Hz. İSA (a.s)

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İsâ Aleynisselâm:

´Yakîn ile!" dedi. [309]

"Biz de, yakîn sahibiyiz!?" denilince:

"Sizin yanınızda, taş, çamur ve altun, eşid ve bir midir?" diye sordu.

"Hayır!" dediler.

İsâ Aleyhisselâm:

"Bunlar, benim yanımda, eşid ve birdirler!" dedi.

Havariler, bir gün; İsâ Aleyhisselâmı, aramağa gittiler, Kendisini, su üzerinde yürür bir halde, buldular.

Onlardan birisi:

"Ey Allanın Peygamberi! Biz de, senin yanına yürüyüp varalım mı?" dedi.

İsâ Aleyhisselâm:

"Olur!" dedi.

Havari, ayağını, basınca suyun içine, batıverdi.

İsâ Aleyhisselâm:

"Getir ver elini ey güdük imanlı!

Eğer, Âdem oğlunun, zerre kadar yakîni olsaydı, suyun üzerinde yürürdü!" dedi.[310]

İsâ Aleyhisselâm, bir adamın hırsızlık ettiğini görmüş, ona:

"Sen, çaldın ha!?" demişti.

Adam:

"Kendisinden başka İlâh bulunmayan Allah´a and olsun ki; hayır!" deyince, İsâ Aleyhisselâm:

"Allâha iman ettim, kendi gözümü ise yalanladım!" demiştir.[311]

İsâ Aleyhisselâma bir adam gelip:

"Ey iyilik öğreticisi! Sen, bana bir şey öğret ki, o, beni, yararlandırsın, seni, zararlandırmasın!" demişti.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İsâ Aleyhisselâm:

"Nedir o?" diye sordu.

Adam:

"Kul, Yüce Allah´a karşı, hakkıyle takvâlı nasıl olur?" dedi.

İsâ Aleyhisselâm:

"Bu, kolay bir iştir:

Allah´ı, kalbinden, hakkıyle seversin,

Onun için, gücün yettiği kadar amelde bulunursun,

Benî nev´ine de, kendine acır gibi, acırsın!" dedi.

Adam:

"Ey iyilik öğreticisi! Benim, Benî nev´im, kimlerdir?" diye sordu.

İsâ Aleyhisselâm:

"Bütün Âdem oğullarıdır.

Sana gelmesini, istemediğin şeyi, sen, senden başkasına da, getirme!

O zaman, sen, Allah´a karşı, hakkıyle ittikalı olursun!" dedi. [312]

İsâ Aleyhisselâmın bildirdiğine göre:

"Zamanın sonunda;

Dünyadan, el çekmeğe özenen ve fakat, dünyadan, el çekmeyen,

Âhireti, özler görünen ve fakat, âhireti, özlemeyen,

Başkalarını, Valilere, gitmekten, men eden ve fakat, kendileri giden,

Zenginlere, yaklaşan ve fakat, fakirlerden, uzaklaşan,

Ellerini, ileri gelenlere, açan ve fakat, ellerini, fakirlere yuman bilginler gele­cektir ki, işte, bunlar, şeytanların kardeşleri, Rahman´ın ise düşmanlarıdır!"[313]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İsâ Aleyhisselâmın Vazifesinin Mahiyetinin Açıklanışı Ve Muhammed Aleyhisseelâmın Geleceğini Müjdeleyişi:



"Meryem oğlu İsâ da, bir zaman:

Ey İsrail oğulları! Ben, size, Allah´ın gönderdiği Peygamberiyim.

Benden önceki Tevrat´ı, tasdik edici,

Benden sonra gelecek Peygamberi de-ki, ismi: Ahmed´dir- müjdeleyici olarak geldim..." demişti." [314]

İbn.İshak´ın (85-151 Hicrî) bildirdiğine göre: İsâ Aleyhisselâma Allah tarafından indirilen İncil´de, Muhammed Aleyhisselâmın sıfatı ve ismi hakkında verilmiş olan bilgiyi, İsâ Aleyhisselâmın devrinde Havârî Yuhanna da yazdığı İncilde [315] tesbit etmiş bulunuyordu.

Nitekim, İsâ Aleyhisselâm, kendisini, inkâr eden kavmine karşı:

"Rab tarafından çıkıp gelecek olan o Münhamennâ, Rab tarafından çıkıp ge­lecek O Rûhulkuds gelmiş olsaydı, O, bana, şehâdet ederdi.

Siz, de şehâdet edersiniz.

Çünkü, ötedenberi, benimle birlikte bulunuyorsunuz.

Ben, bunları, size söyledim ki, şüpheye düşmeyesiniz!" demiştir.

Münhamennâ, Süryanca, Muhammed demektir.

Bunun, Rumcası: Baraklitüs´dür. [316]

Ebülferec İbn.Cevzî´nin (540-597 Hicrî), İbn.Kuteybe´den (213-276 Hicrî) nakline göre:

İsâ Aleyhisselâm, Havârîlerine:

"Ben, gidersem, size Faraklit, Rûhulhak, gelecektir.

O, kendiliğinden, söz söylemeyecek, ancak, kendisine, ne söylenirse, onu, söy­leyecektir.

O, bana, şehâdet edecektir.

Siz de, şehâdet edersiniz.

Çünkü, siz, halktan daha önce, benimle birlikte bulunuyorsunuz.

Ben, gitmezsem, Feraklit, size gelmez." demiştir. [317]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Gerek Baraklitüs, gerek Faraklit sözü, Periclotas şekline sokulup Yuhanna İn­cilinde Tesellî Edici diye terceme edilmiştir.

Şüphesiz ki: İsâ Aleyhisselâmın ana dili, Yunanca değil, İbranice idi.

Kendisine, Allah tarafından indirilmiş olan İncil´in dilinin de, İbranca olacağı, tabiîdir.

İsimleri terceme etmek, Ehl-i Kitap Bilginlerince, âdet olduğundan, İsâ Aley­hisselâmın, kendisinden sonra, geleceğini, müjdelediği Âhir zaman Peygambe­rinin ismini de, Yunancaya terceme etmişler ve Arapça Mütercimler de, onu, Fa­raklit olarak Arapçalaştırmalardır.

Bir Papaz tarafından yazılıp Hicrî 1268 yılında Kalküta´da bastırılan bir broşürde:

Faraklit olarak Arapçalaştırman ismin, İncil´in Yunanca nüshasında Paraklitüs şeklinde mi? Yoksa, Piraklütüs şeklinde mi? geçtiği incelenerek, birinci şekle göre: ismin, Tesellî ve Yardım Edici, Vekil mânâlarına geldiği, ifâde ve ikinci şekle gö­re ise, Muhammed ve Ahmed mânâlarına gelebileceği itiraf edilmiş ve Müslüman­ların, bu şekli iltizam ettikleri ileri sürülmüştür.

Halbuki, iki kelime arasında şekil ve telaffuz bakımından, pek az bir fark vardır. Yunan harfleri, birbirlerine benzerdir.

Bazı İncil nüshalarındaki Piraklütüs, belki de, yazıcıların hatası yüzünden, Pa­raklitüs olmuştur.[318]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İsâ Aleyhisselâmın Annesinin Vefatı:



İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz.Meryem, İsâ Aleyhisselâm´dan sonra altı yıl da­ha yaşayıp vefat etmiştir. [319]



Yüce Allah´ın Kendi İlminden İlim Ve Kendi Hilm´inden Hilim Vererek Getireceği Ümmet:



Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâma; Peygamberimizin Ümmeti hakkında da:

"Ey İsâ! Ben, senden sonra, bir ümmet getireceğim ki: onlar, sevdikleri bir şeyle karşılaşırlarsa, Allah´a hamd ve şükrederler,

Hoşlanmadıkları bir şeye uğrarlarsa, sabredip katlanırlmar ve Allâh´dan, ecir beklerler.

Onların ne ilimleri, ne de, hilimleri vardır." buyurmuştu.

İsâ Aleyhisselâm:

"Yâ Rab! İlimleri, hilimleri olmadığı halde, onların, böyle davranmaları, nasıl mümkün oluyor?" diye sordu.

Yüce Allah:

"Onlara, kendi ilmimden ve hilmimden ihsan ederim!" buyurdu. [320]

İncillere göre: İsâ Aleyhisselâm da, İsrail oğullarına, Muhammed Aleyhisselâ-mın Eshab ve Ümmeti hakkında şöyle demiştir:

"Allah´ın Melekûtu, böyledir; Yere, tohum saçan bir adam gibidir.

Gece, gündüz uyuyup kalkar; tohum, biter ve büyür; nasıl o bilmez.

Toprak, kendiliğinden, önce onu, sonra başağı, sonra, başakta dolu taneyi verir.

Mahsul erdiği zaman, hemen orağı salar;

Çünkü, hasad zamanı gelmiştir. [321]

Yine, onlara dedi ki:

"Siz, kitapta:

Yapıcıların red ettikleri taş, köşenin başı oldu;

Bu, Rab tarafından oldu ve (o gözlerimizde şaşılacak iştir.) sözünü hiç okuma­dınız mı?

Bundan dolayı, size derim:

Allah´ın Melekûtu, sizden alınacak ve onun meyvalarını yetiştirecek bir Millet´e verilecektir. Ve bu Taş´ın üzerine düşen, parçalanacak, o da, kimin üzerine dü­şerse, onu, toz gibi dağıtacaktır![322]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmın Mîrac Gecesinde Yahya Ve İsâ Aleyhisselâmlarla Karşılaşıp Selamlaşması:


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm; Mîrac gecesinde Cebrail Aleyhisselâm-la birlikte ikinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail Aleyhisselâm, o göğün kapısını çaldı.[323] Bekçisine:

"Aç!" dedi.

"Kimdir o?,[324] sen, kimsin?" denildi.[325]

Cebrail Aleyhisselâm:

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı?" diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm:

"Muhammed (Aleyhisselâm) var!" dedi.

"O (Mîrac için) gönderildi mi?" diye soruldu.

Cebrail Aleyhisselâm:

"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı. [326]

İkinci kat gökte, Teyze Oğulları olan İsâ b.Meryem ve Yahya b.Zekeriyyâ Aleyhis-selâmlarla karşılaştılar. [327]

Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize:

"Bunlar, Yahya ve İsâ (Aleyhisselâmlar)dır. Selâm ver onlara!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, onlara selâm verdi.

Onlar da, Peygamberimiz Aleyhisselâmın selâmına mukabele ettiler ve:

"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih Peygamber!" dediler [328] ve hayır düa ettiler. [329]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Kur´ân-ı Kerim?in Muhammed Aleyhisselâmın Eshab Ve Ümmetinin Bazı Vasıfları Hakkındaki Açıklaması:



Yüce Allah; Muhammed Aleyhisselâmın Eshabıın vasıflarını şöyle açıklar: "Muhammed, Allah´ın resulüdür.

Onunla birlikte olanlar, kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında ise, çok mer­hametlidirler.

Onların, rükû ve secde ederek Allâh´dan lütuf ve rızâsını istediklerini görürsün. Yüzlerinde, secdelerin eserinden dolayı nûrânîlik vardır. Bu, onların, Tevrattaki vasıflarıdır. İncil´deki vasıfları da:

Bir ekin gibidir ki, filizini çıkarmış, derken, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, sapları üzerine bir düzeye dizilmiştir.

Öyle ki, ekincilerin hoşuna gider.

Bu, işte, onlarla, kâfirleri öfkelendirmek içindir.

Allah, onlardan, iman edip iyi amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir va ´d buyurmuştur." (Fetih: 29)

"(İslâmda) birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile iyi amellerle olanla­rın ardınca gidenler ki, Allah, onlardan razı olmuştur.

Onlar da, Allah´dan razı olmuşlardır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

(Allah), Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları, Cennet­ler hazırladı.

İşte bu en büyük kurtuluş ve mutluluktur." (Tevbe: 100)

"Şüphesiz ki, Allah; hak yolunda (savaşarak düşmanları) öldürmekte, (onlar ta­rafından) öldürülmekte olan Mü´minlerin canlarını ve mallarını -kendilerine Cennet vermek karşılığında- satın almıştır.

(Allah´ın), Tevrat´ta, İncil´de ve Kur´an´da (zikr olunan bu va´di) Kendi üzerinde hak(kat´î) bir va´d´dir.

Allah´dan ziyâde ahdine vefa eden kim var?

O halde (ey Mü´minler!) yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevininiz!

Bu, en büyük kurtuluş ve mutluluktur!" (Tevbe: m)

"Onlardan (Muhacirlerden) evvel (Medine´yi) yurd ve imân (evi) edinmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler.

Onlara (Muhacirlere) verilen şeylerden dolayı, göğüslerinde bir ihtiyaç (meyli) bulmazlar.

Kendilerinde fakr-u ihtiyaç olsa bile, onları Muhacirleri), öz canlarından daha üs­tün tutarlar.

Kim, nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa, işte, umdukları­na erenler, onların ta kendileridir." (Haşr: 9)

"İman edip te, Allah yolunda Hicret ve Cihad edenler, barındıranlar, yardım eden­lerdir ki, işte, gerçek Mü´min olanlar, bunlardır.

Mağfiret ve bitmez tükenmez rızık onlarındır." (Enfai: 74)

"Bunların (Muhacir ve Ensar´in) arkasından gelenler:

Ey Rabbımız! İman ile daha önden bizi geçmiş olan (din) kardeşlerimizi yarlığa!

İman etmiş olanlar için, kalblerimizde bir kin bırakma!

Ey Rabbımız! Şüphesiz ki, Sen, çok Esirgeyicisin, çok Merhametlisin! derler."

(Haşr: 10)

"Onlar ki (sırf) Rab´larının rızâsını isteyerek (her zorluğa) katlanırlar, namazı, dos­doğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizli ve aşikâr harcarlar, kötülüğü, iyilikle savarlar.

İşte, onlardır ki, onlar için, bu, bu dâr(-ı dünyanın) (iyi) bir sonucu vardır.

(ki, o sonuç) Adn Cennetleridir.

Onlar, -Atalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salah erbabı olanlar da, bir­likte olmak üzere- oralara girecekler, Melekler de, her bir kapıdan onların yanları­na varacaklar (ve şöyle diyecekler):

Sabrettiğinize karşılık sizlere Selâm (ve selâmet) olsun!

Dâr(ı dünyanın) ne güzel akıbetidir bu!" (Ra´d: 22-24)

"O, Rahman´in (hâs) kulları ki, onlar, yer yüzünde vakar ve tevazu ile yürürler.

Kendilerine, beyinsizler (hoşa gitmeyecek) laflar attığı zaman:

Selâmfetle!) defyip geçe)rler.

Onlar ki, gecelerini, secde ve kıyamla geçirirler.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Onlar ki;

Ey Rabbimiz! derler. Bizden, Cehennem azabını uzaklaştır.

Çünkü, onun azabı, bir helaktir!

Hakîkat, o, ne kötü bir Karargâh ve ikametgâh´dır!

Onlar ki, harcadıkları vakit, ne israf, ne de, cimrilik yapmazlar; (Harcamaları) iki­si arası, ortalama olur.

Onlar ki, Allah´ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar.

Allanın haram kıldığı cana, haksız yere, kıymazlar.

Zina, etmezler.

Kim, (bunlardan birini) yaparsa, cezaya çarpılır.

Kıyamet günü de, azabı katmerleşir ve kendisi (azabın) içinde hor ve hakir te­melli bırakılır.

Meğer ki, (şirkten) tevbe ve iman edip iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler ola.

İşte, Allah, bunların kötülüklerini, iyiliklere çevirir.

Allah, çok Yarlıgayıcı ve çok Esirgeyicidir.

Kim, (günahlardan) tevbe (ve rücu) eder, güzel güzel amel hareket)de de, bulu­nursa, muhakkak o, Allâha -tevbesi makbul ve Allâhın rızasına erişmiş olarak- döner.

Onlar ki, yalan şâhidlik etmezler, boş ve kötü lakırdıya rastladıkları vakit, şerefli (insanlar) olarak (ondan yüz çevirip) geçerler.

Onlar ki, kendilerine Rab´larının âyetleri okunduğu (yahud onlarla va´z ve nasi­hat edildiği) zaman, bunlara karşı, (Münafıklar gibi), kör ve sağır (yıkılıp) düşmezler.

Onlar ki;

Ey Rabbimiz! derler, bize, zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin) be­beği olacak (salih insanlar) ihsan et.

Bizi, takva sahiplerine önder kıl!"

İşte, bütün onlardır ki, zorluklara katlanıp dayanmaları sebebile Gurfe(ler)le (Cen­netin en yüce dereceleriyle) mükâfatlandırılacaklar, orada, sağlık ve selâm ile kar­şılanacaklardır.

Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.

O, ne güzel bir karargâhdır, (ne güzel) bir ikametgâhdır!" (Furkan: 63-76)

"Öyle adamlar ki, onları, ne bir ticaret, ne bir alış veriş, Allâhı zikretmekten, dos­doğru namaz kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymaz.

Onlar, kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği günden korkarlar.

Çünkü, Allah,, kendilerini, işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara, fazlından da, daha ziyâdesini verecektir. Allah, kimi dilerse, onu, sayısız rızıklandırır (sevaba kavuşturur). (Nûr 37-38)"

"Rabbimiz, Allâh´dır! deyip te, sonra (bütün hareketlerinde) doğruluğu iltizam edenlere, (evet) onlara, hiç bir korku yoktur.

Onlar, mahzun da, olmayacaklardır. Onlar, Cennet ehlidirler.

İşlemekte devam ettikleri (iyi amel ve hareketlerine mükâfat olarak orada te­melli kalıcıdırlar." (Ahkaf: 13-14)

"Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet de, vardır ki, onlar, hakka rehberlik ederler, adaleti de, onunla uygularlar." (Ârâf. 181)

"Siz, insanlar için (seçilip ortaya) çıkarılmış en hayırlı bir Ümmetsiniz.

İyiliği, emr eder, kötülükten vaz geçirmeye çalışırsınız.

(Çünki) Allâha, inanırsınız.

Kitaplılar da, hep inansaydı, kendileri için, elbet daha hayırlı olurdu.

(Gerçi) İçlerinden, iman edenler varsa da, onların pek çoğu (hak dinden çıkmış) fâsıklardır." (Al-i imran. 110)[330]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Kur´ân-ı Kerimin Yahudiler Ve Hristiyanlar Hakkındaki Açıklaması:



"Yahûdîler: Uzeyr, Allah´ın oğludur! dedi(ler).

Hristıyanlar da: Mesîh (İsâ) Allah´ın oğludur! dedi(ler).

Bu, onların, ağızlarile (geveledikleri câhilce) sözleridir ki, (bununla) daha önce, küfr edenlerin sözlerini taklid ediyorlardır.

Hay Allah kahredesi adamlar! (Hakdan, bâtıla) nasıl da, döndürülüyorlar?

Onlar; Allah´ı, bırakıp Bilginlerini, Rahiblerini, Meryemin oğlu Mesih´i tanrılar edindiler.

Halbuki, bunlar da, ancak, Bir olan Allah´a ibâdet etmelerinden başkasıyla em-rolunmamışlardır.

O´ndan başka hiç bir İlâh yoktur.

O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehdir."[331]

"Allah:

Ey Meryem oğlu İsâ! İnsanlara (Allah´ı, bırakıp da, beni ve anamı, iki İlâh edini­niz!) diyen sen misin?! dediği zaman, o (şöyle) dedi:

Seni, tenzih ederim (yâ Ftabb!) Hakkım olmadık bir sözü söylemekliğim, bana, yakışmaz!

Eğer, onu, söyledimse, elbette, bunu, bilmişsindir.

Benim içimde olan her şeyi, Sen bilirsin.

Ben ise, Senin zatında olanı, bilmem.

Şüphesiz ki: gaybları, hakkıyle bilen Sensin Sen!

Sen, ne emrettinse, ben, onlara, bundan başkasını, söylemedim.

(Dediğim hep şu idi):

Benim de, Rabbim, sizin de, Rabbiniz olan Allah´a ibâdet ediniz. Ben, içlerinde bulunduğum müddetçe, üzerlerinde bir kontrolcu idim. Fakat, vaktâ ki, Sen, beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigâhban yalnız Sen kaldın. (Zâten) Sen, (her zaman) her şeye hakkıyle şâhidsin!" [332]

"Muhakkak ki, İsa´nın hali de, (Babasız dünyaya gelişi de) Allah katında, Âde­min hali gibidir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

(Allah) Onu (Âdemi) topraktan yarattı. Sonra, ona: O1! dedi. O da, oluverdi."[333] Allah, gerçekten, üçün (üç tanrının) biridir! diyenler, and olsun ki, kâfir olmuştur. Halbuki, bir tek İlâhdan başka hiç bir ilâh yoktur.

Eğer, söyleyegeldikleri (bu sözden) vaz geçmezlerse, içlerinden o kâfir kalanla­rına, her halde, acıklı bir azab dokunacaktır.[334]

"Meryem oğlu Mesîh (İsâ), bir Peygamberden başka (bir şey) değildir.

Ondan önce de, Peygamberler gelip geçmiştir.

(Onun) Anası, çok sâdık bir kadındı.

İkisi de, (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi.

Bak, biz, âyetleri, onlara, nasıl apaçık anlatıyoruz.

Sonra da, bak, onlar, nasıl (hakîkattan) çevriliyorlar?

De ki: Allâhı bırakıp ta, size ne bir zarar, ne de, bir yarar yapmaya gücü yetme­yen şeylere mi tapıyorsunuz?!

Halbuki (her şeyi) işiten, (her şeyi) bilen, Allanın kendisidir.

De ki

Ey Ehl-i Kitap! Dininizde, haksız yere haddi aşmayınız!

Bundan önce, hem kendileri sapmış, hem bir çoğunu saptırmış ve dümdüz yol­dan ayrılıp sapa gelmiş bir kavmin hevâ (ve heve)sine uymayınız!

İsrail oğullarından olup ta, küfredenlere Davud´un da, Meryem oğlu İsânın da, dili ile lanet olunmuştur.

Bunun sebebi: isyan etmeleri ve ifrata sapmaları idi.

Onlar, işledikleri her hangi fenalıktan, birbirini vaz geçirmeye çalışmazlardı.

Gerçekten, yapmakta devam ettikleri (o hal) ne kötü idi!

İçlerinden bir çoğunu görürsün ki, kâfirlere dostluk ederler.

Nefislerinin, kendileri için, öne sürdüğü, and olsun ki, ne çirkin şeylerdir!

Çünkü, onların kazancı, Allah´ın, kendilerine gazab etmesi ve onların o azab için­de temelli kalıcı olmalarıdır.

Eğer, Allah´a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları, dost­lar edinmezlerdi. Fakat, onların bir çoğu fâsık kimselerdir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İnsanların, iman edenlere, düşmanlık bakımından, en katısı, and olsun ki, Yahu­dilerle Allah´a eş koşanları bulacaksın.

Onların, iman edenlere sevgisi bakımından, daha yakınını da, and olsun

"Biz Nasrânîleriz!" diyenleri, bulacaksın.

Bunun sebebi, şudur:

Çünkü, onların içinde keşişler, rahipler vardır.

Şüphe yok ki, onlar, büyüklenmek istemezler.

Peygambere indirileni dinledikleri vakit te, hakkı, tanıdıklarından dolayı, gözleri­nin yaşla dolup taştığını görürsün.

Ey Rabbimiz! derler, iman ettik. Artık, bizi, (hakka) şâhid olanlarla beraber yaz!

Zâten, biz, Rabbimizin bizi de, sâlihler katarına katmasını, koymasını umup du­rurken ne diye Allah´a ve bize gelen hakîkata iman etmeyelim?"[335]

"Yahudiler:

Hristıyanlar, bir şeye sâhib değil! dedi(ler).

Hristıyanlar da

Yahudiler, bir şeye sahib değil! dedi(ler). Halbuki, hepsi de, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de, tıpkı onların dediklerini söyledi.

Artık, Allah, ihtilafa düşmekte oldukları bu (dâvada) Kıyamet günü, aralarında hükmünü verecektir. "[336]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

İsrail Oğullarının İki Defa Anlaşmazlığa Düşmeleri:


İsrail oğulları; Mûsâ Aleyhisselâmdan beşyüz yıl sonra, içlerinde, muhtelif mil­letlere mensup esirlerin oğulları çoğaldığı zaman, ihtilafa düştükleri gibi, İsâ Aley­hisselâmdan iki yüz yıl sonra da, ihtilafa düşmüşlerdir.[337]



İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm:



İsrail oğulları, kendilerine gönderilen üç Peygamberden Zekeriyyâ ve Yahya Aleyhisselâmları öldürdükten[338] ve İsâ Aleyhisselâmı da, öldürmeye kalktıkları zaman, kendisi, Allah tarafından göğe kaldırıldıktan sonra [339] Yüce Allah, Bâbil krallarından Haridus adındaki kralı, onların üzerine, saldı.

Haridus, Bâbil halkını, yanına alarak İsrail oğullarının üzerine yürüdü. Onları, yenip Şam´a, girdi.

Ordu kumandanlarının kumandanı, Fil sahibi Nebuzerazan diye anılan Bas ku­mandana:

"Ben, eğer, Beytülmakdis halkına galebe çalarsam, öldüreceğim bir kiimse bu­lamayıncaya ve ordugâhımın ortasından, kanlarını sel gibi akıtıncaya kadar, on­ları, öldüreceğim!" diye tanrım üzerine yemin etmiştim!" dedi ve bu dereceye erişinceye kadar, onları öldürmeye devam etmesini, baş kumandana emretti.

Nebuzerazan, Beytülmakdis´e girdi.

İsrail oğullarının, kurbanlarını takdim ettikleri yerde durunca, orada, bir kanın, kaynamakta olduğunu gördü ve:

"Ey İsrail oğulları! Şu kaynayan kanın hali nedir? [340] Onun haberini, bana ha­ber veriniz!

Onun işinden, hiç bir şeyi, benden gizlemeyiniz!" dedi. [341] İsrail oğulları:

"Bu, bizim takdim ettiğimiz halde, kabul olunmayan bir kurban kanıdır. O, bunun için[342], gördüğün gibi[343] kaynıyor.[344]

Biz, sekiz yüz yıldan beri, kurban takdim ederiz. Bu kurbandan başka, hepsi kabul olunmuştur." dediler.[345]

Baş kumandan:

"Siz, bana, doğru haber vermediniz!" dedi.[346]

İsrail oğulları:

"Eğer, halimiz, önceki zamanımızdaki gibi olsaydı, kurbanımız, kabul olunurdu.[347]

Fakat, bizden krallık, Peygamberlik ve Vahy kesildi. Bunun için, kurbanlarımız kabul edilmez oldu!" dediler.

Baş kumandan Nebuzerazan, bu kanın üzerinde İsrail oğullarının Başkanla­rından yedi yüz yetmiş kişi boğazladı.

Fakat, kan, sâkinleşmedi.[348]

Bunun üzerine, Baş kumandan, İsrail oğullarının gençlerinden ve kadınların­dan yedi bin kişinin, kan üzerinde boğazlanmasını, emretti.[349]

Baş kumandan, İsrail oğullarının Bilginlerinden yedi yüz kişinin daha, kanın üzerinde boğazlanmasını emretti.

Boğazlandı.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Fakat, kan, yine de, sâkinleşmedi,[350] soğumadı.[351]

Nebuzerazan, kanın, sâkinleşmediğini, görünce:

"Ey İsrail oğulları! Yazıklar olsun size![352] Bana, doğrusunu söyleyiniz!

Rabbınızın emri üzerinde sebat ediniz.

Sizin saltanatınız, yer yüzünde, istediğinizi yapıncaya kadar uzamış durmuştu.

Ben, sizleri, erkek kadın ateş üfleyebilecek hiç bir kimse bırakmaksızın öldür­meye girişmeden önce, bana, doğrusunu, söyleyiniz!" dedi.

İsrail oğulları, Baş kumandanın işi sıkı tuttuğunu ve öldürmekteki katılığını ve acımasızlığını görünce, ona, işin doğrusunu, haber verdiler:

"Bu kan, bizden, bir Peygamberin kanıdır ki, o, bizi, Allah´ın, gazab edeceği bir çok kötü işlerden nehy eder dururdu.[353]

Keşke, biz, ona, bu hususta itaat etmiş olsaydık, muhakkak ki, o, bize, doğru yolu göstermişti.[354]

Sizin, şu işinizi de, bize haber vermişti.

Fakat, biz, onu, doğrulamadık. Kendisini, öldürdük![355]

İşte, bu kaynayan kan[356], onun kanıdır!" dediler.

Nebuzerazan:

"Onun ismi, ne idi?" diye sordu.

İsrail oğulları:

"Yahya b.Zekeriyyâ´dır!" dediler.

Nebuzerazan:

"İşte, şimdi, bana, doğrusunu söylediniz!..

Onun için, Rabbiniz, sizden intikam alıyor!" dedi.[357]

Onların, kendisine, doğru söylediklerini görünce[358], secdeye kapandı.

Çevresindeki kimselere:

"Şehrin kapılarını, kapatınız ve şehirde Haridus´un askerlerinden olan herke­si, dışarı, çıkarınız!" dedi.[359]

Baş kumandanın istediğini yaptılar.[360] İçeride, yalnız İsrail oğulları kaldı. Nebuzerazan[361], kaynayan kana[362];

"Ey Yahya b.Zekeriyyâ! Benim Rabbim da, Senin Rabbin de, Senin için, kav­minin musîbete uğramış olduğunu, senin için, onlardan ne kadar kişilerin öldü­rüldüğünü biliyor.[363]

Ben, senin kavminden öldürmedik bir kimse bırakmadan[364], kavminden, öl­dürülmedik bir kimse bırakılmadan[365]´ önce, Allah´ın izniyle sâkinleş!" dedi.[366]

Yahya Aleyhisselâmın kanı, Allah´ın izniyle[367] hemen sakinleşip kaynaması, duruverdi.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Bunun üzerine, Nebuzerazan, onları, öldürmekten el çekti,[368] ve: "İsrail oğullarının inandıklarına, ben de, inandım ve onları, tasdik ettim. On­dan başka Rab bulunmadığına kanâat getirdim!" dedi.[369]

İsrail oğullarına da:

"Allah düşmanı[370] Haridus, bana, kanlarınız, ordugâhının tam ortasından sel gibi akıncaya kadar sizlerden adam öldürmemi, bana emretti.[371]

Ben bunu, yapacağım.[372] Ona, isyan etmeğe Kadir değilim." dedi.

İsrail oğulları;

"Emrolunduğun şeyi[373] yap!" dediler.

Nebuzerazan, onlara[374], hendek kazmalarını[375] emretti.

Bir hendek kazdılar.

Sonra, onlara, emretti: At, katır, eşek, sığır, davar ve deve gibi hayvanlardan getirip orada boğazladılar.[376]

Akan kanlar, çoğaldı ve üzerine de, su, akıtıldı.[377] Kanlar, ordugâhın içine kadar akıp gitti.

İsrail oğullarından öldürülmüş olanların cesedlerinin getirilip boğazlanan hay­van cesedlerinin üzerine atılmasını emretti.

Atıldı.[378]

Kıral Haridus, gerek hendekte bulunan cesedlerin, gerek ordugâha kadar akıp gelen kanın İsrail oğullarına âid olduğunu sandı.[379]

Nebuzerazan´a:

"Artık, onları, öldürmekten el çek![380] Akan kanları, bana kadar gelip ulaş­mıştır.[381]

Yaptıkları şeyin öcünü, onlardan almış bulunuyorum!" [382] diye haber gönderdi.

Sonra da, Bâbil arzına dönmek üzere, onlardan ayrıldı ki, az kalsın, İsrail oğul­larını yok edip gidecekti.[383]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

Yahudilerin Azgınlıkları Yüzünden Uğrayacakları Son Musibet:



Hadîs-i şeriflerde haber verildiğine göre: Zamanın sonuna doğru çıkacak Dec-cal´ın Tabii ve askeri, Yahûdîler, olacak[384]; Müslümanlar, onlarla çarpışarak kendi­lerini bozguna uğratacak ve öldürecekler, hattâ taşın veya ağacın arkasına saklanacak Yahudî´yi, taş veya ağaç, dile gelip:

"Ey Müslüman! Ey Allah´ın kulu! Şu arkamdaki Yahudî´yi, gel de, öldür!" diyecektir.[385]



****************************

[1] Taberî-Tarih .2,s 13

[2] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.

[3] Taberî-Tarih c.2,s.113, Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.

[4] Sâlebî-Arais s.371.

[5] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.

[6] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.56.

[7] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.298.

[8] Sâlebî-Arais s.371.

[9] Âl-i İmran: 35

[10] Sâlebî-Arais s.371, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.

[11] Sâlebî-Arais s.371.

[12] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.298.

[13] Sâlebî-Arais s.371.

[14] Sâlebî-Arais s.371, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.298.

[15] Âl-i İmran: 36.

[16] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[17] Sâlebî-Arais s.372.

[18] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[19] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[20] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.29.

[21] Sâlebî-Arais s.372.

[22] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1.8.299.

[23] Sâlebî-Arais s.372.

[24] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[25] İbn.Esîr-Kâmil c.l.s.299.

[26] Sâlebî-Arais s.372, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[27] Sâlebî-Arais s.372.

[28] Sâlebî-Arais s.372-373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,8.299.

[29] Sâlebî-Arais s.373.

[30] Sâlebî-Arais s.372-373, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[31] Sâlebî-Arais s.373, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.299.

[32] Sâlebî-Arais s.373.

[33] Sâlebî-Arais s.373, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.299.

[34] Âl-i imran: 37.

[35] Âl-i İmran: 44.

[36] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,.s.84, Buhârî-Sahih c.4,s.23O, Müslim-Sahih c.4,s.1886, Tirmizî-Sünen c.5,s.702-703, İbn.Abdulberr-lstiab c.4,s,1824, ibn.Esîr-Usüdülgabe c.7,s.84.

[37] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.316, ibn.Abdulberr-İstiab c.1895.

[38] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.316, Hâkim-Müstedrek c.2,s.594, İbn.Abdulber İstiab c.4,s.1895.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/303-306.

[39] Ebülfida-Elbıdaye vennihaye c.2,s.64.

[40] Secde âyeti değildir.

[41] Âl-i İmran: 42-43.

[42] Âl-i İmran: 45-46.

[43] Salebi Arais s.383, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7

[44] Sâlebî-Arais s.381, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7

[45] Meryem: 16-21.

[46] Âl-i İmran: 47-51.

[47] Enbiyâ: 91.

[48] Tahrim: 12.

[49] Taberî-Taihc.2,s.1B.

[50] Meryem: 22.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/306-309.

[51] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.65.

[52] Taberi-Tarih c.2,s.18, Sâlebî-Arais s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O8.

[53] Taberi-Tarih c.2,s.18, İbn.Esîr-Kâmil c 1.S.208.

[54] Taberî-Tarih c.2,s.18-19, Sâlebî-Arais s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.308-309.

[55] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî s.382, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O9.

[56] Taberî-Tarih c.2,s.19.

[57] Sâlebî-Arais s.383.

[58] Taberî-Tarih c.2,s.22, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O9, Ebülfida C.2.S.65.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/309-311.

[59] İsrail oğulları, çok kızdılar: Onun, bizimle bu şekilde alay etmesi, kendisinin, zina etmesinden, bize daha ağır geliyor!" dediler. (Taberi-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311)

[60] Meryem: 22-33.

[61] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.l3,s.196, Sâlebî-Arais s.386, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.

[62] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.196, C.11.S.544, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.31O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.65.

[63] Taberi-Tarih c.2,s.22, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.

[64] Sâlebî-Arais s.386, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.311.

[65] Nisa: 156.

[66] Enbiyâ: 91, Tahrîm: 12.

[67] Meryem: 27-28, Nisa: 156.

[68] İbn.Kuteybe-Maarif s.24, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.63, Sâlebî-Arais s.402, Yâkut-Mucemülbüldan c 1.S.521 671.

[69] Yâkut-Mucemülbüldan d.s.521.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/311-312.

[70] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[71] Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3l2.

[72] Taberî-Tarih c.2,s.19, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[73] Taberî-Tarih c.2,s.19, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[74] Taberî-Tarih c.2,s.20, Sâlebî-Arais s.383, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[75] Taberî-Tarih c.2,s.19, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[76] Mü´minûn: 50.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/312-313.

[77] Taberî-Tarih c.2,s.20, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.312.

[78] Taberî-Tarih c.2,s.20.

[79] Taberi-Tarih C.2.S.20. Sâlebî-Arais s.386.

[80] Taberî-Tarih c.2,s.20-21, Sâlebî-Arais s.387-388.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/313-314.

[81] Taberî-Tarih c.2,s.21.

[82] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Yâkubî-Tarih c.1,s.69, Sâlebî-Arais s.390. İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[83] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Sâlebî-Arais s.390.

[84] İbn.Kuteybe-Maarif s.25, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.63, Sâlebî-Arais s.390, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[85] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/314-315.

[86] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[87] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.

[88] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[89] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[90] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[91] Sâlebî-Arais s.390.

[92] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[93] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[94] Sâlebî-Arais s.390.

[95] Sâlebî-Arais s.390, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[96] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.

[97] Sâlebî-Arais s.390.

[98] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.

[99] Sâlebî-Arais s.390.

[100] Taberî-Tarih c.2,s.21, Sâlebî-Arais s.390.

[101] Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/315.

[102] Sâlebî-Arais s.390.

[103] Sâlebî-Arais s.394.

[104] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[105] Sâlebî-Arais s.392.

[106] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/316.

[107] Taberi-Tarih c.2,s.21.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/316-317.

[108] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esir-Kâmil c.1,s.314.

[109] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.314.

[110] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[111] Sâlebî-Arais s.391.

[112] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.314.

[113] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[114] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.314.

[115] Âl-i İmran: 52.

[116] Yâkubî-Tarih c.1,s.68, Sâlebî-Arais s.390, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.92.

[117] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.4,s.255, Yâkubî-Tarih c.1,s.79, Taberî-Tarih c.2,s.24, Tefsir c.6,s.14-15, Sâlebî-Arais s.390, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.92-93.

[118] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[119] Sâlebî-Arais s.391.

[120] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[121] Sâlebî-Arais s.391.

[122] Sâlebî-Arais s.391.

[123] Sâlebî-Arais s.391, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.

[124] Sâlebî-Arais s.391.

[125] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.

[126] Sâlebî-Arais s.391.

[127] Sâlebî-Arais s.391, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/317-319.

[128] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.

[129] Sâlebî-Arais s.394.

[130] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[131] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.

[132] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[133] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[134] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[135] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[136] Sâlebî-Arais S.394.

[137] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[138] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.

[139] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.

[140] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[141] Veya Hâm b.Nuh (Taberî-Tarih c.1,s.91)

[142]. Sâlebî-Arais s.394.

[143] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315

[144] Sâlebî-Arais s.394.

[145] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[146] Tâberi-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.

[147] Sâlebî-Arais s.394.

[148] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[149] Sâlebî-Arais s.394.

[150] Taberî-Tarih c.1,s.91, Sâlebî-Arais s.394.

[151] Sâlebî-Arais s.394.

[152] Taberî-Tarih c.1,s,91.

[153] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[154] Sâlebî-Arais s.394.

[155] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[156] Sâlebî-Arais s.394.

[157] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[158] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[159] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[160] Sâlebî-Arais s.394

[161] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[162] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[163] Taberî-Tarih c.1,s.91.

[164] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.

[165] Sâlebî-Arais s.394.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/319-321.

[166] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[167] Sâlebî-Arais s.394, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[168] Sâlebî-Arais s.394.

[169] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.315.

[170] Sâlebî-Arais s.394.

[171] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[172] Sâlebî-Arais s.394.

[173] Sâlebî-Arais s.394, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[174] Sâlebî-Arais s.394.

[175] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.

[176] Matta Bab: 13, Fıkra: 54, 57, 58.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/321-323.

[177] Taberî-Tarih C.3.S.130.

[178] Sâlebî-Arais s.397.

[179] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.

[180] Sâlebî-Arais s.397.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İSA (a.s)

[181] Taberî-Tefsir c.7,s.131.

[182] Taberî-Tefsir c.7,s.131, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.

[183] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397.

[184] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.

[185] Sâlebî-Arais s.398, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.

[186] Sâlebî-Arais s.399.

[187] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[188] Sâlebî-Arais s.398.

[189] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[190] Sâlebî-Arais s.398.

[191] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[192] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[193] Sâlebî-Arais s.398.

[194] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[195] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[196] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[197] Sâlebî-Arais s.398.

[198] Sâlebî-Arais s.399.

[199] Sâlebî-Arais s.399, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[200] Sâlebî-Arais s.399.

[201] Taberî-Tefsir c.7,s.131,132, Sâlebî-Arais s.397, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.

[202] Taberî-Tefsir c.7,s.133, Sâlebî-Arais s.397

[203] Sâlebî-Arais s.399

[204] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316

[205] Sâlebî-Arais s.398.

[206] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.86.

[207] Sâlebî-Arais s.399.

[208] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[209] Sâlebî-Arais s.399.

[210] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.317.

[211] Sâlebî-Arais s.399 İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[212] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[213] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[214] Sâlebî-Arais s.399.

[215] Sâlebi-Arais s.398.

[216] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.

[217] Sâlebî-Arais s.398.

[218] Sâlebî-Arais s.398, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.316.

[219] Sâlebî-Arais s.398, 399.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/323-326.

[220] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esir-Kâmil c.1,s.317.

[221] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[222] Sâlebî-Arais s.399.

[223] Sâlebî-Arais s.398, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.316, 317.

[224] Sâlebî-Arais s.399.

[225] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[226] İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s 199.

[227] Sâlebî-Arais s.399.

[228] İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s. 199.

[229] Sâlebî-Arais s.399, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317, İbn.lyas-Bedâyiuzzühur s. 199.

[230] Sâlebî-Arais s.399, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/326.

[231] Mâide: 112-115.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/326-327.

[232] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.75, Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/327.

[233] İbn.İshak, ibn.Hişam-Sîre c.4,s.255.

[234] İbn.ishak, İbn.Hişam-Sîre c.4,s.255, Taberî-Tarih c.2,s.24.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/327-328.

[235] Taberî-Tefsir c.22,s.155,158-161.

[236] Sâlebî-Arais s.406, Zemahşerî-Keşşaf c.3,s.319.

[237] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/328-330.

[238] Yâkubî-Tarih C.1.S.75-76.

[239] Yâkubî-Tarih c.1,s.75, Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[240] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil, c. 1,8.315.

[241] Sâlebî-Arais s.392.

[242] Yâkubî-Tarih c. 1,8.76.

[243] Sâlebî-Arais s.392, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[244] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.

[245] Sâlebî-Arais s.392.

[246] Yakubi-Tarih c. 1,8.76.

[247] Sâlebî-Arais s.393.

[248] Yâkubî-Tarih c.1,s.176, Sâlebî-Arais s.303, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[249] Yâkubî-Tarih c.1,s,76.

[250] Sâlebî-Arais s.393.

[251] Yâkubî-Tarih c.1,s.76, Sâlebî-Arais s.393, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.315.

[252] Yâkubî-Tarih c.1,s 76.

[253] Sâlebî-Arais s.393

[254] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.

[255] Sâlebî-Arais s.393.

[256] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.

[257] Sâlebî-Arais s.393.

[258] Yâkubî-Tarih c.1,s.76, Sâlebî-Arais s.393.

[259] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/330-331.

[260] Yâkubî-Tarih c.1,s.76.

[261] Dineverî-El´ahbar s.41.

[262] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.84.

[263] Sâlebî-Arais s 387.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/331.

[264] Yâkubî-Tarih C.1.S.76.

[265] Sâlebî-Arais s.400, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[266] Sâlebî-Arais s.400.

[267] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.317.

[268] Sâlebî-Arais s.400.

[269] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.

[270] Sâlebî-Arais s.400.

[271] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/332.

[272] Taberî-Tarih c.2,s.22-23, Sâlebî-Arais s.400-401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318-319, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.93-94.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/332-333.

[273] Sâlebî-Arais s.400.

[274] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s,318.

[275] Sâlebî-Arais s.400.

[276] Sâlebî-Arais s.400, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.318.

[277] Taberî-Tarih c.2,s.23, Sâlebî-Arais s.401.

[278] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.319.

[279] Sâlebî-Arais s.401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.319.

[280] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.319-320.

[281] Sâlebî-Arais s.401.

[282] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.320.

[283] Sâlebî-Arais s.401, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.320.

[284] Taberî-Tefsir C.6.S.12-17.

[285] Yâkubî-Tarih c.1,s.79, Sâlebî-Arais s.403, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.356, Ebülfida-Elbidaye venniha-ye c.2,s.95.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/333-334.

[286] Nisa: 156-158.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/334.

[287] ibn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.2,s.41, Abdurrezzak-Musannef c.5,s.329, Buharî-Sahih c.4,s.14O, Müslim-Sahih C.1.S.152.

[288] Sâlebî-Arais s.387.

[289] İbn.İshak, İbn.Hişam-Sîre c.2,s.41, Buharî-Sahih c.4,s.14O, Müslim-Sahih c.1,s.152.

[290] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.97

[291] Sâlebî-Arais s.387.

[292] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.97.

[293] Sâlebî-Arais s.387.

[294] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.2,s.41.

[295] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.192.

[296] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.193, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.

[297] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.355.

[298] Sâlebî-Arais s.387.

[299] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.

[300] Sâlebî-Arais s.387, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.82.

[301] Sâlebî-Arais s.387.

[302] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596.

[303] Abdurrezzak-Musannef c.11 ,s.3O9.

[304] Sâlebî-Arais s.387.

[305] Hâkim-Müstedrek c.2,s.596

[306] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.193.

[307] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13,s.197.

[308] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.13.s.193.

[309] Yakîn : Lügatta: bir şeyi, seksiz, şüphesiz olarak, gerçekten bilmek demektir. (Fîrûzâbâdî-Kamûsulmuhît c.3,s.28O, Seyyid-Tarifat s. 175)

Yâkîn : İlm´in, Marifet, Dirayet ve benzerlerine üstün sıfatlarından olup İlmülyakîn, Aynülyakin, Hakkulyakîn diye üç derecesi ve bunların da aralarında bir takım farkları vardır. (Râkıb-Müfredâtülkur´an s.552) Din Teriminde Yakın : Bir şeye, bu, böyledir! diye itikad etmekle birlikte, bunun, vakıa uygun ve zevali im­kânsız olarak ancak böyle olabileceğine itikad etmek, kanâat getirmek demektir. (Seyyid-Târifât s.175).

[310] Ahmed b.Hanbel-Ezzühd s.77, 74.

[311] Buharî-Sahih c.4,s.142, Müslim-Sahih c.4.s.1838, İbn.Mâce-Sünen c.1,s.679, Nesaî-Sünen c.8,s.249.

[312] Ahmed b.Hanbel-Ezziihd s.77

[313] ibn.Abd.Rabbih-Ikdülferîd c.2,s.227.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/334-337.

[314] Saf: 6

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, bir Hadîs-i şeriflerinde: "Ben, Atam ibrahim´in duası, İsâ b.Mer­yem´in müjdesi ve Annemin rü´yâsıyım ki, Annem, bana hâmile iken, rü´yâsında, Şam köşklerini, kendine ay­dınlatan bir Nûr´un, kendisinden çıktığını görmüştü.

Zâten, Peygamberlerin Anneleri, böyle rü´yâ görürlerdir!" buyurarak bunu açıklamışlardır. (ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.149, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.128, Taberî-Tefsir c.1,s,556, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.1,s.68, 71, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.1,s.36, Zehebî-Tarihulislam c.2,s.16, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2,s.3O7, Heysemî-Mecmauzzevaid c.8,s.223)

[315] Bab: 16, Fıkra: 7-14, Bab: 15, Fıkr. 26-27

[316] İbn.ishak, ibn.Hişam-Sîre c.1,s.248

[317] Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.1,s.67.

[318] Rahmetullah. Hindî-lzhârulhakk Terceme c.2,s.262-263.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/338-339.

[319] Taberî-Tarih c.2,s.13, Hâkim-Müstedrek c.2,s.596, Sâlebî-Arais s.403, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.2,s.356, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O7, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s.138.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/339.

[320] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6,s.45O, Heysemî-Mecmauzzevaid c.10,s.67

[321] Yuhanna: Bab: 14, Fıkra: 16, Bab: 15, Fkr.26,Bab: 16, Fkr.7.

[322] Matta: Bab: 21, Fkr. 42-44.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/339-340.

[323] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.302-303, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.148, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.130, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifâ c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, ibn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.

[324] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143 Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih d.s.148.

[325] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143, Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifa c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.

[326] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,s.143, Buharî-Sahih c.1,s.92, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifa c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144.

[327] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, A.b.Hanbel-Müsned c.3,s.148, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-

Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Beygavî-Mesabih c.2,s.179, Kadı lyaz-Şifâ c.1,s.137, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.1,s.144

[328] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.4,s.2O8, Buharî-Sahih c.4,s.248.

[329] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.14,s.3O3, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3,s.148,, Buharî-Sahih c.4,s.248, Müslim-Sahih c.1,s.145, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2,s.13O, Begavî-mesâbihussünne c.2,s.179, İbn.Esîr-Câmiul´usûl c.12,s.53, İbn.Seyyid Uyûnüleser c.1,s.144.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/340-341.

[330] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/341-344.

[331] Tevbe: 9/30-31.

[332] Mâide: 5/116-117.

[333] Âl-i İmran: 3/59.

[334] Mâide: 73.

[335] Mâide: 75-84.

[336] Bakare: 113.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/344-347.

[337] Deyiemî-Eifirdevsc.1, s.406.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/347.

[338] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.303-304.

[339] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342.

[340] Taberî-Tarih c.2,s.16, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[341] Taberî-Tarih C.2.S.16, Sâlebî-Arais s.342.

[342] Taberî-Tarih c.2,s.16-17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[343] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.

[344] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[345] Taberî-Tarih c.2,s,17, Sâlebî-Arais s.342.

[346] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[347] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[348] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[349] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[350] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[351] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[352] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.

[353] Taberi-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.304.

[354] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[355] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.

[356] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[357] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.l.s.304.

[358] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.342.

[359] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.

[360] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.

[361] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O4.

[362] İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.305.

[363] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[364] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[365] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[366] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[367] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[368] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[369] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[370] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[371] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[372] Taberî-Tarih c.2,s.17.

[373] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.342.

[374] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[375] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[376] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[377] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[378] Taberî-Tarih C.2.S.17, Sâlebî-Arais s.043, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[379] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343.

[380] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[381] Taberî-Tarih c.2,s.17, Sâlebî-Arais s.343.

[382] Taberî-Tarih c.2,s.17, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.3O5.

[383] Taberi-Tarih c.2,s .17, Sâlebî-Arais s.343.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/347-351.

[384] ibn.Mâce-Sünen c.2,s.1361, Heysemî- Mecmauzzevâid c.7,s.338-342.

[385] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2,s.417, Buharî-Sahih c.3,s.232, Müslim-Sahih c.4,s.2238-2239, Begavî-Mesâbihussünne c.2,s.137, ibn.Esîr-Câmiul´usûl c.11,s.76, Hatîbüttebrîzî-Mişkâtülmesabih c.3,s.14

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/351.





Site İçi


Bir Hadis Beş Vakit Namaz
Ebu Hureyre (r.a.)Allah Resulü´nü (a.s.) şöyle buyururken işitmiştir. "Söyleyin, birinizin kapısı önünde bir akar su bulunsa ve günde beş defa içinde yıkansa ne dersiniz? (Onun vücudunun) kirinden, pasından bir şey kalır mı?" Hayır, kirinden, pasından hiç bir şey kalmaz dediler. "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Onlarla Yüce Allah günahları yıkar, siler," buyurdu.Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1071



Bir Ayet Emaneti Yüklenmekten Kaçındılar
Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)
 
Üst