Osmanlının Peygamber Sevgisi

  • Konbuyu başlatan Resulehasret
  • Başlangıç tarihi
R

Resulehasret

Guest
Osmanlı'nın, temellerindeki en sağlam harçların başında, "Peygamber Sevgisi" gelmiştir. Osmanlı, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) ve O'nun kutsal beldesine karşı, derin muhabbet, hürmet ve sadâkatini büyük bir hassasiyetle muhafaza etmiş ve devletinin en muhkem kaidelerinden biri hâline getirmiştir. Bu ruh, yedi ildim üç kıta demeden, asırlar boyunca Osmanlı'yı arkasından sürüklemiştir. İlâyı Kelimetullâh dâvası uğrunda fütuhatta bulunurken; Osmanlı'nın baş hedefleri arasında hiç kuşkusuz rızâyı bâriyi kazanmak kadar Peygamberimizin hoşnutluğuna mazhar olmakta vardı. Osmanlı sultanları, hayatları boyunca gaza meydanlarında hep bu ulvî gayeyi gözetmiş ve bunun efsunuyla hârikalar sergilemişlerdir. Hâl böyleyken, Peygamberimize hürmet ve muhabbet, soylu ceddimizin en mümeyyiz vasfı ve şiarı olma hususiyetini kazanmıştır. Söz konusu asil duygulanın her zaman ve mekânda açığa vurmayı; hattâ devlet çapında bir ciddiyet ve duyarlılığa bürümeyi meziyet bilmişlerdir. Tarih, bunu îzah eden birbirinden muhteşem misâllerle doludur. Evvelâ, Osmanlı, devlet hâline geldikten hemen sonra kurduğu askeri birliği, O'nun dâvasını güttüğünden ötürü "Peygamber Ocağı" pâyesiyle onurlandırmış; neferini de "Mehmetçik" adıyla taltif etmiştir. Ordusuna verdiği isimlerden biri de, "Asâkiri Mansûre-i Muhammediye"dir. Devletinin başka bir adını ise, Sultan Vahded-din'in ifadesiyle, "Devleti Âliye-i Muhammediye" koymuştur.

Fâtih'in Methedilen Büyük Aşkı

Peygamberimizin aşkıyla yanıp tutuşan Osmanlı Hünkârlarının başında, belki de Fâtih Sultan Mehmed yer alır. Öyle olmasaydı, herhalde asırlar öncesinden Peygamberimizin Övgü ve müjdesine nail olamazdı. O'na karşı tarifsiz muhabbetini, en güzel biçimde İstanbul'un Fethi'nde ortaya koymuştur. Rumeli Hisarı'nı, O'nun güzel ismi "Muham-med"in Arapça yazılışına göre inşâ ettirmiştir. Fâtih'in, Peygamberimizin senasına namzed olduğunu, fethin gerçekleşmesi için dile getirdiği, şu sözler ispatlamaya kâfidir: "Avnı ilâhî ve imdadı peygamberi ile beldeyi düşman elinden alacağız!" Fâtih şu dörtlükte, aynı hissiyatını daha bediî ifadelerle teşhir etmektedir:
İmtisalı câhid u ülkıh okıbdur niyyetiın Dini İslâm'ın mücerrel gayreiklür gayretim Ey Muhammed mu'cimü Ahmedi muhtar iie Umarım gâlib ola a'döyı dine devletim.

Yavuz'un Muhabbeti ve Mukaddes Emânetler

Peygamberimize sonsuz hürmet ve mu-habbetiyle kendini en çok belli edip, velayet mertebesine yükselerek bunu aşikâr kılan pâdişâhlardan biri de, Yavuz Sultan Selim'dir. Yavuz Sultan; "Allah rızâsı için tüm dünyayı fethetmek istiyorum!" idealiyle, askerlerini gaza meydanlarında adetâ bir "Peygamber Ordusu" gibi sevk ve idare etmiştir. Fütuhatlarda, Peygamberin rızâsını aramasaydı; herhalde O'nun Halîfesi olma lütfuna erişemezdi. Bunu, çarpıcı ve anlamlı bir biçimde gösteren şey, Yavuz'un şu manzum sözü olsa gerek: "Ey keremkânı Rasuli Kibriya Kemterindir bu Selimi pürhatâ/ Dergâhından iltica eyler atâ el meded ey mâdeni nuri Huda." Resûlul-lah'a beslediği eşsiz ve sınırsız sevginin; O'na ve O'nun beldesine tarifsiz bir hürmete dönüştüğünü ise, Yavuz'un şu tarihî hitabı adetâ şâhikalaştırmıştır: "Biz, mukaddes yerlerin hâkimi değil; hadimiyiz!" Gerçekten de, Yavuz'un sözlerinde mânâsını bulan bu hakikati, Osmanlı; kutsal topraklara sancak asmaktan ve vali adı altında idareci göndermekten haya edip, atadığı kişilere "Medine Muhafızı" unvanını vererek, kuru bir söz olmaktan kurtarıp fiiliyata dökmüştür. Diğer taraftan Yavuz, O'ndan ümmetine yadigâr kalan; hiçbir kıymetle ölçülemeyecek kadar paha biçilmez olan "Mukaddes Emânetleri", Topkapı Sarayı'na getirip, Hırkai Saadet Dairesi'ne koymakla, bizi şereflerin en yücesiyle müftehir yapmıştır. Yavuz'un şahsında ecdadımız, Mukaddes Emânetlere verdiği emsalsiz değeri; onları dünyadaki hiçbir eşyaya nasip olmayacak ölçüde, tonlarca ağırlıktaki birbirinden kıymetli mücevheratla süsleyip mahfaza altına almakla ve önünde, kırk hafıza durmaksızın, asırlardır nöbetleşe Kur'ân tilâvet ettirmekle, mutlak surette göstermiştir.

Kanuni'ye Resûlullah'ın Emri

Cihan hükümdarı Kanuni'nin, Efendimize muhabbet ve bağlılığı da, ceddininkilerden aşağı kalır değildi. Kanuni, bunu şu altın sözlerle billurlaştırmıştır:
Allah Allah diyelim sancağı şahı çekelim
Yürüyüp her yandan şarka sipahi çekelim.
Umarım rehber ola bize Ebu Bekr u Ömer Ey
muhibbi yürüyüp şarka sipahi çekelim.
Öyle ki, Osmanlı klasik eserlerinde, Kanuni'nin rüyasında Hazreti Peygamberi gördüğü ve kendisine şöyle emrettiği nakledilmektedir: "Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin; sonra da benim şehrimi îmâr edesin!"

 

[TB] Benzer konular

Üst