helaller-haramlar

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Peygamberlerin (mesela Hz. İsa'nın) resmini yapmak ve filmlerde onları artistlerle temsil ettirmek caiz midir?

Cevap:
Resim konusunda en geniş olan yoruma göre bile fetva verirken, resmi yapılan şeyin tapınma konusu olup olmadığına bakıyoruz ve "tapınılan, kutsanan, kutsallık izafe edilen şahıs ve şeylerin resim ve heykellerinin yapılması caiz değildir; yasaklayan hadislerden bu kastedilmektedir" diyoruz. Hz. İsa ve Hz. Meryem milyonlarca kişi tarafından, tanrılık özelliğine sahip birer varlık, tanrıyı oluşturan unsurlardan ikisi olarak bilinmiş, inanılmış ve tapınma konusu olmuştur. Bu sebeple onların resim ve heykellerini yapmak da caiz değildir.
Bir de bizim geleneğimizde peygamberlerin tam (yüzleri görülecek şekilde) resimleri yapılmamış, bu edebe aykırı telakki edilmiştir. Minyatürlerde bile peygamberlerin yüzleri çizilmemiş, resmin o kısmı boş bırakılmıştır. Bunun en azından üç sebebi vardır: a) Yine bazı cahillerin onlarda, tanrıya ait bir kutsallık görmeleri ve tapınmaya kalkışmaları. b) Yapılan resim onlara benzemeyeceği, hayali ve uydurma olacağı için, bir manada, peygamber olmayan bir insana (surete) peygamberlik verilmesi, onun peygamber bilinmesi. c) Temsil eden artistin veya çizilen resmin, görenlerin inanç ve duygularını olumsuz etkilemesi.
İşte bu sebeplerle peygamberlerin resimlerini yapmak ve filmlerini çekmek de sakıncalıdır. Bırakalım insanlar peygamberleri, hayallerinde canlandırsınlar, onlara olan sevgi ve saygılarını korusunlar. Filmleri de -Çağrı filmi gibi bazı başarılı örneklerde görüldüğü gibi- kendileri gösterilmeden, konuşmaları verilerek yapılsın!
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru 1:
Filmde, hayata isyan eden Amerikalı bir gazeteci var. Bir gün (güya) "tanrı", zenci bir adam görünümünde dünyaya iniyor ve bizim gazeteciye "Madem bu işi sen daha iyi biliyorsun, o zaman dünyayı bir haftalığına sen yönet" diyor ve ona "tanrılık yetkilerini" devrediyor.
Allah'ı kişileştiren ve erkekleştiren bu tür Hollywood filmlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap:
Bu tür roman ve filmlerin dört amacı olabilir:
a) Din ile ilgili: Allah'a inananlar ile mücadele etmek, onların inançlarını sarsmak, inananları şüpheye düşürmek. Bu amaçla filim yapanlar ya ateistlerdir veya tanrı inancı, mesela müslümanlarınkinden farklı başka bir inanç mensuplarıdır. Siyonistlerin de bu yola baş vurdukların (siyon protokollerinden) biliyoruz.
b) Siyasi veya ideolojik: Müslümanlara hakaret ederek onlar tahrik etmek, anarşiye ve teröre sapmalarını, dünya kamuoyunda imajlarının çirkinleşmesini sağlamak. Daha önce dünyamızı meşgul eden bu çeşit bir olay da Salman Rüştü'nün Şeytan Ayetleri isimli romanıydı. Bu kitapta da Peygamberimiz ve onun hanımları roman kahramanı yapılmış ve onlara hakaret edilmişti. Gösterilen tepkilerde birçok mal ve can kaybı oldu, müslümanlar yıprandı.
c) Ticari: Yapılan film veya romanın rağbet görmesini, ilgi çekmesini sağlamak. Bunun için kutsalın kullanılması ayıp ve çirkindir. Bütün medeni insanların buna tepki göstermesi gerekir.
d) İyi niyetli: Edebe uygun olup olmadığı tartışmalı olmakla beraber, Allah'ın işleri konusunda yanlış düşüncelere sahip insanları uyarmak, O'nun her işinde bir hikmetin bulunduğunu anlatmak.
Uygun tepki:
Önce amacı belirlemek, sonra en uygun ve yararlı tepkiyi ortaya koymak gerekir. Aksi halde oyuna gelmiş oluruz.


Soru 2:

Bu tür filmler yoluyla bizim anladığımız manadaki ezeli ve ebedi, her türlü idrakin üzerindeki sonsuz Allah fikrine ciddi darbeler vurulmuş olmuyor mu?

Cevap:
Her iman sahibi için böyle bir darbe söz konusu olmaz. Ama imanı zayıf, gelenek ve göreneğe dayalı, bilgisi yetersiz olan kimselerde bazı arızalar meydana getirebilir.
Bu sebeple mümkün olsa da tepki yoluyla reklam yapmasak, yapılmasa. Ama bu mümkün olmuyor, sonunda filmin daha geniş kitlelere yayılmasına sebep olunuyor.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Resim ve heykel yapmak caiz midir? Yüzleri görülecek şekilde peygamberlerin resimlerini yapmak filmlerini çevirmek caiz midir?

Cevap:
Resim konusunda fetva verirken, resmi yapılan şeyin tapınma konusu olup olmadığına bakıyoruz ve "tapınılan, kutsanan, kutsallık izafe edilen şahıs ve şeylerin resim ve heykellerinin yapılması caiz değildir; hadislerden bu kastedilmektedir" diyoruz. Hz. İsa ve Hz. Meryem milyonlarca kişi tarafından, tanrının bir parçası olarak tapınma konusu oluyor. Bu sebeple onların resim ve heykellerini yapmak da caiz olmuyor. Resmin konusu müstehcen ise, ahlaka ve edebe aykırı ise bu resimler de caiz olmuyor.
Bir de bizim geleneğimizde peygamberlerin tam (yüzleri görülecek şekilde) resimleri yapılmıyor, bu edebe aykırı telakki ediliyor.
İşte bu sebeplerle bahsettiğiniz türdeki filmlerde sakınca görülebilir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Resim öğretmenliğine gitmeyi düşünüyorum, caiz mi?

Cevap:
Müstehcen veya şirk ve küfür konusu (put vb.) resimler yapmamak şartıyla resim yapmanın caiz olduğu görüşünü tercih ediyorum. Hz. Peygamber (s.a.) zamanında resim konusunda titiz davranılmış ve yasaklar getirilmiştir. Ancak bu titizlik ve kapsamlı yasaklamanın sebebi, yeni putperestlikten kurtulmuş bir topluluğun temiz inancını (bir tek Allah'a imanını) korumaktır. O devirde resim yapanlar genellikle putların resim ve heykellerini yapıyorlar, yaptıranlar da bunu istiyorlardı.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)

Cevap:

Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musiki eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikinin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dini açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)

Cevap:

Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musiki eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikinin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dini açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)

Cevap:

Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musiki eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikinin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dini açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur.
 
D

DAMRAM

Guest
Ynt: helaller-haramlar

allah razı olsun hocam nekadar cok bılmedıgım helal haram varmıs ama hocam bırazcık buyuk olsa yazılar göremeyomda
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Organ nakli caiz mi? Başka din mensuplarından veya bilmediğin bir kişiden olsa da caiz midir? Çocuğa takılsa, çocuk vefat etse, anne ve baba sorumlu olur mu? Takılmasa daha fazla yasayabilirdi, gerçi ölüm vakti bir saniye geri veya ileri gitmez, ama kişinin sorumlusu olur musun?

Cevap:
Organın kullanılacağı vücudun sahibi insan olsun yeter; onun dini, ahlakı, cinsiyeti... hükmü etkilemez. Başkasının organını taşıyan kimsenin işleyeceği suç ve günahlardan, organ veren sorumlu değildir.
Soruda da zikredildiği gibi ecel (yani bir kimsenin ne zaman öleceği, ömrünün ne kadar olacağı bilgisi Allah'a aittir, Allah her şeyi doğru olarak bildiği gibi her bir insanın ecelini de doğru olarak bilir ve bu bilgi değişmez. Biz kullar ecelimizi bilemediğimiz için yaşamak ve sağlıklı olmak için tedbir almakla yükümlüyüz. Bu tedbir bazen isabet etmeyebilir, kusur yoksa, elden gelen yapılmış ise sorumluluk da olmaz.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

DAMRAM' Alıntı:
ALLAH razı olsun hocam nekadar cok bılmedıgım helal haram varmıs ama hocam bırazcık buyuk olsa yazılar göremeyomda
ablacım, sen hala gözlük takmadın mı? :D
göz doktoru seni bekliyomuş,
duyduğuma göre! :D
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Hocam sizce zinanın İslam'a göre cezası nedir? Recim istisnai bir durum mudur?

Cevap:

Zina suçunun islam Hukukuna göre cezası, usulüne uygun olarak vurulan yüz sopadır.
İffete ek olarak aile kurumunu korumak için evli olanların zina suçuna, recim gibi farklı ve daha ağır bir cezanın uygulanması had (sabit, değişmez) ceza değil, tazir (değişebilir, yöneticilere bırakılmış) bir cezadır. İslam tarihi boyunca da nadir olarak uygulanmıştır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:

Hocam, sizden bu aralar magazin haberlerinde sık konuşulan ...'unda sebebiyet verdiği islam'la ve insan onuruyla bağdaşmayan kadının döğülmesi mevzuunu gündemden silmenizi (gündem oluşturarak) istirham edeceğim. Hocam, erkekler müslümanlar dahil, bir serkeşlik söz konusu olmadığı halde kadına despot bir tavır sergilemekteler. Kadın onlar için deşarj oldukları bir nesne sanki. Gazetelerde okuyoruz, hele bazı namus abideleri sahip çıkmak ve terbiye etmek yerine islam ceza hukukuna göre de cezayi gerektiren bir durumda, cezası oymuş gibi silaha sarılıp kurşun yağmuruyla feci durumlara yol açıp, çocuklar öksüz kalıp, yuvalar yıkılıyor ve sizler bunlara cevap vermiyorsunuz. Şahitlere gerek duyulmadan, onun bunun söylentileriyle kabul edilmeyen bir suçun, cezasi olmayan bir cezayi, namus adına, şeref adına uygulamaya kalkarak islam'a ve insana karşı suç işlemekteler. Belki bu insanlar günahsiz, belki tevbe edeceklerdir. Dayak mevzuunun ise gündem de tutulmasının çirkinliğiyle birlikte ... gibi dövülebilirliği değil de, saadetimiz açısından insanca ilişkilerin yaşanması gerektiği konu edilse daha yararlı olur. Zira islamla ilişkisi olmayanlara bolca malzeme verilmiş oluyor. Dahasi ilerde 2 yaşındaki oğlumun nasıl bir davranış içerisinde olacagını bilmemekle beraber terbiyenin önemine inanıyor ve bu şikayetci olunan erkeklerden ziyade bunlari ellerinde yetiştiren kadınların öncelikle sorumlu oldukların düşünüyorum.
Hocam kurban bayramında size bir kaç soru göndermiştim. Gerçek Hayat'ta da cevaplandınız; Allah razi olsun, fakat eşime söylediğimde sizi sevmek ve düşüncelerinize de değer vermekle birlikte "onun düşüncesi zaten belli hep ayni şeyler söyleniyor, Delil getirmiyorlar, yanlızca şöyle olmalı böyle olmalı diyorlar" dedi, fakat ben Resulullahin Mut'im isimli bir müşrikin himayesine girmesinden varmaya çalıştığınızı anlıyorum. Eşime ise çocugun (Allah korusun) kaybolsa, kaçırılsa, evinde yangın çıksa bir müşrikten yardım almaz mısın? Polise, itfaiyeye haber vermez misin? Devletinde dediğiniz gibi icra gücünün kullanılması da aynı diyorum. Yanlız hocam "Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmekle emrolunmuşken taguta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor" (Nisa:60) "Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir" (Maide:44), "Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Heva ve heveslerine göre değil. Onların sana indirilenlerin bir kısmından seni ayırmalarından sakın" (Maide:49)
Bu ayetleri nasil açıklarsınız? Alanını daraltmış olmuyor muyuz. Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır sözünü daha detayli izah edebilir misiniz. Hocam sizi ve M İslamoğlu hocamız, gönlümde sıcaklığını duyduğum, çok sevdigim değer verdiğim şahsiyetlersiniz. Rabb'im sizleri selamette kılsın, inşaallah. selamunaleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.


Cevap:


Müslümanım diyen kişilerin islam'a uymayan davranışları, meşruiyet ve meşrulaştırma bakımından birkaç çeşittir: a) İslam'a aykırı olduğunu bilir, inanır, fakat irade zaafı, alışkanlık, şiddetli iticiler gibi sebeplerle yaparlar. b) Usulüne uygun olmayan tevillerle meşru olmayanı meşru sayarak yaparlar. c) Bilgisizlik ve eğitim eksikliği sebebiyle nefsin veya mahalli örf ve adetin istediğini yapar bunun aynı zamanda dine uygun olduğunu "düşünürler". Sizin verdiğiniz örnekler de işte bu şekilde ya meşrulaştırarak ya meşru olduğunu sanarak yahut da meşru olmadığını bilerek müslümanların, islam'a aykırı fiil ve davranışlarından bazı örneklerdir.
Bizim bunlara cevap vermediğimiz, itiraz etmediğimiz, uyarmadığımız tespitiniz doğru değil, kullandığımız bütün araçlarla biz açıklama ve uyarma vazifemizi yapıyoruz.
Kazif (kadını zina yapmakla suçlamak, iffetine dil uzatmak) suçu ile ilgili ayetler (Nur: 24/4) gelince birçok kimsenin zihninde sorular oluşmuş, bunu gelip Hz. Peygamber'e (s.a.) açmışlardır. Bu cümleden olarak Sa'd b. Ubade "Ya Resulellah, karımla bir erkeği yakaladığım zaman dört şahit bulacağım diye onları bırakır mıyım? Vallahi sorgusuz süalsiz kafasını uçururum!" demiş ve şu cevabı almıştır: "Sa'd'in kıskançlığı ve namusuna düşkünlüğü sizi şaşırtmasın, ben ondan daha kıskancım, Allah da benden daha kıskançtır." (Buhari, Nikah, 107; Hudud, 40). Hilal b. Ümeyye Peygamberimiz'e gelerek Şerik isimli birisi ile karsının zina ettiğini iddia etmiş, o da dört şahit getirmezse kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti. Hilal, "Ey Allah'ın elçisi, bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse şahit arar m?" diye savunma yapmış ise de Peygamberimiz "Ya dört şahit veya sırtına sopa" diyerek ısrar etmişti. Hilal doğru söylediğini ifade ederek işi Allah'a bıraktı, O'nun vahyile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi, arkasından da "müla'ane: lanetleşme" ismi verilen ayetler geldi (Ebu Davud, Talak/li'an, 27) Bu hadislerin açık ifade ve hükmü şudur: Hiçbir kimse kendini hakim yerine koyarak bir başkasını muhakeme edemez, hakkında hüküm veremez ve hükmü infaz edemez. Karısını zina halinde yakalayan bir koca bile bunu ya dört uygun şahitle ispat edecek veya iddiasının iftira olduğuna hükmedilerek bunun cezasını çekecektir. Ayrıca mülaane (hakim huzurunda karşılıklı olarak, yalan söyleyenin lanetlenmesini dilemek ve sonunda ayrılmak) talebinde bulunabilir. Bunları yapmaz da kadını öldürür veya yaralarsa bu suçların cezasını çeker.
Kur'an ve Sünnet birlikte, hem lafız hem de maksad ile değerlendirildiği zaman şu açıkça anlaşılacaktır ki, sopanın hem ceza hem de eğitim aracı olarak kullanıldığı bir ortamda İslam onu önce azaltmış, sonra da tamamen ortadan kaldırmak için etkili telkinlerde bulunuştur. Sünnet sünnet diye Hz. Peygamber'in (s.a.) beşeri adetlerini bile taklit etmek isteyenler şunu bilmelidirler ki, o bütün ömrü boyunca bir eşini veya çocuğunu dövmek şöyle dursun azarlamamıştır bile. "Karılarını dövenler iyileriniz değildir" buyuran da odur.
Soruda geçen ayetlerde Allah, vahiy yoluyla gönderdiği hükümleri (emirleri, yasakları, kuralları...) müminlerin bütün hayatlarında uygulamalarını, onlara aykırı olan hükümleri uygulamamalarını emrediyor. Bu hükümlerin siyasi, hukuki, iktisadi, ictimai ve ahlaki olanlarının bir kısmını uygulayabilmek için vahyi kaynak olarak kabul eden bir devletin bulunması gerekir. Böyle bir devlet bulunmadığında fertler kendi başlarına bunları uygulayamazlar; çünkü bu hükümlerle ilgili olay ve ilişkiler tek taraflı değil, çok taraflıdır ve tarafları bu hükümlere razı etmeye ferdin gücü yetmez. Laik devletlerde müslümanlar, Allah'ın buyrukları içinden uygulamaya güçlerinin yettiği kısmını uygularlar, güçlerini aşan kısmına gelince Allah onları bunlarla yükümlü kılmaz. Güvenlik, korunma vb. kamu hizmetlerinden yararlanma hususunda ise zaruret vardır; bunlarsız yaşamak ve normal olarak varlığını sürdürmek mümkün olmadığı için zaruret icabı yararlanmak da İslam'a aykırı değildir.
"Hep olmalı, bulmalı" diyorlar, "delil göstermiyorlar" sözlerine gelince, gösterilen delilleri görmek için gören göze, işiten kulağa ve şartlanmamış olarak düşünen kafalara da ihtiyaç vardır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:

Selamun aleyküm, hayırlı cumalar.
Öncelikle kendimizi tanıtalım. Bizler O. ve Y. adında iki kardeşiz. Fen Lisesinden mezun olduk ve öss sınavına girdik. Yaşımız 20. Bizler ... sizlerin yazılarınızı sürekli olmasa da elimizden geldiğince takip ediyoruz... Sizlerin sözde değil gerçek vatansever kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bu sadece bizim değil eminiz ki Türkiye'de milyonlarca insanın ortak görüşü. Sizlerin yazıları her gün on binlerce insanın dikkatini çekiyor ve ortak duygularını dile getiriyor. Kardeşimle benim uzun zamandır canımızı sıkan bir mesele vardı. Bunu sizlere yazmak daha doğrusu sizlerle paylaşmak ihtiyacı hissettik.
Biz bundan iki sene önce Turizm Bakanlığının gençler için düzenlediği yaz kamplarına katıldık. Böyle bir kampa ilk kez katılıyorduk ve nasıl bir ortamla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Kampın ilk günleri tanışma süreciyle geçti. Arkadaşlarla yavaş yavaş tanışmış güzel dostluklar kurmuştuk. Kamp programı oldukça doluydu. Bazen başımızı kaşıyacak vakit bulamıyorduk. Herşey çok güzeldi, yemekler dahil. 2-3 gün sonra çevreye geziler düzenlenmeye başladı. İşte canımızı sıkan şeyler bu gezilerle geldi. Bir gün turistik yerleri gezdirme bahanesiyle Kuşadası'nda hem de tam barlar sokağının ortasında bizleri bıraktılar ve dört saat sonra bir noktada buluşmak üzere herkes bir yerlere dağıldı. Biz iki kardeş öyle yerleri sevmediğimiz için hemen oradan uzaklaştık ve dört saat zaman öldüreceğimiz Kuşadası'nın başka yerlerine gittik. Dört saat sonra buluşma yerine döndüğümüzde sözde Türkiye'nin geleceği o gençlerin bir tanesi bile ayık değildi, hiç birinin ayakta duracak hali yoktu, çok rezil bir ortamdı. Minibüste kampa dönerken adeta canımız burnumuzdan geldik. Şoför bile zilzurna sarhoştu liderler de aynen öyleydi. Hayatımızın en berbat gününü yaşamıştık. İşin en acı tarafı da o güne kadar hayatında ağzına içki almamış birçok arkadaşımız o gün alkolle tanışmışlardı. Bir an düşündüm o arkadaşların aileleri bu rezaleti görseler ne düşünürlerdi. Biricik evlatlarını devlet babanın şefkatli kollarına güvenle emanet etmişlerdi, fakat devlet baba kendi gençlerini kendi elleriyle ateşe atmıştı. Ertesi günü tası tarağı toplayıp eve dönmeyi düşündük. Bütün olanlar yetkililere bildirecektik, çok kızgındık ama nasıl döneceğimizi de bilmiyorduk, o yüzden mecburen o ortama birkaç gün daha katlanmaya karar verdik. Diğer günler alkolün tadını alan arkadaşlar artık para toplayıp gizlice çadırlarında şarap içmeye başlamışlardı. Geceleri ayyaş arkadaşların naralarıyla uyanır olmuştuk. Çok acı hatıralarla kampı tamamladık. Eve döndüğümüzde neredeyse şükür namaz kılacak kadar mutluyduk. Bu yaz da Gençlik Spor İl Müdürlüğünün kampına katıldık. Herhalde bu kampta öyle rezaletler yaşanmaz demiştik kendi kendimize. Ama geçen iki yılda devlet baba boş durmamış işi iyice ilerletmişti. 8 günlük kampın 4-5 günü kafaları çekmek üzere programlanmıştı. Sırf gençleri gece alemine alıştırmak için 4 saat mesafedeki Marmaris'e götürdüler. Oraya vardığımızda saat gece ondu. Dönüş saati de gecenin ikisi olarak düzenlenmişti. Dönüş iki sene öncekiyle aynıydı. Kızın biri neredeyse üstüme istifra edecekti. Şoför bu kez içmemişti fakat ayakta uyuyordu. Yol boyunca 4 kez kaza tehlikesi atlattık.
Daha yazılacak çok acı anılarımız var ama hepsini yazmaya kalksak çok uzun sürer. Hele ikinci kampta olanlar gerçekten çok acı. Atatürk gençliğe hitabesinde bizi yönetenlerin gelecekte gaflet dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini söyler. Bu gaflet değil bu dalalet de değil bu tamamen hıyanettir.
Bunları size yazdık. Çünkü sizin bizlerin bu şikayetini gerekli mercilere duyuracak en etkili kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bizim içimiz kan ağlıyor. Devlet kendi geleceğini kendi elleriyle imha ediyor. Gençler hayatlarında yapamadıkları şeyleri bu kamplarda devlet yardımıyla yapıyorlar. İçkiye bu kamplarda başlıyorlar. Biliyoruz size belki bunlar gibi yüzlerce mail geliyordur ama biz en azından üzerimize düşen görevi yerine getirmek istedik. Sizlerin işleri başından aşkın. Siyasi trafiği izlerken belki olur da bu mail dikkatinizi çeker belki bize hatta bütün Türk gencine yardımınız dokunur. Sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Çalışmalarınızda Allah yar ve yardımcınız ola. (Denizli'den O. ve Y)

Cevap:

Sarhoş eden, uyuşturan nesneleri içmek, vücuda almak dinimizce haram, geleneğimizce de ayıptır. Bizim çocukluğumuzda içkiye alışmış ciddi insanlar gizlice içerler, sarhoş olduklarını belli etmemek için de gayret sarfederlerdi. Uyuşturucu nesnelerden o zaman meşhur olanlar afyon ve esrardı. Bunlar kullananlara "esrarkeş" denir ve kendilerine asla itibar edilmez, hasta ve düşük insan muamelesi gösterilirdi.
Günümüzde içkiye başlama yaşı ilköğretim okullarının son sınıflarına, uyuşturucuya başlama yaşı ise lise sınıflarına kadar indi. İlgililerin açıklamalarına göre içki alışkanlığı bira ile, uyuşturucu alışkanlığı ise içki ile başlıyor; yani önce birincilere alışılıyor, sonra bunlar yetmeyince ikincilere geçiliyor.
Kötü alışkanlıkların küçük ve genç yaşlara kadar inmesinin/yayılmasının birden fazla sebebi vardır:
TV yayınlarında, özellikle dizilerde gençleri imrendirecek şekilde içki sahnelerine yer verilmekte, büyüğü ve küçüğü ile aile fertleri bir arada içki içebilmektedirler. Babalar işten eve dönünce yemek kadar tabii imişçesine içkileri hazırlanmakta, ilk yudumu çocukların yanında alırken bir "oh" çekilmekte ve adeta onlara da davetiye çıkarılmaktadır.
Okullarda din ve ahlak eğitimi bizim değerlerimize göre verilmediği, medyada milli ve dini ahlak ile neredeyse alay edildiği için zina, içki, kumar, "kötü, ayıp, çirkin, günah" olarak gösterilmemekte, hatta bazen teşvik edilmektedir. Yukarıda okuduğunuz mektupta geçen olay da bunun canlı bir şahidi ve örneğidir. Kampta gençlerimiz ibadet, spor, okuma, tabiatı tanıma, birlikte yaşama eğitimi... alacakları yerde içkiye alışma "eğitimi" alıyorlar.
Gençlerimizin boş zamanlarını dolduracak ve değerlendirecek yararlı meşguliyetler yok; varsa yoksa futbol ve basketbol; bunları da dengeli bir şekilde oynamaktan ziyade seyir, dinleme ve tartışma bağımlısı olmak sözkonusu.
Genciyle, yetişkiniyle insanımızın ruh ve mana dünyasını zenginleştirecek, kültür ve medeniyetimizin -bir zamanlar Batı'yı Ortaçağ'ın karanlıklarından kurtarmada önemli katkısı olan- güzelliklerini onlara tanıtacak, bu kültür içinde bir kimlik ve kişilik edinmelerini sağlayacak eğitim-öğretim programlar yok. Genellikle yapılan şey, bize ait olanı bilmemek, yarım yamalak yabancılardan öğrenmek, karalamak, küçümsemek, inkar etmek; buna karşı, oluşumunda bizim medeniyetimizin de katkısı bulunan başka -daha doğrusu iddialarına göre tek- medeniyeti gözde ve sözde büyütmek, ona hayran olmak, karşısında aşağılık duygusuna kapılmak ve taklit etmek veya ona katılmak için can atmak.
Ruh ve mana dünyası boş, inancı zayıf veya yok, bilgisi yetersiz, özgüveni gevşek, problemleri çözümsüz, geleceği karanlık olan, çare ve çözüm olarak da önüne içki ve uyuşturucu sürülen, bunlara alışması teşvik edilen gençleri nasıl suçlayalım?!
Rakıyı, Türk'ün ve Cumhuriyetin sembol içkisi, onuncu yıl marşını da, resmen olmasa bile fiilen istiklal marşı gibi lanse eden zihniyetin eğitim ve öğretim hayatımıza hakimiyetlerine son verilmedikçe bu problemler devam edecektir. Son verecek olan ise millettir, seçimdir, seçilenlere sahip çıkmaktır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:

Selamun aleyküm, hayırlı cumalar.
Öncelikle kendimizi tanıtalım. Bizler O. ve Y. adında iki kardeşiz. Fen Lisesinden mezun olduk ve öss sınavına girdik. Yaşımız 20. Bizler ... sizlerin yazılarınızı sürekli olmasa da elimizden geldiğince takip ediyoruz... Sizlerin sözde değil gerçek vatansever kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bu sadece bizim değil eminiz ki Türkiye'de milyonlarca insanın ortak görüşü. Sizlerin yazıları her gün on binlerce insanın dikkatini çekiyor ve ortak duygularını dile getiriyor. Kardeşimle benim uzun zamandır canımızı sıkan bir mesele vardı. Bunu sizlere yazmak daha doğrusu sizlerle paylaşmak ihtiyacı hissettik.
Biz bundan iki sene önce Turizm Bakanlığının gençler için düzenlediği yaz kamplarına katıldık. Böyle bir kampa ilk kez katılıyorduk ve nasıl bir ortamla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Kampın ilk günleri tanışma süreciyle geçti. Arkadaşlarla yavaş yavaş tanışmış güzel dostluklar kurmuştuk. Kamp programı oldukça doluydu. Bazen başımızı kaşıyacak vakit bulamıyorduk. Herşey çok güzeldi, yemekler dahil. 2-3 gün sonra çevreye geziler düzenlenmeye başladı. İşte canımızı sıkan şeyler bu gezilerle geldi. Bir gün turistik yerleri gezdirme bahanesiyle Kuşadası'nda hem de tam barlar sokağının ortasında bizleri bıraktılar ve dört saat sonra bir noktada buluşmak üzere herkes bir yerlere dağıldı. Biz iki kardeş öyle yerleri sevmediğimiz için hemen oradan uzaklaştık ve dört saat zaman öldüreceğimiz Kuşadası'nın başka yerlerine gittik. Dört saat sonra buluşma yerine döndüğümüzde sözde Türkiye'nin geleceği o gençlerin bir tanesi bile ayık değildi, hiç birinin ayakta duracak hali yoktu, çok rezil bir ortamdı. Minibüste kampa dönerken adeta canımız burnumuzdan geldik. Şoför bile zilzurna sarhoştu liderler de aynen öyleydi. Hayatımızın en berbat gününü yaşamıştık. İşin en acı tarafı da o güne kadar hayatında ağzına içki almamış birçok arkadaşımız o gün alkolle tanışmışlardı. Bir an düşündüm o arkadaşların aileleri bu rezaleti görseler ne düşünürlerdi. Biricik evlatlarını devlet babanın şefkatli kollarına güvenle emanet etmişlerdi, fakat devlet baba kendi gençlerini kendi elleriyle ateşe atmıştı. Ertesi günü tası tarağı toplayıp eve dönmeyi düşündük. Bütün olanlar yetkililere bildirecektik, çok kızgındık ama nasıl döneceğimizi de bilmiyorduk, o yüzden mecburen o ortama birkaç gün daha katlanmaya karar verdik. Diğer günler alkolün tadını alan arkadaşlar artık para toplayıp gizlice çadırlarında şarap içmeye başlamışlardı. Geceleri ayyaş arkadaşların naralarıyla uyanır olmuştuk. Çok acı hatıralarla kampı tamamladık. Eve döndüğümüzde neredeyse şükür namaz kılacak kadar mutluyduk. Bu yaz da Gençlik Spor İl Müdürlüğünün kampına katıldık. Herhalde bu kampta öyle rezaletler yaşanmaz demiştik kendi kendimize. Ama geçen iki yılda devlet baba boş durmamış işi iyice ilerletmişti. 8 günlük kampın 4-5 günü kafaları çekmek üzere programlanmıştı. Sırf gençleri gece alemine alıştırmak için 4 saat mesafedeki Marmaris'e götürdüler. Oraya vardığımızda saat gece ondu. Dönüş saati de gecenin ikisi olarak düzenlenmişti. Dönüş iki sene öncekiyle aynıydı. Kızın biri neredeyse üstüme istifra edecekti. Şoför bu kez içmemişti fakat ayakta uyuyordu. Yol boyunca 4 kez kaza tehlikesi atlattık.
Daha yazılacak çok acı anılarımız var ama hepsini yazmaya kalksak çok uzun sürer. Hele ikinci kampta olanlar gerçekten çok acı. Atatürk gençliğe hitabesinde bizi yönetenlerin gelecekte gaflet dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini söyler. Bu gaflet değil bu dalalet de değil bu tamamen hıyanettir.
Bunları size yazdık. Çünkü sizin bizlerin bu şikayetini gerekli mercilere duyuracak en etkili kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bizim içimiz kan ağlıyor. Devlet kendi geleceğini kendi elleriyle imha ediyor. Gençler hayatlarında yapamadıkları şeyleri bu kamplarda devlet yardımıyla yapıyorlar. İçkiye bu kamplarda başlıyorlar. Biliyoruz size belki bunlar gibi yüzlerce mail geliyordur ama biz en azından üzerimize düşen görevi yerine getirmek istedik. Sizlerin işleri başından aşkın. Siyasi trafiği izlerken belki olur da bu mail dikkatinizi çeker belki bize hatta bütün Türk gencine yardımınız dokunur. Sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Çalışmalarınızda Allah yar ve yardımcınız ola. (Denizli'den O. ve Y)

Cevap:

Sarhoş eden, uyuşturan nesneleri içmek, vücuda almak dinimizce haram, geleneğimizce de ayıptır. Bizim çocukluğumuzda içkiye alışmış ciddi insanlar gizlice içerler, sarhoş olduklarını belli etmemek için de gayret sarfederlerdi. Uyuşturucu nesnelerden o zaman meşhur olanlar afyon ve esrardı. Bunlar kullananlara "esrarkeş" denir ve kendilerine asla itibar edilmez, hasta ve düşük insan muamelesi gösterilirdi.
Günümüzde içkiye başlama yaşı ilköğretim okullarının son sınıflarına, uyuşturucuya başlama yaşı ise lise sınıflarına kadar indi. İlgililerin açıklamalarına göre içki alışkanlığı bira ile, uyuşturucu alışkanlığı ise içki ile başlıyor; yani önce birincilere alışılıyor, sonra bunlar yetmeyince ikincilere geçiliyor.
Kötü alışkanlıkların küçük ve genç yaşlara kadar inmesinin/yayılmasının birden fazla sebebi vardır:
TV yayınlarında, özellikle dizilerde gençleri imrendirecek şekilde içki sahnelerine yer verilmekte, büyüğü ve küçüğü ile aile fertleri bir arada içki içebilmektedirler. Babalar işten eve dönünce yemek kadar tabii imişçesine içkileri hazırlanmakta, ilk yudumu çocukların yanında alırken bir "oh" çekilmekte ve adeta onlara da davetiye çıkarılmaktadır.
Okullarda din ve ahlak eğitimi bizim değerlerimize göre verilmediği, medyada milli ve dini ahlak ile neredeyse alay edildiği için zina, içki, kumar, "kötü, ayıp, çirkin, günah" olarak gösterilmemekte, hatta bazen teşvik edilmektedir. Yukarıda okuduğunuz mektupta geçen olay da bunun canlı bir şahidi ve örneğidir. Kampta gençlerimiz ibadet, spor, okuma, tabiatı tanıma, birlikte yaşama eğitimi... alacakları yerde içkiye alışma "eğitimi" alıyorlar.
Gençlerimizin boş zamanlarını dolduracak ve değerlendirecek yararlı meşguliyetler yok; varsa yoksa futbol ve basketbol; bunları da dengeli bir şekilde oynamaktan ziyade seyir, dinleme ve tartışma bağımlısı olmak sözkonusu.
Genciyle, yetişkiniyle insanımızın ruh ve mana dünyasını zenginleştirecek, kültür ve medeniyetimizin -bir zamanlar Batı'yı Ortaçağ'ın karanlıklarından kurtarmada önemli katkısı olan- güzelliklerini onlara tanıtacak, bu kültür içinde bir kimlik ve kişilik edinmelerini sağlayacak eğitim-öğretim programlar yok. Genellikle yapılan şey, bize ait olanı bilmemek, yarım yamalak yabancılardan öğrenmek, karalamak, küçümsemek, inkar etmek; buna karşı, oluşumunda bizim medeniyetimizin de katkısı bulunan başka -daha doğrusu iddialarına göre tek- medeniyeti gözde ve sözde büyütmek, ona hayran olmak, karşısında aşağılık duygusuna kapılmak ve taklit etmek veya ona katılmak için can atmak.
Ruh ve mana dünyası boş, inancı zayıf veya yok, bilgisi yetersiz, özgüveni gevşek, problemleri çözümsüz, geleceği karanlık olan, çare ve çözüm olarak da önüne içki ve uyuşturucu sürülen, bunlara alışması teşvik edilen gençleri nasıl suçlayalım?!
Rakıyı, Türk'ün ve Cumhuriyetin sembol içkisi, onuncu yıl marşını da, resmen olmasa bile fiilen istiklal marşı gibi lanse eden zihniyetin eğitim ve öğretim hayatımıza hakimiyetlerine son verilmedikçe bu problemler devam edecektir. Son verecek olan ise millettir, seçimdir, seçilenlere sahip çıkmaktır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:

Selamun aleyküm, hayırlı cumalar.
Öncelikle kendimizi tanıtalım. Bizler O. ve Y. adında iki kardeşiz. Fen Lisesinden mezun olduk ve öss sınavına girdik. Yaşımız 20. Bizler ... sizlerin yazılarınızı sürekli olmasa da elimizden geldiğince takip ediyoruz... Sizlerin sözde değil gerçek vatansever kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bu sadece bizim değil eminiz ki Türkiye'de milyonlarca insanın ortak görüşü. Sizlerin yazıları her gün on binlerce insanın dikkatini çekiyor ve ortak duygularını dile getiriyor. Kardeşimle benim uzun zamandır canımızı sıkan bir mesele vardı. Bunu sizlere yazmak daha doğrusu sizlerle paylaşmak ihtiyacı hissettik.
Biz bundan iki sene önce Turizm Bakanlığının gençler için düzenlediği yaz kamplarına katıldık. Böyle bir kampa ilk kez katılıyorduk ve nasıl bir ortamla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Kampın ilk günleri tanışma süreciyle geçti. Arkadaşlarla yavaş yavaş tanışmış güzel dostluklar kurmuştuk. Kamp programı oldukça doluydu. Bazen başımızı kaşıyacak vakit bulamıyorduk. Herşey çok güzeldi, yemekler dahil. 2-3 gün sonra çevreye geziler düzenlenmeye başladı. İşte canımızı sıkan şeyler bu gezilerle geldi. Bir gün turistik yerleri gezdirme bahanesiyle Kuşadası'nda hem de tam barlar sokağının ortasında bizleri bıraktılar ve dört saat sonra bir noktada buluşmak üzere herkes bir yerlere dağıldı. Biz iki kardeş öyle yerleri sevmediğimiz için hemen oradan uzaklaştık ve dört saat zaman öldüreceğimiz Kuşadası'nın başka yerlerine gittik. Dört saat sonra buluşma yerine döndüğümüzde sözde Türkiye'nin geleceği o gençlerin bir tanesi bile ayık değildi, hiç birinin ayakta duracak hali yoktu, çok rezil bir ortamdı. Minibüste kampa dönerken adeta canımız burnumuzdan geldik. Şoför bile zilzurna sarhoştu liderler de aynen öyleydi. Hayatımızın en berbat gününü yaşamıştık. İşin en acı tarafı da o güne kadar hayatında ağzına içki almamış birçok arkadaşımız o gün alkolle tanışmışlardı. Bir an düşündüm o arkadaşların aileleri bu rezaleti görseler ne düşünürlerdi. Biricik evlatlarını devlet babanın şefkatli kollarına güvenle emanet etmişlerdi, fakat devlet baba kendi gençlerini kendi elleriyle ateşe atmıştı. Ertesi günü tası tarağı toplayıp eve dönmeyi düşündük. Bütün olanlar yetkililere bildirecektik, çok kızgındık ama nasıl döneceğimizi de bilmiyorduk, o yüzden mecburen o ortama birkaç gün daha katlanmaya karar verdik. Diğer günler alkolün tadını alan arkadaşlar artık para toplayıp gizlice çadırlarında şarap içmeye başlamışlardı. Geceleri ayyaş arkadaşların naralarıyla uyanır olmuştuk. Çok acı hatıralarla kampı tamamladık. Eve döndüğümüzde neredeyse şükür namaz kılacak kadar mutluyduk. Bu yaz da Gençlik Spor İl Müdürlüğünün kampına katıldık. Herhalde bu kampta öyle rezaletler yaşanmaz demiştik kendi kendimize. Ama geçen iki yılda devlet baba boş durmamış işi iyice ilerletmişti. 8 günlük kampın 4-5 günü kafaları çekmek üzere programlanmıştı. Sırf gençleri gece alemine alıştırmak için 4 saat mesafedeki Marmaris'e götürdüler. Oraya vardığımızda saat gece ondu. Dönüş saati de gecenin ikisi olarak düzenlenmişti. Dönüş iki sene öncekiyle aynıydı. Kızın biri neredeyse üstüme istifra edecekti. Şoför bu kez içmemişti fakat ayakta uyuyordu. Yol boyunca 4 kez kaza tehlikesi atlattık.
Daha yazılacak çok acı anılarımız var ama hepsini yazmaya kalksak çok uzun sürer. Hele ikinci kampta olanlar gerçekten çok acı. Atatürk gençliğe hitabesinde bizi yönetenlerin gelecekte gaflet dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini söyler. Bu gaflet değil bu dalalet de değil bu tamamen hıyanettir.
Bunları size yazdık. Çünkü sizin bizlerin bu şikayetini gerekli mercilere duyuracak en etkili kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bizim içimiz kan ağlıyor. Devlet kendi geleceğini kendi elleriyle imha ediyor. Gençler hayatlarında yapamadıkları şeyleri bu kamplarda devlet yardımıyla yapıyorlar. İçkiye bu kamplarda başlıyorlar. Biliyoruz size belki bunlar gibi yüzlerce mail geliyordur ama biz en azından üzerimize düşen görevi yerine getirmek istedik. Sizlerin işleri başından aşkın. Siyasi trafiği izlerken belki olur da bu mail dikkatinizi çeker belki bize hatta bütün Türk gencine yardımınız dokunur. Sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Çalışmalarınızda Allah yar ve yardımcınız ola. (Denizli'den O. ve Y)

Cevap:

Sarhoş eden, uyuşturan nesneleri içmek, vücuda almak dinimizce haram, geleneğimizce de ayıptır. Bizim çocukluğumuzda içkiye alışmış ciddi insanlar gizlice içerler, sarhoş olduklarını belli etmemek için de gayret sarfederlerdi. Uyuşturucu nesnelerden o zaman meşhur olanlar afyon ve esrardı. Bunlar kullananlara "esrarkeş" denir ve kendilerine asla itibar edilmez, hasta ve düşük insan muamelesi gösterilirdi.
Günümüzde içkiye başlama yaşı ilköğretim okullarının son sınıflarına, uyuşturucuya başlama yaşı ise lise sınıflarına kadar indi. İlgililerin açıklamalarına göre içki alışkanlığı bira ile, uyuşturucu alışkanlığı ise içki ile başlıyor; yani önce birincilere alışılıyor, sonra bunlar yetmeyince ikincilere geçiliyor.
Kötü alışkanlıkların küçük ve genç yaşlara kadar inmesinin/yayılmasının birden fazla sebebi vardır:
TV yayınlarında, özellikle dizilerde gençleri imrendirecek şekilde içki sahnelerine yer verilmekte, büyüğü ve küçüğü ile aile fertleri bir arada içki içebilmektedirler. Babalar işten eve dönünce yemek kadar tabii imişçesine içkileri hazırlanmakta, ilk yudumu çocukların yanında alırken bir "oh" çekilmekte ve adeta onlara da davetiye çıkarılmaktadır.
Okullarda din ve ahlak eğitimi bizim değerlerimize göre verilmediği, medyada milli ve dini ahlak ile neredeyse alay edildiği için zina, içki, kumar, "kötü, ayıp, çirkin, günah" olarak gösterilmemekte, hatta bazen teşvik edilmektedir. Yukarıda okuduğunuz mektupta geçen olay da bunun canlı bir şahidi ve örneğidir. Kampta gençlerimiz ibadet, spor, okuma, tabiatı tanıma, birlikte yaşama eğitimi... alacakları yerde içkiye alışma "eğitimi" alıyorlar.
Gençlerimizin boş zamanlarını dolduracak ve değerlendirecek yararlı meşguliyetler yok; varsa yoksa futbol ve basketbol; bunları da dengeli bir şekilde oynamaktan ziyade seyir, dinleme ve tartışma bağımlısı olmak sözkonusu.
Genciyle, yetişkiniyle insanımızın ruh ve mana dünyasını zenginleştirecek, kültür ve medeniyetimizin -bir zamanlar Batı'yı Ortaçağ'ın karanlıklarından kurtarmada önemli katkısı olan- güzelliklerini onlara tanıtacak, bu kültür içinde bir kimlik ve kişilik edinmelerini sağlayacak eğitim-öğretim programlar yok. Genellikle yapılan şey, bize ait olanı bilmemek, yarım yamalak yabancılardan öğrenmek, karalamak, küçümsemek, inkar etmek; buna karşı, oluşumunda bizim medeniyetimizin de katkısı bulunan başka -daha doğrusu iddialarına göre tek- medeniyeti gözde ve sözde büyütmek, ona hayran olmak, karşısında aşağılık duygusuna kapılmak ve taklit etmek veya ona katılmak için can atmak.
Ruh ve mana dünyası boş, inancı zayıf veya yok, bilgisi yetersiz, özgüveni gevşek, problemleri çözümsüz, geleceği karanlık olan, çare ve çözüm olarak da önüne içki ve uyuşturucu sürülen, bunlara alışması teşvik edilen gençleri nasıl suçlayalım?!
Rakıyı, Türk'ün ve Cumhuriyetin sembol içkisi, onuncu yıl marşını da, resmen olmasa bile fiilen istiklal marşı gibi lanse eden zihniyetin eğitim ve öğretim hayatımıza hakimiyetlerine son verilmedikçe bu problemler devam edecektir. Son verecek olan ise millettir, seçimdir, seçilenlere sahip çıkmaktır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:

Selamun aleyküm, hayırlı cumalar.
Öncelikle kendimizi tanıtalım. Bizler O. ve Y. adında iki kardeşiz. Fen Lisesinden mezun olduk ve öss sınavına girdik. Yaşımız 20. Bizler ... sizlerin yazılarınızı sürekli olmasa da elimizden geldiğince takip ediyoruz... Sizlerin sözde değil gerçek vatansever kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bu sadece bizim değil eminiz ki Türkiye'de milyonlarca insanın ortak görüşü. Sizlerin yazıları her gün on binlerce insanın dikkatini çekiyor ve ortak duygularını dile getiriyor. Kardeşimle benim uzun zamandır canımızı sıkan bir mesele vardı. Bunu sizlere yazmak daha doğrusu sizlerle paylaşmak ihtiyacı hissettik.
Biz bundan iki sene önce Turizm Bakanlığının gençler için düzenlediği yaz kamplarına katıldık. Böyle bir kampa ilk kez katılıyorduk ve nasıl bir ortamla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Kampın ilk günleri tanışma süreciyle geçti. Arkadaşlarla yavaş yavaş tanışmış güzel dostluklar kurmuştuk. Kamp programı oldukça doluydu. Bazen başımızı kaşıyacak vakit bulamıyorduk. Herşey çok güzeldi, yemekler dahil. 2-3 gün sonra çevreye geziler düzenlenmeye başladı. İşte canımızı sıkan şeyler bu gezilerle geldi. Bir gün turistik yerleri gezdirme bahanesiyle Kuşadası'nda hem de tam barlar sokağının ortasında bizleri bıraktılar ve dört saat sonra bir noktada buluşmak üzere herkes bir yerlere dağıldı. Biz iki kardeş öyle yerleri sevmediğimiz için hemen oradan uzaklaştık ve dört saat zaman öldüreceğimiz Kuşadası'nın başka yerlerine gittik. Dört saat sonra buluşma yerine döndüğümüzde sözde Türkiye'nin geleceği o gençlerin bir tanesi bile ayık değildi, hiç birinin ayakta duracak hali yoktu, çok rezil bir ortamdı. Minibüste kampa dönerken adeta canımız burnumuzdan geldik. Şoför bile zilzurna sarhoştu liderler de aynen öyleydi. Hayatımızın en berbat gününü yaşamıştık. İşin en acı tarafı da o güne kadar hayatında ağzına içki almamış birçok arkadaşımız o gün alkolle tanışmışlardı. Bir an düşündüm o arkadaşların aileleri bu rezaleti görseler ne düşünürlerdi. Biricik evlatlarını devlet babanın şefkatli kollarına güvenle emanet etmişlerdi, fakat devlet baba kendi gençlerini kendi elleriyle ateşe atmıştı. Ertesi günü tası tarağı toplayıp eve dönmeyi düşündük. Bütün olanlar yetkililere bildirecektik, çok kızgındık ama nasıl döneceğimizi de bilmiyorduk, o yüzden mecburen o ortama birkaç gün daha katlanmaya karar verdik. Diğer günler alkolün tadını alan arkadaşlar artık para toplayıp gizlice çadırlarında şarap içmeye başlamışlardı. Geceleri ayyaş arkadaşların naralarıyla uyanır olmuştuk. Çok acı hatıralarla kampı tamamladık. Eve döndüğümüzde neredeyse şükür namaz kılacak kadar mutluyduk. Bu yaz da Gençlik Spor İl Müdürlüğünün kampına katıldık. Herhalde bu kampta öyle rezaletler yaşanmaz demiştik kendi kendimize. Ama geçen iki yılda devlet baba boş durmamış işi iyice ilerletmişti. 8 günlük kampın 4-5 günü kafaları çekmek üzere programlanmıştı. Sırf gençleri gece alemine alıştırmak için 4 saat mesafedeki Marmaris'e götürdüler. Oraya vardığımızda saat gece ondu. Dönüş saati de gecenin ikisi olarak düzenlenmişti. Dönüş iki sene öncekiyle aynıydı. Kızın biri neredeyse üstüme istifra edecekti. Şoför bu kez içmemişti fakat ayakta uyuyordu. Yol boyunca 4 kez kaza tehlikesi atlattık.
Daha yazılacak çok acı anılarımız var ama hepsini yazmaya kalksak çok uzun sürer. Hele ikinci kampta olanlar gerçekten çok acı. Atatürk gençliğe hitabesinde bizi yönetenlerin gelecekte gaflet dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini söyler. Bu gaflet değil bu dalalet de değil bu tamamen hıyanettir.
Bunları size yazdık. Çünkü sizin bizlerin bu şikayetini gerekli mercilere duyuracak en etkili kişiler olduğunuzu düşünüyoruz. Bizim içimiz kan ağlıyor. Devlet kendi geleceğini kendi elleriyle imha ediyor. Gençler hayatlarında yapamadıkları şeyleri bu kamplarda devlet yardımıyla yapıyorlar. İçkiye bu kamplarda başlıyorlar. Biliyoruz size belki bunlar gibi yüzlerce mail geliyordur ama biz en azından üzerimize düşen görevi yerine getirmek istedik. Sizlerin işleri başından aşkın. Siyasi trafiği izlerken belki olur da bu mail dikkatinizi çeker belki bize hatta bütün Türk gencine yardımınız dokunur. Sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Çalışmalarınızda Allah yar ve yardımcınız ola. (Denizli'den O. ve Y)

Cevap:

Sarhoş eden, uyuşturan nesneleri içmek, vücuda almak dinimizce haram, geleneğimizce de ayıptır. Bizim çocukluğumuzda içkiye alışmış ciddi insanlar gizlice içerler, sarhoş olduklarını belli etmemek için de gayret sarfederlerdi. Uyuşturucu nesnelerden o zaman meşhur olanlar afyon ve esrardı. Bunlar kullananlara "esrarkeş" denir ve kendilerine asla itibar edilmez, hasta ve düşük insan muamelesi gösterilirdi.
Günümüzde içkiye başlama yaşı ilköğretim okullarının son sınıflarına, uyuşturucuya başlama yaşı ise lise sınıflarına kadar indi. İlgililerin açıklamalarına göre içki alışkanlığı bira ile, uyuşturucu alışkanlığı ise içki ile başlıyor; yani önce birincilere alışılıyor, sonra bunlar yetmeyince ikincilere geçiliyor.
Kötü alışkanlıkların küçük ve genç yaşlara kadar inmesinin/yayılmasının birden fazla sebebi vardır:
TV yayınlarında, özellikle dizilerde gençleri imrendirecek şekilde içki sahnelerine yer verilmekte, büyüğü ve küçüğü ile aile fertleri bir arada içki içebilmektedirler. Babalar işten eve dönünce yemek kadar tabii imişçesine içkileri hazırlanmakta, ilk yudumu çocukların yanında alırken bir "oh" çekilmekte ve adeta onlara da davetiye çıkarılmaktadır.
Okullarda din ve ahlak eğitimi bizim değerlerimize göre verilmediği, medyada milli ve dini ahlak ile neredeyse alay edildiği için zina, içki, kumar, "kötü, ayıp, çirkin, günah" olarak gösterilmemekte, hatta bazen teşvik edilmektedir. Yukarıda okuduğunuz mektupta geçen olay da bunun canlı bir şahidi ve örneğidir. Kampta gençlerimiz ibadet, spor, okuma, tabiatı tanıma, birlikte yaşama eğitimi... alacakları yerde içkiye alışma "eğitimi" alıyorlar.
Gençlerimizin boş zamanlarını dolduracak ve değerlendirecek yararlı meşguliyetler yok; varsa yoksa futbol ve basketbol; bunları da dengeli bir şekilde oynamaktan ziyade seyir, dinleme ve tartışma bağımlısı olmak sözkonusu.
Genciyle, yetişkiniyle insanımızın ruh ve mana dünyasını zenginleştirecek, kültür ve medeniyetimizin -bir zamanlar Batı'yı Ortaçağ'ın karanlıklarından kurtarmada önemli katkısı olan- güzelliklerini onlara tanıtacak, bu kültür içinde bir kimlik ve kişilik edinmelerini sağlayacak eğitim-öğretim programlar yok. Genellikle yapılan şey, bize ait olanı bilmemek, yarım yamalak yabancılardan öğrenmek, karalamak, küçümsemek, inkar etmek; buna karşı, oluşumunda bizim medeniyetimizin de katkısı bulunan başka -daha doğrusu iddialarına göre tek- medeniyeti gözde ve sözde büyütmek, ona hayran olmak, karşısında aşağılık duygusuna kapılmak ve taklit etmek veya ona katılmak için can atmak.
Ruh ve mana dünyası boş, inancı zayıf veya yok, bilgisi yetersiz, özgüveni gevşek, problemleri çözümsüz, geleceği karanlık olan, çare ve çözüm olarak da önüne içki ve uyuşturucu sürülen, bunlara alışması teşvik edilen gençleri nasıl suçlayalım?!
Rakıyı, Türk'ün ve Cumhuriyetin sembol içkisi, onuncu yıl marşını da, resmen olmasa bile fiilen istiklal marşı gibi lanse eden zihniyetin eğitim ve öğretim hayatımıza hakimiyetlerine son verilmedikçe bu problemler devam edecektir. Son verecek olan ise millettir, seçimdir, seçilenlere sahip çıkmaktır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Hocam ben Almanyada yaşıyorum. İlim ehline ulaşmamız zor olduğu için bu sorularıma cevap verirseniz çok sevinirim, bizim imkanlarımız ne yazık ki kısıtlı.

Soru:

1. Hocam bildiginiz gibi biz gayri müslimlerle beraber yaşıyoruz bu durumda Kuran'daki "velayet" i nasıl anlamamız lazım, onlara ne gibi sevgi beslemememiz lazım.
Cevap:

1. Kur'an'daki velayetten maksat temsil ve yönetim yetkisi vermektir. İslam, müslümanların başka dinden olanlara kendilerini yönetme ve (vekalet gibi bazı özel hukuk ilişkileri dışında) temsil yetkisi verme anlamındaki velayet ilişkisini yasaklıyor. Bunun dışında gayr-i müslimlerle ortaklık, komşuluk, sıradan arkadaşlık, onlara ikramda bulunmak gibi ilişki ve davranışlar yasaklamıyor. Gayr-i müslimlere iyi davranmayı, onlarla ilişkilerde adalet ölçülerine titizlikle riayet etmeyi de emrediyor (Mümtehine:60/8).

Soru:
2. Hocam ben burada Futbol oynuyorum ve para kazanıyorum; futboldan kazanılan para helal midir ve bildiginiz gibi futbolda giydigimiz şortlar da tam dizlerimizi kapatmıyor ne yapmamız lazım? Bir de onların içkili toplantıları oluyor katılabilir miyiz?
Cevap:
2. Profesyonel olarak futbol oynayan bir sporcunun buna karşı para almasında bir sakınca yoktur; bu da bir iş gibidir, sporcu kendini bu faaliyete bağlamaktadır, yaptığı iş haram ve zararlı değildir; şu halde ücretini de alacaktır.
Sporcuların giydikleri şortlar diz kapaklarından yukarıya çıkıyor ve uyluk (baldır) kısmını da açıkta bırakıyor. Fıkıh'ta baldırın avret (kapatılması gereken vücut parçası) olduğu konusunda ittifak yoktur; Buhari gibi bazı alimler hadislere dayanarak bu kısmın da açılabileceği sonucuna varmışlardır, böyle fetva alan sporcular kısa şortu da giyebilirler.
Aksine bir zaruret bulunmadıkça müslümanlar, içki içilen yerlerde oturmazlar, içki içenlerle aynı mekanı paylaşmazlar, onları terkederek tepkilerini gösterirler.

Soru:
3. Hocam Said Havva'nın kitabında okumuştum; "Gayri müslimlerin mallari genelde mubahtır" diye; çünkü onlar mallarını İslam'a silah olarak kullanıyorlar, onların ellerinden o malları, İslam'a göre gayri meşru da olsa onların rızasıyla alınabilir diye; Faiz gibi, tabi burda Müslümanın karlı çıkması durumunda?
Cevap:
3. Ebu Hanife, "Daru'l-harbde (müslümanlarla savaş durumunda olan bir ülkede) bulunan bir İslam ülkesi vatandaşı müslümanın, bu ülke kanunlarına göre caiz ve meşru olan, ama İslam'a göre caiz olmayan bir yoldan (bir akit, bir işlem ve eylem ile) harbinin (o ülke vatandaşının) malını alması, mülkiyetine geçirmesi caizdir" diyor. Bu ictihada göre mesela kumar oynamak ve faiz almak İslam'da haramdır, ama daru'l-harbde yasak değilse ve müslüman, bir harbi ile kumar oynadığında kazanacağını biliyorsa kumar oynar, harbiye faizle kredi verir ve bu yollardan elde ettiği gelir helal olur. Bu niçin böyledir? Çünkü savaş halinde düşman ülkenin mal ve can dokunulmazlığı ortadan kalkar, düşmanın malını zorla almak caiz olur. İki ülke arasındaki ilişki savaş olmakla beraber bir müslüman izin alarak (bir manada anlaşma yaparak) düşman ülkesine girdiğinde, onların mal ve canlarına dokunmama sözü verdiğinden (anlaşmada bu hüküm de bulunduğundan) harbinin malını zorla -veya orada da yasak olan bir başka yoldan- alamaz. Ama onlara göre caiz olan kumar gibi bir yoldan mal alırsa, zaten helal olan bir malı almıştır, kumar ve faizli akit meşru ve helal olan bir mal elde etmek için yalnızca formalite kabilinden bir araçtır... Ebu Hanife'nin bu ictihadına başta Ebu Yusuf gibi talebeleri olmak üzere diğer müctehidler katılmıyor, itiraz ediyor ve şöyle diyorlar: "Müslümanın tabi olduğu kanun ve kurallar ülkeye göre değişmez, İslam ülkesinde haram olan akit ve davranışlar, izinle girilmiş harb ülkesinde de haramdır, müslüman orada da faiz alarak kumar oynayarak harbinin malını alamaz..."
Bu eski icthadlara günümüz şartlarında baktığımızda şunları söylemek mümkündür:
a) Bugün ülkeler arasındaki ilişki durumları/şekilleri değişmiştir. Bir ülkenin diğerine savaş ilan edebilmesi için "üzerinde ittifak edilmiş" sebepler vardır ki bunu da "dışarıdan saldırı karşısında savunma" şeklinde özetlemek mümkündür. ABD'nin savunduğu "tehlikeyi engellemek için önceden tedbir saldırısı" tezi kabul görmemiştir. Bugün iki ülke arasında meşru bir savaş haline BM karar vermektedir. Hem -amacına uygun iş görmek şartıyla- böyle bir kuruluş hem de kabul edilen meşru savaş sebebi İslam'a aykırı değildir. Bu yüzden hemen bütün İslam ülkeleri de bu kuruluşun üyesidir ve savaşla ilgili karara imza atmışlardır.
b) Bugün mevcut uluslararası ilişki durumuna göre -fiilen meşru bir savaş içinde olan iki ülke dışında- savaş halinde iki ülkeden söz edilemez ve bu sebeple de "İslam ülkesi sayılmayan ülkelerde yaşayan insanların malları ve canları müslümanlara helaldir" denilemez.
c) Faiz ve kumar yoluyla, aslında helal olan bir mal elde etmenin helal olacağını ileri süren ictihadda açık (cevab bulunmayan) soru, "müslümanların, gayr-i müslimlerle de olsa kumar oynamalarının, faizli akit yapmalarının caiz olup olmadığıdır". Buna caiz diyen ictihadın muteber delili yoktur.
İşte bu gerekçelerle ben, İslam ülkeleri dışında da müslümanların kumar oynayarak, faizli kredi vererek, domuz satarak... para kazanmalarının caiz olmadığını söylüyorum.

Soru:
4. Hocam yine Almanyada tam islami bir cemaat bulmak zor. Okuduğum kadarıyla islami bir cemaat, İslam'ın bütün yönleri için çalışması lazım; teblig gibi, askeri bir ordu gibi, devletleşme gibi, cihad gibi vesaire. Böyle bir cemaati bulmak Almanyada zor. Bizim burda bu yükümlülüklerden kurtulmamız için nasıl bir çalışma yürütmemiz lazım ki sorumluluktan kurtulalım. Yoksa hicret mi etmemiz lazım İslam'ı tam yaşamamız için.

Cevap:
4. Almanya gibi ülkelerde mevcut cemaatlerin faaliyetlerini eksik bulduğunuzu ve İslam'ı tam yaşamak için hicret etmeyi bile düşündüğünüzü yazıyorsunuz. Faaliyeti eksik olmayan devleti, cemaati ve (kendiniz dahil) ferdi nerede bulacaksınız. Bulunduğunuz yerin, İslam'ı daha iyi yaşamak için uygun olması konusunda titizlik göstermek ve bu amaçla göç etmek -imkan bulunduğunda- elbette meşrudur ve bazan gereklidir. Ancak bulunduğunuz yerde müslümanlığınız zarar görmüyor, orayı ıslah için de bir şeyler yapma imkanına sahip bulunuyorsanız bundan kaçmak da sorumluluk getirebilir. Hizmet tek başına yapılamaz. Küçük büyük cemaat faaliyetine ihtiyaç vardır. Siz cemaatlerle ilişkinizi, İslam'ı (ahkam ve ahlak ile) önde tutarak kurun, hiçbir menfaati İslam'ın sabit, kesin, değişmez kurallarını çiğneyerek elde etmeyin, İslam'ı cemaate göre değil, cemaati İslam'a göre değerlendirin, çizgiden sapanları ıslaha çalışın, bu mümkün olmuyorsa onu bırakın başkalarıyla çalışın.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Arkadaşlar arasında, yenenin kola, tatlı vs. ısmarlayacağı şekilde futbol vb. oyunlar oynuyorlar. Bu da kumara girer mi?

Cevap:
Evet, bu (oyunda yenen veya yenilenin bir şeyler ısmarlaması ve tarafların bunu yiyip içmesi) da kumara girer. Caiz olan oyunların kumara alet edilmemesi, kazananın, kazanma sonucunda oyuna girenden (girenlerden) bir menfaat elde etmemesi gerekir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Hocam marketler çekiliş kuponu veriyorlar, insanlar araba vs. çıkması için o kuponları alıyorlar, buna haram demiyoruz, oysa milli piyango gibi şeylere haram diyoruz; aradaki fark nedir?

Cevap:
Bir ticaret veya zenaat ile meşgul olan kimse müşterilerini arttırmak için onlar arasında kur'a çekerek veya belli bir miktarda alım yapanları, iş verenleri tespit ve tercih ederek hediyeler verebilir, bir şeyler bağışlayabilir; bunda sakınca yoktur. Piyango ve benzerleri böyle değildir. Piyango idaresi başka bir iş yaparak ve o işten kazandığının bir kısmını ayırarak müşterilerine dağıtmıyor (hibe etmiyor, bağışlamıyor); bilet alanların paralarını topluyor, çekiliş yaparak (bir nevi kur'a çekerek) onların bir kısmına veriyor, kendisi de büyük bir pay alıyor. Bilet alanlar verdikleri para karşılığında bir mal veya hizmet almıyorlar, parayı idareye veya bileti kazananlara da bağışlamıyorlar; bilet alanın amacı az verip çok kazanmaktır. Kazanma yolu da kumardır; yani birçok kişinin parasını bir araya getirip, her biri büyük pay kendinin olsun diye beklerken içlerinden birkaçına (kurayı, çekilişi kazananlara) vermekten ibarettir. Üç beş kişinin ortaya birer milyon lira koyup zar atarak, kağıt çekerek, atlar koşturarak... hangisininki kazanırsa parayı alması ile piyango vb. arasında bir fark yoktur. Dükkandan, marketten alış veriş yapan verdiği paranın karşılığı olan mal veya hizmeti almaktadır, market sahibinin verdiği armağan ise onun kendi kazancından ayırıp verdiği bir bağıştır. Kumar oynayan (bilet alan, totoya, lotoya para yatıran) bu para karşılığında idareden bir mal almaz, toplanan paradan -verdiğine nisbetle daha fazla olan miktarı- kazanmak ister; kazandığı da diğer bilet alanların, kazanmak isteyenlerin, oyuna/çekilişe katılanların paralardır. İdarenin dince kumar sayılan bu işlemden kazandığı paranın bir kısmını veya tamamını kamu yararına, hayır ve hasenata harcaması yapılan şeyi meşrulaştırmaz, helal hale getirmez. Haram sayılan yoldan kazanılan diğer paralar da böyledir; onları iyi yerlerde harcamak yapılan işi meşrulaştırmaz; mesela elde etme yolu hırsızlık ise bunu hırsızlık olmaktan çıkarmaz, hükmünü değiştirmez.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: helaller-haramlar

Soru:
Sayın hocam size bir soru sormak istiyorum eğer bize cevap yazarsanız gerçekten çok memnun oluruz. Sayın hocam biz iki kardeşiz 8 yıldır bir sitede gazete bayiliği yapıyoruz burası sekiz bin nüfuslu bir site ve tek gazete bayii biz varız ve buranın halkından bize bayimize sayısal loto makinası almamız için aşırı derecede bir talep var biz de bunun haram olduğu düşüncesiyle almadık fakat haram olup olmadığı hakkında da kimseden detaylı ve tatmin edici bir cevap alamadık. Sayın hocam bize bu konuda yardımcı olur da bir cevap yazarsanız bizi mutlu edersiniz...

Cevap:
Birkaç sayı önce Gerçek Hayat'ta kumardan söz etmiş, piyango, loto, at yarışı oyunlarının da kumar olduğunu açıklamıştık. Buna göre sayısal loto makinası alarak bu kumarın oynanmasına vesile olmanız, katkıda bulunmanız caiz olmaz.
 
Üst