Oruç Fidyesi

  • Konbuyu başlatan umitergun
  • Başlangıç tarihi
U

umitergun

Guest
[size=14pt]
Oruç Fidyesi

Sayılı günlerde... Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha iyi olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız!
Tefsirciler, “Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir.” hükmünü açıklamakta aciz kalmışlardır. Ayetteki “onu” ifadesi 183. ayetteki oruç = sıyam ile ilgilendirilmiş, ortaya şöyle bir anlam çıkmıştır: “Hasta veya yolcu olup oruç tutamayanlar, o günler sayısınca başka günlerde kaza orucu tutarlar. Oruç tutabilecek olanlar ise tutmayıp fidye verebilirler.”
Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için 185. ayette geçen “Sizden kim Ramazanı yaşarsa, o ayı oruçlu geçirsin...” hükmünün fidye ile ilgili hükmü neshettiğini söylemişlerdir.
Böyle bir neshi kabul etmek mümkün değildir. Çünkü nesheden ayet, ya önceki ile aynı hükmü ya da daha hafif bir hükmü içerir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Biz bir ayeti nesheder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah’ın gücü her şeye yeter.(Bakara 2/106)
Burada oruç tutma yerine fidye verme şeklinde verildiği iddia edilen bir ruhsatın kaldırılmasından söz edilmektedir. Bu daha ağır bir hükümdür. Böyle bir nesih Kur’an’a aykırıdır .
Kimi tefsirciler de ayetin “Onu tutabilenlere..” ifadesini olumsuz saymış ve “Onu tutamayanlara...” şeklinde anlam vermişlerdir. Olumlu cümleyi olumsuza çevirmenin kabul edilemeyeceği açıktır.
Her tefsir ve mealde bu anlamlardan ya birini ye da her ikisini bulmak mümkündür. Ayete başka şekilde anlam veren olmamıştır. Her iki anlamın da hatalı olduğu açıktır.
Bu hata Kur’an’ı, Kur’an ile açıklamama şeklinde yaygınlaşmış temel hatanın yansımalarındandır. Hata, hatayı doğurmaktadır.
Her şeyden önce “Onu tutabilenlere..” ifadesindeki “o” zamiri bir önceki ayette yer alan oruç = sıyâm kelimesini göstermez. Çünkü Arapça’da zamir en yakınını gösterir. Uzağı göstermesi için karine gerekir. Burada zamire en yakın kavram “diğer günlerde oruç tutma” yani orucu kaza etme kavramıdır. Hasta ve yolcunun oruç tutması güç olacağı için Allah onlara oruç tutmama ruhsatı vermiştir. Bunlardan, tutamadığı oruçları tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir.
“O” zamirinin uzağı göstermesi için karine olmadığı gibi önemli bir engel de vardır. O engel, “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara 2/286) ayeti ile onu destekleyen çok sayıda ayettir. Oruç, zaten gücü yetenlere farzdır. “Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye gerekir.” hükmü ile birinci ayet arasında ilişki kurulursa orucun sadece, ona gücü yetmeyen hasta ve yolcu gibilere farz kılındığı anlamı çıkar ki, bunu kabul etmek mümkün olmaz.
Ayeti yanlış yorumlamanın ikinci sebebi, Kur’an’ın fidyeye yüklediği anlama bakılmamasıdır. Allah Teâlâ bunu şu ayette açıklar:
“Hac ve umreyi Allah için eksiksiz yapın. Engellenecek olursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Hasta olan veya başında rahatsızlık bulunan biriniz, tıraş olursa, fidye olarak oruç, sadaka veya kurban gerekir.” (Bakara 2/196)
Hac veya umre için ihrama girmiş kişinin saçını tıraş etmesi yasaktır. Bu ayet, hasta veya başında rahatsızlığı olanın tıraş olmasına izin verir. Başını tıraş edenin, tıraş etmeden hac veya umresini tamamlayana göre eksikliği olacağı açıktır. Ayet o eksikliğin fidye ile tamamlanmasını emretmiştir. Oruçta da durum aynıdır. Hasta ve yoluculuk halinde olana da oruç tutmama kolaylığı getirilmiştir. Ama ayetin sonunda orucu Ramazanda tutmanın daha iyi olacağı bildirilmiştir. Özrü sebebiyle onu başka zamanda tutanın hayrında bir eksiklik olacağı açıktır. Bu eksikliğin fidye ile tamamlanması emredilmiştir. Bu, aynı zamanda, özrü sebebiyle, saçı tıraş etmenin veya orucu kazaya bırakmanın önünde bir engel teşkil eder.
Yukarıdaki âyet şöyle açıklanabilir: “Sizden kim hasta veya yolculukta olur da oruç tutmazsa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. O orucu tutabilirse bir yoksulu doyuracak fidye de versin.”



1 - Açıklamalar böl. bkz.
2 - Ufuk, gökle yerin birleştiği yerdir. Sabahleyin, doğuda, aydınlığın ufuk çizgisi boyunca uzamaya başlaması ile imsak vakti girer. Bu saatte ufka bakan kişi ile ufuk arasındaki kara parçası siyah bir hat gibi olur. Gökyüzü aydınlanmaya başladığı için ufuk çizgisi net olarak gözükür. Oruç tutacak kişi bu saatten itibaren yemeyi içmeyi bırakmak zorundadır. Bu, sabah namazının da ilk vakittir.
3 - Güneş batıncaya kadar... Düz arazilerde güneşin üst yuvarlağının ufuk çizgisinin altına inmesiyle güneş batmış olur. Engebeli arazilerde ise batmaştan sonra doğu ufkunda karanlığın başlamasını beklemek gerekir.
4 - İtikâf, bir camide ya da cami hükmünde olan bir yerde ibadet niyetiyle kalmak demektir. Peygamberimiz Ramazanın son on gününü mescitte böyle ibadetle geçirirdi
5 - 106. ayetle ilgili açıklamalara bkz.

Suleymaniyevakfi.org'dan Alınmıştır.
 

[TB] Benzer konular

Üst