huzursuzluğun, baş ağrılarının, bedende hissedilen yorgunluğun, başın sepet gibi olmasının, evdeki kavgaların. İsteksizliğin, çocukların baba bizi dışarı götür diye tutturmasına rağmen babanın kolunu kıpırdatacak gücü bulamamasının ve isteksizliğinin, ardından da koltuğa yapışıp kalıp her akşam gibi yine TV seyretmesinin yegane sebebi sabah geç kalkması.

Uykuyla ilgili çok sayıda yapılan bilimsel çalışmalarda varılan en önemli sonuç şu: Uyku zamanı, güneşin ritmine göre ayarlanmalı. Beyin güneş doğmadan önce çalışmaya hazır halde olmalı. Yani beyni kullanan kişi uyanmış olmalı. Uyku bedenin ve özellikle beynin dinlenebileceği zaman. Fazla uyumakla dinlenme arasında ise hiç bir ilişki yok. Yani pazar günleri 'şöyle iyi bir uyku çekelim ve dinlenelim' ifadesi kesin bir kendini aldatmaca. Çağdaş yaşamın bize sunduğu büyük bir hile, yalancılık, içimde bir his çağdaş yaşam bizi uyutuyor diyor.

En sağlıklı uyku güneş doğmadan önce uyanmakla elde edilebiliyor. Güneş doğduktan sonra uyunulan her bir uyku saati dinlenmek yerine yorgunluk, halsizlik. Hatta psikolojik olarak depresif bir ruh hali. Çökkünlük. İsteksizlik getiriyor. Uyku laboratuvarlarında yapılan çalışmalarda, güneş doğumundan sonraya sarkan uykunun "REM" denilen bir dönemi uzamış görünüyor. Bu da 'beyin ödemi' denilen bir durumun ortaya çıkmasına vesile oluyor. Beyin hücreleri arasında sıvı birikimi oluyor. Yani beyin şişiyor ve genişliyor. Bu ise hücrelerin normal işleyişine mani oluyor. Beynin kimyasal işleyişi bozuluyor. Bu yüzden insanlar pazar veya başka bir gün, gün doğumundan sonra uyandıklarında baş ağrısı, yorgunluk, isteksizlik gibi belirtiler yaşıyorlar.

Bu ise tam olarak depresyona uyuyor. Yani pazar günü insanlar dinleneceğim beklentisiyle çağdaş yaşamın oyununa gelerek geç kalkıyorlar ve depresyona giriyorlar. Bu çok önemli bir çelişki. Çökkün ve gergin bir ruh hali içinde geçirilen pazar günü tam bir felakete dönüşüyor. Gerginlikle aile bireyleri birbirlerine daha agresif, tahammülsüz oluyorlar. İşte pazar günü kavgalarının nedeni aile bireylerinin evde olması değil, güneşten sonra uyanmak ve güne bereketsiz başlamak. Pazartesi günü insanların işe, okula gitmek istemediğini bilirsiniz.

Hatta 'pazartesi sendromu' deniyor buna. Bunun sebebi pazartesi gününün işe, okula başlama günü olmasından değil. Pazar günü insanların güneşten sonra hayata başlamaları, pazar günü insanların güneşten sonra hayata başlamaları, pazar gününü depresyonla geçirmeleri, bunun pazartesiye sarkması. Artık ben 'pazartesi sendromu' ifadesi yerine 'pazar sendromu' ifadesini kullanıyorum.

Hayatı yaşamak bir sanat. Bazen ufak bir nokta büyük şeylere maloluyor. Ne zaman uykudan uyanacağımızı bilememek hayatı zehir edebiliyor. Verimli geçebilecek bir günü depresyonda yaşamamıza yol açabiliyor.

Hayatı nasıl yaşayacağımız konusunda önümüze çeşitli tercihler sunulur. Önümüzde nereye gittikleri anlaşılmayan sayısız yollar var. Her yol ise bir tercihi gerektiriyor. Tercihleri ikiye indirgemek mümkün. Ya Yaratıcının istediği tarzda yaşayacağız yada nefsimizin istediği tarzda. Kainatın, içindekilerinin ve bedenimizin yaratıcısı birlik ve ahenk güderek yaratıyor. Ve bizden yapmamızı istediği şeyleri bu ahengi gözeterek istiyor.

Bedenimizin çalışma prensipleri ile kainatın çalışma prensiplerini Yaratıcı bilebilir. Yaratıcının istek ve arzularını ise en iyi anlayan ve uygulayan Hz. Peygamber (s.a.v.) olmuştur. O ahenkli yaşamış, en doğru yaşamıştır.

Bir gün bile Hz.Peygamberin güneşten sonra uyandığını sanmıyorum. Bir gün bile doğumundan önce uyanıp güneş iyice doğmadan tekrar Hz.Peygamberin uykuya yattığını sanmıyorum. O'nun bir gün bile gün doğumunun seyrini kaçırdığını hiç sanmıyorum. Ve O'nun gün doğumuna bir gün bile Rabbi adına bakma dışında tefekkür ettiğini hiç sanmıyorum.

O hayatı gerçekten yaşıyordu. Çünkü Rabbinin istek ve emirlerine tam uyuyordu. Yaşadığı hayat kainatla kainatın düzeni ve ritmiyle, bedeniyle ve bedeninin düzen ve ritmiyle tam tamına uyuyordu. Hayatımıza katacağımız O'nun tek bir sünneti hayatımızı aydınlatabilir. O'nun herbir sünneti hayatımıza anlam katar. Nefsimizin önümüze koyduğu kof ve yalan isteklerden yakamızı sıyırıp hayatı bize kolaylaştırır. Pazar günü geç kalkmak gibi. Bu davranış nefsimizin hoşuna gidiyor. Sanki bedenin lehine imiş gibi hissettiriyor nefis. Hz.Peygamberin (s.a.v.) sünneti ile gün doğmadan kalkmak ve yatmak ise hayatımıza anlam katıyor.

Yarın hayata kim önce başlayacak? Akılsız ve şuursuz güneş mi? Akıllı ve şuurlu olduğumuz halde zaman zaman aklımızı kullanmakta zorlanan bizler mi?

Yarın önemli bir sınama günü.

Geç kalkmayın, hayata geç kalmayın.

Mustafa Ulusoy
 

[TB] Benzer konular

Üst