Karıncaların Dili...

  • Konbuyu başlatan Mercan
  • Başlangıç tarihi
M

Mercan

Guest
Avrupa Zaman'da çıkan "Karıncalar yuvalarında konuşuyormuş" başlıklı haberde şöyle deniliyor: "İngiliz bilim adamları, karıncaların yuvalarının içinde konuştuğunu ifade ediyor.
Science dergisinde de yayınlanan habere göre, yuvaların içine minyatür mikrofon ve hoparlör yerleştiren araştırmacılar, kraliçe karıncanın işçi karıncalara yönelik sesini kaydedip tekrar çaldı. Oxford Üniversitesi'nden Jeremy Thomas, kraliçenin sesini çaldıklarında işçi karıncaların antenleri havada ve çeneleri açık saatlerce hareketsiz savunma durumunda beklediklerini kaydetti. İngiliz bilim adamı. 'En önemli keşif, değişik seslerin karınca kolonisinin değişik tepkilerine yol açması' dedi." (Avrupa Zaman, 9.2.2009)


Kur'an-ı Kerim'de Neml (Karınca) Suresi'nde şöyle deniliyor: "(Süleyman, ordusu ile) Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca 'Ey karıncalar, yuvalarınıza girin... Süleyman ve orduları, sizi fark etmeyerek ezip çiğnemesinler!' dedi. Onun bu sözünden dolayı tebessümle güldü ve 'Ya Rabbi, dedi, beni nefsime öyle hakim kıl ki, gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükrediyorum, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dahil eyle!" (27/18–19)
Bu ayetlerin ifadelerinden, karıncaların bir dili olduğunu, toplum disiplini ile hareket ettiklerini anlıyoruz. Peygamber Efendimiz'i (sas) bilip, peygamberliğini ikrar eden bazı hayvanlar gibi zamanlarının peygamberi Hz. Süleyman'ı da karıncaların tanıdığını, Süleyman aleyhisselamın da onların dillerini bildiğini anlıyoruz.

Malumdur ki, karıncaların işitme duyguları ayaklarındadır ve çok hassastır; en ince ve hafif sesleri bile fark ederler. Hatta zelzeleyi bile önceden fark ettikleri, zelzele öncesi faaliyetlerinden anlaşılmaktadır.

Ayrıca bu hassas duyargalı hayvanların hiss-i kablelvukuya (önseziye) sahip oldukları da bilinmektedir. Hatta evliyaullahtan bir zat, Birinci Dünya Savaşı öncesi karıncaların cenazelerini yuvalarından dışarı taşımalarını görmüş ve yaklaşmış olan dünya çapındaki büyük olayı haber vermiştir.
Karıncalar Allah'ın ihsan ettiği nimetlere karşı çok hassastırlar, onların ayakaltında ezilip hakaret görmesine razı olmazcasına, hiç umulmadık mekanlarda yerlere atılmış, pirinç tanelerini, ekmek kırıntılarını alıp götürmek üzere bir yerden telefon almış gibi hemen hazır olurlar. Bu hususu "Latif Nükteler" kitapçığında Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

"Küçücük hayvanların cenazelerini ve nimetin küçücük parçalarını ve tanelerini toplamak vazifesiyle karıncalar nezafet (temizlik) memurları olarak, hem nimet-i İlahiyenin küçük parçalarını teleften, çiğnemekten, hakaretten ve abesiyetten korumakla ve küçücük hayvanatın cenazelerini toplamakla, sıhhiye memurları gibi vazifelendirilmişlerdir."

Ayetlerin de işaret ettiği gibi karıncalarda bir toplum düzeni, içtimai hayatın disiplinine itaat duygusu mevcuttur. Yüz metrekare bir alan içinde termit karıncalar topluluğunda yapılan araştırmalar onların bir kraliçenin kontrolünde ve onun emirleriyle hareket ettiklerini, onun öldürülmesiyle, bir anda düzenli hareketlerin durduğunu; öldürülmeden ayrı ses geçirmez bir bölüme alındığında bile toplum düzeninin bozulmadan yine nizami hareketlerin devam ettiğini göstermiştir.

Avustralyalı bir bayan, Sidney yakınlarında ölen asker karıncalara arkadaşları tarafından yapılan cenaze merasimini şöyle hikaye eder: "Karıncalar ikişer ikişer sıralanarak cesetlerin bulunduğu yere gelinceye kadar intizamla ağır ağır yürüdüler. İki karınca ilerledi ve arkadaşlarından birinin cesedini aldı, sonra diğer ikisi ilerledi, sonuna kadar hepsi aynı şeyi yapınca, artık karıncalar yürümeye hazırdı. Evvela bir cesedi çeken iki karınca hareket etti, sonra ikisi boş olarak yürüdü, bunları yine ceset götüren iki karınca takip etti. Sırada aşağı yukarı kırk çift vardı. Artık alay yavaş yavaş ilerliyordu. Aralarında iki yüz kadar karınca bulunan intizamsız bir grup da bunları takip ediyordu. Bazen iki karınca duruyor, taşıdığı cesedi bırakıyor, arkadan boş gelen ikisi bu cesedi alıyordu. Böylece zaman zaman cesetleri birbirine devrederek deniz kenarında bir kumsala vardılar. Burada her karınca için ayrı ayrı bir mezar kazıldı. Aralarında altı veya yedi karınca, kazma işine iştirak etmeden kaçmaya teşebbüs etti; bunları yakalayıp geri getirdiler, üzerine hücum edip öldürdüler. Derhal tek bir mezar kazdılar ve hepsini birden içine attılar. Bunlara cenaze merasimi yapılmadı.

Bütün bu aktarmalarla, Kur'an ayetlerinin ifadelerine dikkatleri çekmek istiyorum.

Abdullah Aymaz
 

[TB] Benzer konular

Üst