Kanadımız Kırık mı?

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Kanadımız Kırık Mı?



ALLAH dostları dünyaya cife yani leş demiş. Hak ve hakikati gören gözümüz yoksa ALLAH dostlarının bu görüşüne dikkat etmek gerekir.

Bizim dünyaya karşı tavrımız nasıl? Leş peşinde mi koşturuyoruz? Yoksa gerçekleri görmeye gayret ederek ibret gözüyle mi bakıyoruz? Bakışımız, görüşümüz nasıl? Nice kavimlerin neden helak edildiğini anlayabiliyor muyuz? Peygamberimizin (s.a.v.) getirdiği güzelliklerin nurunu görebiliyor muyuz? Cennete mi cehenneme mi? Nereye doğru gittiğimizi kestirebiliyor muyuz?

Peygamberimizden (s.a.v.) yana mıyız? Yoksa Ebu Cehil’den yana mı? İslam’ı mı yaşamak istiyoruz? Yoksa İslam dışı mı? ALLAH’ın belirlediği hayatı mı yaşamaktan yanayız? Yoksa haşa ALLAH bu işleri bilememiş başka türlü yaşanır mı diyoruz? Kulluğumuz ALLAH’a mı yoksa gayrısına mı? Kıblemiz Kabe’mi yoksa yüzümüzü döndüğümüz yön başka başka mı? ALLAH’tan başka ilah yok mu diyoruz? Yoksa İblis gibi ortalığı karıştırıp duruyor muyuz? Secdemiz ALLAH’a mı? Yoksa önünde eğildiğimiz şeyler başka mı? İslam’la şereflenenlerden miyiz yoksa şerefi başka yerlerde arıyor, ya da ‘aman dinimin belli olmaması lazım’ mı diyoruz? Ötelerin bir yolcusu olarak ne yaptığımızın farkında mıyız?

Ne de meraklıymışız ALLAHsız yaşamaya..ALLAH’ı hatırlatacak şeylerden kaçmaya... İslam’daki güzelliklerle nice kişilerin İslam’a koştuğunu görmezden gelmeye... Ne de meraklıymışız vefasızlıkta bazı canlıları geride bırakmaya... Nankörlüğe, şükürsüzlüğe... Ne de meraklıymışız şu dünyanın, nefsimizin, hevamızın, hevesimizin süvarisi olacağımıza onları üstümüze bindirmeye... Ne de meraklıymışız onca değerlerimizi bir leş uğruna terketmeye... Dünyayı ahirete tercih etmeye... Ne de meraklıymışız Sahabelerin, İslam alimlerinin, mürşidlerin yolundan gideceğimize; şarkıcıların, artistlerin, sporcuların ayakkabı numaralarından kullandığı parfüme kadar öğrenmeye ve bunlarla övünmeye... Ne de meraklıymışız ALLAH’ın emir ve yasaklarını çiğnemeye, dünya ile aldanmaya... Ne de meraklıymışız ALLAH sevgilisi Habibullah’tan başka önder, lider ve rehber edinmeye...



Hz. Mevlana buyuruyor:

“Tövbe atı acayip bir attır. Bir anda şu aşağılık alemden ta göğün üstüne kadar sıçrayıp çıkar.”
“Hakk’ın kapısı rahmet ve keremlerle dopdoludur. Varlık da O’na aşıktır, yokluk da.”
“Tövbeye bir parlaklık gerekir; tövbeye de bir şimşek, bir bulut şart!”
“Gönül şimşeğiyle iki göz bulutu olmadıkça tehdit ve hışım ateşi nasıl yatışır?”
“Atandan öğrensen ya; Adem, suç işleyince hemencecik eşiğe geldi;
“O gizli sırları bilen ALLAH’ı hazır nazır ve gördü de, iki ayak üstüne durup suçunun affedilmesini dilemeye koyuldu.”
“(Ama) dikkat et de “Tövbe eder, ALLAH’a sığınırım” diye cürümde bulunma, günah işleme!”
“Tövbenin batı tarafında bir kapısı vardır, kıyamete kadar açıktır.”
“O kapı, güneş batıdan doğuncaya dek açık kalacaktır; o kapıdan yüz çevirme!”
“Cennetin ALLAH rahmetine binaen sekiz tane kapısı var ey oğul! O sekiz kapıdan biri de tövbe kapısıdır.”
“Öbürlerinin hepsi de bazen açılır, bazen kapanır; fakat tövbe kapısı hep açıktır.”
“Tövbesiz ömür, baştanbaşa can çekişmedir. Hazır olan, kaçınılmayan ölüm, ALLAH’tan gafil olmaktır.”
“Ömür geçtiyse kökü bu demdir, tez ömür ağacını tövbe suyuyla sula!”


Kararan kalplerimizin tekrar ötelere kanat çırpabilmesi duasıyla...





Can Yılmaz
 
Üst