Nur-u Muhammedi

makes

Üye
.

Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahillezi salla binefsihi alennebiyyi aleyhi ekmelüs salativetteslimi. Ve ahbarena bi salatil melaiketi aleyhi efdalüs salativetteslimi ve emrel mü´minine minel insi vel cinni bissalate aleyhivetteslimi. Vesselatü vesselamü ala seyyidina MUHAMMEDillezi emrena bisselati aleyhi vetteslimi ve ala alihi ve eshabihillezine sallualeyhi ve sellimu biesnafis salati vetteslimi.


Hamd olsun O ALLAH'a ki kendisi Peygamberine salavat ve selamın en güzelini göndermiştir.Ve bize de meleklerin O Peygambere en faziletli salavat ve selamlarınıgötürdüklerini bildirmiştir. İnsanlara ve cinlerden mü'min olanlara OPeygambere salavat ve selam getirmeleri emeredilmiştir. Peygamberimizve Efendimiz MUHAMMED sallALLAHü aleyhi ve selleme'e salavat ve selam olsunki bizi salavatve selam getirmeye buyurmuştur. Ve Onun ev halkına (aline) ve ashabınasalavatın ve selamın türlü ve çeşidi olsun, sizde onlara salavat veselam getirin..

De ki: “Eğer ALLAH’ı seviyorsanız bana uyun ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü ALLAH çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Al-i İmran, 3/31)


Muhakkak ALLAH, ve Melekleri Peygambere salat eder. Ey iman edenler siz de onasalat ve selamda bulunun ve ona tam bir teslimiyetle boyun eğin. (Ahzab56)



ALLAH teala bu ayet- i kerimede, Peygamberi Hz. MUHAMMED sallALLAHü aleyhi ve sellemin kendi nezdinde veyüce varlıklar olan Melekler katında üstün bir makamı olduğunubildiriyor. Kendisinin Hz. MUHAMMED sallALLAHü aleyhi ve sellem'i övdüğünü, Meleklerin deonun için duada bulundurklannı bildiriyor ve yeryüzünde yaşayan bizinsanların da onu övmemizi emrediyor.

“Peygamber sallALLAHü aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Sizden biriniz beniannesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çoksevmedikçe iman etmiş olamaz.”(Buhari, Sahih, İman, 2/8 )


ALLAH ve Peygamber sevgisi imandandır, belki imanın ta kendisidir.Nitekim Hz. Ömer:

-Ey ALLAH 'ın Rasulü! Ben sizi canımdan başka herşeyden daha çok severim" dedi.

Peygamberimiz:

-Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan ALLAH 'a yemin ederim ki, beni canından daha çok sevmedikçe olgun mü'min olamazsın, buyurdu.

Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz.Ömer:

-Ey ALLAH ın Resulü, vALLAHi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum,

deyince Peygamberimiz:

-İşte Ya Ömer, şimdi olgun mü'min oldun buyurdular.

(Ayni, Umdetü'l-Kari,1/144.)


*** *** ***
Selamün aleyküm
ALLAH celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Yukarıdaki ayet ve hadislerdeki önemine binaen Peygamberimiz sallALLAHü aleyhi ve sellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun, sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
Saat 20:00 de başlıyor ve 15 dakika salavat okuyor ve sonunda duamızı yapıyoruz.
Evet kardeşlerim önemle sizleri de bu okumalara davet ediyor ve bu davetimize icabet edeceğinizi ümit ediyoruz.

Biz daveti yaptık Sen Şahid Ol YaRab
 

[TB] Benzer konular

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Filistinli Kardeşlerimize duaya davet!!!

Alemlerin Rabbi’ne kul olma şuuruna sahip insanın gönlündeki
Ulvi duygular,O’na dua ile ulaştırılır..
Alemlerin Rabbi ile kurulan bu irtibat da ulvi duyguları yoğunlaştırır..

Kardeşlerim Filistindeki kardeşlerimize fiilen yardım edemiyorsakta hiç olmazsa dualarımızı esirgemeyelim. Bir ümmet bilinci ve şuuru ile kalpten Rabbimize dua ederek bu zülme seyirci kalmamak adına dünyanın neresinde müslümanlar zülüm görüyorlarsa zülmünden dolayı zalimlerin kahrı için bilhassa Gazze halkı için Filistin'deki katliama seyirci kalmamak adına, Zalimlerin hezimeti ve mazlum müslüman din kardeşlerimizin selameti ve zaferi için Rabbimize
bu gece yatmadan ve teheccüde kalkan kardeşlerimizle de teheccüdde gönül birliği ve dua birliği ederek dua edelim inşallah...

Bismillahirrahmanirrahim

Estağfirullah’ el-azim’ ellezi la ilahe illa hüvel-Hayy’el kayyume ve etubü ileyhi ve nes’elühüt – tevbete vel-mağfirete vel-hidayete lena innehu hüvet-tevvab’ür-Rahim.

Sübhanallahi velhamdü Lillahi ve la ilahe İllallahü Vellahü Ekberü vela havle vela kuvvete illa Billah-il Aliyy’il- azim... (11)

Hasbünallahü ve ni’mel- vekil... (11)
Fatiha-i şerife bil-besmeleti... (1)
İhlas-ı Şerif... (11)
Bieuzü vel besmeleti... (1)
Muavvezeteyni bil-besmeleti... (1)

Mağlup edilmesi imkansız mutlak galip olan, dilediğini zorla yapmaya muktedir olan, her istediğini yapacak surette hakim olan, kendisine inananlara izzet veren, yücelten, düşmanlarını zillete düşüren, hor ve hakir eden, suçlulara ve zalimlere hak ettikleri cezayı veren, verecek olan, her türlü tehlikeden kullarını selamete çıkaran Allahım
MUHAMMED sallallahü aleyhi ve sellem ve aline salat eyle,
Allahım, Kur’an’ın yürüyeni, yaratılmışların en mümtazı, cihanın gözbebeği, alemin tek sevgilisi, Resulün Resul-i Zişan hürmetine Müslüman din kardeşlerimizin düşmanlarını hezimete uğrat, tırnaklarını bunlardan kes, silahlarıyla aralarına ayrılık sal, yüreklerinin ipini kopar, azıklarını onlardan uzaklaştır, yollarını şaşırt, yönlerini saptır, yardımını onlardan kes, sayılarını azalt, kalplerini korkuyla doldur, ellerini-kollarını bağla, dillerini konuşamaz kıl, onların hezimete uğramasıyla arkalarındakileri darmadağın et, onları arkalarındakilere ibret vesilesi kıl, onları rezil rüsvay ederek onlardan sonrakilerin arzulara kapılmalarına engel ol.

Ya Cebbar
Sana kimsenin cebri olamaz. Sana kimse itiraz edemez. Sana kimse karşı duramaz. Sana kimse engel olamaz. Asileri cebrinle yola getirirsin. Zalimleri zelil edensin. Mağrurları gururlarına esir eylersin. Kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin. Zor kullanıp zulmedenleri vicdanlarının pençesine hapsedersin. Her daim emrin altında tutarsın alemi. Tek bir zerre bile karşı çıkamaz kudretine. İstese de istemese de her şeyin her haline, kudret ve azametinle hükmedersin.
Mahlukatın içinde hakkıyla övülen O zatı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine Gazze müslümanların ve yetimlerinin halini sana arz ediyoruz zalimlerin zulmünü, sana şikayet ediyoruz.
Ey, güzel olanı açığa çıkaran ve çirkin olanı gizleyen Rabbimiz!
Yanılgılardan dolayı hesaba çekmeyen, en güzel muameleyle muamele eden, Keremi bol, ihsanı ve lütfu geniş olan, rahmetini inanan mümin kullarından esirgemeyen, her inayetin sahibi, her şikayetin kendisine iletileceği Rabbimiz,
Biz layıkiyle Muhammedi ümmet olamadığımızın ezikliği içinde, ümetin birliğini tesis edemeyimişimizin ve zalimlere karşı Muhammedi bir duruş sergileyemeyişimizden dolayı bizden merhamet nazarını geri çevirip sadece mazlumlar için yalvaran bu dualarımızı geri çevirme Allahım.
Mazlumların gariplerin sahibi, çaresizlerin çaresi Mevla-yı Müteal!
Ey azabı, cezası büyük, mükafatı büyük, rahmeti, merhameti, inayeti büyük olan Rabbim, zalimleri en büyük ceza ile cezalandır, mazlum Müslüman kardeşlerimizi de en güzel mükafat ile mükafatlandır.
Ey reca kapısının biricik sahibi.. ey bütün ümit ve beklentilerin yegane mercii! Kusurlarla alude olan ve gaflet denilen illetten bir türlü kurtulamayan bu zavallı kulların, yine Sana el açıyor...
Bizler talep ettiğimiz mazlum filistinli kardeşlerimizin selameti, kurtuluşu ve zaferleri için bu istekte bulunmaya ve aynı zamanda lütuflara ve payelere ehil değilsekte; fakat, saygı duyulup cezasından sakınmaya layık olan da, günahkarların günahlarını bağışlama, şanına yaraşan da yalnız Sensin.
Ey, gözlerin kendisini görmediği, yaratıkların kendisine ulaşamadığı, hiç kimsenin kendisini vasfedemediği, hiçbir şeyin kendisini değiştiremeyeceği, hiçbir şeyin kendisini korkutamayacağı, bütün incelikleri bilen, suların damlalarının, ağaçlarının yapraklarının sayısını bilen, üzerine gün doğan her şeyin sayısını bilen Yüce Allah’ım! Bizi şu içinde bulunduğumuz durumdan kurtar, bize bir kurtuluş kapısı göster.
Ey sözü hak olan Allah’ımız!
Sen ki, “bana dua edin duanızı kabul edeyim” diye buyurdun, Ey Rabbimiz, sana dua ediyoruz ve senden diliyoruz, Ey Rabbimiz, sana dua ediyoruz ve senden diliyoruz, Ey ellerin sadece kendisine kaldırıldığı Allah’ım, Ey sadece kendisine secde edilen Allah’ım, Ey sadece kendisinin önünde eğildiğimiz ve sadece kendisine rüku edilen Allah’ım, Ey mü’minlerin sadece kendisine boyun eğdiği Yüce Allah’ım, Ey Allah’ım bizim üzerimizden şu kuşatmayı kaldır, İslam ümmetinin üzerindeki şu büyük musibeti kaldır, Filistinli müslüman din kardeşlerimiz üzerinden kuşatmayı kaldır ve ondan kurtar, Ey sözü hak olan Allah’ım, Sen Yüce Kitabında: “Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhine bir yol vermeyecektir” diye buyurdun.Ey Rabbimiz, biz sana güveniyor ve sözünü tasdik ediyoruz. Biz inanıyoruz ki sen, dostlarının aleyhine düşmanlarına yol vermeyeceksin. Mü’minlerin aleyhine Yahudilere yol vermeyeceksin. Mücahitlerin aleyhine münafıklara yol vermeyeceksin, Ey Rabbimiz, dostlarının aleyhine düşmanlarına yol verme
Ey Allah’ım, Biz sana sığındık. Senin Kitabına yapıştık. Allah’ım sana inanan mümin kullarını zillete düşürmezsin. Biz senin kitabına ve peygamberinin sünnetine yapıştık.Sadece senden diliyor ve sadece sana sığınıyoruz. Ey sözü hak olan Allah’ım, Ey Allah’ım, biz senin Sevgili Peygamberini seviyoruz. Ona olan sevgimizin bereketiyle dualarımızı kabul eyle Kur’an-ı Kerim’in ve Mescidi Aksa’nın bereketiyle dualarımızı kabul eyle. Ellerimizi sana açtık, dualarımızı sana yöneltiyoruz. Ey yaratılanların yaratıcısı, mülkün sahibi, din gününün sahibi Önderimiz bize: “İstediğin zaman Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile” diye buyurdu.
İşte biz de senden istiyoruz. Senin bizim dışımızda daha pek çok kulların var, ey Allah’ım,
Ama bizim Senden başka Rabbimiz yok. Sana dua etmezsek kime dua edebiliriz, Senden dilemezsek kimden dileyebiliriz? Ey Kitab’ı indiren, bulutları yürüten, küfür gruplarını hezimete uğratan, hesabı hızlı olan Allah’ım, Senin kitabından sapanları hezimete uğrat, Ey Allah’ım, Senin dostlarına, salih kullarına, Peygamberinin yolundan gidenlere yardım et. Ey Allah’ın Yahudileri ve mü’minlere karşı onların yanında yer alanları sana havale ediyoruz..Onları, kafirlerden geri çevrilmeyecek olan şiddetli cezana maruz eyle Ey Allah’ım, onlara karşı ilahi gücünü ve kudretini bize göster. Küfür askerlerini, Firavun’u ve Semud’u helake uğratan Allah’ım! Yahudileri ve mü’minlere karşı onlara dost olanları sana havale ediyoruz. Ey Rabbimiz, ey Mevlamız, dileklerimizi kendisine ilettiğimiz ilahımız,
Mazlum olan; şu anda şiddete ve çeşitli işkenceye maruz kalan kardeşlerimize yardım et. Zalimlerin şerrinden muhafaza eyle. Üzerlerindeki kuşatmayı kaldır...

...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi


Hazret-i Peygamber (s.a.v)’in bir sohbetinde Sevban (ra), Habibullah’a pek derin ve dalgın bir surette bakıyordu. Gayet de ızdıraplı bir hali vardı. Öyle ki onun bu hali, Alemlerin Efendisi’nin dikkatini çekti. Merhametle sordular:

“–Ya Sevban! Nedir bu halin?”

Sevban (ra), bu iltifat ile muhabbet çağlayanı haline gelen sevdalı gönlüyle şöyle dedi:


“–Anam, babam ve bu canım sana feda olsun ya Rasulallah! Senin hasretin beni öyle yakıp kavurmaktadır ki, nurundan ayrı geçirdiğim her an bana ayrı bir hicran olmaktadır. Dünyada böyle olunca ahırette nice olur diye dertleniyorum. Orada siz peygamberlerle beraber olacaksınız. Benim ise, ne olacağım ve nerede bulunacağım belli değil! Üstelik cennete giremezsem, sizi görmekten tamamen mahrum kalacağım! Bu hal beni yakıp kavuruyor ey Allah’ın Rasulü!”


Hazret-i Peygamber (s.a.v), Sevban ile birlikte ashab-ı kiramdan da zaman zaman vaki olan bu ve benzeri hicranlı sözlere ve ayrıca kıyamete kadar gelecek olan ümmetin muhabbet ve aşk kafilesinin yanık gönüllerine sürur dolu bir müjde sadedinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kişi sevdiği ile beraberdir...”


Tabii ki, samimi muhabbet, itaat ve teslimiyyet şartı ile…

...
Selamün aleyküm
ALLAH celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallALLAHü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

MiM

Admin
Yönetici
Membership
Ynt: Nur-u Muhammedi


başım, peygamber aşıklarının ayakları altındadır...
binler teşekkür, aşk dolu yüreğinize sağlık muhterem kardeş...
dua eder misiniz, ki... muhabbetiniz bu abd-i aciz'in çölleşen yüreğine de sirayet etsin!
günahları sebebiyle karanlığa gömülen ruhuna bir iksir olsun...
***
ve dediğiniz elbet yapılacaktır, bi iznillah...
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

__|MiM|__' Alıntı:
başım, peygamber aşıklarının ayakları altındadır...
binler teşekkür, aşk dolu yüreğinize sağlık muhterem kardeş...
dua eder misiniz, ki... muhabbetiniz bu abd-i aciz'in çölleşen yüreğine de sirayet etsin!
günahları sebebiyle karanlığa gömülen ruhuna bir iksir olsun...
***
ve dediğiniz elbet yapılacaktır, bi iznillah...
Selamün aleyküm
Kardeşim davetimize icabet ettiğinizden dolayı Allah celle celalühu sizden razı olsun..
Cahiliyye döneminde ashab-ı kiram, şirk ve günah gibi manevi kir içindeyken, hidayet bulup Allah Rasulü Efendimiz salallahü aleyhi ve sellem’in feyizli sohbeti ve manevi terbiyesiyle gönüllerini arındırdıkları anda dünyanın en mümtaz insanları haline geldikleri gibi...
Gönüllerimizde feyz, muhabbet ve vecd vasıflarının zirveleşmesi ve Efendimizin teveccühünü kazanmak için, bizler üç yıla yakındır türkiyenin bir çok şehirlerinden ve avrupanın ülkelerinden katılan kardeşlerle aynı saatte salavat okumalarına devam ediyoruz. Her nerede olursak olalım aynı saatte tek yürek olarak, gönül birliği ile salat ve selam okuyor ve akabinde dua ediyoruz ayrıca özel dua isteyen olursa duamızda yer veriyoruz.
Sizi de aramızda görmekten çok mutluyuz. İnşallah dualarımızdasınız.
selam ve dua ile...
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Hz.Peygamber’e iman etmek farzdır. Hz.Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e iman etmek İslamın erkanından birisi, imanın da şartlarından bir şarttır. Bundan dolayı her Müslümanın O’nun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna şehadet etmesi, O’nun Rabbinden getirdiği her şeyi tasdik etmesi ve O’ndan gelen bütün sözleri ve fiilleri kabul ederek, O’nu hayatında kendisine örnek alması gerekir.
Hz.Peygamber’i sevmek, her mümin için en gerekli taatlerden biridir.
Bu sevgi bir insanda gerçekleşmezse, o insan gerçek mümin olamaz.
Bütün alemlere hidayetle gelen, bütün insanlık için rahmetle gönderilen insanlara kitabı ve hikmeti öğreten, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan Yüce Peygamberdir.
Hiç şüphesiz ki; Allah sevgisinden sonra sevgiye en layık olan Hz.Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’dir. Zira Yüce Allah, bir ayet-i kerimede Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran, 3 / 31.)

Allah’ın sevgisine erebilmenin tek yolu, peygamberi sevmek ve O’nun getirdiklerini gönülden benimseyip kabul etmek; ilahi rahmetin insanlıktan yana ışık ve enerjisini ondan almaktır.


...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler

O, lütfu ilahinin hayatına nasıl yön verdiğini gerçek hayatından kısa kesitlerle şöyle anlatacaktı...:


Orta öğrenimimi yaptığım yıllarda kitap okumaya olan ilgim ve sevgim atmıştı. Roman türü kitapların yanısıra en fazla ağır basan dini eserlere olan ilgim dini yönümün etkisinden olmalıydıki, yayın evlerinden ciddi eserler getirtiyordum. Bunlardan birisi de KaraDavut ismiyle meşhur olan Delail-ül-Hayrat ve Meşarık-ul-Envar isimli kitap idi. Aslında okulların açık olduğu bir sırada kitap okumaya çok zaman ayıramadığımdan, kitap içerik olarak salavatı şerifeler ve tercemesi içerikliydi. Nasıl olsa salavatı şerifeleri her fırsatta anlık olarak okuyorum diyerek bu kitabı tatillerde okurum düşüncesiyle kısa bir bakıp kitaplığıma koymuştum...
Taaki zaman olgunlaşıp ya da ham meyvenin olgunlaşması gibi, Yunus Emrenin: ''hamdım, piştim, yandım'' misali ham halimin pişmiş hale dönüşmesi anına kadar!

Zaman nelere gebe değilki, gün doğmadan neler doğmazdıki, ilahi kudret nelkere kadir değildiki!...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
ALLAH celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallALLAHü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-

Zamanın akışı içerisinde gerek öğrenimimi sürdürdüğüm yıllarda gerekse daha sonra islami camianın içerisinde, acizane hizmetlerim devam ediyordu inancımda/imanımda hiç bir sapma olmadan yaşamımı idame ettirmeye çalışırken, içimde yinede bir boşluğun olduğunu hissediyordum. Kaderin bir tecellisi, yaşamıma yurtdışında devam ettirmeye başlamıştım. Burada da hizmetlerim devam ediyordu. Öyle zaman olduki, çok acılar yaşadım. Fakat beni ayakta tutan, güçlü kılan sadece ve sadece inancım, imanımdı.
'' Her ne hayır gelirse Hakk'tan, her ne şer gelirse kendi nefsinden'' sırrını hakkıyle idrak edecek durumda değildim.
Acılar, hüzün, belalar sağnak sağnak yağıyordu sanki. Halbuki bütün bunlara maruz kalan ben, belanın/acıların özünde yatan gizli hayırı idrak edemiyordum, Ya da kabüllenemiyordum çünkü bu bana daha fazla acı veriyordu. Cephesini savunamayan bir asker gibi, yaşadığım ülkeyi yıllar sonra terketmem gerekiyordu. Bunun kararını çok zorda olsa aldım.
Evet bana hicret görünmüştü, öz yurda tekrar hicret edecektim. Fakat bunun hiçte kolay olmayacağını ve orada çok daha çetin bir mücadeleye maruz kalacağımı biliyordum. Biliyordum ama bu hicret kendi nefsim için olmadığı için katlanmaya değerdi. Kendi nefsimden gelen belalar olmasaydı tüm bu belalara maruz kalırmıydım hiç!
Bu hicret, bu kaçış aslında kendimden kendimeymiş/zahirden batınaymış! O an bunu bilebilirmiydim hiç...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi


Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler

-devamı-

Tüm hazırlıklarımı yapmıştım, artık öz vatana dönebilirdim. Geçen onca yıllarımı, acısıyla tatlısıyla her şeye ve verdiğim onca emeğe sırtımı dönüp gidiyordum, ne acıydı bu!..
Öyleya, yaşanması gereken yaşanacaktı, ilahi tecelli ne ise o gerçekleşecekti, bundan kaçış yoktu.
Cereyan eden olaylara karşı bütün gücümle, yılmadan mücadele ettim ama insanın kadere karşı koymaya gücü yetebilirmiydi, bazı şeyleri değiştirebilirmiydim? Elbette hayır. Bir çok şey benim iradem dışında cereyan ediyordu. Gardım düşmüş, teslim olmuştum...
Halbuki ''Bu gün Allah için ne yaptın'' ikazının gereği, azami gayret göstererek müslümanların sorunlarıyle hemdert olup islama ve müslümanlara sırf Allah rızası için adeta gecemi gündüzüme katarak hizmete devam ediyordum. Ama yinede bende bir boşluk vardı tarif edemediğim!..

Nihayet vatana dönmüştüm, dönmüştüm ama bu dönüş o kadar buruk o kadar emri vaki idiki, sevincini dahi yaşayamıyor, nereden başlayacağımı, nasıl hareket edeceğimi dahi bilemiyordum.
Burada yeni bir hayata başlayabilecekmiydim, her şey normale dönecekmiydi, bunun gibi onlarca yüzlerce sorular sorular, kendi kendime sorduğum yığınlarca cevabını alamadığım sorular...
Aman Allahım bu nasıl bir imtihan, bu nasıl bir süreç...
Babamlara geldikten bir müddet sonra oradan ayrılmak zorundaydım, hayat insana bazen ne kadar acı da gelse, o acıları istenmeden de olsa yudumlamak gerekiyordu,
o acılar boğazımda düğümlense, yüreğime çakılsa bile...

devam edecek....
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi



Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler

-devamı-

Ben ülkeme döndükten bir müddet sonra, problemlerin mislince artacağını biliyordum. Zaman fazla geçmediki, her yerde aranıyordum. Artık ne babamlarda nede başka akrabalarımda kalamazdım. Oradan hemen ayrıldım, artık kaçak hayat başlamıştı benim için. O şehirden o şehire gidiyor, izimi kaybettirmeye çalışıyordum. Her seferinde yakalanmaktan kıl payı kurtuluyordum. Zaman akıp gidiyordu. Bazen babamlar ziyaretime geliyorlar, çok nadir de olsa ben de onları geceleri ziyaretlerine gidiyordum. Benim için böyle bir yaşam, piskolojik olarak dayanılmaz hal alıyordu. Gıyabımda yurt dışında ve yurt içinde iki ayrı dava açılmış ve baskılar artmıştı. Benim maruz kaldığım durumlar kadar, yakınlarımda maruz kalmışlar, onlarında huzurları kaçmıştı. Yurtdışındaki mahkeme aleyhime sonuçlandığını öğrendim. Bütün sınırlara hakkımda yazı gönderilmiş ve artık yutdışınada çıkmam imkansızlaşmıştı. Hiç olmazsa türkiyedeki mahkemede suçsuzluğumu kanıtlamam gerekiyordu. Bunun için bir avukat tutmuştum. Kendisi türkiye çapında tanınmış birisi olmasına karşın benim davamda ihmalkar davranıyordu. Çaresiz değiştirmek zorunda kaldım. O kadar tedbirli davranıyordumki, adresimi avukatıma dahi söylemiyor, annem ve babamın dışında kimse bilmiyordu. Ne acıdırki, artık insanlara güvenim kalmamıştı. Tek sığındığım sığınak, tek güvendiğim varlık Allah cc idi. Ben hep dua dua dua ediyordum. Öyle bir süreç başlamıştıki, sanki hiç bir şeyden fayda olmuyordu. Allah'ın yardımı gelmeden, ben içinde bulunduğum bu durumdan kurtulamıyacaktım. Aslında Allah'ın yardımı olmadan hangi başarı elde edilebilirdiki!?
Bir yandan vesileler arıyor, her an da dualarımda Rabbimden yardım diliyordum. Büyük bir çabayla, var gücümle mücadele edip insanlardan da yardım talep etmeme karşın, onların hiç bir faydası dokunamıyordu. Sanki Rabbim kaza ve kaderin ne olduğunu benim idrakimi açarak bana göteriyordu. Evet şu kesinki, Rabbimin yardımıyle benim idrakim açılmaya başlamıştı.

Hayat bana o kadar anlamsız gelirdiki, sağlam bir inanç ve imanım olmasaydı. Bütün bunlar bir bakıma bu inancım gereği olmasaydı!..

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi


Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler

-devamı-

Anavatana geldiğim ilk günün sabahına ezanlarla uyanmıştım. O an ezanların hiç bitmemesini istedim. Ruhuma öyle nüfuz ediyorduki, yıllardır minarelerden okunan ezan sesine hasrettim, bu duyduğum sabah ezanı yüreğime öyle dokunuyorduki, gözlerim doldu. Yarabbi bu ne büyük nimett

''Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli''...

Demirci ateşten çıkardığı demire şekil vermek için nasıl dövüyorsa, belalar da üstüme üstüme öyle geliyordu. Demirci dövdükçe nasıl demir şekilleniyorsa, belalar geldikçe ben Rabbime daha da yakınlaşıyordum sanki!..

Bu dünyada müslümanca yaşamak yasakmıydı, bu dünyada müslümanın hakkını teslim edecek bir kanun ya da bir merci bulunmayacakmıydı. Heyhat

Öz yurdunda garip, öz vatanında parya...

Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! Kime lakin?...

İçim kan ağlıyordu, hangi kanun benim hakkımı teslim eder, hangi merci beni haklı bulurduki.
Şükür rahmet ayı ramazan geldi. Şükürki, bu defa ramazanı ülkemde ifa edecektim...
Ve yine babamlarla beraberdik, oruç bana daha bir başka haz verecekti. Ramazan günlerinden bir günde, babamın tanıdığı emekli bir imam ziyaretine gelmişti. İslami konularda sohbet ediliyordu, ben onları büyük bir nezaketle dinliyordum. Bir ara hoca efendi bana yönelerek:
-''Bak delikanlı sana Karadavut ismiyle meşhur Delail-ül-Hayrat ve Meşarık-ul-Envar kitabının müellifinin neden o kitabı yazdığı hakkındaki hayat hikayesini nalatacağım, iyi dinle'' dedi.
Ben de buyurun hocam anlatın dedim. Bu kitabı ismen hatırlamıştım, çünkü ben bu kitabı almıştım ama okuma fırsatı bulamamıştım. Hoca efendi anlatmaya başladı:

Talebelerinin sayısının on binleri bulduğu rivayet edilen Muhammed Cezuli, bir gün yolculuk esnasında vakit namazını kılmak için abdest alması gerekiyordu, etrafta su aramaya başladı. Nihayet bir kuyu gördü, kuyunun yanına vardığında kuyunun yanında su çekmek için kova ve ip yoktu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Ne yapacağını şaşırmış bir şekilde etrafına bakınırken elinde bir su testisi bir kız geldi. İmam Cezulinin kuyuya şaşkın ve çaresiz bakışlarını farkedip ona şöyle dedi:
-"Sen kimsin ve niye şaşırdın?"
Muhammed Cezuli, onun kova getireceği ümidi ile kendisini tanıttı ve halini bildirdi.
Kız bunun üzerine ona;
-"İnsanlar sizi hayır ve kerametle överler. Siz ise kuyudan su çıkarmaktan acizsiniz." dedi ve gelip kuyunun içine doğru bir şeyler okudu.
Allahü tealanın izni ile su, kuyudan taşıp dışarıya akmaya başladı. Muhammed Cezuli abdest aldıktan sonra kıza:
-"Sen bu keramete hangi amelin sebebi ile nail oldun?" dedi. Kız da:
-"Resul-i ekreme salevat-ı şerifeyi çok getirmekle ve salevat okumaya devam ederek kavuştum." diye cevap verdi.
Muhammed Cezuli, bu duruma hayret ederek:
-"Acaba hangi salevat-ı şerifeyi okumaya devam etsem?" diye düşünmeye başladı.
O gece, bu düşünceden dolayı uyuyamadı. Bu düşünce içerisinde yatakta yatarken, hanımı yatağından kalktı. En güzel elbisesini giyip, örtüsünü örtüp evden dışarı çıktı. Bunu görünce, hanımının bu saatte nereye gittiğini merak ederek arkasından dışarı çıktı ve onun deniz kıyısına doğru gittiğini gördü. Önünde ve ardında bir arslan ona bekçilik ediyordu. Merakı daha fazla arttı. Hanımı kıyıya varınca denize girdi ve yürümeye devam etti, sonunda küçük bir adaya ulaştı. Arslanlar denizin kıyısında yattılar. Orada abdest alıp, namaz kılmaya başladı. İbadetten sonra, yine su üzerinde yürüyerek kıyıya geldi. Arslanlar da kalkarak, biri önde, diğeri arkada yürümeye başladılar. Muhammed Cezuli daha önce eve gelip, uyuyor göründü. Hanımı, eve gelip elbiselerini değiştirip, yattı. "Hanım bunu her gece mi yapıyor?" diye düşünerek, üç gece onu gözetledi. Hanımının her gece böyle yaptığını gördü.Üçüncü gecenin sabahında, bu durumu hanımına sordu. Hanımı ona:
-"Siz, bu işe şimdi mi vakıf oldunuz? Uzun senelerdir ben böyle yapıyorum." dedi.
Bunun üzerine Muhammed Cezuli:
-"Acaba, bu keramete ne sebeple kavuştunuz?" diye sorunca, hanımı:
-"Resul-i ekreme salevat-ı şerife okumayı hiç bırakmadım. Nimete bu yüzden kavuştum." dedi.
Muhammed Cezuli:
-"Devam ettiğiniz bu salevat-ı şerife hangisidir?" diye sual etti.
Hanımı cevap vermedi. Israr edince:
-"Bu gece istihare edeyim, izin olursa, cevap veririm." dedi.
Sabahleyin hanımı:
-"Açıkça söyleyeyim, haber vermeye izin yoktur. Ancak salevat-ı şerifeleri topla, onların içinde varsa, "Vardır" diye haber veririm." dedi.
Bunun üzerine Muhammed Cezuli, birçok kitaplarda bulunan salevat-ı şerifeleri topladı ve bir kitap yazdı. Hanımına, yazdığı bu kitabı okuduğu zaman, hanımı:
-"İçinde birkaç yerde vardır." dedikten sonra:
-"Bu kitabı okumaya devam edenin, Allahü tealanın rahmetine kavuşacağında şüphe yoktur." dedi. Muhammed Cezuli bu eserine; Hayırlara deliller ve nurların doğuşu manasına gelen Delail-ül-Hayrat ve Meşarık-ul-Envar ismini verdi.


devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-

Karadavut ismiyle meşhur Delail-ül-Hayrat ve Meşarık-ul-Envar kitabının müellifi Muhammed Cezulinin bu kitabı yazmaya karar vermesine neden olan yaşanmış hayat hikayesini dinledikten sonra, sanki içime bir ateş düşmüştü, yüreğimde bir sızı başladı. Hoca efendiyi duymuyordum artık. Kendi kendime hayıflanıyordum. Yıllar önce almış olduğum o kitabı neden okumadım diye söylenip durdum. Misafir hoca efendiyi uğurladık. Ben hemen o kitabı buldum ve incelemeye başladım. Bu gerçekten de o kitaptı. Aslında önemli olan, kalın tek cilt halinde, birkaç yüz sayfadan ibaret olan kağıt yığını değildi. Asıl önemli olan, içerisindeki kıymetli salavat-ı şerifelerdi.
Ramazan ayı olması hasebiyle teravih namazını kıldıktan sonra salavat-ı şerifeleri okumaya başladım. Sahur vakti geldi, sahuru yaptıktan sonra da devam ettim, taki sabah namazına kadar. Sabah namazını eda ettikten sonra, okumaya başlarken niyet duasında olduğu gibi Efendimizi görme niyetini tekrarladım ve yatağa yattım. Gözlerimi kapattıktan bir müddet sonra hayatımda hiç görmediğim bir şekilde gözlerime küçük bir nokta halinde bir ışık belirdi. Bu ışık büyümeye başladı. Öyle büyüdüki, bu ışık tamamen gözlerimin içini doldurdu. Ben b u durumu hayretle izliyordum. Daha sonra öyle bir nur yansıdıki, ömrümde öyle canlı renkleri görmemiştim. Bu Efendimizin nuruydu. Bu nurun yansımasıyla Efendimiz karşımdaydı. Ben o an hem şok olmuştum ve hemde Onun güzelliğine ve nuruna hayranlıkla bakıyordum. Bu hayranlıktan olsa gerekki ben ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyetteydim. Efendimiz ise bana gülümsüyordu. Ben artık kendimi tutamadım birden ağlamaya başladım. Bu lütuf, bu ihsan, bu sa'adet karşısında ağladım ağladım. Aynı zamanda şok içerisindeydim, çünkü böyle bir anı hiç hesap etmemiştim. Benim o anki halimden olsa gerekki, gülümseyerek birden kayboldu. Ben kendimi firenleyemiyordum, gözlerimdeki yaşlar dinmiyordu. Kendimi sokağa attım, hem yürüyor hem ağlıyordum. Saatlarca bir mecnun gibi yürüdüm, nereye gittiğimi bilmeden...

Bir geceyi sabahlarken

Hem salat hem selam okurken

Sabah oldu kıldım namaz

Yatarken Rabbime etmiştim niyaz

Arzularım o sevdaya

Kavuşmaktı Rasulullaha

Bağrım uykuya dalıyorduki

Birden bir nur aksetti gözlerime

Hem Rasulullah geldi tebessümle

Ömrümde görmedim öyle nur

Hem içim oldu pürnur

Ben şaşkına döndüm bir an

Hem aşkınla sarhoş oldum o an

Saygımdan dilim tutulmuştu

Edemedim bir kaç kelam

Güzelliğine hayranlığımdan

Olmuştum Ona ram

Ben seyrine dalmıştımki

Bilmiyorum ne kadar geçti zaman

Hayret hayran bakarken ben

Gitti tebessümle yeniden

Beni birden hüzün bastı

Aktı yaşlar gözlerimden

Ey Nebi ararım seni

Bitab düştüm özleminden




devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz...
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-

Yüreğim çoraktı
Dilik dilik
Toprak misali...


Sen geldin
Ansızın iklim değişti
Bir gül yeşerdi yüreğimde...


Sen geldin
Sevda okyanusunda
Buldum kendimi...


Sen geldin
Bir gül yeşerdi yüreğimde
Al sevdalı renge büründüm...


Sen geldin
Eşsiz güzelliğinde
Hayat buldu ruhum...


Sen geldin
Lime lime doğranmış yüreğim
Aşkınla şifaya erdi Efendim.




Hoş geldin Ya Rasulallah
Yaralı yüreğime nurun şifa oldu efendim


YaRabbi benim gibi aciz, günahkar kulunu böyle bir şerefle şereflendirdiğin için Sana ne kadar hamd etsem azdır diyor hamdimi dilimden düşürmüyordum. Sanki yeniden doğmuş gibiydim. O kadar mutluydumki, içim içime sığmıyordu. İdrakim açıldı birden. Artık hayata çok farklı bakıyor, beni alakadar eden olayların nedenini/niçinini farklı yorumluyordum. Bende öyle şeyler değiştiki, musibet, bela, hüzün bana acı veremiyoru artık. Manevi yaralarım sarılmıştı, tüm yakarışlarım lahuti aleme ulaşmıştı, ''mazlumun duası süratle kabül olur'' tahakkuk etmişti.
Demekki sevgi dilden kalbe indirilirse vuslat gerçekleşiyormuş...
Ogünden sonra zaman zaman ilk defa gördüğüm nokta halindeki nur, genişleyerek büyüyor birden gizli alem açılıyor, arapça harflerle çeşitli şekiller/işaretler gösteriliyordu...
Daha sonra sevindirici haberler peş peşe gelmeye başlamıştı. Benim mahkemdeki kazanacağıma ümidimi kestiğim davanın seyrinde ani bir gelişme yaşandı lehime seyri başladı...
Allah'ü Zülcelal Hazretlerinin lütfu/yardımıyle, Rasulallah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin teveccühüyle yaralarım sarılıyor, kaybettiğim tüm cepheleri tekrar kazanmaya başlıyordum. Şerlerden de şerlerin içine düştüğümü zannederken, o çetin şerlerin içinde ne müthiş hayırlar gizliymiş! Bunu görüyor, yaşıyor ve idrak ediyordum...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Yukarıdaki ayet ve hadislerdeki önemine binaen Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi


Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-

Benim bu hicretim zahiri boyutundaki anlamlarından ziyade, kendi ruh alemime olan batıni boyutundaki yolculuğummuş. Bu seyir için günah gömleklerimi çıkartıp, dünya süslerine yüz çevirip, benlik libasından sıyrılmam gerekiyormuş ki, benim iradem dışında bunlar gerçekleşmişti.
O Yüce Rabb'ül Alemin nelere kadir değilki. Her şeyimi kaybettim derken, kendimi bulmuştum.
Anlıyordum artık bendeki eksik olanı, takva yönünden o kadar eksiklerim varmışki, bunun idrakine varmıştım...

Babamı gecenin hangi saatinde görsem o hep namaz kılıyor olurdu. Ben ise onu kendimce eleştirirdim, sabahlara kadar namaz kılmak yerine, aktif bir şekilde islama hizmet etmek gerekir derdim. Zaman içerisinde anladımki, onun sabahlara kadar Rabbine nafile ibadet etmesini gördükçe benim yaptığım hizmetleri küçümsemesemde yine de eksikmiş. Bu eksikliğimin idrakine vardıran Rabbime hamd olsun...

Zaman akıp gidiyordu, benim davam hakkında duruşma üzerine duruşma yapılıyor artık bu davanın lehime sonuçlanacağı ihtimalı artıyordu. Ben ise o şehirden o şehire sürekli yer değiştiriyordum...

Maddi ve manevi o kadar kayba uğramıştımki, deli olmam içten bile değildi, hatta bir keresinde babamın anneme bu gidişle kafayı bozacak dediğini duymuştum.

Efendimizin gelişiyle her şey o kadar değişti ki, ben hayata yeniden dönmüştüm. Hayata direncim artmış ve yeniden güçlenmiştim. Artık hiçbir şey bana acı veremez, hiçbir çile beni yıkamazdı.
Mahkemede hakkımdaki dava hakkında bir duruşma daha oldu. Evet nihayet dava lehime sonuçlanmıştı. Artık kaçak hayat benim için bitmiş ve normal hayata dönmüştüm...

Bir mümin olarak ibadetlerimi yaparken nafilelere önem vermeye başladım. Bununla birlikte Efendimize salavat-ı şerifeleri kendime vir edinmiştim.

Daha sonra İslamın ilk şartı ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimizin zikirlerin en üstünü diye belittiği iki özelliği bulunan birincisi: bütün harfleri ecvef olan. İkincisi: Bütün harfleri noktasız olan. Allah Teala’dan başka bütün mabudlardan tecerrüde işaret eden. Nefiy ve ispattan ibaret olan. “La ilahe” derken Allah Teala’dan başkasından uluhiyeti nefyetme, “İllallah” derken de Allah Azze ve Celle’nin uluhiyetini ispat etmek olan. Allah Subhanehu dışında ibadet edilen her şeyi reddetmeyi ve zatıyla ibadete layık olanın sadece Allah olduğunu ispat etmeyi ifade eden, ''hakkıyla mabud olan yalnız Allah’tır La ilahe illallah'' zikrini vird edindim.

'' Bir ikaz: bunu söyleyen kimsenin, söylediğinin gereği olarak fiilen reddetmesi ve Allah Azze ve Celle’nin hakkını söz ile ispat ettiği gibi fiili ile de ispat etmesi gerekir. Zira amaç dil ile söylemek değil, bilakis bu mübarek kelimenin kapsadığı manayı gerçekleştirmektir. Bu kelimenin Müslümanların şuurunda bariz bir yeri vardır. Kul, bununla yaratıcısı Tebarek ve Teala’ya kulluğa layık hale gelir. Boyun eğiş ve Allah Azze ve Celle’yi yücelterek ikrar eder, nefsi bu kelime ile parlaklaşır, yaratıcısı Subhanehu ve Teala’ya bu kelimeyle bağlanır, kişi İslam’ını bununla ilan eder, alemlerin rabbi olan Allah’a inanmaları bununla belirtilir, emrine itaat edenler, Allah’ın sağlam ipine sarılanlar, Allah’a itimad edenler ve işlerini Allah’a havale edenler bu kelimeyle ayrılır.''

Bu zikre devam ediyordum. Bir gün birden semada bir göz belirdi bana bakıyordu, o an kalbime bir ilham doğdu ''Bu alemde her şeyin kayıt altında olduğu'' idi. Daha sonra semada arapça olarak La ilahe illallah yazıldı. O an ben tüm zerrelerimde O azameti hissettim. Sübhanallah, sübhanallah, AllahuEkber diye haykırdım...

devam edecek..
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-


Hayatım adeta bir zındana dönmüşken, Efendimiz salallahü aleyhi ve sellem'in gelişiyle tüm ızdıraplarım dinmiş, adeta yeniden doğmuş gibiydim...Zaman zaman benim iradem dışında çeşitli ilhamlar geliyor, bazen bu kalbime doğarken, bazen de kendi iradem dışında dilimle söyletiliyordu.

Ehlullah derki: ''İlahi ilhamlar; istemekle gelmez, bir sebepten dolayı da gitmezler, belirli bir zamanda ve belirli bir şekilde de gelmez...''
bende de böyle oluyordu.

Günlük zikirlerime Lafza-i Celal'i, Efendimize salavat-ı şerifeleri ve La ilahe illallah'' zikrini kendime vird edinmiştim. Bir gece , katından ilim öğretmesi için Rabbime yalvardım. Sabah namazından sonra, yakaza halindeyken bana ''Alim'' esmasının arapça ve latince rakamlarla 160 defa ve on artırarak zikretmem gösterildi. Bundan böyle günlük zikirlrrime ''Alim'' esmasını da eklemiş oldum.

''İhlasla "Ya Alim" diyen bir müslüman bu isme devam etse, maddi ve manevi ilim kapıları kendisi için açılır.''


Ya Alim
Her şeyi ilminle en iyi bilen sensin
Biz aciz kullarız, her şeyi bildiren de sensin
Ezelden de ebede kadar da bilen sensin
İlimler senden akar gelir bizlere
Çünkü ilmin kaynağı sensin
Bildiren de, gördüren de, işittiren de sensin


Lafza-i Celal'e dilimi öyle alıştırmıştımki, ''Halk arasında dahi Hakk ile olmak'' sırrı gereği sokakta, çarşıda, pazarda hiç dilimden düşürmüyor, hep zikrediyordum. Birgün yine çarşıya çıkmıştım ve her zaman olduğu gibi sessizce zikrediyordum. Bir müddet sonra birden irkildim. Allah Allah sesini duyuyordum ama bu çok farklıydı. Biraz durdum ve dinledimki, kalbim aynı ritimde Allah Allah diye zikrediyordu. Hani derlerya tüylerim diken diken oldu diye, aynen öyle oldu.
Ehil kimseler: ''Lafza-i Celal zikri, kalbde bir hararetin doğmasına sebep olur. Bu hararet, kalbi tasfiye eder ve orada zikrin nurunun zuhurunu sağlar.'' demişlerdir.
“Dünyaya geliş ve gidiş” gibi iki muazzam ve dehşet verici gerçek arasında sıkışan beşeri idrak, dünya ve ukbaya aid kamil bir değer hükmüne ulaşıp hal ve hareketler buna göre tanzim edilmedikçe, çocukların oyuncakları gibi izafi gölgeler aleminden kurtulup hakikat yurduna doğru manevi bir yolculuğa çıkamaz.

''Her neye noksan bakarsan ol sana noksan olur
Eğer kemaliyle bakarsan ol kemalindir senin''.


devam edecek
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü alyhi ve sellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-


Türkiyedeki ve yurtdışındaki davalar düşmüş ve sınırlardaki hakkımdaki tutuklama kararı kalkmıştı.
Artık her şeyimi orada bırakıp terkettiğim ülkeye geri dönebilirdim. Orada yeniden işleri yoluna koymak pekte kolay olmayacaktı. Fakat ben her türlü zorluklara alışmıştım. Yaşamımda meşekkatin, sıkıntının, hüzünün olmadığı ya da geciktiği zaman ben kendi kendime sorgular hale gelmiş, sıkıntısız bir anımı yadırgar olmuştum. Bütün bunlar benim yaşamımın bir parçası olmuştu...
Yakınlarım ve samimi dostlarım geldiğim ülkeye bir daha dönmememi ısrarla telkin etmelerine rağmen ben dönmüş, birçok proplemleri aşarak oraya tekrar yerleştim. Yaşamıma burada devam ettiriyordum. Burada çok şey değişmişti, bu zaman zarfında insanımızın bu kadar değişmesi doğrusu beni çok şaşırtmıştı.Müslümanlardaki dine olan hizmet aşkının yerini dünyevi sevgiler almış olması beni gerçekten üzüyordu...
Avrupada yaşayan insanımız kendi kabuğunu kırmayı başarmış kimisi işçi olmaktan kurtulup işveren olmuştu. Avrupalı her zamanki kurnazlığını göstererek birtakım teşfiklerle buralarda mülk edinmeye yönlendirmiş, sıcak paranın türkiyeye akmasını önlemekte başarılı olmuşlardı. Elbetteki bir bakıma insanımız kiracı olmaktan kurtulup ev sahibi olmuşlardı. Ben de bu kervana katılmıştım.
Kendi işimi kendim kurmuş ve birde ev alarak buradaki yaşamıma bu şekilde devam ediyordum. Benim feci bir kaza geçirmeme kadar her şey yolundaydı. Ben işlerle ilgilenemeyince çalıştırdığım işçiler de işi gerektiği şekilde yürütemeyince iş bağlantılarında problemler olmaya başladı. Ben sıhhate kavuşuncaya kadar artık çok geç olmuştu. Avrupanın genelinde kriz zaten vardı, direnmek boşunaydı...

Yine büyük bir imtihandan daha geçiyordum.
Firmayı tasfiye edip evi de acilen satmam gerekiyordu. Yine her şey üst üste gelmiş, çok bunalmıştım. Evin satışı için internette satış ilanı verdim. Acilen satmam gerekiyordu. İlan verdiğimin üçüncü günü ayrı ayrı iki alman evi görmek için telefon etmişlerdi. Aslında ikisine de aynı güne randevü vermemem gerekirdi fakat benim kafam o kadar karışıktıki, bunu düşünecek halde değildim. Bütün gün evde olacağımı, ne zaman gelmek isterlerse görmeye gelebileceklerini söyledim. Zaten evi beğenip beğenmeyecekleri, ya da alıp almayacakları belli değildi.
İlk bir bayan geldi, kendisinin ve eşinin öğretmen olduğunu, bu yüzden de eşinin okulda olmasından dolayı yalnız geldiğini, kendisi beğendiği taktirde daha sonra onunla birlikte gelmek istediğini söyledi. Eve bakması için içeri buyur ettim. Evi ve bahçeyi gezdikten sonra kendisinin çok beğendiğini ve eşiyle de yarın gelmek istediğini anlatırken diğer telefon eden alman kalabalık bir aile ile gelmişlerdi. Onların gelmesiyle kadın rahatsız oldu ve onların da eve bakmak için gelip gelmediklerini sordu. Ben de, onları tanımadığımı ve galiba eve bakmak için geldiklerini söyleyince, kadının morali bozuldu ve ne olur onlara bu evi vermeyin çünkü uzun süredir böyle bir ev arıyordum dedi. Halbuki ben bir an önce evi satmak istiyordum. Kim almak için benimle ciddi bir şekilde pazarlığa oturursa ona verecektim. Bayana, üzgün olduğumu ve kendi eşinin yarın bu evi beğenip beğenmeyeceğinin garantisinin olmadığını ve eğer bu yeni gelenler ciddi bir şekilde almak için anlaşma yapmak isterlerse onlara verebileceğimi söyledim. Kadın üzgün bir halde idi ve giderken, umarım onlar alamazda bu ev bana kalır diyerek gitti. Diğer gelenler, alman karı koca birde anne babalarıydı. Kendilerini tanıttıktan sonra evi gezdiler ve çok beğendiklerini ve hemen pazarlığa oturmak istediklerini söylediler. Kendilerine birer kahve ikram ettikten sonra pazarlığa başlamıştıkki, daha önce gelen bayan telefon etti ve son durumun ne olduğunu, evi satıp satmadığımı sordu. Şu an pazarlıkta olduğumuzu büyük bir ölçüde anlaşmaya vardığımızı ve satış sözleşmesi hakkında konuşmak üzere olduğumuzu bildirdim kadın çok üzgündü. Biz pazarlığı bitirmiştik ve noter işlemleri için randevüleştikten sonra onlar gittiler. Aslında bu ailenin yeterince paraları olmadığından geri kalan kısmını banka finanse etmesi için bankaya başvuracaklarını ve ayrıca anne babalarınında biraz yardım edeceklerini söylemişlerdi. Bu durum bana biraz karmaşık gelmişti ama kendi kendime, ''alabileceklerine kanaatleri olmasa böyle bir pazarlığa oturmazlardı herhalde'' diye düşünmüştüm.
Fakat her kul kendince bir hesap yapar ancak takdir ne olduğunu kim bilebilirki, bundan sonra da beni ne gibi zorlukların ve sıkıntıların beklediğinden habersiz ama istemeyerekte olsa bu evin satılmasıyla bir sıkıntıdan daha kurtulacağımı düşünüyordum. Bir gün sonra günlerden cuma idi, sabah vaktinde evi alacak olan alman telefonla beni aradı. Ben, notere gideceğimiz zamanı bildireceğini zannederken o ise bankada pürüz çıktığını ve evi alamayacaklarını söyledi. Ben o an neye uğradığımı şaşırmıştım. İçinde bulunduğum sıkıntılar içerisindeyken, ilk gelen alman bayanın daha önce telefon ettiğinde numarası kapalıydı ve daha sonra da bana telefon numarası bırakmamıştı ve de adresini dahi bilmiyordum. Şimdi ne yapacaktım, o ilk almak isteyipte alamayan kadına nasıl ulaşabilirdimki, diğerlerinin alamadığını, hala istiyorlarsa alabileceklerini nasıl söyleyebilecektimki! Bu kadar karmaşık bir duruma inanmak imkansızdı.
Acaba benim böyle karmaşık duruma düşmem nedendi! Elbetteki bu durumun da bir anlamı vardı, ben ise aciz bir kul olduğum için neye ve nasıl yormalıydım, yorumlamalıydım! O an bunu düşünecek durumda değildim...
Öyle bir girdaptaydımki, bunları detaylı anlatmak bile mümkün değil. Cuma namazı vakti yaklaşıyordu, üzgün ve bitkin bir halde cuma namazı için yaşadığım şehirde merkezdeki en büyük camiye gittim. Hoca kürsüde vaazdaydı, diğer cemaatların tutmuş oldukları saftan birinde boş olan bir yere oturdum. Vaazı dinleyecek durumda değildim. Halbuki, kaza ve kadere inanan ve teslim olmuş birisi olmama rağmen, içinde bulunduğum bu durum beni epey meşkül ediyordu.
Hoca efendi minbere çıkmış hutbe okuyordu fakat onun konuşmaları sadece kulaklarımda yankılanıyor ama aklım beynim bulunduğum durumla meşkül olduğu için böyle kıymetli bir mekanda, böyle kıymetli bir günde ve saatta içimden durumum hakkında dua ediyordum:

"Allahım, kuvvetimin yetersiz kaldığını, çaresiz olduğumu görüyorsun. Ya erhamer rahimiyn, zayıf görülüp ezilenlerin Rabbi sensin. Kötü huylu ve kötü tavırlı düşmanın eline beni terketmiyecek kadar Rahimsin.
Allah’ım, bana karşı gazablı değilsen; çektiğim eziyet ve belalara hiç aldırış etmem. Ancak şu da var ki, koruma sahan bunları da çektirmeyecek kadar geniştir. Allah’ım, gazabına maruz kalmaktan, yahud rızasızlığından, senin bütün zulmeti parıl parıl aydınlatan, dünya ve ahiret hallerinin yegane selamete çıkartıcısı olan NUR’u Vechine sığınırım. Allah’ım rızan olasıya senden affını diliyorum. Havl ve kuvvet ancak seninledir.
MUHAMMED salalahü aleyhi vesellem efendimizi bu duama vesile kılıyor ve ancak senden yardım diliyorum.
Ya Rabbi, MUHAMMED salalahü aleyhi vesellem efendimiz hürmetine bana yardım et"


diye dua ederken ve henüz hoca efendi de minberden inmemişken birden önümdeki saflardan birisinin arasında bir adam belirdi. Elbetteki, bu adam dünyamızdan bir insan değildi. O adam ayakta durur vaziyetteydi, bu gibi durumlara alışık olmama rağmen o an az da olsa irkildim. Adamın yüz siması öyle süratli değişiyorduki, kaç sima değiştiğini saymak bile mümkün değildi. Kısa bir süre sonra bir simada durdu. Bana bakıp gülümsemeye başladı. O an bana, benim evi alacak adamın simasının bu simada birisi olduğunun ilhamı geldi ve adam birden kayboldu. Hoca efendi de hutbesini bitirmiş minberden iniyordu. Artık içime bir ferahlık geldi ve rahatladım. Bendeki üzüntüden bir eser kalmamıştı. Ferhlık içerisinde cuma namazını kıldıktan sonra eve döndüm. Artık gördüğüm o simadaki gelecek adamı merakla bekliyordum...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-


Allah celle celalühu, kulunu imanı nispetinde dener.
Bela imtihan için gelir. Kalbi kuvvetlendirir. Vicdani kanaati arttırır. İmanı
hakikate erdirir. Hak yolda sabrı çoğaltır. Nefsi kötü arzuları zayıflatır. Her bela
geldikte, mümin de sabır ve Hakk’ın hikmetli işlerine karşı teslim ve rıza olur.
İman yükseldikçe deneme nispeti o derece artar. Büyür ve çoğalır.
(Abdül Kadir Geylani Ks.)


Hayatımdaki peş peşe gelen bunca bela ve musibetlere her ne kadar bu benim kaderimin bir gereği olduğunun idrakine varsamda gayri ihtiyari ama Rabbime gönül bağı ile bütün bunlar neden diye soruyordumki; ''nefisler denenmeden gerçek iman ortaya çıkmaz'' diye bana bir ikaz geldi.

Demekki her mü'min kul gibi deneniyordum. Bu ikaz bana şu ayetleri hatırlatıyordu:

Bakara/155,157
Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!
Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler.
İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır.


Önce sabır ve kararlılığa alışınız, nimetlerin kendilerine göre zahmetleri de vardır. Allah'ın bütün nimetlerine, hele sonsuz nimetlerin tamamına anahtar olan iman ve İslam nimetine şükretmek ve özellikle bunu "ihsan" mertebesinde eda edebilmek elbette kolay değildir. Siz bu girip yüreyeceğiniz yolda ebedi bir gayeye yürüyeceksiniz. Yürürken imtihanlar geçirecek, biri içte, diğeri dışta iki büyük düşmanla çarpışacaksınız.
Bir taraftan nefislerinizin heves ve arzusu, diğer taraftan kafirlerin, hak düşmanlarının hücum ve eziyetleri ile uğraşacaksınız. Bunlara karşılık vermek ve kendinizi savunmak için cihada ve savaşa mecbur olacaksınız. Bazı zahmetler ve meşakkatler göreceksiniz.
Ruhen ve bedenen nefsinizi terbiye etmezseniz, sabır ve tahammüle, kararlı ve metin olmaya alışamazsınız, Allah'ın yardımının ilk sebeplerinden birini kaybetmiş olursunuz, tehlikeye uğrarsınız. En ufak bir sıkıntı, bir acı karşısında korkmaya, sızlanmaya başlarsınız. Ümitsizliğe ve gevşekliğe düşersiniz. Şunu biliniz ki sabır, her başarının başıdır.
İmandan sonra takip edilecek yolun başı sabır, ahlakın başı sabır, ilmin başı sabır, amelin başı sabır, kısaca varlık alemini tanımanın başı sabırdır....


Cuma günü camide yaşadığım olaydaki o anki gördüğüm adamın gösterilen simasındaki şahsın benim evi almaya ne zaman geleceğini çok merak ediyordum. Ertesi (cumartesi) günü sabahleyin gizli bir numaradan bir telefon edildi. Telefonu açtım ve telefon eden kişi bir bayandı. Ben telefondaki sesi hemen tanıdım. Bu sesin sahibi, evi görmek için ilk gelipte alamayan öğretmen hanımdı.
Tekrar rahatsız ettiğinin ezikliği içerisinde ve hemde üzgün bir sesle:
-''Bir ümitle sizi tekrar rahatsız ediyorum ama tamamen emin olmak için sizi son bir daha arıyorum, evinizi gerçekten sattınızmı?'' diye sordu.
Ben bu soru karşısında o kadar sevindimki, diğer alacak olanların bankalarında bir problem olduğundan alamadılar, alamak istiyorsanız buyurun gelin görüşelim dedim.
Öğretmen hanım bu duruma benim kadar memnun olmuş bir ses tonuyla ''Biz hemen gelmek istiyoruz, size uygunsa'' dedi. Ben evdeyim buyurun gelin dedim.
Kendileri de benim yaşadığım şehirde yaşadıkları için aradan yarım saat geçmiştiki, kapı zili çaldı.
Ben kapıyı açtığımda, kapının önünde tam karşımda bana gülümseyerek bakmakta olan adamı görünce şok oldum. Bir müddet öylece baka kalmışımki, adamın arkasından bayan öğretmen ''bizi içeriye buyur etmeyecekmisiniz'' diye seslendiğini duyduğumda şaşkınlığım biraz geçmiş ve buyur etmiştim.
Bu adamın siması, cuma günü camide saflar arasında birden bir zaatın belirmesiyle bu zaatın simasının süratle çeşitli simalara bürünüp en sonunda bir simada karar kılıp ve o sima ile bana gülümsediğini ve o an bana gelen ilhamla benim evi alacak olan adamın bu simada olduğunun bildirildiği o sima idi ve şu an tebessüm ederek karşımda duran adamın simasına tıpa tıp benziyordu.
Rabbimin bana gönderdiği o zaatı, benim evi alacak olan adamın simasına büründürmüş ve bana bu şekilde bildirmişti. Bu güç, bu kudret ve bu akıllara durgunluk veren olağan üstü bu hal!! ..
Aman YaRabbi bunu açıklayabilmek bile çok zor. Yaşadığım bu olayı gerçek manada tarif edebilmek gerçekten de çok zor. Allah azze ve celle öyle bir güç sahibidirki, insan aklının bunu hakkıyle idrak edebilmesi imkansız.
Ben, evimi alamak için gelen bu alman aileyi içeri buyur ettim fakat benim şaşkınlığımın belirtileri hala geçmemiş olacakki, kendilerinden dolayı herhangi bir problem olup olmadığını sordular.
Ben sadece kendilerine tebessüm ederek bir problem olmadığını ve rahat olmalarını söyledim. Öğretmen bayan eşiyle tekrar evi gezdiler çünkü bayanın eşi evi ilk defa görüyordu. Onlar evi gezerken ben onlara yaşadığım o olayı nasıl anlatabilir, nasıl izah edebilirdimki!! Hemde bunlar almandı. Evi gezme faslı bittikten sonra pazarlığa oturduk. Karşılıklı olarak her iki tarafın da memnun olacağı bir şekilde anlaştıkki, Hiç bir sorun olmadan anlaşabilmemizi ancak bu, lütfu ilahinin bir yardımı ile olduğunun bir açıklaması olarak izah edilebilirdi.
Anlaşma sağlanmış ve noter huzurunda satış resmen gerçekleşmişti. Noterden çıktıktan sonra istediği evi almanın sevincini yaşayan bayana; ''daha önce alamak isteyipte alamayan aileden sonra sizin bu evi almanız kesinlikle tesadüf değildi'' dedim.
Bu sözüme neden dercesine şaşkın bakışlarla baktı, ben ise onlara bu yeni evlerinde güle güle oturmaları temennisinde bulunarak oradan ayrıldım.
Ya Rab Sen öyle yücesinki, Senin güç ve kudretiyin sonsuzluğunu bir insan olarak tastik etmemiz, bizim insani aklımız ve idraklerimizle dahi bu azametine bir sınır çizilmiş olurki, Sen bundan da münezzehsin.
Sen; Seni tarif ettiğin şekilde güç ve kudret sahibisin.
Hamd Sana
Şükür Sana...

La ila he illAllah
Elhamdülillah
Eş-şükrü lillah
SübhanAllah
Estağfirullah
İnna lillah
HasbiyAllah
Tevekkeltü alAllah
La havle ve la kuvvete illa billah
Maşa Allah


devam edecek...

...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-


Büyük fıkıh alimi, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğundan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:
-Ya imam, gemin battı!... (o zamanlar bir ticaret gemisi vardır)
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra
- Elhamdülillah dedi.
- Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:
- Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş.
İmam bu yeni habere de:
- Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:
- Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamdetme böyle?
İmam-ı Azam izah etti:
- Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç alemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah´a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah´a şükrettim.

Hayatım boyunca, her insan gibi bir yaşam gereği birtakım mal sahibi olmuşsamda bunlara, bu dünyaya bağlanacak kadar aşırı değer vermedim. Aslında bu dünyanın süsü ve cazibesi beni olmazsa olmazmış gibi celbetmedi. Hayatımda dünyalık hiç bir zaman birinci öncelik, ilk başta gelen bir değer olmadı. Bu anlayışı veren, bu idrakı lütfeden Allah azze ve celle için her daim şükrettim. Veren de O, alan da O ''inna lillahi ve inna ileyhi raciun''...

Bir şeyh, müridine, bahçesine bir elma ağacı dikmesini söylemiş. Mürit kendisine söyleneni yapmış. Fidan kısa zamanda büyümüş, bol meyve vermiş. Müridi demiş ki:
"Bu şeyhimin kerametidir."
Bir gün şeyh o bahçeye gelmiş. Elmanın dallarını kırıp kırıp yere atmış. Müridi bu manzarayı dehşetle seyretmiş, şeyh, müridine:
"Elmayı bahçeye dik dedim, kalbine dik demedim." diye cevap vermiş.

Ne kadar ibret verici bir kıssa değilmi!? Rabbim Habibinin ve Zaatının sevgisinden başka sevgiyi hakiki ve ebedi bir sevgi olarak kalbimde var etmesin.
İzafi sevgiyi değil, ilahi sevgiyi yüreğimde ebediyete kadar var edip öylece haşreylesin inşallah...

Bu dünya bana göre olmadığını, bu dünyayı bir türlü sevemediğimi fakat Rabbimin bu aleme bir imtihan için gönderdiğini bildiğimden bu dünyanın sıkıntılarını başım üzerinde kabülleniyor ve biz insanların kul olmamız hasebiyle kulluğun gereklerini Allah celle celalühu'ın buyruklarını yerine getirmemizin gereğinden dolayı nasibime düşen imtihanı vermeye devam ediyordum.
Bu alemde kısa zaman aralıklarında o kadar çok şeyler yaşıyordumki, insan ömrüne ne sıkıntılar sığarmış!
Bir de kendi kendime benimkide imtihanmı ya filistinli kardeşlerim, ya islam coğrafyasında yaşanan kan zülüm! Aman Allahım! Dayanılacak gibi değil! Bir ümmet bilincinde olan insanların bunca zülme karşı Hiçbir şey yapamaması ve bunun ezikliğini yüreğinde hissetmesi ne kadar dayanılmaz bir acı! Evet benim yaşadıklarımda bir imtihanmıydı...

Bir gece yine yüreğimdeki hissettiğim acılardan biri olan ümmetin karşı karşıya kaldığı bu zülümlere ağlıyor: Ey Rabbim onca dayanılmaz zülümler karşısında inleyen kardeşlerim varken ben sıcacık evimde sıcacık yatakta nasıl yatabilir ve rahat uyuyabilirim. Onların çektiklerini nefsimde hissetmeden nasıl geceleyebilirim, eğer uykuya yenik düşer de uyursam bu yatakta beni rahat yatırma!'' diye ağladım yalvardım.

O kadar duygu yüklüydüm, yüreğimde o kadar acı hissediyordumki, ama yinede bitkin bir şekilde uyuya kalmışım. Birden ceryana çarpılmış gibi bir şoklamayla ayağa fırladım. Bir şoklanmanın etkisiyle tüm vücudum tir tir titriyordu. Anladımki, uyuya kalmışım. Rabbim, adeta bana: ''Mademki ümmetin çektiği zülmü nefsinde hissetmek istiyorsun!, en basitini nefsinde yaşa!'' dercesine beni uykumdan şoklamayla kaldırmıştı. Gözüme artık uyku girermiydi...Ağladım ağladım, göz yaşı dökerek Rabbime ibadetle o geceyi sabahladım...

Artık bende kabe özlemi başlamış ve dayanılmaz bir hal almıştı. Kabeye gitmek istiyordum ama henüz hacc sezonu başlamamıştı ve daha çok zaman vardı. Bir gece teheccüd vaktinde gözyaşı dökerek Rabbime, hacca gitmeden beytullaha yüz sürmeden Efendimizi Ravzasında ziyaret etmeden canımı alma diye yalvarıyordum. Sabah namazını eda ettikten sonra uyuyakalmışım. Birden kulaklarımda dayanılmaz bir uğultuyla uyandım. Öyle bir uğultu duyuyordumki, kulaklarım sağır olacak gibi dayanılmaz çığılıklar geliyordu. Allaha yalvardım:
''YaRabbi dayanamıyorum, bu hali benden al!'' diye yalvarıyor ve bu sesler de nedir acaba diye düşünüyordum. O an bana bir ilham geldi ve bu sesler ruhların sesleridir denıyordu. Sanki kıyameti andırıyordu ve ben bu çığlıklara dayanamıyordum...

Bir müddet sonra çığlıklar kesilmişti ve birden kabe önümde gözüktü. Aman YaRabbi Mekke ve mekkedeki Kabe bütün ihtişamıyle karşımdaydı...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler [/size]
-devamı-


Ali İmran suresinde Allah tealanın:
''Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün alemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.''

''Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse, şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.''


yüce buyruğu üzere bendeki kabe özlemi dayanılmaz hal almışken, ben henüz gidememişken, Rabbimin gücü ve kudretiyle kabe bana gelmişti ve karşımdaydı. Bana mekke şehrinin bazı yerleri gezdirildi öyleki, tünelleri dahi gördüm. Görmem gereken yerler gösterildikten sonra en son olarak
semada arapça olarak AllahüEkber yazıldı.
Evet mesaj alınmıştı, en büyük olan Allah ve O, Celle celalühu nelere kadirdi...
Bu yaşadığım olağan üstü olaylardan dolayı bir çok araştırmalar da yapıyordum. Bunun için islam alimlerinin temel eselerini alıyor ve bazı hususları araştırıyordum. Bu araştırmalarımın başında gelen konular ise zahir ve batın üzerineydi. Bunlar hakkında teknik bilgileri öğrenmeye çalışıyordum. Bir gün yine teheccüd namazının akabinde sabah namazını kıldıktan sonra gözlerim bir ara kapanmıştıki, birden kendimi genişliği ve uzunluğu hudutlarının tesbit edilemeyen ve okyanusu andıran bir mahalde buldum kendimi. Sanki zift Ya da katranı andıran ve yüzü sırlanmış fakat içi ateşle dolu olduğu belli olan bu mahallin kenarında şaşkın bir şekilde duruyordum. Bana burasının cehennem olduğunu ve buradan geçmem emredildi. Ben ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette nasıl geçeceğimi düşünüyordum. Çünkü bana oraya girmem değil oradan geçmem emrediliyordu...

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 

makes

Üye
Ynt: Nur-u Muhammedi

Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
-devamı-

Bu önünde bulunduğum yerin cehennem olduğu söyleniyor ve benim buradan geçmem emrediliyordu. Ben şaşkın bir vaziyette iken acaba buradan nasıl geçebilirim diye düşünmeye başlamıştımki, bana:
''Allahümme ecirna min en'nar'' de ve yürü dendi.
Ben adımımı atacaktımki, önümde yuvarlak halinde parlak nurlar belirdi. Bu nurlar aralıklar halinde diziliyordu. Öyleki, ben koşar adımlarla ulaşabileceğim bir aralıklardaydı.
Ben ''Allahümme ecirna min en'nar'' diyor ve koşar adımlarla zıplayarak önümde beliren nurlar üzerine basarak gidiyordum. Aslında ben öyle çetin bir yerdeydimki, korku ve endişe içerisinde olmam gerekirken, aksine çok sakin ama şaşkın bir vaziyette fakat yalnızca nurlara bakarak ilerliyordum. Böyle olağan üstü bir durumla karşılaşmama rağmen Allah tarafından aklıma, son zamanlarda hep benim zihnimi meşkul eden ve bir türlü yaşamadan hakkıyle anlayamayacağım mesele hakkındaki soru kendi kendime sorduruluyordu.
Şöyleki; o an kendi kendime dedimki:
''acaba ben bu olağan üstü durumu zahirenmi yoksa batinenmi yaşıyorum?''.
Ben böyle sorduğum anda birden benim vücudumun yarısı normal etten ve kemiktenken, diğer yarısı saydam bir hal aldı. Bu yaşadığım olayı hem zahiren ve hem batınen yaşadığım söylendi. Ben bu halde koşar bir vaziyette nurlar üzerinde yürümeye devam ederken, bu yaşadığım hale hayretler içerisinde kalıyordum. Anladımki, ben bu olayı hem ruhen ve hemde bedenen yaşıyordum. Bir müddet sonra bu hal sona ermişti.

AllahüEkber, Allahım sen çok büyüksün!!!

Bu yaşadığım olaydan sonra beni meşkül eden durumlardan biri de cehennemin zift şeklinde olup olmadığı idi. Cehennem hakkında çok şey okumuş ve çok şey duymyştum fakat zift halinde olduğunu hiç hatırlamıyordum. Bu durumu hadis kitaplarında araştırmaya başladım. Nihayet Ebu Hureyre (ra)'den gelen nakille şu hadis rivayetini buldum:

Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin şu şekilde buyurduğu rivayet olunmuştur;

-''İnsanların yakmış olduğu ateş, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır.
Sahabe:
-''YaRasülallah, dünya ateşi (cezalandırmak için) kafi gelir'' dediler.
Rasülullah sallallahü aleyhi ve sellem de:
-''Cehennem ateşi dünya ateşinden altmışdokuz derece daha şiddetli kılındı''
-''Siz cehennem ateşini, bu ateşiniz gibi kırmızımı sanıyorsunuz? O zift gibi simsiyahtır'' buyurdu.

(Muvatta)

Rivayet edilen bu hadisi de okuduktan sonra, yaşadığım bu olayı çok daha iyi anlıyordum.

Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Akşam namazını kıldıktan sonra, hiç kimseyle konuşmadan yedi kere Allahümme ecirna minennnar de!
Çünkü bunu deyip de,o gece ölürsen ,mutlaka cehennemden kurtulursun.
Sabah namazından sonra da aynı şeyi söyle! Zira o gün ölürsen,ateşten kurtulmana karar verilir.

(Müslim,Ebu Davud.(ra))


''Allahümme ecirna min en'nar'' (Allahım bizleri cehennem ateşinden koru)


Nur-u Muhammedi | Google Grupları

devam edecek...
...
Selamün aleyküm
Allah celle celalühu'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Efendimize salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 -8- de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.
Dünyanın neresinde olursanız olun sizleri de bizlerle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.
 
Üst