Muhabbetullah / Muhabbetİn Fazİletİ

Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.


MUHABBETİN FAZİLETİ


Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tevbe ve sabır gibi diğer makamlar bu son makama ulaşmak için basamaklardır. Allah-u Zülcelal’i sevmek kalben maddi ve manevi manada O’na yakın olmak için istek ve iştiyak duymasıdır. Allah-u Zülcelal’e itaat ve ibadet etmek de bu sevginin ürünleridir.



Allah-u Zülcelal’i bizzat, O’nun Resulünü de O’nun hatırı için sevmek farzdır. Bu hususta bütün islam alimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü çok sayıda ayet-i kerimede ve bir çok hadis-i şerifler bunu açıkca bildirmişlerdir. Bir ayet-i kerime de bütün mü’minleri, kapsayan bir ifade ile şöyle buyrulmuştur:

“İman edenler Allah’ı her şeyden daha çok severler.” (Bakara; 165)



Bir ayet-i kerime de ise muhabbetin bulunmaması veya az olması halinde kötü sonuçlara dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur:

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız mes-kenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe; 24)



Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çok hadis-i şeriflerinde Allah-u Zülcelal’i sevmeyi imanın şartından saymıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Biriniz Allah ve Resulünü her şeyden fazla sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.”(Müttefekun Aleyh)



Rivayet edildiğine göre bir bedevi, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet ne zamandır?” diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Kıyamete ne hazırladın?” buyurarak karşı bir soru sordu.



Bedevi: “Ona Allah ve Resulünün sevgisini hazırladım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“(Ne güzel şey hazırlamışsın.) Çünkü (kıyamette) kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Müttefekun Aleyh)



Enes (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir:

Müslüman olduğumuz günden beri bu habere sevindiğimiz kadar hiç sevinme-miştik. Çünkü biz de Allah’ı ve O’nun Resulünü seviyoruz. Bu yüzden, Kıyamet gününde sevdiklerimizle beraber olmayı umuyoruz.



Hz. Davud (Aleyhisselam)’a indirilen Zebur’da şöyle yazılı olduğu rivayet edilmiştir:

“Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.”



Allah-u Zülcelal’i severek O’na ibadet ve kulluk etmek, O’ndan dünya ve ahiret için iyilikler umarak bunu yapmaktan daha üstündür.



Ahirette en mutlu olanlar, bu dünya hayatında Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir. Çünkü bunlar Allah-u Zülcelal’i sevince, Allah-u Zülcelal’de onları sever.



Allah sevgisinin aslı ve çekirdeği bütün mü’minlerde vardır. Çünkü bunların sahip oldukları iman, ma’rifet ve sevgiden oluşan bir cevherdir. Ma’rifet Allah-u Zülcelal’i tanımak, muhabbet ise O’nu sevmektir. Bunları kemal derecesine ulaştırmak için çalışmak gerekir.



Allah-u Zülcelal’i tanımak ve bilmek lazımdır. Çünkü O’nu sevmenin kuvveti O’nu tanımanın ve bilmenin derecesiyle orantılıdır. İnsan başka şeyleri tanıdıkça sevgisi azalır, Allah-u Zülcelal’i tanıdıkça da sevgisi artar. Bundan dolayıdır ki, Allah-u Zülcelal’i en çok seven, O’nu en çok tanıyan ve bilen Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmuştur. Allah-u Zülcelal’i daha çok tanımanın ve bilmenin yolu ise daha çok tefekkür, zikir ve ibadet etmektir.



Anlatıldığına göre, Şuayb (Aleyhisselam) aşkından muhabbetinden daima ağlardı. Üç defa gözleri görmez hale gelmişti. Her defasında Allah-u Zülcelal şifasını vermekte idi. Sonunda şu vahy ile karşılaştı:

Ey Şuayb! Ateşten korkarak ağlıyorsan, ağlama artık seni ateşten korudum. Cennet arzusu ile ağlıyorsan, onu da sana nasip ettim.



Bunun üzerine Şuayb (Aleyhisselam) şöyle yalvardı:

Ey Rabbim! Onlar için ağlamıyorum. Sana kavuşmak için ağlıyorum.



Bu sefer ikinci bir vahy geldi:

Ağla ey Şuayb! Beni isteyenlere, bu alemde ağlamak düşer. Bu ağlamaya bana kavuşmaktan başka çare yoktur.



Sırrı-i Sakati şöyle anlatmıştır:

Kıyamet günü ümmetler Peygam-berlerin adıyla çağrılacaklardır. Mesela; ey Musa’nın, ey İsa’nın ümmeti diye sesleneceklerdir. Yalnız Allah’a muhabbet edenlere: “Ey Allah’ın velileri! Allah-u Teala’ya buyrun.” diye seslenilecek ve bunlar neşe ve heyecandan çıldıracak hale geleceklerdir.



Yahya b. Muaz şöyle demiştir:

Muhabbet ile bir hardall tanesi kadar ibadet, sevgisiz yetmiş senelik ibadetten, benim için daha makbuldür.



Bilindiği gibi, ahirette insanların en mutluları, Allah’ı en çok sevenlerdir. Ancak bu ni’metler sevginin kuvvetiyle ölçülür. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır. Sevginin kemali kalbin bütünüyle Allah-u Zülcelal’i sevmesindedir.



Kaynak:Seyda Muhammed Konyevi (ks), Muhabbetullah ve Tasavvuf, Reyhani Yayınları
 

[TB] Benzer konular

Üst