OSMANLI FIKRALARI

  • Konbuyu başlatan senarist081
  • Başlangıç tarihi
S

senarist081

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

Bunca pisliği neresinden çıkarıyor?


Şiir yazmaya hevesli zengin bir ağa, yazdığı şiirleri uşağı ile incelemesi için meşhur şair Keçecizade İzzet Molla'ya yollamış. İzzet Molla bakmış şiirlerin ipe sapa gelir yanı yok, ağaya, "Perhiz yapsın" diye haber göndermiş. Aradan zaman geçmiş. Ağa İzzet Molla'ya bir tomar daha şiir göndermiş.
İzzet Mola yine "Perhiz yapsın, demiş. Bir müddet sonra ağa bir parti daha şiir yollamış. İzzet molla şiirlerin çokluğuna bakıp ağanın perhize devam etmesini isteyince uşak,
-Efendim, ağam o kadar perhiz yaptı ki iğne ipliğe döndü, devam edecek hali kalmadı, demiş.
İzzet Molla parlamış:
-Ulan, ağan bu derece sıkı perhiz yapıyor da bunca pisliği neresinden çıkarıyor?..."


Nasıl olsa gülemez...


Çok zengin ama geçimsiz, dirliksiz bir adam, bir cariye satın almak için esir pazarına gitmiş. Kendisine çok güzel bir cariye göstermişler. Adam beğenmiş. Fakat güldüğü zaman çirkin dişleri göze çarpıyormuş. Adam bu yüzden kararsızlığa düşmüş. Bu esnada yanında bulunan meşhur İzzet Molla bu geçimsiz adama akıl vermiş:

-Efendimiz, bu cariyeyi kaçırmayın. Nasıl olsa devlethanenizde ona gülmek nasip olmaz.


Can çekişme...

Büyük vatan şairi Namık Kemal, yazı ve konuşmalarında, İmparatorluğun sürekli gerileyen, zayıflayan durumunu anlatabilmek için sık sık "imparatorluk can çekişiyor" ifadesini kullanıyormuş. Bu ifade üzerine bazıları kendisine sataşmışlar:

- Yıllardır "imparatorluk can çekişiyor" diye yazıp söylüyorsun, ama hala ayakta duruyor, yıkılacak gibi de görünmüyor...

- Benim dediğim bakkal Mehmet ağanın can çekişmesi değil, koskoca imparatorluğun can çekişmesidir. 600 yıllık İmparatorluğun can çekişmesi elbette bir yarım yüz yıl sürer..
 
S

senarist081

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

Ateşten Bir Yer Talebi


Uzun müddet açıkta kalan bir kadı, Emir BuhariHazretlerine müracaat ederek bir makama tayini için kazasker efendiye bir tavsiyename yazmasını rica eder.
Hazret-i Emir:

"Peki!" deyip derhal şu mealde bir tezkire yazar:

"Duacınızın mektubunu getiren, Cehennem'den bir hasır serecek kadar yer talebinde bulunduğundan, mes'ulüne müsaade buyurulması rica olunur."



Size de Yemin Ettirdi mi?

Sultan Üçüncü Mustafa Han, nükteleriyle meşhur Şair Haşmet'i merak edip görmek istemiş ve bu arzusu­nu Koca Ragıp Paşa'ya söylemişti. Paşa da


"Efendim, Haşmet hakikaten nüktedan bir adamdır ve nedim olmaya layıktır. Ancak kendisi pek arsız ve aç gözlüdür. Korkarım ki, ihsanınıza kanmayarak sizi ra­hatsız eder. İstirham ederim, kendisine bir şey ihsan buyurmayınız!"dedi.i

Ertesi gün Haşmet'e arsızlık et­memesini, bir şey istememesini sıkı tenbih ettikten ve bir de yemin ettirdikten sonra onu saraya göndermiş

Haşmet huzura çıktı ve pek çok nüktedanlık yaptı.

Sarayda üç gün kaldı, fakat hiç ihsan görmedi. Üçüncü günün sonunda tekrar huzura çıktı ve veda etti. Yine ih­san görmedi. Saraydakilerle vedalaştı, yine ihsan yok. Belki çıkışta verirler ümidiyle kapıya vardı, yine ihsan yok. Ağalara göründü, ihsan yok.. Geri döndü, huzu­ra çıkmak için izin istedi. Padişah onu kabul etti:

"Hayrola, hani gidiyordun, niye geldin? diye sordu. Şair Haşmet yer öptü, sonra pek müteessir bir halde:


"Efendimiz", dedi. Ragıp Paşa beni·, buraya gönde­rirken bir şey istemememi tenbihle yemin ettirdi. Ben (le bir şey istemedim. Fakat giderken de bir ihsan çık­ii ıayınca merak ettim, acaba size de, Haşmet'e ihsanda lı"lunmayın diye yemin ettirdi mi?"


Haşmet'in bu sözünden memnun olan padişah ona umduğundan da fazla ihsanda bulundu.

Kuyumcu Ustasından Bin Sopa Yiyen Şehzade

Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliğinde kuyumcu­luğu öğrenmesi için babası tarafından İstanbul'un en meşhur kuyumcu ustası olan Kostantin'in yanına çırak olarak verilmişti. Belli saatlerde ustasının yanına gider ve çıraklık ya pardı.
Henüz tecrübesiz olduğu ilk günlerinde ustasını kızdırmış ve Kostantin Usta yemin ederek Şehzade Sü­leyman'a:

"Eğer şu işleri iyi çıkarmazsan sana bin değnek vu­racağım" diyerek yemin etmişti. Şehzade Süleyman da bunu annesi Hafsa Sultan'a anlatmıştı. Validesi, Kostan­tin Usta yı çağırarak, oğlunu affetmesini rica edip kendi­sine ihsanda bulunmuştu. Kostantin Usta ise, aldığı al­tınları, Şehzade Süleyman'a vererek:

"Al bunları, eritip beş yüz tel çubuk haline getir!" de­di. Şehzade Süleyman söylenileni yaptı ve ustasına ver­di. Kostantin usta onu dövmek için yemin etmişti ve bu­nu bir şekilde yerine getirmek istiyordu. Şehzade Süley­man'ı falakaya yatırdı ve elindeki beşyüz altın çubukla ayaklarına iki sefer vurdu. Bu suretle yeminini iki sefer vurduğu beş yüz çubukla yerine getirmiş oldu.

Geri Verilen Yemin!.

Yıldırım Bayezid üzerine gelen Haçlı ordusunda en mükemmel cinsten on bin Fransız süvarisi vardı ve bun­lara Burgondiya dukasının henüz yirmi iki yaşındaki oğ­lu, gayet mağrur Prens Korkusuz Jean kumanda ediyor­du. Fransızlar:

"Gök düşecek olsa mızraklarımızın ucunda tutarız!" diyorlardı.

Korkusuz Jean da Yıldırım Bayezid'i esir edeceğini söylüyor; ona neler yapacağı hakkında yüksekten atıp tutuyordu.

Niğbolu Muharebesi Türk ordusunun zaferiyle bitti. 1. Korkusuz Jean ve daha birçokları esir düştüler.

Yıldırım, onlara iyi davrandı. Memleketlerine gönde­rirken bir daha kendisine karşı silah kullanmayacakları hakkında yemin ettirdi. Bununla beraber Korkusuz Jean'a dedi ki:

"Bu yemini sana geri veriyorum. Eğer şerefli bir adamsan silahını yeniden ve mümkün olduğu kadar ça­buk eline al; benimle harp için bütün hükümdarlarla bir­leş. Bu hoşuma gider, zira bana parlak bir zafer daha kazanmak fırsatını vermiş olursun."
 
B

Bevadih

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

fıkradan ziyade güzel ders niteliğinde yazılar bunlar tarık..teşekkürler emeğine yüregine sağlık..varol..
 
S

senarist081

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

Bir Musa İki Firavun'a Ne Yapsıın?

Hasırcızade Mehmed Ağa, memleketi Antep'te iken, oraya teftiş için bir vali gelmiş.Dalkavuk olan ahaliden iki kişi ise: "Ahaliden dalkavuk ve yaramaz iki kişiye çok yüz ve­riyor" diyerek kaymakamı şikayet etmişler.

Vali de kaymakama söylenecek olmuş. Hasıcızade Mehmed Ağa valiye hitaben:

"Bir Musa iki Firavun'a ne yapsın?” diyerek valiyi susturmuş.



Sen Yalnış Yere Gelmişsin

Azledilen memurlardan biri, Yedikule'deki Hacı Ev­had Tekkesi şeyhi Küçük Efendi'ye gelir, himmet rica eder. Şeyh Efendi kendisine şöyle der:



"Ey oğul! Bab-ı Ali denilen bir tekke vardır. Şeyhine Sadrazam derler. Vazife talebinde bulunanlar ona gidip himmet isterler. Sen buraya yanlış gelmişsin!"





Bizim Cehaletimizi Anlarlar

Bir gün Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa'ya arkadaşı sormuş:


"Hürriyet ve maarif sayesinde milletin gözü açılırsa ne olur?"


Mustafa Fazıl Paşa:

"Ne olacak, o zaman millet bizim cehaletimizi ve kendi ızdırabını daha yakından görür."

Neden Gülmemiş

İstanbul'un nüktedan kişilerinden Ahmed Bey bir da­vette çok güzel bir fıkra anlatır. Davette bulunan herke­si güldürür. Yalnız mecliste bulunan Hasan Bey hiç gül­mez, Hasan Bey'in bir arkadaşı:

"Birader, Ahmed Bey'in anlattığı fıkraya niçin gül­medin?"

"Ben Ahmed Bey'le konuşmuyorum. Eve gidince güleceğim. "


Vali Paşanın Arabası Bu

Ahmed Vefik Paşa Bursa valisi iken, zaman zaman arabasına biner ve gezermiş. Fakat bu gezilerinin gaye­si Bursa sokaklarında yol açmak içinmiş. Açtıracağı yol için bazen kasten dar ve çıkmaz sokaklara girermiş.
Arabası geçemez veya karşısına yolu kapayan bir ev çı­karsa hemen:

"Vali Paşa’nın arabası bu, hiç durmak olur mu? di­yerek amele getirterek yolları genişletirmiş.

Bir Manastırın İdaresi de İş mi?
Kırkkilise* kadılığından azledilen bir memur, boş bu­lunan Manastır kazası kadılığını ister. Kendisine:
"Orası mühim bir mevkidir, idare edemezsin." deni­lince, şöyle der:

"Efendim, kırk kilise yi idare eden adam, bir manas­tın idare edemez mi?

Yunan Yerine Yunmayan Daha Doğru Olur

Bütün Ortaçağ Avrupa'sı gibi, Yunanistan da en basit sağlık ve temizlik işlerinden mahrum bir ülkeydi. Şehirler açık çöplük, evler ahırdan farksız, insanlar alabildiğine kirli ve pasaklıydı .

Fatih Sultan Mehmed Han, bir gün hocası Molla Gürani ile sohbet ederken, söz bir ara Yunanlılara gelince durumu bir kelime oyunuyla dile getirdi:

-Hocam, bunlar hiç yunmamışlardır. "Yunan" yerine "Yunmayan" demek daha doğru olur." der.

Yunmak: Yıkanmak, yemizlenmek manasına kullanılır.
 
S

samimi

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

"Yunan" yerine "Yunmayan" demek daha doğru olur." der.
:) :D ;D
 
S

senarist081

Guest
Ynt: OSMANLI FIKRALARI

Zağarlar

1908 Meşrutiyet inkılabından sonra toplanmış olan Osmanlı Meclis-; Mebusanı'nda Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi adında bir zat vardı. Bu, etliye sütlüye karış­maz, Meclis'te sessizce bir kenarda otururdu. Sadrazam Talat Paşa bunun ne düşüncede bir adam olduğunu öğrenmek merakına kapılmış ve birgün kendisine Meclis'in kahveha­nesinde oturup bir çay veya kahve içme teklifinde bulundu. Oradan buradan kendisini yoklayan Talat Paşa'ya Hacı Ahmed Efendi:


"-Paşa! .. " demiş. "Uğraşma.,. Ben memleket işlerinden anlamam. Malatyalı bir çobanım!"

Talat Paşa:

"-Hayır. olamaz. Senin memleket meseleleriyle alakalı olarak birtakım görüşlerin olmasaydı bizim arkadaşlarımız (irti­hat ve Terakkı erkanı) seni listeye yazıp mebus (milletvekili) seçtirip buraya göndermezlerdi. Senin de memleketin siyaset ve idaresi üzerine elbette birtakım düşüncelerin vardır." diye ısrar edince Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi kendisine başından geçen şu vak'ayı anlatmış:


-'Paşa" demiş. "Ben gençliğimden beri çalışarak bin koyunluk bir sürü meydana getirdim. Ancak kendim de ihtiyarladım. çocuklarımı çağırıp dedim ki:

-Evlatlarım! işte size mükemmel bir sürü! .. Alın idare edin! Ben artık işle güçle alakadar olmayacağım."

Onlar da elimi öpüp ayrıldılar ve sürüyle meşgul olmaya başladılar. Lakin bir kaç gün sonra gelip dediler ki:

"-Baba sen hiç kurda koyun kaptırır mıydın?"

"-Hayır" dedim ve sordum.
"-Ne oldu, niye soruyorsunuz?'"

-Baba biz her gece kurtlara bir veya iki koyun kaptırıyoruz." dediler. Kendilerine sürünün idaresinde ne değişiklik yaptıklarını sordum.


Dediler ki:


"-Baba! Sen bize sürüyü dört zağarla (çoban köpeği) teslim ettin. Biz tecrübesiziz. Ola ki; bu dört zağarla böyle kala­balık bir sürüyü koruyamayız diye dört tane yeni zağar aldık."
Onlara, geceleri uyumayıp bu yeni zağarları kollamalarını ve ne görürlerse gelip bana anlatmalarını tenbihledim. Ertesi günü gelip anlattıkları şaşılacak bir şeydi:

"-Vadiye bir dişi kurt geliyormuş. Onun uluması üzerine yeni zağarlardan biri sürüdeki yerini bırakıp gidip onunla düzüşüyormuş. Bu zağarın bıraktığı boşluktan istifade eden bir erkek kurt da gelip sürüden bir koyun kaparak dişinin yanı­na getiriyor ve birlikte afiyetle yiyorlarmış."

Kendilerine dedim ki:

"-O zağarı vurup öldürün!'" Öyle de yaptılar. Lakin bu hikaye devam etti. Diğer yeni zağarlar. telef olanın yerine aynı işi yapıyormuş. Onları da bu suretle teker teker vurdurttum.

Bu defa şaşılacak bir şeyoldu. Aynı işi bizim eski zağarlar yap­maya başlamış. O zaman anladım ki; bu zağarlar bu meraneti birbirlerine öğretip aşılıyorlar: Kendilerine dedim ki:

"-Hiç kendilerine sürü emanet edilmemiş dört tane yeni zağar bulun. Onları bizimkilerin yanına getirmeden ayrı bir yerde tutun. Sonra bizimkiler; de teker teker vurup öldürün. Artık zağarsız kalmış olan sürüyü eski zağarlarla koklaşmamış olan o dört yeni zağara teslım edin." Böyle yaptılar. Mes'ele halloldu. "

. Bu sözleri dikkat ve .alakayla dinleyen Talatt Paşa Malatya Mebusu Hacı Ahmed Efendi'ye şu tenblhte bulunmak ihtiyacını hissetmiş:

"-Hacı Efendi! Ola ki Efendimiz (İkinci Abdülhamid Han) da seni çağırtıp memleket ahvali hakkında fikrini sorar. Sakın O'na bu hikayeyi anlatma !. .. "



Not: Ülkemizde rüşveti ortadan kaldırmak hususunda samimı bir arzu taşıyan siyaset ve idare erbabımızın dikkatler­ine arz ve ithaf olunur.

Kaynak: İthaflı Fıkralar, Kadir Mısıroğlu, Sebil Yayınevi, 2005
 
Üst