Nazlım,Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Nazlım, Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

Bekledim
Baktım ki geldiğin yok
Dedim hele şuna bir mektup yazayım
Halimi anlatıp, "Gel!” diye yalvarayım
De hele, neye gücendin? De hele, niye bıraktın beni?
Hakkını veremedim hiç tamam
Bir zamanlar hiç unutmazken buluşacağımız vakti, sonraları unutur oldum
Bazen yük geldiğin oldu bana
Seni beklerken, eski heyecanım kalmadı
Sana aşkla bakamadım
Seni ilgisiz bıraktım
Ettim bir eşeklik! Ama be canım, ne demeye uydun sen bana! Ne demeye çekip gittin!?
Gerçi, haksız değilsin
Ne desen, ne etsen haktır bana
Oyalanmazsın elbet ben gibi dökük bir handa
Herkes gibi sen de pek, sağlam yerler ararsın
Çürükle halvetlikten, elbette hoşlanmazsın
De ki mecnun ararım, beni unutmayacak
Benimçün işin gücün bir kenara koyacak
Ne diyeyim, doğrudur, gün geldi, işim için seni ihmal ettim
Bilenler, farzını, sünnetini, hükmünü anlatıyor
Edebinden bahsediyor Seni huşu ile ifa etmekten, sana dalıp, dünyayı unutmaktan bahsediyor A canım, ben ne anlarım o işlerden
Ben senin az biraz huyunu bilirim o kadar Ve sanırım, huyuna suyuna gidemedim
Az biraz dedimse, küçümseme!
Aslında tanırım seni
Bilirim ne nazlı olduğunu
Bilirim incelik beklediğini
Şimdi, aramızda yabancı yok, bak, hadi söyle, niye bıraktın beni?
Derdin ki bana, abdestini al
Güzel elbiselerini giyin
Kokularını sürün
El aleme giderken süslenmeyi biliyorsun! Hadi, benimle buluşacağında da şık ol
Ama ben, bazen pek güzel geldim sana
Bazen pek darmadağın
Acep diyorum, bu mu zoruna gitti? Kılığımı kıyafetimi, kokumu mu beğenmedin? Hani suyla, sabunla, miskle gidermeye çalıştım da, yine de o hassas burnun, kalbimdeki necasetin kokusunu aldı, beni ondan mı terk ettin?
İsterdin ki, buluşacağımız yer tertemiz olsun
Ne bileyim, temizdi zannederim
Öyle pek sevmem iş yapmayı bilirsin
Ama be canım; toz, necaset değil ki
Yine de, acep diyorum, ona mı gücendin?
Ört derdin Ört kendini Tek teli görünmesin saçlarının Topuklarını kapatsın çorapların Bana edeple gel Nizamla gel Ama ben, üşendim bazen, çorap giymeye bile Bazen, özensiz olurdu başörtüm Yoksa, buna mı içerledin?
Yoksa hiçbiri değil de Sana hakkıyla yönelemeyişim mi üzdü seni? Yönümü, bir silüet olarak sana dönmüşken, aklımın nice başka yönlere koşturması mı zoruna gitti Hani, sana doğruymuş gibi dururken, aslında, nice yerlerde gezinir gelirdim Bedenim seninleyken, kalbim, ruhum, dolaşır dururdu uzaklarda Seninle hemhal olmuş görüntümün altında, nice keder, nice şüphe, nice vesvese yaşayışım mı malum oldu ki, bırakıp gittin?
Nazlım! Yoksa, dediğin saatte gelmediğim için miydi sitemin? Hani, sana yönelmem gerekirken, işlerimi bitirmeye çalıştığım, hatta bazen, seni her şeyden sonraya bırakıp mahzun ettiğim zamanların acısını mı çıkartıyorsun? De hele, ne olur! Ta ezelden verdiğim: "Vaktinde gelmek” sözünü tutamadığım için mi kırıldın? Tamam haklısın Vakitli olursa güzeldir, her iş Ve elbet sen, vaktinde hazır olunmaya pek layıksın
Ya da belki, o firasetli gözlerinle, kim bilir nasıl derununa baktın da, gördün, kalbimin harap vaziyetini Hani, sana niyetlenirken dilimle, kalbimin nasıl da başka başka arzulara dalıp gittiğini fark ettin Ne bileyim, belki, sana niyet ederken, nice gaflet yaşadı da kalbim, riyaya, kibre sürüklendim, bunun için terk ettin
Ah be nazlım! Ne yapayım, kalbimin bir ipi yok, ki tutsam da çeksem, uzağa kaçtığı zaman İşte, sana bunları yazarken bile, sırf gidişinin değil, başka düşlerin kederiyle içi yanmada Ne yapayım ki, sadece sana değil, bu sebeple, kalbim herkese yaban kalmada
A nazlım! Sana niyetlenip de, başkalarına dalışım üzdüyse seni Sende gibi görünüp de, uzaklarda oluşum üzdüyse, ne diyebilirim?
Ama kim bilir, belki de, seninleyken, dünyayı ellerimin arkasında bırakamayışımdan rahatsız olmuşsundur Başım secdede iken, az mıydı sanki, kaybettiğim bir eşyayı düşünmelerim? İsterdin bilirim Seninleyken, bütün kar-zarar hesaplarından sıyrılıp, sadece sana bakayım, bakışlarınla sarhoş olayım isterdin Seni seveyim, o kadar ki, sana durmuşken, ne sağımı, ne solumu göreyim Hani, aşkın gözü kördür derler Bilirim sana aşk ile durmamı beklerdin
Kim bilir ne de çok özlüyorsun, sahabenin kıldığı o namazları Hani, baldırlarına bir ok saplansa, kendilerini unutmak için sana niyetlenir de Okun çıktığını hissetmezlermiş bile Ah be nazlım! Şimdi ahir zaman bilmez misin? Bilmez misin ki, imanımız elimizde kor gibi durmada! Zaten o kor dahi hikaye! Zaten her şeyim şüpheli, her halim defolu! Ne olduğum belli değil zaten! Sırası mıydı yani, bir de sen bıraktın gittin!?
Belki de, sadece sendeyken ayakta durup, haksızlıklar karşısında pısmışlığımdır, seni kızdıran Hani, sendeyken, başım, sırtım dimdik kıyama durup, sağda solda ezilmekte olan nicesi için, parmağımı bile kımıldatmayışıma kızmışsındır belki Öyle ya Kıyam, sadece senin bir parçan olarak kalmamalıydı Tüm hayatıma yayılan ve cesurca, haksızlıklar karşısında da dimdik durabilmemi sağlayan bir idman olmalıydı Kıyam Evet ya Kıyamı sadece sana mahsus bir basit harekete dönüştürüp, korkaklığa ve yılgınlığa düşüşümden rahatsız olmuşsundur belki Nefsimin azgınlığı ve yersiz istekleri karşısında da Şeytanın fısıltıları karşısında da kıyama geçebilmeliydim Tabi yaa Seni, bütün hayatımı kaplayan bir sevda gibi yaşayamadığıma içerledin!
Ya da, belki sadece dilde kalan dualarımdı seni üzen Doğru düzgün hissetmekten geçtim, anlamlarından bile gafil olduğum ayetleri, sadece, ağız alışkanlığıyla, hızlı hızlı okuyup da, bunu da okumadan sayışıma mı bozuldun? Ki dile gelişleri bile yarım yamalak, eksik gedikti Halbuki Hak'la konuşmak olmalıydı, sende okumak! Bulaşık yıkarken türkü mırıldanmaya benzememeliydi Ne yalan söyleyeyim, çoğu zaman, sendeyken alamadığım hazzı, bir türkü söylerken hissettim E tabii bakmazsın yüzüme! Ben sana aşık olamadım!
Eğildim Kıyamlarımın beni dik başlı yapmaması için, eğilmemi öğütlerdin çünkü Yoksa, diyorum, rukularda söylediğim o, "Sübhane Rabbiye'l-Azim”lerin içi mi boştu ki? Hani hem, O'nun bütün eksikliklerden münezzeh bir güç olduğunu söyleyip, hem de yine O'nun yaptıklarında kusur buluşlarım mıydı seni küstüren? Öyle ya, mademki eksiklikten münezzehti, her yaptığı da mutlaka, bir sebeple, bir hikmetleydi Sabredemeyip, şikayet ettim Bel çalıştırmaktan ibaret bir beden hareketinden öteye geçmeyince Ubudiyete götürmeyince rukular beni, dedin ki belki: Boşa kürek sallıyorum, burada vakit kaybetmeyeyim!
Ahh, neler neler geliyor aklıma Yoksa diyorum, alnım yere değmişken, aklım havada olduğu için mi darıldın? Kalıbım, sevgilisinin ayaklarına kapanmış, mahcup ve yanık birininkini andırırken, kalbim, ukalaca ve asice çarptığı için mi? Hani "Subhane Rabbiye'l-A‘la!” sözleriyle yüceltirken Rabbini, bir yandan, o en Yüce'nin razı olmayacağı laflar edişine mi kızdın dilimin? Ahh, o dil var ya, o dil! Kemiği yok işte mübareğin! Hem canım, sen ne diye takıldın ki, o densize?!
Ya da ona takılmadın da belki, yerinde duramayan, jet hızıyla bir çukura, bir zirveye gidip gelen hallerimdi seni üzen Anı yaşayamadım doğru-düzgün, evet Sadece, anlık yaşadım her şeyi Samimiyet ve istikrar bekledin Veremedim
Selamlarım, Kiramen Katibin'e idi ama Beş vakit selam verip, yine de onların varlığından gaflete düşüşümdü belki, gidişinin sebebi Her yaptığımı Ve yapmam gerekirken yapmadıklarımı yazan Her söylediğimi Ve söylemem gerekirken sustuklarımı yazan Her kaçtığımı Ve kaçmam gerekirken yakalanıp kaldıklarımı belgeleyen o yazıcılar mı şikayet etti beni sana? Bilmiyorum ki
Şimdi söyle! Sıradan bir kumaş parçası, işe yarar bir elbise olana kadar, kaç iğne darbesi alıyor, kaç kez ateş altına yatıyor bilir misin?! Sitem yüklü gidişini, hasret çektirişini, işte buna yoracağım! Zira, sen benimleyken, ben benimleydim Seni benden ötürü zannederdim Ben sana sahibim, sen bana tabisin sanırdım Meğer ben, başıma bile sahip değilmişim nazlım! Meğer tabi olmak öyle kolay mesele değilmiş! «Kıldım» demesi kolay da seni «Kılması» zor imiş
Diyorlar ki: O gittiyse gelir Sen ondan gittiysen, seni beklemededir Ben işte burada, eli-kolu kırık, gücü bitik, kendine pek yenik ve ezik bir halde, gelişini bekliyorum Bir yere gitmedim Şimdi, dersin ki belki, ben seni nasıl duyayım, uzaklara gittim, seni terk ettim
İnanmam be güzelim! Hissediyorum, yakınlarımdasın Sana bunca ihtiyaçlıyken, seni bunca dibimde hissederken, Fizan'da olsan ne çıkar?
Bilmem mi seni! Terk etmiş gibi yapıp, beni peşine düşürmek niyetin Ama işte Peşine düşüp de yakalayacağımı ve seni hiç bırakmayacağımı söyleme zamanlarım gerilerde kaldı Büyük konuşmamayı öğrendim Anladım ki, sen benim hakkıyla beklemeye ve karşılamaya güç yetiremeyeceğim, ancak, bana lutfedilen ve şükründen aciz kaldığım bir nimetsin Emirsin Boynumun borcusun Fakat o kadar miskin ve öylesine fakirim ki Vallahi, senden ancak, amirler amiri seni bana hediye ederse, istifade edebilirim Hakkında, "Ben namaz kıldım!” demekle, ancak gafletteymişim Bütün hayatıma yayılmayan kıyamlar, kıraatlar, secdeler ve rukulardan ötürü, seni de sahte etmişim
Şimdi, işte tüm bunlara rağmen, gel! Ben böyle çürükken, sen sapasağlam lutfet, bana kendini Ben böyle hastayken, sen sıhhatle lutfet seni Ben yaşayan bir ölüyken, sen, dipdiri, capcanlı ve coşkulu bir aşık gibi, bana gel! Hakkını veremeyeceğimi bil, razıysan gel! Yok, işte ne yapayım, yok, sarhoş olamıyorum! Ben böyle yarı ayık ve kayıkken, sen mest ü hayran ol, bana rağmen bana gel! Ben eksikken, bütün varlığınla sen koş bana Zira "Ben” sana koştuğunu zannedince, burnu havaya dikiliyor Burnumu sürtercesine utandır da, tüm pişkinliğime karşın, hadi, gel! "Ben” i beklersen, işte, dokuz canlı bir nefisle, keçi gibi inat edip, ayak diremede! Yahu ne olur ki, uyma da ona, yola çık, gel!
İşte dedim diyeceğimi! Daha bundan sonra da uğramazsan, senden sorsun hesabını! A benim nazlım! A benim niyazlım! Sana, "Gözümün nurudur” diyenin hatırına, yalnızca beş vakit değil, ah keşke, vakitli vakitsiz, çat kapı çık gel! Yetsin artık, küskün durduğun bana
Hem, beni sakın cehennemle korkutma! Yokluğun zaten yangın! Yokluğun zaten musibet! Cehennemden kurtulayım diye değil! Hem bırak, isteyenine kalsın üstelik cennet! Çok naz, aşık usandırır derler "Gafil Ben”in zaten canına minnet Ne olur, uzatma artık hasreti Ne olur, insaf et!
Yahu her şeyi ko! Beni de ko da kenara, gel! Mabudun aşkına çık gel! Kucaklaşalım

ŞEBNEM DERGİSİ
 
[TB] Benzer konular Forum Tarih
N Arşiv 0 683

[TB] Benzer konular

E

EmaneT55

Guest
Ynt: Nazlım,Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

A nazlım! Sana niyetlenip de, başkalarına dalışım üzdüyse seni Sende gibi görünüp de, uzaklarda oluşum üzdüyse, ne diyebilirim?
Ama kim bilir, belki de, seninleyken, dünyayı ellerimin arkasında bırakamayışımdan rahatsız olmuşsundur Başım secdede iken, az mıydı sanki, kaybettiğim bir eşyayı düşünmelerim? İsterdin bilirim Seninleyken, bütün kar-zarar hesaplarından sıyrılıp, sadece sana bakayım, bakışlarınla sarhoş olayım isterdin Seni seveyim, o kadar ki, sana durmuşken, ne sağımı, ne solumu göreyim Hani, aşkın gözü kördür derler Bilirim sana aşk ile durmamı beklerdin


ALLAH razı olsun..
çok güzeldi..
RABBE emanet olun
 
C

can rüba

Guest
Ynt: Nazlım,Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

...Tefekkür...' Alıntı:
Nazlım, Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

Bekledim
Baktım ki geldiğin yok
Dedim hele şuna bir mektup yazayım
Halimi anlatıp, "Gel!” diye yalvarayım
De hele, neye gücendin? De hele, niye bıraktın beni?
Hakkını veremedim hiç tamam
Bir zamanlar hiç unutmazken buluşacağımız vakti, sonraları unutur oldum
Bazen yük geldiğin oldu bana
Seni beklerken, eski heyecanım kalmadı
Sana aşkla bakamadım
Seni ilgisiz bıraktım
Ettim bir eşeklik! Ama be canım, ne demeye uydun sen bana! Ne demeye çekip gittin!?
Gerçi, haksız değilsin
Ne desen, ne etsen haktır bana
Oyalanmazsın elbet ben gibi dökük bir handa
Herkes gibi sen de pek, sağlam yerler ararsın
Çürükle halvetlikten, elbette hoşlanmazsın
De ki mecnun ararım, beni unutmayacak
Benimçün işin gücün bir kenara koyacak
Ne diyeyim, doğrudur, gün geldi, işim için seni ihmal ettim
Bilenler, farzını, sünnetini, hükmünü anlatıyor
Edebinden bahsediyor Seni huşu ile ifa etmekten, sana dalıp, dünyayı unutmaktan bahsediyor A canım, ben ne anlarım o işlerden
Ben senin az biraz huyunu bilirim o kadar Ve sanırım, huyuna suyuna gidemedim
Az biraz dedimse, küçümseme!
Aslında tanırım seni
Bilirim ne nazlı olduğunu
Bilirim incelik beklediğini
Şimdi, aramızda yabancı yok, bak, hadi söyle, niye bıraktın beni?
Derdin ki bana, abdestini al
Güzel elbiselerini giyin
Kokularını sürün
El aleme giderken süslenmeyi biliyorsun! Hadi, benimle buluşacağında da şık ol
Ama ben, bazen pek güzel geldim sana
Bazen pek darmadağın
Acep diyorum, bu mu zoruna gitti? Kılığımı kıyafetimi, kokumu mu beğenmedin? Hani suyla, sabunla, miskle gidermeye çalıştım da, yine de o hassas burnun, kalbimdeki necasetin kokusunu aldı, beni ondan mı terk ettin?
İsterdin ki, buluşacağımız yer tertemiz olsun
Ne bileyim, temizdi zannederim
Öyle pek sevmem iş yapmayı bilirsin
Ama be canım; toz, necaset değil ki
Yine de, acep diyorum, ona mı gücendin?
Ört derdin Ört kendini Tek teli görünmesin saçlarının Topuklarını kapatsın çorapların Bana edeple gel Nizamla gel Ama ben, üşendim bazen, çorap giymeye bile Bazen, özensiz olurdu başörtüm Yoksa, buna mı içerledin?
Yoksa hiçbiri değil de Sana hakkıyla yönelemeyişim mi üzdü seni? Yönümü, bir silüet olarak sana dönmüşken, aklımın nice başka yönlere koşturması mı zoruna gitti Hani, sana doğruymuş gibi dururken, aslında, nice yerlerde gezinir gelirdim Bedenim seninleyken, kalbim, ruhum, dolaşır dururdu uzaklarda Seninle hemhal olmuş görüntümün altında, nice keder, nice şüphe, nice vesvese yaşayışım mı malum oldu ki, bırakıp gittin?
Nazlım! Yoksa, dediğin saatte gelmediğim için miydi sitemin? Hani, sana yönelmem gerekirken, işlerimi bitirmeye çalıştığım, hatta bazen, seni her şeyden sonraya bırakıp mahzun ettiğim zamanların acısını mı çıkartıyorsun? De hele, ne olur! Ta ezelden verdiğim: "Vaktinde gelmek” sözünü tutamadığım için mi kırıldın? Tamam haklısın Vakitli olursa güzeldir, her iş Ve elbet sen, vaktinde hazır olunmaya pek layıksın
Ya da belki, o firasetli gözlerinle, kim bilir nasıl derununa baktın da, gördün, kalbimin harap vaziyetini Hani, sana niyetlenirken dilimle, kalbimin nasıl da başka başka arzulara dalıp gittiğini fark ettin Ne bileyim, belki, sana niyet ederken, nice gaflet yaşadı da kalbim, riyaya, kibre sürüklendim, bunun için terk ettin
Ah be nazlım! Ne yapayım, kalbimin bir ipi yok, ki tutsam da çeksem, uzağa kaçtığı zaman İşte, sana bunları yazarken bile, sırf gidişinin değil, başka düşlerin kederiyle içi yanmada Ne yapayım ki, sadece sana değil, bu sebeple, kalbim herkese yaban kalmada
A nazlım! Sana niyetlenip de, başkalarına dalışım üzdüyse seni Sende gibi görünüp de, uzaklarda oluşum üzdüyse, ne diyebilirim?
Ama kim bilir, belki de, seninleyken, dünyayı ellerimin arkasında bırakamayışımdan rahatsız olmuşsundur Başım secdede iken, az mıydı sanki, kaybettiğim bir eşyayı düşünmelerim? İsterdin bilirim Seninleyken, bütün kar-zarar hesaplarından sıyrılıp, sadece sana bakayım, bakışlarınla sarhoş olayım isterdin Seni seveyim, o kadar ki, sana durmuşken, ne sağımı, ne solumu göreyim Hani, aşkın gözü kördür derler Bilirim sana aşk ile durmamı beklerdin
Kim bilir ne de çok özlüyorsun, sahabenin kıldığı o namazları Hani, baldırlarına bir ok saplansa, kendilerini unutmak için sana niyetlenir de Okun çıktığını hissetmezlermiş bile Ah be nazlım! Şimdi ahir zaman bilmez misin? Bilmez misin ki, imanımız elimizde kor gibi durmada! Zaten o kor dahi hikaye! Zaten her şeyim şüpheli, her halim defolu! Ne olduğum belli değil zaten! Sırası mıydı yani, bir de sen bıraktın gittin!?
Belki de, sadece sendeyken ayakta durup, haksızlıklar karşısında pısmışlığımdır, seni kızdıran Hani, sendeyken, başım, sırtım dimdik kıyama durup, sağda solda ezilmekte olan nicesi için, parmağımı bile kımıldatmayışıma kızmışsındır belki Öyle ya Kıyam, sadece senin bir parçan olarak kalmamalıydı Tüm hayatıma yayılan ve cesurca, haksızlıklar karşısında da dimdik durabilmemi sağlayan bir idman olmalıydı Kıyam Evet ya Kıyamı sadece sana mahsus bir basit harekete dönüştürüp, korkaklığa ve yılgınlığa düşüşümden rahatsız olmuşsundur belki Nefsimin azgınlığı ve yersiz istekleri karşısında da Şeytanın fısıltıları karşısında da kıyama geçebilmeliydim Tabi yaa Seni, bütün hayatımı kaplayan bir sevda gibi yaşayamadığıma içerledin!
Ya da, belki sadece dilde kalan dualarımdı seni üzen Doğru düzgün hissetmekten geçtim, anlamlarından bile gafil olduğum ayetleri, sadece, ağız alışkanlığıyla, hızlı hızlı okuyup da, bunu da okumadan sayışıma mı bozuldun? Ki dile gelişleri bile yarım yamalak, eksik gedikti Halbuki Hak'la konuşmak olmalıydı, sende okumak! Bulaşık yıkarken türkü mırıldanmaya benzememeliydi Ne yalan söyleyeyim, çoğu zaman, sendeyken alamadığım hazzı, bir türkü söylerken hissettim E tabii bakmazsın yüzüme! Ben sana aşık olamadım!
Eğildim Kıyamlarımın beni dik başlı yapmaması için, eğilmemi öğütlerdin çünkü Yoksa, diyorum, rukularda söylediğim o, "Sübhane Rabbiye'l-Azim”lerin içi mi boştu ki? Hani hem, O'nun bütün eksikliklerden münezzeh bir güç olduğunu söyleyip, hem de yine O'nun yaptıklarında kusur buluşlarım mıydı seni küstüren? Öyle ya, mademki eksiklikten münezzehti, her yaptığı da mutlaka, bir sebeple, bir hikmetleydi Sabredemeyip, şikayet ettim Bel çalıştırmaktan ibaret bir beden hareketinden öteye geçmeyince Ubudiyete götürmeyince rukular beni, dedin ki belki: Boşa kürek sallıyorum, burada vakit kaybetmeyeyim!
Ahh, neler neler geliyor aklıma Yoksa diyorum, alnım yere değmişken, aklım havada olduğu için mi darıldın? Kalıbım, sevgilisinin ayaklarına kapanmış, mahcup ve yanık birininkini andırırken, kalbim, ukalaca ve asice çarptığı için mi? Hani "Subhane Rabbiye'l-A‘la!” sözleriyle yüceltirken Rabbini, bir yandan, o en Yüce'nin razı olmayacağı laflar edişine mi kızdın dilimin? Ahh, o dil var ya, o dil! Kemiği yok işte mübareğin! Hem canım, sen ne diye takıldın ki, o densize?!
Ya da ona takılmadın da belki, yerinde duramayan, jet hızıyla bir çukura, bir zirveye gidip gelen hallerimdi seni üzen Anı yaşayamadım doğru-düzgün, evet Sadece, anlık yaşadım her şeyi Samimiyet ve istikrar bekledin Veremedim
Selamlarım, Kiramen Katibin'e idi ama Beş vakit selam verip, yine de onların varlığından gaflete düşüşümdü belki, gidişinin sebebi Her yaptığımı Ve yapmam gerekirken yapmadıklarımı yazan Her söylediğimi Ve söylemem gerekirken sustuklarımı yazan Her kaçtığımı Ve kaçmam gerekirken yakalanıp kaldıklarımı belgeleyen o yazıcılar mı şikayet etti beni sana? Bilmiyorum ki
Şimdi söyle! Sıradan bir kumaş parçası, işe yarar bir elbise olana kadar, kaç iğne darbesi alıyor, kaç kez ateş altına yatıyor bilir misin?! Sitem yüklü gidişini, hasret çektirişini, işte buna yoracağım! Zira, sen benimleyken, ben benimleydim Seni benden ötürü zannederdim Ben sana sahibim, sen bana tabisin sanırdım Meğer ben, başıma bile sahip değilmişim nazlım! Meğer tabi olmak öyle kolay mesele değilmiş! «Kıldım» demesi kolay da seni «Kılması» zor imiş
Diyorlar ki: O gittiyse gelir Sen ondan gittiysen, seni beklemededir Ben işte burada, eli-kolu kırık, gücü bitik, kendine pek yenik ve ezik bir halde, gelişini bekliyorum Bir yere gitmedim Şimdi, dersin ki belki, ben seni nasıl duyayım, uzaklara gittim, seni terk ettim
İnanmam be güzelim! Hissediyorum, yakınlarımdasın Sana bunca ihtiyaçlıyken, seni bunca dibimde hissederken, Fizan'da olsan ne çıkar?
Bilmem mi seni! Terk etmiş gibi yapıp, beni peşine düşürmek niyetin Ama işte Peşine düşüp de yakalayacağımı ve seni hiç bırakmayacağımı söyleme zamanlarım gerilerde kaldı Büyük konuşmamayı öğrendim Anladım ki, sen benim hakkıyla beklemeye ve karşılamaya güç yetiremeyeceğim, ancak, bana lutfedilen ve şükründen aciz kaldığım bir nimetsin Emirsin Boynumun borcusun Fakat o kadar miskin ve öylesine fakirim ki VALLAHi, senden ancak, amirler amiri seni bana hediye ederse, istifade edebilirim Hakkında, "Ben namaz kıldım!” demekle, ancak gafletteymişim Bütün hayatıma yayılmayan kıyamlar, kıraatlar, secdeler ve rukulardan ötürü, seni de sahte etmişim
Şimdi, işte tüm bunlara rağmen, gel! Ben böyle çürükken, sen sapasağlam lutfet, bana kendini Ben böyle hastayken, sen sıhhatle lutfet seni Ben yaşayan bir ölüyken, sen, dipdiri, capcanlı ve coşkulu bir aşık gibi, bana gel! Hakkını veremeyeceğimi bil, razıysan gel! Yok, işte ne yapayım, yok, sarhoş olamıyorum! Ben böyle yarı ayık ve kayıkken, sen mest ü hayran ol, bana rağmen bana gel! Ben eksikken, bütün varlığınla sen koş bana Zira "Ben” sana koştuğunu zannedince, burnu havaya dikiliyor Burnumu sürtercesine utandır da, tüm pişkinliğime karşın, hadi, gel! "Ben” i beklersen, işte, dokuz canlı bir nefisle, keçi gibi inat edip, ayak diremede! Yahu ne olur ki, uyma da ona, yola çık, gel!
İşte dedim diyeceğimi! Daha bundan sonra da uğramazsan, senden sorsun hesabını! A benim nazlım! A benim niyazlım! Sana, "Gözümün nurudur” diyenin hatırına, yalnızca beş vakit değil, ah keşke, vakitli vakitsiz, çat kapı çık gel! Yetsin artık, küskün durduğun bana
Hem, beni sakın cehennemle korkutma! Yokluğun zaten yangın! Yokluğun zaten musibet! Cehennemden kurtulayım diye değil! Hem bırak, isteyenine kalsın üstelik cennet! Çok naz, aşık usandırır derler "Gafil Ben”in zaten canına minnet Ne olur, uzatma artık hasreti Ne olur, insaf et!
Yahu her şeyi ko! Beni de ko da kenara, gel! Mabudun aşkına çık gel! Kucaklaşalım

ŞEBNEM DERGİSİ
:'(
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: Nazlım,Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

eyvallah, güzeldi ablam... teşekkür ederim.
 
F

FersahFersah

Guest
Ynt: Nazlım,Niyazlım! Namazım! Niye Terk Ettin Beni?

Ne yapalım günahımız çok Allah affetsin
 
Üst