Hz. İBRÂHİM (a.s)

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Hz. İBRÂHİM (a.s)


Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ'nın "Halil" dost diye nitelediği ulu'l-azm mertebesinde olan peygamber.

Nuh (a.s)'un çocukları ve torunları, önce Irak'a yerleşmiş ve Fırat nehrinin yakın bir yerinde Babil şehrini kurmuşlardı. Daha sonra, burada yerleşmiş olanlardan bir grup ayrılıp Dicle kıyısında -bugün Musul şehrinin civarında- Ninova şehrini inşâ etmişlerdi. Babil'deki halkın yerlileri olan Nabt kavmi, Süryânî dilini konuşmakta olup Babil şehrini de başkent yapmışlardı. Ninova'da ortaya çıkan Asur devletinde ise başkent Ninova olup, Babil'i hâkimiyetleri altına almıştı. Bir süre sonra Babil'de, Keldânîler, Asurluların hâkimiyetleri altında bulunan Nabt'ların ilim ve kültürüne sahip çıkmıştı.

Babilliler, tek Allah'a inanmayıp putlara ve yıldızlara taparlardı. Putları ve yıldızları, ruhların sembolü olarak kabul ederlerdi. Onların bu inancına "Sâbiîlik" denir. Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve giderek yıldızlara, aya, güneşe ve sonunda bunlar adına yapılmış putlara tapmağa varırdı. Babil'de putların hem yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı. Bundan dolayı devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu. İşte Allah, böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum olan Babil halkına İbrahim (a.s)'ı göndermişti. "İbrahim" kelimesinin manası "cemaat babası" demektir. Nitekim kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz. İbrahim'dir.

Cemaatının "Allah'ın dostu" anlamına gelen "Halîlullah" ünvanına sahip İbrahim (a.s), "Ulü'l-azm" denilen büyük peygamberlerden biridir. "Ulü'l-azm" gayesine erişen diğer peygamberler ise Nuh (a.s), Musa (a.s), İsa (a.s) ve Muhammed (a.s)'dir. Hz. İbrahim'in "halilullah" lakabını alması Allah'a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivayete göre Hz. İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için "halilullah" diye nitelendirilmiştir.

İbrahim (a.s)'ın nesebi hakkındaki rivâyetler muhteliftir. Ancak rivayetlerin hepsi Sâm b. Nûh'a vardığında ittifak etmiştir. Babasının ismi Tarih lakabı Âzerî'dir.

Hz. İbrahim'in ismi Kur'an-ı Kerim'de yirmi beş sûrede altmış dokuz defa geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim değişik isim ve sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle bahsedilmiştir. Kur'an'da da geçen sıfatlarının bazıları: Evvâh (çok ah eden), Halim, Munib (Allah'a sığınan), Hanîf, Kânit (Allah'a kulluk eden), Şâkir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'de Hz. İbrahim (a.s)'ın faziletini anlatırken şöyle der: "Kıyâmet günü ilk elbise giydirilen kişi, İbrahim'dir." (Buhâr;, Enbiyâ, 8). "bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikâil) geldi. Bunlarla beraber gittik nihayet uzun boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s) idi (Buhârî, Enbiyâ, 8).

İbrahim (a.s) Babil halkına uzun süre hak dini, dünyayı, âhireti, hayatı, ölümü ve yeniden dirilişi anlatmış, en yakını olan babasına ise bu meseleyi inceden inceye izah etmişti. Ancak başta babası Âzer olmak üzere halk, İbrahim (a.s)'a inanmayıp inkâr etmişti. İbrahim (a.s), babasının bu hareketine kızmamış, ona darılmamıştı. Hatta onun için Allah'tan rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: "Sana selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı lütufkârdır" (Meryem, 19/47). Bundan sonra İbrahim (a.s), baba ocağını terkederek oradan ayrıldı.
 

[TB] Benzer konular

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Milletine, putların hiçbir fayda sağlayamayacağını pek çok kere söyleyen ve ancak Yüce Allah'ı üstün niteliklere sahip olduğunu bildiren İbrahim (a.s), milletinin kendisine inanmadığını görünce hemen Nemrud'a gitti. Kur'an-ı Kerîm'de ismi geçmeyen ve o sıralar milletinin başında bulunan Nemrud, sahip olduğu servet ve saltanatıyla kendini ilâh sanmaktaydı.

İbrahim (a.s), Nemrud'a Allah inancından bahsetti. Fakat o reddetti ve İbrahim (a.s) ile Rabbi hakkında münakaşaya girişti. İbrahim (a.s) Allah Teâlâ'nın hem dirilttiğini hem de öldürdüğünü söyleyince Nemrud, kendisinin de bunu yapmağa gücü yettiğini ifade eder. Nemrud, bunu ispat için, iki adamı getirtmiş, birini öldürmüş, diğerini bırakmış; böylece öldürmeğe ve diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti. Bu defa İbrahim (a.s.): "Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" (el-Bakara, 2/258) deyince Nemrud şaşırıp kalmıştı.

Bir ara, Allah inancını kabule yanaşmayan halk, bir bayram günü âdetleri üzere puthaneye yemek getirmiş, putlarının önüne koymuş, daha sonra da eğlenme yerlerine gitmişti. İbrahim (a.s)'ı de götürmek istemişler, ancak o, rahatsız olduğu gerekçesiyle gitmemişti. Onlar eğlence yerlerine gidince, puthaneye girip putların hepsini paramparça etmiş, içlerinden sadece en büyüğünü, ona baş vursunlar diye sağlam bırakmıştı.

Bayram eğlenceleri biten halk, yine âdetleri üzere yemeklerini almak için puthaneye gelmiş, ancak puthaneyi harabeye dönmüş bir durumda görünce, putları bu hale getirenin İbrahim (a.s.) olabileceğini düşünmüşler, İbrahim (a.s)'i çağırıp şu şekilde sorguya çekmişlerdir: "Ey İbrahim! Tanrılarımıza bu hareketi sen mi yaptın?" Hz. İbrahim bu soruya "Belki onu, şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa, onlara sorun!" şeklinde cevap verdi (el-Enbiyâ, 21/62-63). Halk, putların cansız ve konuşamaz olduklarını itiraf edince İbrahim (a.s) tevhid inancını haykırırcasına şöyle dedi: "O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (el-Enbiyâ, 21/66-67).

İbrahim (a.s)'ın bu savunması, sapıklar tarafından onun suçlu duruma düşmesine yetmişti. Sapıkların lideri Nemrud, İbrahim (a.s)'ın öldürülerek veya yakılarak cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet ateşte yakılmasına karar verilmişti. Hazırlanan ateşin alevi, en şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde İbrahim (a.s)'ı mancınıkla fırlatıp ateşe attılar. Ancak ateşin ve her şeyin sahibi olan Allah, ateşe şöyle emir verdi: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol!" (el-Enbiyâ, 21/69). Böylece İbrahim (a.s) ateşten kurtulmuş oldu. O sırada İbrahim (a.s)'a inanan tek bir kişi vardı; o da Lut (a.s) idi.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "İbrahim aleyhi's-salâtü ve's Selâm yalnız üç defa (te'vil ile başka bir manaya çevirerek) yalan söylemiştir. Bunların ikisi Aziz ve Celil olan Allah'ın zâtı ve rızası için: Birisi (putperestlere) "ben hastayım" demesi öbürüsü de "Belki putların şu büyüğü bu işi işlemiştir" demesi. Resulullah üçüncüsü için de şöyle demiştir: "İbrahim günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte azılı bir zalime uğramıştı" (Buhârî, Enbiya, 8).
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır. Hz. İbrahim amcasının kızı olan hanımı Hz. Sâre ile birlikte Mısır tarafına seyahat ederken "Erdün" kasabasına gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise geçmiştir. Ebu Hureyre, Peygamber (s.a.s)'den rivayet etmiştir. Hz. Peygamber şöyle anlatmıştır: "İbrahim (a.s) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi. O şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı. Bu zâlime "İbrahim, yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi" diye haber gönderdiler. Kral "ey İbrahim! yanındaki kadın neyin, kimindir?" diye sordurdu. İbrahim (a.s) (din) kardeşimdir" dedi. Sonra Sâre'ye gelip "sakın beni yalancı çıkarma, ben bunlara seni kız kardeşimdir dedim. Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde benden, senden başka iman eden hiç kimse yoktur" buyurdu. Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya) teşebbüs etti. Hz. Sâre kalktı abdest aldı, namaza durdu. Sonra şöyle dua etti: "Yâ Rab! Ben sana ve senin peygamberine iman ettimse, ben kadınlığımı zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat etme". Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre "Allahım şayet bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir" diye dua etti. Bunun üzerine adam rahatladı". Bu hadise üç defa tekrarlandı. "Bunun üzerine melik etrafındakilere" siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim (a.s)'e gönderiniz. Hâcer'i de Sâre'ye veriniz" dedi. Bunun üzerine Sâre Hz. İbrahim'in yanına gelerek ona (olayı anlattı) ve "Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti; bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi" dedi (Buhârî, Buyû, 100; Hibe, 36).

İbrahim (a.s), o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer gezdi. Sonunda Şam'da karar kıldı. Orada kendisine inananlar günden güne arttı. İbrahim (a.s)'e inanların oluşturduğu kitleye "İbrahim milleti" adı verildi.

İbrahim (a.s) Babil'den ayrılacağı zaman, babası için Allahu Teâlâ'dan bağışlanma dileyeceğini hatırlamış ve babasının affı için Allah'a şöyle yalvarmıştı: "Babamı da bağışla! Çünkü o sapıklardandır" (eş-Şuârâ, 26/86). Babası da olsa kâfirler için dua edilmeyeceğini bilen İbrahim (a.s) bunu, memleketinden ayrılırken verdiği sözden dolayı yapmıştı. İbrahim (a.s)'ın duası kabul edilmedi ve ayeti kerimede bu durum şöyle ortaya kondu: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba bile olsalar puta tapanlar için mağfiret dilemek peygamberlere ve mü'minlere yaraşmaz" (et-Tevbe, 9/113).

İbrahim (a.s)'in bundan sonraki yaşantısı Lut (a.s), İsmail (a.s) ve İshak (a.s) ile birlikte geçti. Bunlar hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Onları buyruğumuz altında, insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdi" (el-Enbiyâ, 21/73).

Allah Teâla, İbrahim (a.s)'a on sayfalık bir kitap da vermiştir. Uzunca bir süre yaşadıktan sonra, ömrünün sonlarına doğru Mısır'a gitti. İbrahim (a.s) vefat ettiğinde -kuvvetli rivayetlere göre- Kudüs yakınlarında Halilü'r-rahman denilen yerde defnedildi.

Hanîflik: İbrahim (a.s)'in dinin temeli tevhide (Allah'ın birliğine) dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı. Buna rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu. Bunlara "Hanif" denirdi.

Hanîf, batıldan uzak, Hakk'a yönelen ve tevhit inancı üzere bir Allah'ı tasdik eden kişi demektir. Kur'an-ı Kerim de "hanîf" kelimesi birkaç yerde geçer. "Hanif" kelimesi daha çok, Hz. İbrahim için Allah'a saf ve temiz bir şekilde ibadet eden bir kul anlamında kullanılmıştır.

Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: "Ve hanif olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!" (Yunus 10/105) "Sonra da biz, Hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana vahyettik" (en-Nahl, 16/123).

İslâm'dan önce Arap toplumunda; Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Cahş, Osman b. Hüveyris, Zeyd b. Amr, Kuss b. Sâide gibi kişiler hanifler arasında bulunuyordu. Bunlar; cansız, dilsiz, hiçbir şeye güçleri yetmeyen putların önünde eğilmeyi, onlara yalvarmayı çirkin sayan kişilerdi.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)


İbrahim Aleyhisselâmın Soyu:



İbrahim b.Târah (Âzer), b.Nahor, b.Sarug (Şarug) b.Rau (Ergu), b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır.[1]



İbrahim Aleyhisselâmın Babası Ve Yurdu:



İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Harran halkından idi. [2] Onun, Küfe ile Basra arasındaki Kûsâ köyü halkından olduğu da söylenir. [3] Harran; büyük bir şehir olup Mudar´ın kasabası idi. Reha ile araları bir günlük, Rakka ile araları iki günlüktür. Musul-Şam ve Rum yolu üzerindedir.

Harran´ı, ilk önce kuran, İbrahim Aleyhisselâmın kardeşi Haran olduğu için, oraya Harran adı verilmiştir.

Tufandan sonra yer yüzünde ilk kurulan şehirdir. [4]

Kûsâ: Babil toprağındaki Irak köylerindendir ve Fırattan, Irak´a akıtılan ilk ır­mağın da, adıdır. [5]

İbrahim Aleyhisselâmın Babası Târah (Âzer), Kral Nemrud´un putlarının Bakı­cısı ve İdarecisi idi.

Harranda, kıtlıkla karşılaşınca, evini[6] Nemrud´un oturduğu[7] Kûsâ´ya nakl etmişti. [8]

 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Annesi:



İbrahim Aleyhisselâmın annesi ise Erfahşed b.Sâm, b.Nuh oğullarından Kern-ba b. Kûsâ´nın kızı Nuna veya Efrayim b.Ergu, b.Falığ, b.Âbir, b.Şalıh, b.Erfahşed, b.Sâm, b.Nuh´un kızı Ebyuna idi. [9]



İbrahim Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:


İbrahim Aleyhisselâm: orta boylu, ak benizli, elâ gözlü[10], ak saçlı, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, uzunca yanaklı ak sakallı idi. [11]

Ayak izlerine varıncaya kadar[12] şekil ve şemailce Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, insanların, en çok benzeyeni idi. [13]



Kral Nemrud Ve Marifetleri:


Nemrud; ilk defa, kötü yol açan[14], İlk defa, başına tac giyen. [15]

İlk defa, yıldızların durumunu ortaya koyan ve onlar hakkında nazariyeler ku­ran ve ameliyeler yapan[16].

(Kabil´den sonra) ilk defa, ateşe tapan kimse idi.

Yerden bir ateşin çıktığını görünce, varıp önünde yere kapanmış ve üzerine bir bina çattırarak ona bir bakıcı da, tayin etmişti. [17]

İnsanları, kendisine tapmağa, ilk defa davet eden de, o idi. [18]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Halkın Sema İlimleri İle Uğraşmaları:


Nemrud´un zamanında, insanlar da, yıldızlara âid bilgilerle uğraşırlar; güneşin, ay´ın tutulacağı tarihi hesaplarlar, yıldızları ve mevkilerini belirlerler[19], yıldızlar, ve feleklere âid yaptıkları âletlerle onlardan bir takım hükümler çıkarırlardı. [20]



Nemrud´un Rü´yâsı Ve Korkunç Tedbirlere Başvurması:



Rivayete göre: Nemrud; o sıralarda, rü´yâsında[21], bir yıldızın doğduğunu gör­müştü ki, yıldızın parlaklığı, ay´ın aydınlığını, güneşin ziyasını bastırıyordu!

Nemrud, bundan, son derecede korktu.

Sihirbazları, Kâhinleri ve Kaifleri (iz ve yüz çizgilerinden anlayanları) davet edip bunun, sırrını sordu.[22]

Onlar da:

"Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkın Dinini değiştirecek[23], senin ölü­mün, saltanatının zevali, onun elile olacaktır!" dediler.[24]

O sırada Nemrud, Küfe Babil´inde oturmakta idi.

Oturduğu köyden ayrılıp başka bir köye taşındı.

Oradan, bütün erkekleri, çıkarttı. Orada, yalnız kadınları, bıraktı.[25]

Her on erkeğin üzerine, güvenilir bir Murakıb tâyin etti.[26]

Doğan erkek çocukların hepsinin öldürülmesini emretti. [27]

Bunun üzerine doğan bütün erkek çocuklar, öldürüldü!

Nemrud´un, o şehirde önemli bir işi çıktı.

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer´den başkasına güvenmediği için, onu, çağırdı. [28]

"Ben, sana, bir işimi havale etmek istiyorum.

Seni, oraya, ancak, sana olan güvencimden dolayı, gönderiyorum.

Ailenin yanına varmamak, kendisile münâsebette bulunmamak üzre and ve­riyorum! [29]

Bak! Eşinle, sakın münâsebette bulunayım deme, hâ!" dedi´[30]

Âzer:

"Ben, bu hususta Dinimden fedâkârlık yapmakta çok cimriyimdir." dedi. [31]

Bunun üzerine, Nemrud, ona, yapacağı işi, havale etti.

Âzer, şehre girip Nemrud´un işini hallettikten sonra, kendi kendine "Ailemin yanına bir varsam da, ne yapıyorlar bir baksam?" dedi. [32]

Ailesinin yanına varınca, sözünde duramadı.

Bunun üzerine, ailesini, Küfe ile Basra arasında Evr diye anılan bir köye kaçı­rarak orada bir bodruma yerleştirdi.

Kendisinin, yiyeceğini, içeceğini ve şâir ihtiyaçlarını sağladı.

Aradan, uzun bir müddet geçip te, bir şey zuhur etmeyince, Nemrud:

"Demek, bu, yalancı sihirbazların sözü imiş!

Yurdlarınıza dönünüz artık!" dedi. Erkekler de yurtlarına döndüler. [33]

İbn.İshak´a göre de:

İbrahim Aleyhisselâmın doğma zamanı yaklaşınca, Müneccimler, Nemrud´a:

"Senin, şu köyünde, şu yılın, şu ayında İbrahim adında bir çocuk doğacak! [34] Senin Dinini yerecek, topluluğunu dağıtacak. [35] Halkı, dininizden ayıracak ve putlarınızı, kıracaktır!" dediler.

Nemrud, bildirilen zaman gelince, adamlar göndererek köydeki her gebe ka­dını getirtti ve göz altında tuttu.

Ancak, İbrahim Aleyhisselâmın annesi, pek genç olup gebeliği bilinemediğin­den, gözaltına alınmadı.

Nemrud, Müneccimlerin bildirdiği yılın belli ayında[36] doğan erkek çocukların hepsini öldürttü. [37]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Doğuşu Ve Mağarada Büyüyüşü:



İbrahim Aleyhisselâmın annesi; doğum yapma zamanı gelince, geceleyin evin­den çıkarak yakınlarında bulunan bir mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâmı, ora­da doğurdu. [38]

İbn.Asâkir´e göre: İbrahim Aleyhisselâm; Irak toprağında Babil´in Kûsâ köyün­de hâlen kendisine nisbet edilen Makam´da doğmuştur. [39]

Annesi; yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lazımsa, hepsini yaptıktan, sa­rıp sarmaladıktan sonra, mağaranın kapısını kapatarak evine döndü.

Zaman zaman, mağaraya uğruyor, oğlunun, sağ ve baş parmağını emip dur­duğunu görüyordu.

Âzer, gebeliğini ne yaptığını sorduğu zaman, Nuna: "Bir oğlan doğurmuştum. Öldü!" dedi. Âzer, onu doğruladı ve sustu. [40]

İbrahim Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmın miladından -yaklaşık olarak- iki bin yıl önce doğmuştur. [41]

İbrahim Aleyhisselâm; mağarada, bir günde, bir haftalık gibi, bir haftada, bir aylık gibi, bir ayda, bir yıllık gibi hızlı büyüyordu.

Mağarada, ancak, on beş ay kaldı.

Âzer; oğlunun, mağarada gizlice nasıl doğurulduğunu, büyütüldüğünü, öğre­nince, son derecede sevindi. [42]

Nemrud, bütün olan bitenleri unutmuştu. İbrahim Aleyhisselâm da büyümüştü. [43]

Kendisi, anne ve babasından başka, yaratıklardan, henüz hiç birini gör-memişti. [44]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Anne Ve Babasına İlk Soruları:


İbrahim Aleyhisselâm, mağarada, annesine:

"Benim Rabb´im, kimdir?" diye sordu.

Annesi Nuna:

"Ben´im!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Senin Rabb´ın, kimdir?" diye sordu.

Annesi:

"Babandır!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Babamın Rabb´i, kimdir?" diye sordu.

Annesi

"Nemrud´dur!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Nemrud´un, Rabb´i, kimdir?" diye sordu.

Annesi:

"Sus!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, sustu.

Nuna hatun, kocasının yanına dönüp:

"Gördün mü? Halkın, dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlun­dur!" dedi, İbrahim Aleyhisselâmın söylediklerini, Âzer´e haber verdi. [45]

Âzer, İbrahim Aleyhisselâmın yanına gidince, ona da: "Ey Babacığım! Benim Rabb´im, kimdir?" diye sordu. Âzer:

"Annen´dir!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Annemin Rabb´i, kimdir?" diye sordu.

Âzer:

"Ben´im!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Senin Rabb´in, kimdir?" diye sordu.

Âzer:

"Nemrud´dur!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Nemrud´un Rabb´i, kimdir?" diye sordu.

Âzer, ona bir tokat vurup "Sus!" dedi. [46]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Mağaradan Çıkarılışı:


İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), arkadaşlarına:

"Benim bir oğlum vardır ki, onu, Kralın, öldürme emrine rağmen, saklamıştım.

Kendisini, saklı bulunduğu yerden çıkarıp getirmemi, korkulu ve sakıncalı bu­lur musunuz?" diye sordu.

Arkadaşları "Hayır! git, getir!" dediler.

Âzer, gidip İbrahim Aleyhisselâmı, yerin altındaki mağaradan, bodrumdan dı­şarı çıkardı.[47]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Görüp Şaşırdığı Hayvanlar Hakkındaki Soruları:


İbrahim Aleyhisselâm, mağaradan çıkınca, yer yüzünde gezen, dolaşan hay­vanlara, yaratıklara bakıyor, bakıyor da, deve hakkında:

"Bu, nedir?" diye soruyor,

Babası da, onun, deve olduğunu haber veriyor:

"Bu, devedir!" diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, ineği görünce, soruyor,

Babası: "İnek´tir!" diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, atı, görünce, soruyor,

Babası: "At´tır!" diyordu.

İbrahim Aleyhisselâm, koyunu, görünce, soruyor,

Babası "Koyundur!" diyordu.[48]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın İrşad Olunuşu Ve Rabb´ini Buluşu:



İbrahim Aleyhisselâm; yer yüzünde gezip dolaşan hayvanları görünce, kendi kendine:

"Her halde, şu yaratıkların, bir Rabb´i, olması, gerekir!" dedi. İbrahim Aleyhisselâmın mağaradan çıkışı, güneşin batışından sonra idi.

İbrahim Aleyhisselâm, başını, göklere doğru kaldırıp baktığı zaman, bir yıldız görmüştü ki, o, Müşteri yıldızı idi. [49]

Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâmın, Yıldızı, Ay´ı, Güneşi görüşünü ve Hakka erişini Kur´ân-ı Keriminde şöyle açıklar:

"Biz, İbrahim´e (Gerçeği nasıl gösterdi isek, istidlalde bulunması ve) kesin il­me erenlerden olması için, göklerin ve yerin büyük mülkünü de, öylece, gösteri-yorduk.

İşte, o, üstünü gece bürüyüp örtünce, bir yıldız görmüş:

Rabb´im, budur? demişti.

Yıldız, sönüp gidince;

Ben, böyle sönüp batanları, sevmem! dedi.

Sonra, Ay´ı, doğar halde görünce:

Rabb´im, budur! dedi.

Fakat, o da, batıp gidince;

And olsun ki: eğer, Rabb´im, bana, hidayet etmemiş olsaydı, muhakkak, ben de, hakdan sapanlar güruhundan olurdum! dedi.

Sonra, güneşi, doğar halde görünce de:

"Rabb´im, budur! Bu, hepsinden daha büyük!" dedi.

O da, batınca:

Ey kavmim! Ben, sizin, Allâha şerik koşageldiğinizden kesin olarak uzağımdır.

Hiç kuşkusuz, ben, bir muvahhid olarak yüzümü, O gökleri ve yeri yaratmış bu­lunan Allâha yönelttim. Ben, müşriklerden değilimdir! dedi. [50]

Rabb´i, ona: "Müslüman ol! dediği zaman, o: âlemlerin Rabb´ına teslim oldum!" dedi. [51]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Halkı Uyarmağa Başlaması:


İbrahim Aleyhisselâm, kavminin putlara tapışına şaşıyor ve onlara: "Elinizle yonttuğunuz şeylere ne diye tapıyorsunuz?!" diyordu.

Kavmi de:

"Bunu, bize, senin baban öğretti!" diyorlardı.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Muhakkak ki, benim babam da, yolunu, sapıtan kimselerdendir!" diyordu. [52]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Âzer´in İbrahim Aleyhisselâma Kardeşleriyle Birlikte Put Sattırışı:


İbrahim Aleyhisselâmın babası Târah (Âzer), kavminin taptıkları putları yapar, götürüp satması için, öteki oğulları ile birlikte İbrahim Aleyhisselâm´a da, verir´[53]:

"Bu putlardan, büyüğünü şu fiata, küçüğünü, şu fiata sat!" derdi.

İbrahim Aleyhisselâm da, onları, babasından alınca, ayaklarından bir iple sıkı­ca bağlar, arkasından çeker götürür[54]

. "Ne zarar, ne de, yarar veremeyen bu putları, alan var mı?" diyerek seslenir, hiç bir kimse, kendisinden put satın almazdı.

İbrahim Aleyhisselâm, putları satamayınca, bir ırmağın kıyısına götürüp başla­rını, suya sokar -kavminin putlara düşkünlüğüyle alay etmek için- "İçiniz!" der, hiç satmadan, onları, eve geri getirirdi. [55]

Kardeşleri ise, götürdüklerinin hepsini satmış olarak eve dönerlerdi. [56] İbrahim Aleyhisselâm, kumaş ve elbise ticaretiyle uğraşmış. [57] Hicretten sonra da çiftçilik yapmıştır.[58]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Âzer´in İbrahim Aleyhisselâmı Nemrud´a Götürüşü:



İbrahim Aleyhisselâm:

"Allah´dan başka ilâh yoktur. O, benim Rabb´imdir! O, her şeyin Rabb´idir!" dedikçe, annesi ve babası, Nemrud´dan, korkarak ağlarlar, İbrahim Aleyhisselâ-mı, uyarmağa çalışırlardı.

İbrahim Aleyhisselâm ise:

"Benim hakkımda, Nemrud´dan hiç korkmayınız.

Beni, küçüklüğümde koruyan, büyüklüğümde de, korur!" derdi.

Fakat, Âzer, kendisini, birisinin, Nemrud´a ihbar edeceğinden korkarak Nem-rud´a gidip:

"Ey kral! Senin, doğmasından sakındırdığın çocuk, benim oğlumdur.

Kendisi, evimden başka bir yerde doğmuş, yanıma gelinceye kadar, ondan ha­berim olmamıştır.

Şimdi, onu, sana haber veriyorum.

Kendisi hakkında, istediğini, yap! Sonra, beni, kınama!" dedi.

Nemrud "Onu, bana getir!" dedi.

Âzer, İbrahim Aleyhisselamı, annesinin yanından alıp Nemrud´a götürdü.

Nemrud, Meclisini süslemiş, askerlerini, sıra sıra dizdirmişti.

İbrahim Aleyhisselâm, sağına, soluna bakıp:

"Ey kavim! Siz, neye tapıyorsunuz?" diye sordu.

Nemrud:

"Ey İbrahim! Sen, üzerinde bulunduğum dinime gir ki, seni, ben yaratmışım-dır ve rızkınım da, ben veriyorum!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Ey Nemrud! Sen, yalan söylüyorsun!

O, Rab ki, beni, yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur!

Bana, yediren, içiren de, O´dur!" deyince, Nemrud da, halk da, tutula kaldılar!

Bunun üzerine Nemrud, Âzer´e dönüp:

"Ey Âzer! Bu oğlun, daha küçüktür.

Ne söylediğini, benim kadr´ü kıymetimi, mülk´ü saltanatımın ululuğunu, bilmiyor.

Sen, onu, hemen al, götür. Kendisini, azabımın şiddetiyle korkut! Ola ki, üze­rinde saplanıp kaldığı şeyden döner!" dedi.´[59]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu:


Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselâma, Cebrail Aleyhisselamı gönderip Dinini öğ-retti[60] ve kendisini, kavmine, Peygamber olarak gönderdi. [61]

Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselâmın, babası ve kavmiyle aralarında geçenler, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

"Vaktâ ki, İbrahim, babasına:

Ey babam! İşitmez, görmez, sana, hiç bir yararı olmaz şeylere ne diye taparsın?!

Ey babam! Bana, muhakkak ki, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir.

O halde, bana uy da, seni, ben, dümdüz bir yola çıkarayım.

Ey babam! Şeytana tapma!

Çünkü, şeytan, hakkıyle esirgeyen Allâha çok âsi olmuştur.

Ey babam! Gerçekten korkuyorum ki: Çok esirgeyen Allah´dan sana, bir azab gelip çatar da, şeytana yâr olmuş olursun! dedi.

Babası:

Ey İbrahim! Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin?!

And olsun ki: vaz geçmezsen, seni, muhakkak, taşlarım!

Sen, uzun bir müddet benden ayrıl!" dedi.

İbrahim ise;

Üstüne selâmet! Ben, senin için, Rabb´imden mağfiret dileyeceğim.

Çünkü, O, bana çok lütufkârdır.

Sizi ve Allâh´dan başka taptıklarınızı bırakıp çekiliyorum.

Rabb´ime, dua ediyorum.

Umulur ki: Rabb´ime duada, sizin gibi bedbaht olmam! dedi. [62]

İbrahim´in, babası için mağfiret dilemesi, ancak, ona olan bir va´d´den dolayı idi.

Yoksa, onun, Allah´ın bir düşmanı olduğu, kendisince belli olunca, o, ondan uzaklaştı.

İbrahim, gerçekten, çok çok tazarru ve niyaz edici, pek yumuşak huylu ve sa­bırlı idi. [63]

O zaman, o, babasına ve kavmine: Sizin tapmakta olduğunuz bu timsallar, nedir?" diye sordu. Onlar:

"Biz, Atalarımızı, bunların tapıcıları olarak bulduk!" dediler. İbrahim:

"And olsun ki: siz de, Atalarınız da, apaçık bir sapıklık içindesinizdir!" dedi. Onlar:

"Sen, bize gerçeği mi getirdin? Yoksa, sen, şakacılardan mısın?" dediler. İbrahim:

"Hayır! Sizin Rabb´iniz, hem göklerin, hem yerin Rabb´idir ki, bütün bunları, O, yaratmıştır ve ben de, buna yakîn hâsıl edenlerdenim!" dedi. [64]

"Hani, o, babasına ve kavmine: "Siz, neye tapıyorsunuz?" demişti.

"Putlara, tapıyoruz! Onun için, bütün gün, onlara vakf-ı hizmet etmekte sabit ve dâimiz!" dediler. İbrahim:

"Siz, çağırdığınız vakit, onlar, sizi duyuyorlar mı?
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Yahud (taparsanız) size bir yarar veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı?" diye sordu.

"Hayır! Biz, babalarımızı, böyle bulduk. (Onlar da, böyle yapıyorlardı) dediler. İbrahim:

"Şimdi, gördünüz mü? Gerek sizin, gerek daha önceki babalarımızın neye tap­makta olduklarınızı?!

işte, onlar, benim, muhakkak düşmanımdır. Fakat, âlemlerin Rabb´ı, böyle değildir. O Rab ki, beni yaratan, bana, doğru yolu gösteren O´dur. Bana, yediren, içiren, O´dur.

Hastalandığım zaman, şifâ veren, hastalığımı geçiren, O´dur. Beni, öldürecek, sonra, diriltecek olan, O´dur. Ceza gününde kusurlarımı yarlıgayacağını umduğum da, O´dur. Rabb´im! Bana, bir hüküm ihsan et ve beni, Sâlihler zümresine kat! Benden sonrakiler içinde, benim için, bir lisân-ı sıdk (güzel bir anış) ver. Beni, Naîm Cennetinin vârislerinden (onda temelli kalacaklardan) kıl! Babamı da, yarlığa! Çünki, o, sapkınlardandır.

Kulların, kabirlerinden kaldırılacakları gün, beni, rüsvay etme! O gün ki, ne mal yarar verir, ne de, oğullar! Meğer ki, Allah ´a (küfür ve nifaktan) temamen salim, hâlis bir kalb ile gelenler ola.

O günde ki, Cennet, takva sahiplerine (Allâhın buyruklarını yerine getiren, ya­saklarından sakınanlara) yaklaştırılmıştır.

Cehennem de, azgınlara açılıp gösterilmiştir ve onlara:

Allâhı bırakıp ta, taptıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı?!

Yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?! denilmiştir.

Artık, onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da, yüzleri koyun top yekûn Cehen­nemin içine atılmışlardır.

Orada, birbirleriyle çekişecekler:

Allah´a and olsun ki, gerçekten, biz, apaçık bir sapkınlık içinde idik.

Çünkü, sizi, âlemlerin Rabb´i ile bir tutuyorduk.

Bizi, o mücrimlerden başkası saptırmadı.

Artık, bizim için, ne şefâatcılardan bir kimse, ne de, candan bir dost var!

Bizim için, gerçekten bir geri dönüş olsaydı da, biz de, Mü´minlerden olsaydık!" diyeceklerdir. [65]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

İbrahim Aleyhisselâmın Puthanedeki Putları Kırması:


İbrahim Aleyhisselâmın, putlara karşı tutum ve davranışı, kavmi arasında ya­yılmış, fakat, bu hususta Nemrud´a hiç bir haber ulaşmamıştı.

İbrahim Aleyhisselâm, kavmini, tapmakta oldukları şeyleri bırakıp Yüce Allah´a ibadete davet ettiği zaman, kavmi, ona:

"Sen, kime ibadet ediyorsun?" diye sordular.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Rabbül´âlemîn´e!" dedi

"Nemrud´a tapsana?" dediler.

İbrahim Aleyhisselâm:

"Hayır! Ben, beni yaratmış olan´a ibadet ederim." dedi.

Artık, İbrahim Aleyhisselâmın işi, iyice açığa çıkmış, Nemrud´a da, ulaştırılmış bulunuyordu. [66]

İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer ise, oğlunu, putperestliğe çevirmek için bir tedbir düşündü:

"Ey İbrahim! Bizim bir Bayram günümüz vardır ki, o gün, sen, bizimle birlikte bayram yerine gidersen, her halde, dinimiz, senin de, hoşuna gider." dedi.

Bayram günü olunca, İbrahim Aleyhisselâm, onlarla birlikte yola çıktı.

Yolun bir kısmında, kendisini, yere attı ve "Ben, hastayım, Vebâ´ya tutuldum!" der demez, kendisi, yere serilmiş bir halde iken, halk, onun ayaklarını çiğneye çiğneye kaçıştılar!

İbrahim Aleyhisselâm, zaiflikleri sebebile halkın en geride kalanlarına seslendi[67]:

"Allâha yemin ederim ki: siz, arkanızı dönüp gittikten sonra, ben, putlarınıza, muhakkak, bir tuzak kuracağım!" dedi. [68]

Geride kalanlar, İbrahim Aleyhisselâmın söylediğini, işittiler.

Bundan sonra, İbrahim Aleyhisselâm, dönüp putların bulunduğu binaya geldi.

Puthane; büyük bir binanın içinde idi.

Puthanenin kapısının karşısında büyük bir put vardı. [69] ki, altundan yapılmıştı.

Bu putun iki gözünün içine de, geceleyin parıldayan iki pırlanta yerleşti­rilmişti. [70]

Onun yanında da, birbirinden küçük, yan yana sıralanmış, dizilmiş, puthane-nin kapısına kadar uzanan putlar vardı.

Putperestler; Bayram yerine gitmeden, yemekler yapıp putların önlerine koy­muşlar "Dönüşümüzde, putlarımızın bereketlendirecekleri bu yemeklerimizi, ye­riz!" demişlerdi.

İbrahim Aleyhisselâm, putlara ve önlerindeki yemeklere baktı[71].

"Ne diye yemek yemiyorsunuz?!

Size, ne oluyor da, hiç konuşmuyorsunuz?!" dedi. [72]

Eline, bir balta geçirdi. Bütün putları, böğürlerinden vurup yardı. [73]

Her birine vururken:

"Kendini, korusana?" diyordu. [74]

Putları, parça parça etti.

Yalnız, onların en büyüğünü bıraktı, belki, ona başvururlar diye! [75]

Baltayı da, en büyük putun boynuna astıktan sonra puthaneden çıkıp gitti.

Putperestler, teberrük için bıraktıkları yemekleri almağa geldiler ve putlarına baktılar. [76]

"Bunu, dediler, bizim tanrılarımıza kim yaptı? Her halde, o, zâlimlerden biridir! [77]

İşittik ki, İbrahim diye anılan bir genç, bunları, diline dolay ip duruyordu.

Onları, yeriyor, ayıplıyor, onlarla alay ediyordu.

Biz, ondan başka, hiç kimsenin, böyle söylediğini işitmedik.

Sanıyoruz ki: bu işleri yapan da, odur!" dediler. [78]

Derken, kavmi, koşarak onun yanına geldiler.

İbrahim, onlara:

"Siz, kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?!

Halbuki, sizi de, elinizle yapageldiğiniz şeyleri de, Allah, yaratmıştır." dedi. [79]

Hâdisenin haberi, Nemrud´a ulaştırıldı. [80]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Nemrud ile kavmin Eşrafı, İbrahim Aleyhisselâmı, delilsiz olarak cezalandırmayı, uygun görmediler. Suçunu, kendisine itiraf ettirmek istediler. [81]

"O halde, onu, insanların gözleri önüne getiriniz.

Olur ki, onlar da, kendisinin aleyhinde şâhidlik ederler!" dediler. [82]

İbrahim Aleyhisselâm, getirildikten sonra, halk, kralları Nemrud´un huzurunda toplandılar. [83]

"Ey İbrahim! Sen mi, tanrılarımıza bu işi yaptın?" dediler. İbrahim:

"Belki, onların şu büyüğü yapmıştır! Eğer, konuşurlarsa, onlara sorunuz[84]

Bu putların en büyüğü, sizin, kendisiyle birlikte şu küçük putlara da, tapmanı­za kızarak onları, kırmıştır!" deyince, biraz insafa gelir gibi oldular. [85]

Sonra, yine, eski kafalarına döndürüldüler de:

"And olsun ki: bunların, söz söylemeyeceğini, sen de, bilirsin!" dediler.

İbrahim:

"Öyle ise, Allâhı bırakıp ta, size hiç bir şeyle ne yarar, ne de zarar yapamaya­cak olan şu putlara hâlâ tapacak mısınız?!

Yuf size ve Allâhı bırakıp tapmakta olduklarınıza! Siz daha akıllanmayacak mısınız?" dedi. [86]

Bunun üzerine, kavmi, Yüce Allah hakkında, İbrahim Aleyhisselâm ile tartışıp, tanrılarının daha hayırlı olduğunu iddia etti. [87]

"Ona, hüccet getirmeğe kalkıştı. İbrahim de:

"Allah, beni, doğru yola iletmişken, siz, Onun hakkında benimle hâlâ çekişiyor musunuz?

Ben, ona şerik koştuğunuz şeylerden hiç bir zaman, korkmam! Meğer ki, Rabb´im, hakkında bir şey (bir felâket) dilemiş bulunsun. Rabb´imin ilmi, her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?!

Hem, Allâhın, size, haklarında hiç bir delil ve burhan indirmediği şeyleri, siz, Ona şerik koşmanızdan korkmazken, ben, şerik koştuğunuz o şeylerden nasıl korkarım?!

Şimdi, biliyorsanız, söyleyiniz: iki zümreden, hangisi, korkudan emîn olmaya daha ayıktır?

İman edenler, bununla beraber, imanlarını, haksızlıkla ve şirkle bulaştırmayan-´ar, işte, ancak, onlardır ki, korkudan emîn olmak hakkı, elbette kendilerinindir.

Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir! "[88] diyerek, Yüce Allâhın korkulmağa ve ibadet edilmeğe, tapındıkları şeylerden daha lâyık olduğunu bilsinler diye on­lara ibretli temsiller getiriyordu. [89]

Nemrud, İbrahim Aleyhiselâmı, huzuruna çağırıp

"Senin, şu ibadet etmekte olduğun ve halkı da, ona, ibadete davet ettiğin, baş­kalarına karşı, kudretinin ululuğundan ve üstünlüğünden söz ettiğin İlâhını gör­dün mü? Nasıldır o?" diye sordu. [90]

ibrahim:

"Benim Rabb´ım, hem diriltir, hem öldürür!" deyince, Nemrud: "Ben de, diriltirim, öldürürüm!" dedi. (Bakara: 258) İbrahim Aleyhisselâm, ona: "Sen, nasıl diriltir ve öldürürsün?" diye sordu. Nemrud:

"Tutup ölümüne hükmettiğim iki adamdan birini, öldürürüm, onu, öldürmüş olurum.

Diğerini ise, affedip sağ bırakırım. Onu da, diriltmiş olurum!" dedi. [91] İbrahim:

"Allah, güneşi, doğudan getiriyor. Haydi, sen, onu, batıdan getir bakayım?" deyince, kâfir (Nemrud), şaşırıp, tutulup kaldı.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Allah, zâlimler güruhunu, muvaffak kılmaz. [92]

Bunun üzerine, Nemrud, İbrahim Aleyhisselâmı, zindanda yedi yıl hapsetti. [93]

Bundan sonra, Nemrud ile kavmi, İbrahim Aleyhisselâmın öldürülmesi üzerin­de söz birliği ettiler. [94]

"Onun için bir bina çatınız da, alevli ateşin içine atınız onu! [95]

Onu, yakınız! Bu suretle, tanrılarınıza, yardım ediniz, eğer bir iş yapanlarsanız!" dediler.[96]

Nemrud´a "Onu, ateşte yakınız!" diye tavsiyede bulunan adam, Fars Bedevi­lerinden Kürt Heyzen idi.

Yüce Allah, onu, yere yutturdu da, kendisi, Kıyamete kadar, kımıldadıkça, ye­re batıp duracaktır![97]

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, her çeşit odun toplanmasını emretti. Odunların, en sert ve dayanıklı cinslerinden odun toplandı. Hattâ, İbrahim Aleyhisselâmın köyünden, hasta bir kadın:

"Tanrı, beni, hastalıktan kurtarırsa, İbrahim için, odun toplayayım!" diyerek adak adamıştı. [98]

Nemrud, İbrahim Aleyhisselâm için, toplattığı çakıl taşlar ile de geniş bir ateş çukuru, tandır yaptırdı[99] Ateş ocağı, Guta kariyesinde idi ve ocağa, üç ay odun toplanıp yığılmıştı, [100]

Ocağın içine yığılan odunları, her taraftan tutuşturdular.

Ateş, o kadar alevlenmişti ki, uçan kuşlar, oradan geçecek olsalar, hararetin şiddetinden, yanıp kavruluyorlardı![101]

Ateşin sıcaklığı ve dumanı, Guta halkını, neredeyse, helak edecekti!

Hararetin şiddetinden, bazıları, yer altındaki bodrumlara sığınmak zorunda kal­mışlardı.[102]

İbrahim Aleyhisselâmı, ateşe atmak için, yüksek bir binanın üzerine çıkardılar. Ellerini, ayaklarını, sımsıkı bağladılar. [103]

Binanın üzerine de bir Mancınık kurdular.[104] İbrahim Aleyhisselâmı, Mancınığın kefesine koydular. [105]

Mancınığı yapan, ve kuran, Kürd Heyzen olup kendisi, Mancınık yapanların il­ki İdi.[106]

İbrahim Aleyhisselâm, bağlanırken, Yüce Allah´a:

"Senden başka ilâh yoktur!

Sen, her noksandan münezzeh ve mukaddessin.

Âlemlerin Rabb´isin!

Hamd, Sana mahsustur. Mülk, Senindir. Senin şerîkin yoktur!" dedi. [107]

Mancınıkla havaya atıldığı sırada[108] Cebrail Aleyhisselâm:

"Ey İbrahim Bir hacetin var mı?" diye sordu. [109]

İbrahim Aleyhisselâm:

"Sana ise, hayır!" dedi. [110]

Cebrail Aleyhisselâm:

"Öyle ise, hacetini, Rabb´inden dile!" dedi.

İbrahim Aleyhisselâm:

"O´nun; hâlimi, dileğimi, bilmesi, bana yeter!" dedi. [111] ve başını, göğe kaldırıp:

"Ey Allâhım! Sen, göklerde Tek´sin! [112] Yerde de, Tek´sin! [113]

Ben de, yerde bir tek´im! [114] Yerde, benden başka, Sana ibâdet edecek kim­se yoktur. [115]

Allah, bana yeter! [116]Ne güzel Vekildir O!" dedi. [117]
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: Hz. İBRÂHİM (a.s)

Ateşin İbrahim Aleyhisselâma Serinlik Ve Selâmetlik Oluşu:



Ateşin içine atıldığı zaman, İbrahim Aleyhisselâmın, Yüce Allâha tevekkülü, en yüksek derecede idi.[118] Tevhid´i, Vesîlesiz, Aracısız sırf, katkısız Tevhiddi. [119]

O zaman, Yüce Allah tarafından:

"Ey ateş! İbrahim´e karşı, serinlik ve selâmettik ol!" buyuruldu.[120] Ateş, Yüce Allâhın buyurduğu gibi, oldu. [121]

Ateşten, sıcaklık ve yakıcı tabiatı giderilip ateş, bir ışık haline getirildi. [122] Ateş, ancak, İbrahim Aleyhisselâmın bağlandığı ipleri yaktı. [123]

İbrahim Aleyhisselâm, ateşin içinde yedi gün kaldı. [124] Kendisinin, ateşte kırk veya elli gün kaldığı da, rivayet edilir. [125]

İbrahim Aleyhisselâmın babası Âzer, oğlunun, ateşe atılışından yedi gün son­ra, Nemrud´a gidip:

"İbrahim´in kemikleri hakkında bana izin ver de, onları, gömeyim!" demişti. [126]
 
Üst