Osmanlıda Din

  • Konbuyu başlatan Resulehasret
  • Başlangıç tarihi
R

Resulehasret

Guest
1 Devlet İslâmı

Burada devlet İslâmı’ ndan kasıt, Osmanlı İmparatorluğu’ nda İslâm’ ın her şeyden önce devlet ideolojisindeki yeri, sonra bunun merkez ve taşra dahil olmak üzere bürokrasiye ve yönetime yansıyışı ve nihayet iç ve dış politikayı yönlendirici bir faktör olarak oynadığı roldür. Kısaca, İslâm’ ın siyasîleşmiş biçimidir denebilir. Şunu unutmamalıdır ki, bu anlamda İslâm’ ın Osmanlı İmparatorluğu’ nda resmî hale gelişi, başlangıçtan XV. Hatta XVI. Yüzyıla kadar gelen uzun bir sürecin ürünüdür.

Osmanlı İmparatorluğu’ nda İslâm’ ın siyasîleşme süreci, aslında, Osmanlı tarihinin pek çok meselesini anlama bakımından da büyük bir önem arzetmektedir. XIV. Yüzyıl başlarında fiilen bir uç beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlı Devleti’ nin bu başlangıç yıllarında yönetim çevresiyle yönetilenler arasındaki ilişkiler, çok tabiî olarak geleneksel kabilevî çerçeve içinde cereyan ediyor, yönetim çevrelerinin İslâm anlayışı da, bu çerçeve içinde biçimleniyordu. Başta ilk padişahlar olmak üzere Osmanlı yönetim çevreleri, bu çevreye hâkim bulunan bir takım sûfîlerin (Kalenderiyye’ nin muhtelif şubelerine mensup bulunan rum Abdalları’ nın) mistik karakterli İslâm yorumundan besleniyorlardı. Osman, Orhan ve I. Murad, bu sûfîlerle çok sıkı bir işbirliği içindeydiler. Ancak Yıldırım Bayezid zamanından itibaren bu ilişkiler değişmeğe ve daha çok ülemâ çevreleri ile yakınlık kurulmağa başladı.

Artık bir imparatorluk şekline dönüşme yolunda bulunan Osmanlı devleti, siyasî ve idarî yapılanmasını, eski sûfîlerin yardımıyla değil, ülemânın yardımıyla gerçekleştirebilirdi. Bu ise çok tabiî bir gelişme süreciydi. Böylece özellikle Yıldırım Bayezid (1389 – 1402) döneminde belirgin bir süratle Osmanlı Devleti’ nin siyasî ve idarî yapısına hâkim duruma geçti. Bu, Osmanlı devlet İslâmı’ nın (öbür adıyla, siyasîleşmiş resmî İslâm anlayışının) başlangıcı oldu. Fâtih sultan Mehmed (1451 – 1481) devrine gelindiğinde bu süreç bir hayli olgunlaşmış ve bu güçlü Osmanlı sultanının merkeziyetçilik ekseninde olgunlaşan devlet anlayışının temel aracı haline dönüşmüştü. Osmanlı devlet İslâmı, klasik niteliklerini onun zamanında kazandı ve Kanunî Sultan Süleyman devride bütün çizgileriyle gelişme sürecini tamamladı.
 

[TB] Benzer konular

R

Resulehasret

Guest
Ynt: Osmanlıda Din

2 Halk İslamı

Burada bu terimle anlatılmak istenen, siyasî bir nitelik kazanmamış, yalnızca bir sosyal hayat tarzı olarak algılanan ve yaşanan, kitâbî esaslardan çok toplumun geleneksel inanç ve hayat tarzının belirlediği, kısmen hurafelerle karışık Müslümanlık anlayışı ve tarzıdır. Bu ortak niteliklere sahip olmak üzere halk İslâmı, Osmanlı İmparatorluğu’ nda, daha Türkler’ in İslâm’ ı kabulleri döneminden beri birbirine paralel olarak gelişen heterodoks ve Ortodoks biçimlerde varlığını sürdürür. Birincisi, eski inanç ve geleneklerin şifahî bir kültür unsuru olarak ön plana çıkışıyla kendini belli eder. Bu kesim Osmanlı İmparatorluğu’ nda Kalenderîlik, Bektaşîlik ve XVI. Yüzyıldan itibaren de özellikle Alevîlik tarafından temsil edilir. İkincisinde Sünnî İslâm’ ın kitâbî esasları ön planda olmakla birlikte, eski geleneksel kültür ve inanç unsurları da belli ölçüde bir pay sahibidir. Her iki kesimin de ortak karakteristiği, önemli ölçüde mistik İslâm yorumu, yani tasavvufî unsurlar tarafından şekillendirilmiş olmalarıdır. Bununla beraber halk İslâmı, biraz aşağıda görüleceği gibi, kelimenin tam anlamıyla mistik bir İslâm tarzı değildir. Yani tekke ve zâviyelerde yaşanan İslâmî hayat tarzından farklıdır. Temel karakteristiği, mistik İslâm tarzının etkisiyle, belirgin bir evliyâ kültü etrafında toparlanmış olmasıdır. Bu kült halk İslâmı’ nın heterodoks ve Ortodoks kesimlerini birden kapsar.
 
R

Resulehasret

Guest
Ynt: Osmanlıda Din

3. Medrese İslâmı

Osmanlı İmparatorluğu’ nda medrese İslâmı, yukarıda da belirtildiği üzere, daha çok XLV. Yüzyılın ikinci yarısından sonra ağırlığını hissettirmeğe başlamıştır. XI. Yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında yayılmağa başlayan klasik medrese geleneğinin hemen hemen bütün vasıflarını kendinde toplayan Osmanlı medreseleri, çoktandır fıkıh hâkimiyetinde bir İslâm anlayışına teslim olmuş bulunan bir İslâm yorumunun kurumları olarak, sımsıkı bir Ehl-i Sünnet gelenekçiliği içinde bir şerhçilik ve hâşiyecilik yolu oluşturdular
 
R

Resulehasret

Guest
Ynt: Osmanlıda Din

Osmanlı Dini Teşiklatı

Osmanli Devleti, Islâm dîninin en yüksek makâmi olan halîfelik müessesesine de sâhip oldugundan, bütün dînî teskilâtlar mevcuttu. Halîfe, seyh-ül-islâm, kadiasker, kadi, müderris, nâib, kassam, seyh, imâm, hatip, müezzin gibi dînî vazifeliler, bunlara ilâveten tekke ve zâviyelerde de pîr, dede, baba, postnisin vardi. Halîfelik makâmi, 1517'de Misir'in fethi üzerine Osmanli Devletine geçmisti. Seyh-ül-islâm, ulemanin yâni âlimlerin basiydi. Fetvâ da verirlerdi. Fetvâ ve kiymetli eserleriyle taninan meshur seyh-ül-islâmlar yetisti. En meshurlari Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Ebüssü'ûd, Ibni Kemâl Pasa, Âli Cemâlî efendilerdir. Kadiasker; ilmiye mesleginin en yüksek makamlarindandi. Ordunun ser'î ve hukûkî meselelerine bakardi. Dîvân-i hümâyûn yâni hükûmet üyesiydi. Kâdi; dînî ahkâma göre hüküm veren ve tatbik eden, hükümetin idârî tasarruflarina âit emirlerini yerine getiren makam, hâkim olup, sehrin de idârecisiydi. Müderris; medrese ögretim üyesi, profesör karsiligi kullanilirdi. Dînî teskilât mensubu olmalarina ragmen, müderrisler, dînî bilgilerde oldugu gibi, fen bilgilerinde de âlimdiler. Süleymâniye Medreseside müderrisler fennî ders okuturlardi. Müderrislerin dereceleri olup, yardimcilari da vardi. Nâib; ser'î mahkemelerde kadi adina çesitli kararlar verebilir ve onun vekilidir. Kadi'nin vazife aldigi yerin büyüklügüne göre naibleri olurdu. Kaza, kadi, bab, mevali, ayak ve arpalik naibleri olmak üzere çesitleri vardi. Kassam; vefât edenlerin ve sehidin mirâsini varislere Islâm-ferâiz ahkâmina göre taksim etmekle vazifeliydi. Seyh; tekke, dergâh, zâviye, hankâh basinda bulunurdu. Seyh'e pîr, mürsit de denirdi. Imâm; câmilerde ve mescitlerde veya baska yerlerde cemâate namaz kildiran vazifeliydi. Hatip; vaaz vermekle vazifeliydi. Her câminin bir, büyüklerinin birkaç hatibi oldugu gibi, gezici olanlari da vardi. Müezzin; câmilerde ezân okumakla vazifeliydi. Tekkelerde seyh, pîr, dede, baba, postnisin bulunur, tasavvuf kâidelerine göre derece alirlardi. Osmanlilarda dînî teskilât mensuplarinin hepsi imtihanla vazifeye alinip, icâzetnâmeleri vardi. Dînî teskilât mensuplari basta pâdisâh olmak üzere, herkesten hürmet ve saygi görürlerdi. Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ehl-i beyte çok hürmetkâr olan Osmanli sultanlari, Resûlullah efendimizin neslinden gelenler için Nakib-ül-esraflik müessesesini kurdular. Peygamberimizin kizi Fâtimâtü'z-Zehra ile amcaoglu ve dâmâdi hazret-i Ali'nin ogullarindan hazret-i Hüseyin'in soyundan olana Seyyid, hazret-i Hasan'in soyundan olana Serif denir. Nakibül-esrâflar, bu mübârek insanlarin haklarini korumak, adlarini, âilelerini, evlâdlarini ve bulunduklari yerleri, islerini kaydetmek ve dâvâlarina bakip, sicillerini tutmakla vazifeliydi. Nakib-ül-esrafin vekili olan Nakib-ül-esraf kaymakami ve alemdar adinda yardimcilari vardi.
 
Üst