Kurban İbadetini Önemsememenin Hükmü...

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Kurban İbadetini Önemsememenin Hükmü




Kurban İbadetini önemsememenin dinen hükmü mevzuunda değerlendirme ortaya koyabilmek için öncelikle onun İslam hukuku açısından hükmünün ne olduğunu bilmek gerekir. Peki dinimizce Kurban kesmenin illeti nedir? Kısa cevap: Allah'ın emridir, Rasulullah'ın sünnetidir. Kurban bayramında kurban kesmenin fıkhi hükmü nedir? Nasslardan hareket eden Hanefi fukahası kurban kesmenin vacip olduğu görüşündedirler. [ Serahsi, el-Mebsut, Kahire 1324-31, XII, 8; Kasani, Bedayiu's-Sanayi', Kahire, 1327-28/1910, V, 61, 62; el-Fetava'l Hindiyye, Bulak 1310, V, 291 ]. Eğer bir sahih nassın hükmü kat'i, delaleti zanni ise, ona vacip denilir. Kurban bayramında, dinen aranan belli şartları taşıyan mü'minlerin kurban kesmeleri Hanefi mezhebine göre vaciptir, diğer mezheplere göre ise terk edilmesi istenmeyen müekked sünnettir. Ve gelelim mühim bir soruya:

İmkanı olduğu halde kurban kesmemenin cezası var mıdır? Hz. Peygamber: "İmkanı olup da kurban kesmeyen bizim namazgahımıza yaklaşmasın!" buyurmuştur [ İbn Mace, Edahı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321 ]. Namazgahımıza yaklaşmasın ifadesi gerçekten ürkütücü ağır bir ifadedir. Bir vacip emrin terki, elbetteki ahirette sorgu-suale takılacak olan bir amelsizlik durumu olacaktır. Dünyada namazgahında görmek istemediği bir mü'mini, acaba ahirette etrafında görmek ister mi Allah Rasulü (sas)? İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed'e göre kurban vacip değil, sünnettir. Dolasıyla bir mükellef kurban keserse sevap kazanır, ancak kesmezse günahkar olmaz. Hanefi fukahası; "Kurbanın vücubunun şartlarını haiz olan bir mükellef, kurban kesmezse günahkar olur." hükmünde görüşbirliği halindedirler.

Kurban sadece hacılara değil, bütün müslümanların ittifakiyle, müslüman olan herkese şamildir. Fark sadece bazı müçtehidlerin vacip görmeyip, müekked sünnet saymalarındadır. “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine erzak olarak verdiği hayvanları keserken Allah'ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır. Öyleyse yalnız O'na teslim olun. Sen ey Resulüm: O alçak gönüllü, samimi ve ihlaslı olanları müjdele!” [ Hac 22/34 ].

“Kurban, sünnettir” diyerek kurban kesmemenin dini açıdan değerlendirilmesi nedir? Burada fıkhi bir isimlendirmeyi, “sünnet” kavramını hafife alma gibi bir anlayıştan ötürü kurbanı terk durumu sözkonusu ise, evvela bir sünneti hafife almanın yine fıkıhtan hükmünü hatırlamakta fayda var ki, o da endişeye sevkedecek derecede ciddi olan “küfre düşürme” durumudur. Fakat “Kurban sünnettir” deyip de kesmemek, böyle bir istihfaf sebebiyle değil de, sırf normal diğer sünnetler gibi telakki edilmesinden kaynaklanan bir vicdani rahatlık, dini mükellefiyet yükünün hafifliği ise, burada da üzerinde ayrıca durulması gereken çok mühim bir “doğru bilgi” ihtiyacı ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar ki, bu konuda Prof. Dr. Beşir Gözübenli'nin Farklı Bir Açıdan Kurban başlıklı makalesinden aşağıdaki iktibası kaydetmek yeterli olacaktır kanaatindeyiz.

“Kurbanın Hükmü Konusunda Müçtehid İmamların İçtihadları:

Konuyla ilgili bu ayet ve hadisleri bir bütün olarak değerlendiren müçtehit imamlardan her birisi, kendi içtihat sistematiğindeki temel ilkeler (usul-ü fıkıh) gereği olarak kurban ibadetinin dini hükmünü belirlemeye çalışmışlardır. Konuyla ilgili görüş ayrılıkları, farklı içtihat ilkelerinden kaynaklanmaktadır.

Dinen gerekli şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi, İmam Ebu Hanife'ye göre vaciptir.

Bu konuda İmam Malik'ten iki görüş nakledilmektedir ki, bu görüşlerden birisine göre kurban kesmek vacip, diğerine göre ise müekked sünnettir. Bilindiği gibi, Maliki içtihat sistematiğinde vacip terimi, Hanefilerin farz teriminin karşılığıdır. Zira Maliki, Şafii ve Zahiriler başta olmak üzere, müçtehit imamların çoğunluğuna göre, özellikle de ibadet konularında farz - vacip ayrımı bulunmamakta ve bu iki terim aynı anlamda kullanılmaktadır.

Zahiri mezhebi alimlerinden İbn Hazm, İmam Ebu Hanife'nin kurbanla ilgili görüşünü naklederken "farz" şeklinde ifade etmesi [ İbn-i Hazm, el-Muhalla, 8/4 ], genellikle ilk dönem müçtehitlerinin vacip-farz ayrımı yapmadan, farza vacip, vacibe farz demeleri sebebiyledir. Bundan dolayı, içtihat sistematiklerinde farz-vacip ayrımı netleşmeyen ilk dönem müçtehitlerinin, kurbanın hükmü konusunda vacip derken, Malikilerde olduğu gibi "farz" anlamını kastetmiş olma ihtimalleri oldukça yüksektir.

Maliki mezhebinde, kurban konusunda İmam Malik'in iki görüşünden vacip (farz) olduğuna dair görüşü değil, müekked ayni sünnet olduğuna dair olan görüşü mezhepte ağırlık kazanmıştır. Maliki mezhebindeki müçtehitlerden, kurban kesmenin vacip (farz) değil müekked sünnet olduğunu kabul edenler de, kurbanı diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede gördüklerinden dolayı, sünnet olduğunu söylerken de, özel olarak önemini vurgulayan ifadeler eklemektedirler.

Maliki mezhebinde kurbanın sünnet olduğunu söyleyen fakihlerin konuyla ilgili ifadelerinden anlaşıldığına göre kurban kesmek, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst derecede bir konumda olup, ancak farz da değildir. Farz (vacip) ile müekked sünnet arasındaki bu konumlandırma, adeta Hanefilerin vacip anlayışı paralelindedir.

Görülüyor ki, kurbanın hükmü konusunda, Malikilerin görüşüyle Hanefilerin görüşü, büyük ölçüde paralellik arz etmektedir. (…)

Şafiiler, Hanbeliler, Caferiler ve Zeydilerin de içinde bulunduğu müçtehit imamların çoğunluğuna göre, kurban kesmek müekked sünnettir. Hanefi müçtehitlerden İmam Ebu Yusuf'tan da bu konuda iki ayrı görüş nakledilmiştir ki, bunlardan birisine göre kurban kesmek vaciptir, diğerine göre ise müekked sünnettir.

İmam Şafii'ye göre, kurban kesmeye gücü yeten kimse, yolcu hatta hac için Mina'da bulunuyor olsa bile, kurban (udhiyye) kesmekle mükelleftir. Fakat İmam Şafii'ye göre, kurban kesmek, gücü yeten kimse için müekked ayni sünnet, bakmakla yükümlü bulunduğu aile fertlerinin her biri hakkında ise, kifai sünnettir. Dolayısıyla, bir ailede kesilen bir kurban, sahibi için ayni müekked sünnetin, aile fertleri içinse kifai sünnetin ifası mahiyetindedir [ Şafii, el-Ümm, 2/221-224 ].

Şafiilere göre kurban kesmeye gücü yeten kimsenin kurban kesmesi, müekked sünnet ise de, Şafii içtihat sistematiği içerisinde kurban ibadeti, diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede bir mükellefiyettir; ancak farz da değildir. Bilindiği gibi, Şafii içtihat sistematiğinde de, vacip ve farz genellikle aynı anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla, sünnet ile farz (vacip) arasında ara bir teklifi hüküm bulunmamaktadır. Ancak, kurbanı diğer sünnetlerle aynı seviyede görmedikleri için, normal olarak müekked sünnetlerden üst, farzdan (vacipten) ise daha alt kademede bir ibadet olduğunu belirtirken, bu ara kademeyi ifade eden bir terim bulunmadığı için, müekked sünnet ifadesi yanında bazı kayıtlar koymayı gerekli görmektedirler. İmam Şafii'nin, kurbanın hükmü konusundaki ifadelerinde, kurbanın sünnet bir ibadet olduğunu, terk edilmesini sevmediğini, ancak farz da olmadığını belirtmesi bu durumdan dolayıdır [ Şafii, el-Ümm, 2/221-224 ].

Bu yüzden, kurbanla ilgili olarak Şafii mezhebindeki temel fıkıh kitaplarında "terk edilmemesi gereken, dini şeairden olan müekked sünnet" ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla, kurbanın diğer sünnetlerden farklı olarak, sahip olduğu bu özel konumunun, şeair boyutlu bir ibadet olmasından kaynaklandığı ifade edilmiştir [ Nevevi, Mecmu, 8/383-384 ].

Bilindiği gibi, Şafii mezhebinde şeair boyutlu mükellefiyetler, özel bir konuma sahiptir. Herhangi bir dini mükellefiyetin şeair (şiar) boyutlu olması, onu değerler sistemi içerisinde daha üst seviyede bir konuma getirmektedir. Şafii mezhebindeki fıkıh kitaplarında, sırf şeair özelliği taşıdığından dolayı, ezan, namazın cemaatla kılınması ve hatta cemaatle namaz kılarken kamet getirilmesi, (farklı içtihatlar bulunmakla birlikte,) müekked sünnet olduğu halde, farz-ı kifaye gibi değerlendirildiği görülmektedir. [ Nevevi Mecmu, 3/82 vd.; 4/182 vd.; Remli, Nihayetu'l-Muhtac, 2/129 vd. ]. Şafii içtihat sistematiğinde, şeair özelliğinden dolayı, kifai sünnetler ayni müekked sünnete, kifai farzlar da ayni farzlara göre, sevap ve sorumluluk açısından daha önceliklidir. [ İsnevi, Temhid, s.74-78 ].

Görülüyor ki, Şafii mezhebindeki anlayışa göre de, kurban kesmenin hükmü sünnet olarak isimlendirilmekle birlikte, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst konumdadır. Yani, Şafiilere göre de kurban kesmek farz değildir; ancak şiar mahiyetli olduğu için diğer müekked sünnetlerden de daha üst konumdadır. Hatta, bu değerlendirmelerden, Şafilere göre kurbanın, Hanefilerdeki vacipten daha üst seviyede bir dini mükellefiyet olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre, hem Maliki ve hem de Şafii mezhebinde yazılan fıkıh kitaplarındaki, kurbanın (udhiyye) sünnet olduğuna dair ifadelerden hareketle, bu ibadetin gerektiği gibi önemsenmemesi sonucuna götüren değerlendirmeler bilimsel olmaktan uzaktır.” [ Prof.Dr. Beşir Gözübenli, “Farklı Bir Açıdan Kurban”, Yeni Ümit Dergisi, Temmuz - Ağustos - Eylül 2005, Sayı : 69 ].

“Kurban kesmek sünnettir” diyerek, yahut da başka bir sebeple kurban ibadetini gerektiğince önemsememek, ciddi bir itikatla ifa etmemek çok büyük bir ilmi yanılgıdır, manevi kayıptır, ameli mahrumiyettir; belki hepsinden önemlisi iman i bir problemdir. Sünnetleri önemsememenin itikaden insanı içine attığı tehlikeli durum izahtan varestedir, bir de ahiretteki şefaat mahrumiyeti düşünüldüğünde ortada l a üb a lilikten veya tenbellikten kaynaklanan bir kurban gafleti kalmayacaktır, bunda şüphe yok...

Musa Hub
 

[TB] Benzer konular

Üst