Nur Terimleri / Hadisatın Müzmer Hakiki ve Kur'an

  • Konbuyu başlatan Gülcan
  • Başlangıç tarihi
G

Gülcan

Guest
Nur Terimleri / Hadisatın Müzmer Hakîki ve Kur'an

Kendine yegane mürşid olarak Kur’anı kabul etmiş Risale-i Nurlar, bir çok özelliği itibariyle Kurân-i Kerim’e benzerlik arzeder Yazılışından içerdiği tevafuklara, konu dizilişinden tekrarlarına, ondan aynen Kur’an surelerinde olduğu gibi tevhid, risalet, haşir ve adalet başlıklarını hemen her risalede gündeme getirmesine kadar Kur’an ile bir çok benzerliği açık olan Nurların, bu benzerlikleri arasında belki de okuyucu açısından en kullanışlısı mürşidi gibi mesani üslub olmasıdır Bu özelliği gereğidir ki okuyucu için Risalelerin herhangi bir yerinde oldukça icmali olarak ele alınan bir bahsin tafsilini baska bir Risalede görmek ve kapalı kalan bazı noktaları bu tarz bir okuyuşla tebyin etmek mümkündür Nitekim Üstad Hazretlerinin bizzat kendisi de yaptığı atıflarla bunun örneklerini göstermiştir İşte Kur’an nedir, tarifi nasıldır bahsinde geçen, ‘Kur’an, sutur-u hadisatın altındaki muzmer hakaikın miftahıdır’ ifadesi de böyle bir mesani okumaya ihtiyaç hissetmektedir
Vihle-i ulada ifadenin içerdiği kelimelere bakılacak olursa Kur’an adeta bir kari gibi, önünde ve önümüzde bulunan bir kitabın –ki Kainat Kitabıdır- hadiselerle teşkil edilmiş satırlarına nazar edip o satırların lafızlarından manalarına intikal etmekte ve o lafızların altında yatan gizli anlam hazinelerini, saklı hakikat sermayelerini elindeki anahtar vasıtası ile keşf edip bizlere aktarmaktadır Demek ki Kainat’ta olup-biten bir takım hadiseler var; bu hadiseler zahiri görüntülerinin ardında bir kısım manalar taşıyor; ve Kur’an bu manaları açan bir fatih olarak bize şöyle diyor: ‘Ey beşer! Olup-bitenlere bir kısım tabiat hadiseleri, bir çeşit kevni tahavvülatlar serisi nazarıyla bakma; onlar şu ve şu manalara mebni cereyan ediyor veya sana şunları anlatıyor’
Acaba bu hadiseler ve arkalarında yatan muzmer hakikatler ne olsa gerektir?
Konunun en açık örneklerinden birine 15 Söz’de rastlamak mümkündür Üstad Hazretleri bu bölümde “Celalim hakkı için biz o Dünya Semayı takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için (rücum) atmalar yaptık” 67/5 ayetinin tefsirini yapar Ayetin ifadesine göre halk dilinde ‘yıldız kayması’ diye tabir edilen semavi hadise aslında semaya doğru yükselip oradan bir kısım haberlere muttali olmaya çalışan habis ruhlara melaike tarafından bir kısım şihab ve ateş şulelerinin atılanmasından ibarettir Mele-i alanın sakinlerine ve onların muhaverelerine değil de Dünya Semaya, yani ancak yakın semaya kadar yükselebilen şerir ruhlar, bu yakın semadan bir şeyler araklamaya, geleceğe ait bir kısım haberler hırsızlamaya teşebbüs ederler; bu teşebbüse mukabil de semanın sakinleri tarafından ateşli mancınık toplarına, alevli mermilere tutulurlar İşte bu muharebenin tezahürü de bizim yıldız kayması diye tabir ettiğimiz hadise şeklinde ortaya çıkar Üstadın bahsi geçen ayeti tefsirine göre madem semadan yağmur, ziya, hararet, bereket, melaike ve ervah gibi maddi-manevi bir çok şey zemine nüzul ediyor ve hakeza zeminden semaya doğru da buhar, akıl, hayal, cesetlerini çıkarmış ervah-ı emvat, enbiya ve evliya ruhları uruc ediyor; elbette bunu takliden bir kısım habis ruhlar da semaya çıkmak isteyecek ve çıkacaklardır Çünkü vucutça letafet ve hıffetleri vardır Hem şüphesiz tard edilip kovulacaklardır Çünkü mahiyetçe şeraret ve nühusetleri vardır Hem yine şüphesiz bu tard ve kovulma hadisesinin bizim alemimizde bir görüntüsü olacaktır Zira insanın alemde müşahitlik, dellallık ve nezaret vazifesi vardır Madem insanın böyle bir vazifesi vardır; bahar öncesinde yağmur vasıtası ile baharı insana haber veren Cenab-ı Hak böyle ehemmiyetli bir semavi hadiseyi, bir kısım vesilelerle haber verecek ve insanı bu semavi mübarezeye müşahit kılacaktır ve kılmıştır
İşte Kur’an böyle bir kevni hadiseyi bize aktarırken aslında gözlerden nihan olan bir kısım manevi vukuatı bizlere haber vermekte ve bu vukuatın taşıdığı şu üç muzmer hakikati talim buyurmaktadır:
a Demek ki yeryüzünde insan bazında devam edegelen hayır-şer mücadelesi semada habis ruhlar ile melaikeler arasında dahi cereyan ediyor
b Demek ki yeryüzünde hayrı temsil eden ve ubudiyet ile sorumlu bulunan toprak alaşımlı arz sekenesi insan bulunduğu gibi, sema da da aynı vazife ile muvazzaf nur alaşımlı ışıklı yıldız ve gezegenlerin sekenesi melaike bulunuyor
c Demek ki semadan kayan ışıklar hiç bir anlam taşımayan bir yıldız kayması olmayıp, semanın haberlerine yönelik casusluğa uğraşan habis ruhların maksatlı mermilerle taşlanması oluyor Ve insanın bu hadiseye şahit olduğunda belki dilek tutması değil, bilakis Cenab-ı Hakkın rububiyet-i ammesi ile kainatta, yerde ve semada nasıl tecelli ettiğini, bu habis ruhları şihablar ile nasıl terbiye ettiğini, hikmet ve tedbiri gereği bu terbiyeden bizleri nasıl haberdar ettiğini düşünmesi ve tedbirine Ya Müdebbir!, hikmetine Ya Hakim!, bu umumi mubareze ile ortaya koyduğu terbiyesine Subhanellahi ve Bihamdihi Subhanellahilazim! ile mukabele etmesi gerekiyor
Meselemizle alakalı ikinci bir misal de “Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı, şimdi onlar taş gibi hatta daha duygusuz, çünkü taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor, öylesi var ki Allah’ın haşyetinden yerlerde yuvarlanıyor, sizler ise neler yapıyorsunuz Allah gafil değil” 2/74 ayetinin tefsir edildiği 20 Söz’de geçmektedir Üstadın tefsirine göre ayette taşların bir enstruman olarak zikredilmesinde iki mühim sebeb vardır:
1 Hususen kendilerinden bahsedilen Beni İsrail’e, umumense bütün insanlığa hitaben lutf-u irşad ve hüsn-ü ifhamın bir gereği olarak kalplerinin katılığını onların rahat anlayabilecekleri, kavranması kolay misaller, yani taşlar vasıtası ile anlatmaktır Bu maksada göre ayet-i kerime şöyle demektedir: ‘Ey Beni İsrail ve umumen tüm İnsanlık! Size ne oluyor ki bütün za’f ve aczinize rağmen Allahın emirleri karşısında kalpleriniz katılaşıyor da emirlere inkıyad etmiyor Agah olun! Sahip olduğunuz bu kalpler en sert bildiğiniz taşlardan dahi daha katıdır Zira onlardan kimisi var Allahın emirleri karşısında öyle bir yumuşuyor, öyle bir mülayemet kesbediyor ki su gibi narin ve akışkan mayiden nehirler oluşturuyor, bağrını açıp sulara dayelik ediyor Koskoca nehirlerden, incecik sızıntılarına kadar su gibi latif bir sıvı, taş gibi kaskatı bir maddeden çıkıyor İşte bunların hepsi ilahi emir ve icraatlar karşısında balmumu gibi yumuşayan taşlar vesile kılınarak Allah tarafından icra ediliyor Hem yine bu taşlardan öyleleri var ki onları Allah korkusu sarmış Bir celali tecelliye şahit olup, yeryüzünde ufak bir depreniş, bir çeşit sarsılış gördüklerinde Allah’ın bu icraatı karşısında haşyetlerinden yerlerinde duramayıp tepelerden aşağılara doğru yuvarlanıyor, Allah saygısıyla yerlerinden oynuyorlar Şimdi veyl o taştan katı kalplere!’
2 İkinci mühim maksat ise yeryüzünde görülen taşlarla alakalı bir kısım tasarrufların gerçek mahiyetini ifade etmek, adet perdesi altında sıradanlaşan bir kısım kozmik tahavvülatın üzerindeki perdeyi aralamak, yani sutur-u hadisatın altındaki muzmer hakaikı keşfetmektir Buna göre ayet şunu ifade eder: ‘Ey insanoğlu! Taşların ve dağların bağırlarını yarıp koskoca nehirlere dayelik etmelerini, latif ve narin su karşısında maşukunu bulan aşık misali kalplerini parçalayıp su fışkırtmalarını, dağ ve tepe üzerindeki seyrangahları bırakıp mütevaziane yerlere doğru yuvarlanmalarını, şu ağzına doladığın tabiat kelimesine izafe edip de bir açıklama getirdiğini zannetme; böylelikle bu hadiseleri bir kısım anlamsız oluşumlar addedip marifet kanallarını köreltme! Taştan su mu çıkar?! Dağdan nehir mi olur?! Her zaman yerinde duran koca zeminler ve dağlar olmadık zamanda maksatsız mı deprenir?! Taşlar havadar tepeleri bırakıp boşuna mı aşağı düşer?! Elbette hayır! Taştan suyun çıkması evamir-i ilahiye inkıyadındandır Dağın nehir olması azamet-i ilahi karşısında secdeye kapanmasındandır Zeminin kayması, dağların sarsılması ilahi celal tecellileri karşısında itaatlarındandır Taşların yuvarlanması haşyet-i Rahman, havf-i Yezdandandır Şimdi vah o kalplere ki taşlar rabbine itaat ederken onlar etmiyor, koskoca dağlar evamir-i ilahi karşısında mum gibi yumuşarken bunlar dağdan-taştan katı kesiliyor Yazık o yüreklere ki Allah saygısından taşlar dahi yerinde duramaz yuvarlanırken bunlar havf-i Yezdan nedir bilmiyor, haşyet-i Rahman tanımıyor!’
Harf ve kelimeleri hadiseler ve kozmik oluşumlarla teşkil edilmiş Kainat Satırlarındaki muzmer hakikatleri açan bir diğer misal ise 13 Lem’ada geçmektedir Lem’anın 11 işaretinde umumi bir tablo halinde, 12 işaretinde ise spesifik bir misalle bahsimize dair mütaalalara rastlamak mümkündür
11 işarete bakılırsa Kur’an-ı Hakim, Nuh kavmine gelen tufan ile aslında semavat ve arzın ehl-i dalalete yönelik hücumunu anlatır Semud ve Ad kavilerinde ise hava unsurunun hiddeti, Firavun ve kavmine karşı su unsurunun ve denizin galeyanı, Karuna karşı ise toprak unsurunun gayzı vardır “Rabbilerine küfredenler için de Cehennem azabı var, ona gidiş ne fena bir akıbettir İçine atıldıkları vakit onun öyle bir hıçkırışını işitirler ki feveran ediyordur Hemen hemen öfkeden patlayacak gibi bir hale gelir” 67/6-8 ayetinde de kafirlere karşı cehennemin nasıl öfkelendiği dile getirilir İşte Kur’anın genelinden alınmış renklerden oluşan bu tablo göstermektedir ki kainatta küfür ve dalaletlerine binaen bilhassa kafirlerin başına gelen bir kısım hadiseler var ve kainat bu hadiseler vasıtası ile onların dalaletine karşı duyduğu gayzı gösteriyor Sema, hava, su, deniz, toprak ve ateş kafirin küfrü karşısında hiddete geliyor
Lem’anın 12 işaretinde ise Üstad Hazretleri “Ne gök ağladı üzerlerine ne de yer” 44/29 ayetini şöyle tefsir ediyor: ‘(Ayet) Mefhum-u sarihi ile ferman ediyor ki: Ehl-i dalaletin ölmesiyle insan ile alakadar olan semavat ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlamıyorlar; yani onların ölmesiyle memnun oluyorlar Mefhum-u işarisiyle ifade ediyor ki Ehl-i hidayetin ölmesiyle semavat ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlıyorlar, firaklarını istemiyorlar Çünkü ehl-i iman ile bütün kainat alakadardır, ondan memnundur Zira iman ile halık-ı kainatı bildikleri için, kainatın kıymetini bilip hürmet ve takdir ederler Ehl-i dalalet gibi tahkir ve zımni adavet etmezler’
Sonuç olarak diyebiliriz ki Cenab-ı Allah’ın Kelam sıfatından mütecelli Kur’an Kitabı, yine Cenab-ı Allah’ın Kudret sıfatından mütecelli Kainat Kitabını okuyor; harf ve kelimeleri hadiseler ve kozmik oluşumlarla teşkil edilmiş satırların sahip olduğu gizli hakikatleri bizler için keşfediyor Bu da bizleri, Kainat hadiseleri karşısında ruha hiç bir kemal-i ilmi vermeyen mücerret bir hayranlık ve şaşkınlık duygusundan kurtarıp hakiki ilim olan marifetin zümrüt tepelerine çıkarıyor Taşların nüzulu, gören gözler ve anlayan kalpler için uruc vesilesi oluyor
 

[TB] Benzer konular

Üst