Kur'an-ı Kerimde AİLE

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...


Çocuğu korkutup tehdit etmek, onun evhamlı, korkak veya sabit fikirli olmasına sebebiyet verecektir.

İs­lam, ai­le esa­sı­na da­ya­nan top­lum­sal bir dü­zen­dir. İslam’a gö­re ai­le, için­de hu­zur, gü­ven, şef­kat, mer­ha­met, gü­zel­lik bu­lu­nan ve bun­la­rı bir­bir­le­ri ile pay­la­şan fert­le­rin oluşÂ­tur­du­ğu bir yu­va­dır. Bu yu­va­da ay­nen top­rak al­tın­da gü­ven­ce­li bir yer ka­pan to­hum gi­bi su­yu­nu ve ça­pa­sı­nı an­ne­sin­den ve ba­ba­sın­dan alan fi­liz­ler (mi­nik yav­ru­lar) top­ra­ğı ya­rıp bü­yü­me­ye ve ye­şer­me­ye başÂ­lar­lar.

Ai­le içi hu­zur ve gü­ve­nin fıt­rat­tan ol­du­ğu­nu Rab­bim şöy­le di­le ge­ti­rir: “O’nun işa­ret­le­rin­den bi­ri de si­zi cez­be­den ken­di cin­si­niz­den eşÂ­ler ya­rat­ma­sı ve ara­nı­za sev­gi­yi ve şef­ka­ti yer­leşÂ­tir­me­si­dir. Bun­da kuşÂ­ku­suz, dü­şü­nen in­san­lar için ders­ler var­dır.” (30 Rum, 21)

“…On­lar si­zin için bir el­bi­se gi­bi­dir­ler ve siz de on­lar için bir el­bi­se gi­bi­si­niz…” (2 Ba­ka­ra, 187)

Böy­le mukaddes bir amaçla kurulması gereken yuvada aile fertlerinin teker teker bu amacı gerçekleştirebilecek bilinç düzeyini yakalamaları ge­rek­mez mi?

Aile kurmanın stajı olur mu?

Dü­şü­nün… Bir me­mur işi­ni öğ­re­nin­ce­ye ka­dar be­lir­li bir staj aşa­ma­sın­dan ge­çi­ri­lir. Bir öğ­ret­men, bir dok­tor, bir ta­cir hat­ta bir tezgahtar da­hi be­lir­li bir staj aşa­ma­sın­dan geç­me­den tam ola­rak işe alın­maz­ken, ai­le gi­bi yük­sek bir amaç ta­şı­yan bir mü­esse­se böy­le bir sta­jı ger­çek­leşÂ­tir­me­den na­sıl o mü­esse­se­nin bir fer­di ola­bi­lir?

Bu yük­sek amaç­lı mü­es­se­se plan­sız, prog­ram­sız, bi­linç­siz, staj­sız ku­ru­la­cak olur­sa ye­tişÂ­ti­re­ce­ği ço­cuk­lar da ay­nen plan­sız, prog­ram­sız, bi­linç­siz, staj­sız bir ne­sil ola­cak­tır. Halbuki Pey­gam­be­ri­mi­zin: “Ev­le­ni­niz, ço­ğa­lı­nız, şüp­he­siz ben si­zin çok­lu­ğu­nuz­la övü­nü­rüm.” bu­yur­du­ğu ne­sil böy­le bir ne­sil ol­ma­sa ge­rek­tir.

Böy­le bir ama­cı ger­çek­leşÂ­ti­re­bil­me­nin ve­ya bu ama­ca ula­şa­bil­me­nin yo­lu, ön­ce­lik­le ev­le­ne­cek çift­le­rin fer­di ola­rak bu mü­es­se­se­nin ne ol­du­ğu­nu, an­lamını ve öne­mi­ni kav­ra­ma­la­rın­dan ge­çer. Bu­na yö­ne­lik, Al­lah’ın ki­ta­bını ve Resu­lul­lah’ın uy­gu­la­ma­la­rı­nı göz­den ge­çir­me­li, teo­rik ola­rak zih­ni­ni bu­na ha­zır ha­le ge­tir­me­li­dir. Bu aşa­ma­dan son­ra ar­tık fer­di so­rum­lu­luk­tan zi­ya­de top­lum­sal bir so­rum­lu­luk başÂ­la­mak­ta­dır ki bu so­rum­lu­luk tüm Müslümanların so­rum­lu­lu­ğu­dur. Ör­nek bir ev­li­lik sun­mak­tan tu­tun bu ör­nek ev­li­li­ğin te­ori­si­ne ha­zır ha­le gel­miş kim­se­le­re imkanlar ha­zır­la­mak ve on­la­rın bu yu­va­yı kur­ma­la­rı­na ve­si­le ol­ma­ya ka­dar, bu yu­va­yı ku­rar­ken çı­ka­bi­le­cek prob­lem­le­ri çöz­me yol­la­rı ara­mak­tan tu­tun bu yu­va­nın sağ­lık­lı de­vam ede­bil­me­si­nin yol­la­rı­nı ara­ma­ya ka­dar hep­si bu so­rum­lu­lu­ğun için­de yer al­ma­lı­dır.

Bu­nun aka­bin­de, böy­le bir ev­li­li­ğin sağ­lık­lı, tu­tar­lı ve ama­cı­na uy­gun ola­bil­me­si için de eği­tim-öğ­re­ti­min, ör­nek ai­le tip­le­ri­nin, fi­zik­sel ve psi­ko­lo­jik te­da­vi imkanlarının, ge­rek­ti­ğin­de prob­lem­le­rin çö­zü­mü için da­nışÂ­ma mer­kez­le­ri­nin bu­lun­du­ğu ve bun­la­rın çok sağ­lık­lı bir or­tam ve ele­man­lar­la ger­çek­leşÂ­ti­ri­le­bil­di­ği mekanlar (ai­le üni­ver­si­te­si, ai­le has­ta­ne­si vb.) kur­mak da bu top­lum­sal so­rum­lu­lu­ğun ku­rum­sal­laşÂ­ma bi­lin­ci için­de de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir.

Birbirinin elbisesi eşler

İs­lam, ki­şi­nin İs­la­mi şah­si­ye­ti­ni oluşÂ­tur­duk­tan son­ra ken­di­ni aşıp bir­lik­te iş ya­pa­bil­me gü­cü­nün ge­lişÂ­ti­ril­me­si­nin en ko­lay yo­lu­nun “ai­le” ile başÂ­la­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­muş “…On­lar si­zin için bir el­bi­se gi­bi­dir­ler ve siz de on­lar için bir el­bi­se gi­bi­si­niz…” (2 Ba­ka­ra, 187) ayetiy­le de bu­nu di­le ge­tir­mişÂ­tir.

Ev­len­me­den ön­ce ken­di­ni ula­şıl­maz bir kıy­met gö­ren çift­ler, ev­le­nip bir­bir­le­riy­le diyaloga gir­dik­le­rin­de ken­di­sin­den başÂ­ka­la­rı­nın da bir kıy­met ola­bi­le­ce­ği­ni kav­ra­ya­rak ken­di kıy­met­le­ri­ne kıy­met kat­mış ola­cak­tır. Kıy­met­le­ri­ni bir­bir­le­riy­le pay­laşÂ­ma­yıp ken­di­le­ri­ni be­ğen­me­ye de­vam eder­ler­se her iki kıy­met­te fert aşa­ma­sı­nı ge­çe­me­den ilk sı­nav­la­rın­da ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­yıp top­lum­sal bir de­ğer ifa­de et­me­ye­cek­ler­dir.

Bu an­la­tı­lan­la­rın tam ak­si de söz ko­nu­su­dur. Ken­di­si­nin bir kıy­met ol­du­ğu­nun far­kın­da ol­ma­yan fert başÂ­ka bir kıy­met­le bü­tün­leşÂ­ti­ğin­de bu ku­su­ru­nu ör­tüp top­lu­ma iş gü­cü sağ­la­ya­bi­le­cek­tir.

Yu­ka­rı­da zik­re­di­len ayet dü­şü­nül­dü­ğün­de top­lu­mun olum­suz bas­kı ve kö­tü sal­dı­rı­la­rı­na an­cak çift­le­rin bir­bir­le­riy­le tek vü­cut ol­mak­la kar­şı koy­ma­la­rı müm­kün ola­cak­tır.

İs­lam, ku­ru­lan bu mü­es­se­se­nin ku­ru­luş ama­cı­nı or­ta­ya koy­mak­la kal­mı­yor ay­nı za­man­da bu ama­ca ulaşÂ­mak­la çift­le­re dü­şen so­rum­lu­luk­la­rı da en in­ce ay­rın­tı­sı­na ka­dar gös­te­ri­yor. Sağ­lam te­mel­le­re bağ­la­dı­ğı bu mi­nik ku­ru­mun top­lu­ma mal ol­ma­sı­nın da ge­rek­li­li­ği­ni di­le ge­ti­ri­yor. “Ey in­san­lar! Si­zi bir tek can­lı­dan ya­ra­tan, on­dan eşi­ni var eden ve her iki­sin­den pek çok ka­dın ve er­kek mey­da­na ge­ti­ren Rab­bi­ni­ze kar­şı so­rum­lu­lu­ğu­nu­zun bi­lin­cin­de olun. Ken­di­si adı­na bir­bi­ri­niz­den (hak­la­rı­nı­zı) ta­lep et­ti­ği­niz Al­lah’a kar­şı so­rum­lu­luk bi­lin­ci du­yun ve bu ak­ra­ba­lık bağ­la­rı­nı gö­ze­tin. Şüp­he­siz Al­lah üze­ri­niz­de dai­mi bir gö­zet­le­yi­ci­dir.” (4 Ni­sa, 1) Bu­nun­la be­ra­ber ai­le­nin ken­di as­li de­ğer­le­ri­ni ko­ru­ma­sı­nı da ih­mal et­mi­yor. “Çün­kü Rab­bin, başÂ­ka­sı­na de­ğil, yal­nız­ca O’na kul­luk et­me­ni­zi ve ana-ba­ba­ya iyi dav­ran­ma­nı­zı bu­yur­muşÂ­tur…” (17 İs­ra, 23)

“…Ba­na ve ana-ba­ba­na şük­ret, (unut­ma ki) bü­tün yol­lar so­nun­da ba­na ula­şır.” (31 Lok­man, 14)

Sıla-i rahim

İslam’ın, top­lum­sal ya­pı­ya ge­çişÂ­te ai­le ku­ru­mu­nu tüm gü­ven­ce­le­ri sağ­la­ya­rak özen­le ko­ru­ma­sı, bu mü­es­se­se­nin ne ka­dar önem­li ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Za­ten yu­ka­rı­da zik­re­di­len ayet­te de gö­rül­dü­ğü üze­re in­san ha­ya­tı­nın ilk an­dan iti­ba­ren ai­le te­me­li­ne da­yan­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.

Bu te­me­li ko­ru­ma­da ayet­te özel­lik­le se­çi­len “sı­la-i ra­him” ke­li­me­si dik­kat çe­ki­ci­dir. İçin­de­ki ra­him ke­li­me­si dost­luk, şef­kat, mer­ha­met ve rik­ka­ti ifa­de et­mek­te sı­la-i ra­him de ak­ra­ba­ya iyi­lik, şef­kat ve mer­ha­me­ti gös­ter­mek­te­dir.

Bu­ra­da­ki ra­him ke­li­me­si­nin ana rah­mi ile çok ya­kın ilişÂ­ki­si var­dır. Dü­şü­nü­nüz… An­ne ço­cu­ğu­nu şef­kat ve mer­ha­met­le na­sıl kar­nın­da do­kuz ay on gün bü­tün zah­met ve sı­kın­tı­la­ra al­dır­ma­dan, ge­ce uy­ku­sun­dan, gün­düz ye­me iç­me­sin­den ke­si­le­rek ta­şır­sa ai­le­nin ya­pı­sı­nı oluşÂ­tu­ran ak­ra­ba­lar da bir­bir­le­riy­le ilişÂ­ki­si­ni böy­le bir ala­kay­la yü­rüt­me­li­dir. Ya­ni bir­bir­le­ri­nin zah­met ve sı­kın­tı­la­rı­na, dert ve ke­der­le­ri­ne an­ne­nin kar­nın­da­ki ço­cu­ğu­na do­ğa­na dek sab­ret­me­si gi­bi sab­re­dip bir gün mey­ve­si­ni ve­re­bi­le­ce­ği­ni dü­şü­ne­rek sab­rı el­den hiç bı­rak­ma­ma­lı­dır­lar. İs­la­mi teb­li­ğin­de ol­sun, in­sa­ni ilişÂ­ki­le­rin­de ol­sun bu il­ke­ye riayet edil­me­li­dir. Bu­nun­la bir­lik­te an­ne­nin kar­nın­da ta­şı­dı­ğı ço­cuk ölü ve­ya sa­kat do­ğa­bi­le­ce­ği gi­bi ak­ra­ba ilişÂ­ki­si de bu ka­dar fedakarlığın aka­bin­de olum­suz ne­ti­ce ve­re­bi­lir. Bu ko­nu­da da ta­ham­mül­lü ol­ma­lı, ha­yal kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­ma­ma­lı­dır.

Niçin çift kutupluluk?

Al­lah di­le­sey­di tüm in­san­la­rı bir çır­pı­da ya­ra­ta­bi­lir­di. Fa­kat özel­lik­le ila­hi ka­der (fıt­rat, öl­çü, plan) in­san var­lı­ğın­da­ki ilk hüc­re­nin Adem (as) ve eşi­nin oluşÂ­tur­du­ğu ai­le ol­ma­sı­nı ve in­san­la­rın bu ilk hüc­re­den üre­yip ço­ğal­ma­sı­nı ön­gör­müşÂ­tür. İn­sa­nın ha­ya­tın­da ai­le­ye yük­le­nen ağır gö­rev, ya­ra­tı­lışÂ­ta­ki bu giz­li hik­me­tin bu şe­kil­de ge­lişÂ­me­si­ni ön­gö­rür. Ai­le ha­ya­tı, in­sa­nın öz ya­ra­tı­lı­şı­nın ih­ti­yaç­la­rı­na ve do­ğuşÂ­tan ge­tir­di­ği ye­te­nek­le­re ce­vap ve­re­cek ni­te­lik­te­dir. İnsanın şah­si­ye­ti, kim­li­ği bu or­tam­da ge­li­şir. İnsan, çe­şit­li ni­te­lik­le­ri bu or­tam­da ka­za­nır. Top­lum­sal bir dü­ze­ne gi­dişÂ­te ai­le­nin bu açı­dan çok önem­li bir fonk­si­yo­nu var­dır. Top­rak al­tın­da­ki bir to­hum mi­sa­li, yağ­mu­ru­nu iyi alır, ça­pa­sı ve ba­kı­mı iyi ya­pı­lır­sa dün­ya­ya açı­lıp mey­ve­sin­den her­ke­si is­ti­fa­de et­ti­rir. Ya­ni ço­cuk top­rak al­tın­da bir to­hum (bir ha­zi­ne), an­ne­nin ve ba­ba­nın ver­di­ği, Al­lah’ın is­te­di­ği eği­tim-öğ­re­tim ise bu to­hum ve top­ra­ğın ba­kı­mı­dır (su­yu, ça­pa­sı vb.).

İn­sa­nın fıt­ra­tın­dan kay­nak­la­nan is­tek­le­ri­ni İs­lam, ev­li­lik­le meşÂ­ru ha­le ge­ti­rir. Top­lum­da hay­va­ni ilişÂ­ki ve de­je­ne­ras­yo­nun önü­ne ge­çip top­lu­mu den­ge­de tu­tar. Bu­nun­la da kal­ma­yıp bu tür ilişÂ­ki­le­ri in­sa­ni­leşÂ­ti­rir, sev­gi-şef­kat­le bü­tün­leşÂ­ti­rip gü­zel­lik­le­ri­ni ve çir­kin­lik­le­ri­ni bir­lik­te pay­laşÂ­tık­la­rı mi­nik bir dev­let kur­du­rur. Bu dev­le­tin üye­le­ri­nin so­rum­lu­luk­la­rı­nı dü­zen­li ha­le ge­ti­rir ve bü­yü­yüp top­lu­ma açıl­ma­sı­nı sağ­lar. Böy­le­ce mi­nik dev­let­ler ku­rul­ma­sı­nın önü­nü açar. “Ve içi­niz­den bekar olan­la­rı ve ka­dın ya da er­kek kö­le­le­ri­niz­den (ev­len­me­si) uy­gun ola­cak olan­la­rı ev­len­di­rin. (Ev­len­me­ye ni­ye­ti olan­lar) yok­sul ise­ler, (bu si­zi kay­gı­lan­dır­ma­sın) Al­lah on­la­rı lütfüyle des­tek­le­ye­cek­tir, çün­kü Al­lah her şe­yin as­lı­nı ek­sik­siz bil­mek­te (ve bu iti­bar­la her­ke­se ba­ğış ve kay­ra­sıy­la) ku­şat­mak­ta­dır. Ev­len­me­ye imkan bu­la­ma­yan­lar, Al­lah ken­di­le­ri­ne lütfüyle bu imkanı ve­rin­ce­ye ka­dar if­fet­li dav­ran­sın­lar (zi­na­dan ka­çın­sın­lar)…” (24 Nur, 32-33)

Ev­li­lik ba­ğı­nın te­me­li is­tik­rar ve sü­rek­li­lik­tir. Bu is­tik­rar ve sü­rek­li­lik ise kar­şı­lık­lı şef­kat, mer­ha­met ve hoşÂ­gö­rü­ye da­ya­nır. Bu sa­yı­lan­la­rın hep­si her iki ta­ra­fın da bu ko­nu­da­ki eği­ti­mi­ne bağ­lı­dır. Bu eği­tim­de so­rum­lu­luk­la­rı­nı öğ­re­nen çift­ler ai­le mü­es­se­se­si­nin te­mel di­na­mik­le­ri ola­cak ve ar­ka­la­rın­dan ge­len nes­lin eği­til­me­sin­de de önem­li fonk­si­yon­lar ic­ra ede­cek­ler­dir.

Yaşayarak göstermek

Gü­nü­müz­de hiç­bir eği­tim­den geç­me­miş ai­le­ler, ken­di­le­ri­ne kah­re­de­rek “Biz oku­yup öğ­re­ne­me­dik hiç ol­maz­sa ço­cu­ğu­muz oku­yup öğ­ren­sin.” söz­le­riy­le et­le­ri­ni öğ­ret­men­le­ri­ne, ke­mik­le­ri­ni de ken­di­le­ri­ne bı­rak­tık­la­rı ço­cuk­la­rı­nı, bu eği­tim­den ge­çir­me­ye ça­lışÂ­mak­ta­dır­lar. Böy­le bir eği­tim ise te­ori­si ve pra­ti­ği bir­bi­ri ile uyuşÂ­ma­dı­ğı için ço­cu­ğun zih­nin­de öğ­re­ni­len şey­le­rin ha­ya­ta dö­nüşÂ­tü­rül­me­si­nin bir ha­yal ol­du­ğu ka­nı­sı­nı can­lan­dı­ra­cak­tır. Böy­le­ce ne eği­ti­me ne eği­ti­ci­ye ne de an­ne-ba­ba­sı­na gü­ve­ni kal­ma­ya­cak­tır. Son­ra­sı ise ma­lum ya ba­ba ve an­ne ör­nek alı­nır ya da bu ai­le­den ta­ma­men uzak­la­şı­lır. Her iki açı­dan da eği­tim tam bir fi­yas­ko ile ne­ti­ce­le­nir.

Fıt­rat­ta var olan ka­bi­li­yet­ler­den yo­la çı­ka­rak dav­ra­nışÂ­la­rı iyi yön­de ge­lişÂ­ti­rip de­ğişÂ­tir­mek an­la­mı­na ge­len eği­tim, te­mel­de eş se­çi­mi ile başÂ­lar. Pra­tik ola­rak eği­tim, ih­ti­yaç ve me­rak ne za­man or­ta­ya çı­kar­sa o za­man başÂ­lar. Ço­cu­ğu­nun ye­tişÂ­ti­ril­me­si­ni ih­ti­yaç ola­rak gör­me­yen bir ai­le as­la ço­cu­ğu­nu eği­te­me­ye­cek­tir. Bu­nun­la bir­lik­te ço­cuk ve­ya an­ne-ba­ba me­rak et­me­ye başÂ­la­mak­la eği­ti­me de ilk adı­mı at­mışÂ­lar de­mek­tir.

Me­rak ve ih­ti­yaç­la başÂ­la­yan eği­ti­min ger­çek­ten fay­da sağ­la­ma­sı ve­ya ama­cı­na ula­şa­bil­me­si için ha­ya­tın ger­çek ama­cı­nın kav­ran­mış ol­ma­sı ve ço­cu­ğun ken­di­si­ne ni­çin lüt­fe­dil­di­ği­nin bi­lin­cin­de olun­ma­sı ge­rek­li­dir.

Eği­tim­de ama­ca ulaşÂ­ma­nın te­mel usu­lü ya­şan­tıy­la ör­nek ol­mak­tır. Ço­cuk tak­lit ede­rek öğ­re­nir. Al­lah’ın di­ni­ne bağ­lı, Kur’an ah­la­kıy­la ah­lak­lan­mış bir ai­le, bu usu­lün en önem­li pra­tis­ye­ni­dir­ler. Bun­dan son­ra ih­ti­yaç, me­rak, so­ru sor­ma, oyun, sos­yal ilişÂ­ki gi­bi şey­ler ge­li­yor ki bun­lar asıl usu­lün uzan­tı­la­rı ve yar­dım­cı­la­rı­dır. Ay­rı­ca ço­cu­ğun so­ru­la­rı­na sağ­lık­lı ce­vap ver­mek, tek­lif­ler, tav­si­ye­ler ve yön­len­dir­me­ler­de bu­lun­mak ya­rar­lı ola­cak­tır.

Be­del öden­me­den el­de edi­len şey de­ğer­siz ola­ca­ğın­dan be­de­li­ni öde­me­den ço­cuk eği­ti­min­de (hat­ta hiç­bir şey­de) de ba­şa­rı­lı olu­na­maz. Bu be­del, doğ­ma­dan ön­ce onu ta­şı­mak, bes­le­mek, do­ğu­rur­ken san­cı çek­mek, doğ­duk­tan son­ra em­zir­mek, al­tı­nı te­miz­le­mek, onun eği­ti­mi için bil­gi, be­ce­ri ve gay­ret sa­hi­bi ol­mak­tır.

Her şey­de ol­du­ğu gi­bi sev­gi ve şef­kat­te de ada­let­li ol­mak, öl­çü­lü ol­mak ge­re­kir. Ço­cu­ğa ve­ri­le­bi­le­cek en iyi ser­ma­ye ba­ğım­sız ha­re­ket et­me ka­bi­li­ye­ti­dir. Ço­cu­ğu kor­ku­tup teh­dit et­mek, onun ev­ham­lı, kor­kak ve­ya sa­bit fi­kir­li ol­ma­sı­na se­be­bi­yet ve­re­cek­tir.

Da­yak en kö­tü eği­tim ara­cı­dır. Ce­za ver­mek su­re­tiy­le sağ­la­nan ter­bi­ye, kor­ku­ya da­ya­nan, te­me­li çü­rük bir ter­bi­ye­dir. Ter­bi­ye­nin ve ço­cuk üze­rin­de di­sip­lin sağ­la­ma­nın en emin yo­lu sev­gi, şef­kat, sa­bır ve ço­cu­ğa iyi ör­nek ol­mak­tır.

Ço­cuk­la­ra an­la­ya­cak­la­rı ya­şa gel­me­den ma­sal an­lat­mak ya­rar­sız­dır. Üç ya­şı­na ka­dar nin­ni­ler, on­dan son­ra­da ma­sal­lar ve kı­sa hikayeler gel­me­li­dir. Tip­le­ri gün­lük ha­yat­tan se­çil­miş ma­sal­lar da­ha ya­rar­lı­dır. Ma­sal kah­ra­man­la­rı kü­çük­ler­den se­çi­lir­se, ço­cuk tip­le­ri ka­fa­sın­da can­lan­dı­ra­bi­lir. Vu­ru­cu, kı­rı­cı, par­ça­la­yı­cı şey­ler an­lat­mak ve iz­let­mek de ol­duk­ça za­rar­lı­dır.

Oyunu ciddiye almak

Oyun, ço­cu­ğun en cid­di işi­dir. Oyun as­lın­da za­man öl­dür­me de­ğil, bir öğ­ren­me va­sı­ta­sı­dır. An­ne-ba­ba, bu­nu bi­le­rek ha­re­ket eder­se oyu­nu, iyi bir eği­tim ara­cı ha­li­ne çok ra­hat ge­ti­re­bi­lir­ler.

Ço­cuk kö­tü bir ha­re­ket yap­tı­ğın­da onu bir ke­na­ra çe­kip dost­ça ko­nuşÂ­mak ve et­ra­fa ver­di­ği za­rar­dan bah­set­mek, bu kö­tü dav­ra­nı­şı yap­ma­dı­ğın­da bu ha­re­ke­tin­den do­la­yı mem­nu­ni­ye­ti di­le ge­tir­mek ol­duk­ça ya­rar­lı ola­cak­tır. Ço­cuk­la­rı en çok kız­dı­ran şey ku­ru ve hük­me­di­ci nasihatlerdir.

Kor­ku ve bas­kı so­nu­cu itaa­te mec­bur edi­len bir ço­cuk bü­yü­yüp ken­di ge­çi­mi­ni te­min ede­cek eko­no­mik ba­ğım­sız­lı­ğa ula­şın­ca an­ne-ba­ba­yı unu­tur. Ço­cu­ğu­nu­zu se­vin ki sev­me­yi öğ­ren­sin. Yar­dım edin ki o da başÂ­ka­la­rı­na yar­dım et­sin. Ak­ra­ba bağ­la­rı za­yıf ve­ya ko­puk olan ai­le­ler­de ye­ti­şen ço­cuk­lar yar­dım­laşÂ­ma­yı, da­ya­nışÂ­ma­yı ve in­san sev­gi­si­ni tam ola­rak el­de ede­mez­ler.

Bir­kaç ço­cu­ğun bu­lun­du­ğu bir ai­le­de ço­cu­ğun ak­lı­na: “Aca­ba an­ne-ba­bam en çok han­gi­mi­zi se­vi­yor?” so­ru­su ta­kı­lır. Bu yüz­den bi­ri ile işi bit­tik­ten son­ra an­ne-ba­ba, mut­la­ka di­ğer­le­ri ile de il­gi­len­me­li­dir. Ço­cuk­ta başÂ­la­yan dav­ra­nış bo­zuk­luk­la­rı­nın al­tın­da ya­tan en önem­li se­bep kıs­kanç­lık­tır. Bu yüz­den ço­cuk­lar ara­sın­da adil ol­mak ge­re­kir.

An­ne-ba­ba bir­bi­ri­ne kar­şı an­la­yışÂ­lı, say­gı­lı ve sev­gi do­lu ol­duk­ça ço­cuk­lar bun­dan son de­re­ce mut­lu­luk du­yar­lar. Ge­le­ce­ğe ait gü­ven duy­gu­la­rı kuv­vet­le­nir. Akıl­lı an­ne ço­cuk­la­rı­nın ya­nın­da ba­ba­la­rı­na say­gı du­yan, o yok­ken ba­ba­la­rı­nın gü­zel huy­la­rı­nı söy­le­ye­rek ço­cuk­la­rı­nın göz­le­rin­de yü­cel­ten ka­dın­dır. Böy­le bir an­ne­ye ço­cuk­lar da say­gı du­yar­lar. Akıl­lı bir ba­ba da ço­cuk­la­rı­nın ya­nın­da an­ne­le­ri­ne say­gı du­yan o yok­ken an­ne­le­ri­nin gü­zel huy­la­rı­nı söy­le­ye­rek ço­cuk­la­rı­nın göz­le­rin­de yü­cel­ten ko­ca­dır. Böy­le bir ba­ba­ya ço­cuk­lar da say­gı du­yar­lar.

Bas­kı ile sü­rek­li özür di­le­yen ço­cuk­lar pı­sı­rık ve si­lik olur­lar. Evin dı­şın­da da hak­la­rı­nı ko­ru­ya­maz­lar. Gö­rü­nüşÂ­te ki­bar, söz din­le­yen, us­lu ço­cuk­tur, fa­kat as­lın­da içi­ne ka­pa­lı, ce­sa­re­ti­ni yi­tir­miş, ge­le­ce­ğe gü­ven­le ba­ka­ma­yan, an­ne-ba­ba­nın göl­ge­sin­de ya­şa­yan bir za­val­lı­dır.

Ço­cuk­lar in­san ye­ri­ne ko­nu­lup de­ğer ve­ril­di­ğin­de, sı­kıl­ma­dan ken­di­le­ri din­le­nil­di­ğin­de an­ne-ba­ba­la­rı­nı as­la mah­cup et­me­ye­cek­ler­dir. On­la­rın so­ru­la­rı­na sı­nır­lan­dır­ma ge­tir­me­den tu­tar­lı ce­vap­lar ve­ri­lir­se, ce­vap bi­lin­me­di­ğin­de kay­na­ğı­na be­ra­ber ba­ka­rak su­nu­lur­sa ço­cu­ğun eği­ti­mi açı­sın­dan çok ve­rim­li ola­cak­tır.

Yönlendirin, zorlamayın!

Ço­cuk yar­dım is­te­me­dik­çe onun işÂ­le­ri­ne ve ders­le­ri­ne ka­rı­şıl­ma­ma­lı­dır. Sa­de­ce yön­len­di­ri­ci olun­ma­lı­dır. Ço­cuk öğ­ret­me­ni­ni se­ver­se oku­lu­nu da se­ver. Oku­lu­nu se­ver­se is­te­ye­rek ders ça­lı­şır. Okul­dan dö­nen ço­cu­ğun an­lat­tı­ğı şey­ler ne ka­dar ba­sit de ol­sa sa­bır­la din­le­yip he­ye­ca­nı­nı pay­laşÂ­mak ge­re­kir.

Ai­le­si­ni se­ven ve ai­le­si ta­ra­fın­dan se­vi­len bir ço­cuk ko­lay ko­lay huy de­ğişÂ­tir­mez. Ken­di hu­yun­da­ki ço­cuk­lar­la ar­ka­daşÂ­lık ku­rar. Kav­ga­cı ve kü­für­baz ço­cuk­la­rın sal­dı­rı­sı­na uğ­ra­dı­ğı za­man hem ken­di­si­ni hem de ar­ka­daşÂ­la­rı­nı sa­vu­nur.

Ço­cuk bir ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­dı­ğı za­man onun üzün­tü­sü­ne or­tak ol­mak ve onu te­sel­li et­mek ge­re­kir. Ona gü­ve­nil­di­ği­ni, ya­kın­da bu­nu te­la­fi ede­bi­le­ce­ği­ni söy­le­ye­rek ce­sa­ret ver­mek ge­re­kir.

Ço­cuk­la­rı iyi­ye, gü­ze­le, yar­dım­laşÂ­ma­ya, za­yıf­la­rı ko­ru­ma­ya, ada­let­li ol­ma­ya özen­di­ren ço­cuk hikayeleri alıp okut­mak ge­re­kir.

An­ne-ba­ba­yı sü­rek­li ha­ta ara­yan, azar­la­yan ve ce­za ve­ren kim­se­ler ola­rak dü­şü­nen ço­cuk­lar, on­lar­la dost­luk ku­ra­maz­lar. İh­ti­yaç duy­duk­la­rı ya­kın­lı­ğı ve dost­lu­ğu başÂ­ka bu­la­nık kay­nak­lar­da arar­lar ki bu kay­nak­lar ma­ale­sef on­la­ra me­su­li­yet­ler­den kaç­ma­yı, ser­se­ri­li­ği ve kö­tü alışÂ­kan­lık­la­rı ka­zan­dı­rır.

Ka­bi­li­yet­le­ri ha­ri­cin­de zor­la­nan ço­cuk­lar ders­le­re kar­şı il­gi­siz ve ba­şa­rı­sız olur­lar. Ni­ce da­hi ço­cuk­lar, böy­le yan­lış yön­len­dir­me yü­zün­den an­la­şı­la­ma­mış, ge­ri zekalı dam­ga­sı ye­mişÂ­tir.

Ço­cuk er­gen­li­ğe ge­çiş dö­ne­min­de üze­rin­de oto­ri­te­si bu­lu­nan her­ke­se dik­le­nir. Di­ni ders­ler al­dı­ğı ho­ca­sı­na bi­le onu kız­dı­ra­cak so­ru­lar so­rar. Böy­le­ce ho­ca­sı­nın da ne de­re­ce Al­lah’a bağ­lı ol­du­ğu­nu de­ner. Gen­ci bu fır­tı­na­lar­dan ko­ru­ya­cak, ruh dün­ya­sı­nın yı­kıl­ma­sı­na en­gel ola­cak tek kuv­vet, doğ­ru bir din bil­gi­si ve bas­kı­ya da­yan­ma­yan iyi bir ah­lak eği­ti­mi­dir.

Hiç­bir in­san bi­le­rek ve is­te­ye­rek çev­re­si­ne za­rar ver­mez. An­cak çev­re ta­ra­fın­dan ka­bul edil­me­yen, kı­na­nan, hor­la­nan kim­se­ler, ka­bul gör­me­di­ği ce­mi­ye­te kar­şı ta­vır alır. Bil­has­sa genç kız­lar an­ne-ba­ba­dan ye­ter­li il­gi­yi gör­me­dik­le­ri takdirde on­lar hak­kın­da tür­lü şüp­he­ler ge­lişÂ­ti­rir, çir­kin rol­ler ya­kışÂ­tı­rır­lar. So­nun­da bu şüp­he­ler ger­çek­miş gi­bi ina­nır ve on­lar­dan nef­ret eder­ler.

Çocuklarınızı adam yerine koyun ki adam olsunlar

Giz­li ce­mi­yet­ler­e katılan genç­ler, ge­nel­lik­le ai­le­de adam ye­ri­ne kon­ma­yan, an­ne-ba­ba ile uyum sağ­la­ya­ma­yan, bas­kı ve mah­ru­mi­yet­ler için­de bü­yü­yen genç­ler­den te­şek­kül eder. Ço­cuk­la­rı­mı­za her şey­den ön­ce ken­di­miz iyi ör­nek ol­ma­lı­yız. On­lar ha­ya­li ro­man kah­ra­man­la­rı ye­ri­ne biz­le­ri mo­del seç­me­li­dir­ler.

İyi ter­bi­ye edil­miş, ce­mi­ye­te ka­zan­dı­rıl­mış bir genç hem ai­le­si ve mem­le­ke­ti hem de İs­lam alemi için bir ser­vet­tir.

Ai­le içi is­tik­ra­rın sağ­lan­ma­sın­da İs­lam önem­li pren­sip­ler or­ta­ya ko­yar. Ön­ce­lik­le ev­li­li­ği bir iba­det dü­ze­yi­ne çı­ka­rır. Bo­şan­ma­yı Al­lah’ın hiç sev­me­di­ği bir izin ola­rak al­gı­lar. Ev için­de ve so­kak­lar­da gi­yim ku­şa­ma, hat­ta bir­bir­le­riy­le ko­nuşÂ­ma­la­rı­na va­rın­ca­ya ka­dar cin­sel tah­rik­le­re gö­tü­re­bi­le­cek un­sur­la­rın önü­ne sı­nır ko­yar. Ai­le için­de­ki ba­şı­boşÂ­lu­ğu, dü­zen­siz­li­ği gi­de­ri­ci edep ve ter­bi­ye­nin yer­leşÂ­me­si­nin sağ­lan­ma­sı doğ­rul­tu­sun­da dü­zen­le­me­ler ge­ti­rir. Al­lah kor­ku­su­nu bu dü­zen­le­me­nin ba­şı­na ko­yar, fa­kat ola­bi­lir ki İslam’ın ya­şan­ma­sı ve top­lu­ma in­ti­ka­li ko­nu­sun­da bir araç olan ev (ev­li­lik ba­ğı), bu ama­ca hiz­met et­me­di­ği gi­bi fert­le­ri de tü­ket­me­ye başÂ­lar­sa o za­man da in­sa­nı ko­ru­ma ek­sen­li olan İs­lam, çe­şit­li aşa­ma­lar­la (bel­ki ai­le­nin ku­ru­luş ama­cı­na dö­nüş ya­pa­bi­lir­ler dü­şün­ce­siy­le) ev­li­lik ba­ğı­nın çö­zül­me­si­ne izin ve­rir.

Bu aşa­ma­da er­ke­ğe, ka­dı­na kar­şı iyi dav­ran­ma­yı tav­si­ye ede­rek hoşÂ­lan­ma­dık­la­rı şey­ler­de da­hi bir hay­rın ola­bi­le­ce­ği ih­ti­ma­li­ni ha­tır­la­tır (4 Nisa, 19). Bu­na rağ­men so­run, sev­gi ve say­gı bo­yu­tu­nu aşıp nef­ret, kin bo­yu­tu­na yük­sel­mişÂ­se da­hi he­men bağ­la­rı ko­par­mak doğ­ru de­ğil­dir. Sa­mi­mi­yet­le her iki­si­nin ara­sı­nı dü­zelt­me ga­ye­siy­le ara­bu­lu­cu­lar ara­ya gir­me­li ve ba­rışÂ­tır­ma­nın al­ter­na­tif­le­ri­ni oluşÂ­tur­ma­lı­dır­lar (4 Nisa, 35, 129). Bu gi­ri­şim de so­nuç ver­mi­yor­sa iş cid­di­dir. Bu du­rum­da Al­lah’ın en çok öf­ke­len­di­ği ama he­lal kıl­dı­ğı bo­şa­ma ar­tık çö­züm ol­muşÂ­tur.

Bo­şa­ma ka­ra­rı alın­mış ol­sa da iş bit­mez. Adam, ka­rı­sı­nı is­te­di­ği an bo­şa­ya­maz. Ka­dı­nın adet­ten te­miz­len­me­si­ni şart ko­şa­rak, si­nir ve ger­gin­li­ğin geç­me­si­ne fır­sat ve­rip dü­ğü­mün çö­zül­me­si­ni ge­cik­ti­rir. Ka­rar ke­sin olup adam ka­dı­nı bo­şa­sa da bo­şa­ma işÂ­le­mi tam ola­rak ger­çek­leşÂ­mez. Bun­dan son­ra ka­dı­nın üç ha­yız dö­ne­mi­ni bek­le­me­si ge­re­kir. İç­le­rin­de bi­raz­cık ol­sun bir ara­ya gel­me is­te­ği var­sa bu müd­det aka­bin­de ev­li­lik tek­rar ger­çek­le­şe­bi­lir.

Bü­tün bu sa­yı­lan­lar, in­sa­nı ko­ru­mak ve gü­ven­ce­li bir or­tam­da top­lu­ma say­gın ne­sil ye­tişÂ­tir­mek ga­ye­siy­le­dir. Böy­le ol­ma­ya­ca­ğı an­la­şıl­dı­ğın­da ise hiç ol­maz­sa ken­di­si­ni kur­tar­ma yo­lu­na gi­di­lir.

Model aileler

İs­lam bu­nun­la ye­tin­me­yip Kur’an’da önem­li tip­ler ve ai­le­le­ri ör­nek mo­del ola­rak su­nar ve bu ör­nek­ler için­den iyi olan­lar se­çi­lip ha­ya­ta dö­nüşÂ­tü­rü­lür. Kö­tü olan­lar dü­şü­nü­lüp yan­lışÂ­lık­la­rı kav­ra­na­rak on­lar­dan uzak­la­şı­lır.

Ha­yat bir sı­nav­dır. Kim da­ha gü­zel kul­luk ya­pa­cak, kim da­ha gü­zel amel işÂ­le­ye­cek? Kim­ler söz­le­rin­de se­bat gös­te­rip, kim­ler iki­yüz­lü­lük ya­pa­cak, iha­net ede­cek? Do­la­yı­sıy­la ko­ca olu­şu­muz, ka­dın olu­şu­muz, ev­lat olu­şu­muz, an­ne-ba­ba olu­şu­muz hep­si bir de­nen­me­dir. Hay­di, Al­lah’ın en çok rı­za­sı­nı ka­za­nan bir ko­ca, Al­lah’ın en çok rı­za­sı­nı ka­za­nan bir ka­dın, Al­lah’ın en çok rı­za­sı­nı ka­za­nan bir ev­lat, Al­lah’ın en çok rı­za­sı­nı ka­za­nan bir an­ne-ba­ba ola­lım.

Al­lah’ın se­la­mı, rah­me­ti, be­re­ke­ti bu ya­rı­şa gi­ren­le­rin üzerine ol­sun.

Ramazan Varol
 

[TB] Benzer konular

Üst