Gayba İmaN

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
GAYB
“Gizli olan, görünmeyen”



Gayba iman


KUR’AN-I KERİM muttakilerden, yani takva sahibi mü’minlerden bahsederken onların en büyük özelliği olarak “gayba imanlarını” gösterir “O muttakiler ki gayba iman ederler” mealindeki ayet-i kerimeyi tefsir eden büyük alimlerimiz, gayba imana iki şekilde mana verirler Birincisi, “onlar gayba iman ederler; yani görmedikleri halde, aklen ve naklen istidlalde bulunarak, yani delillere dayanarak iman ederler” Diğeri ise, “onlar gıyaben dahi iman ederler; yani münafıklar gibi sadece mü’minler arasında değil, gıyaben de Allah’a ve Resulüne (asm) iman ederler”

Gayb iki ayrı manaya gelir: Birincisi, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, yalnız Cenab-ı Hakk’ın malumu olan haller, hadiseler, alemlerdir ki, bunlar imana konu değildirler İman bu gayb için değil, Kur’an-ı Azimüşşan’ın haber verdiği ve Peygamber-i Zişanın (asm) izah ettiği ve varlığına aklın birtakım deliller getirebildiği gayb için sözkonusudur

“Bizce gayb, görülemeyen değil, görülmeyen demektir Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan gayb-ı makule iman ediyoruz”
(Hak Dini Kur’an Dili)


“Gayba iman” denilince akla ilk gelen, Allah’a ve diğer iman rükünlerine imandır Bunlar hep gaybdır İlk bakışta insanın aklına Peygamberlere (as) imanın, gayba iman olmadığı gibi bir fikir gelebilir Ama, biraz düşünüldüğünde anlaşılır ki, Peygamberlerin (as) gayb olmayan, görülen cihetleri kulluklarıdır O kulluk üzerine kurulmuş kudsi peygamberlik görevi ise gaybdır Böyle olmasaydı, onlarla aynı zamanda yaşayan ve kendileriyle görüşen bütün insanlar mü’min olurlardı Kitaplara iman da böyle

İnanmada ilk adım kalben tasdik Bu tasdikin başlangıcı da anlama Beş duyu anlamaya, anlama da inanmaya yardımcı Sadece beş duyunun sınırları içinde dolaşan, onları aşamayan insanlar, hükmen hayvanlıktan kurtulmuş değillerdir His ile bilme, hayvanların sahası; hissini akla hizmet ettirip anlama, kavrama ve nihayet inanma ise insanın vazifesi

İnsan bir meyve ağacını seyretmekte hayvanla müşterektir Yanında gezdirdiği köpeği de o vazifeyi yerine getirebilmektedir O ağacın içinde harika bir fabrikanın çalıştığını, yapraklarında fotosentez olayının cereyan ettiğini, o meyvelerin bütün bir ağaçtan, hatta topyekun kainattan, süzülerek meydana geldiğini ise ancak o insan kavrayabilir Köpeği, bu manalardan pek çok uzaktır

O ağacı, şuursuz kainattan hikmetle süzülmüş İlahi bir sofra, meyveleri ise o sert sofradan lütuf ve keremle çıkarılan birer Rabbani ihsan olarak değerlendiren ve sofranın arkasında rahmet ve merhameti seyredip Halıkına şükreden bir mü’min ile önceki adam arasındaki mesafe, hayvanla insan arasındaki mesafeden çok daha fazladır Onun için, mutlak manada “insan” denilince, gayba iman eden “mü’min” hatıra gelmelidir


“Nimet içinde in’am görünür; Rahman’ın iltifatı hissedilir Nimetten in’ama geçsen Mün’im’i bulursun” (Sözler)


İşte, o gayba inananlardır ki, nimette boğulmaz, Mün’imi, yani o nimeti ihsan edeni tanırlar Esere saplanıp kalmaz, müessiri, Halık’ı tanırlar ve bilirler Gayba inanmayanlar ise, sofranın tabakları, kitabın yaprakları, yahut fabrikanın bölmeleri arasında dolaşıp duran bir böcek gibi, bu alem ve içindekilerden, hakiki manada, istifade edemez, hayatlarını zayi eder giderler

Kur’an-ı Kerim nice ayet-i kerimelerinde insana “mahsusat” denilen hisler dünyasında boğulmamasını, ondan “makulat” yani, hikmetler alemine nazar etmesini ders verir Sadece bir misal:

Ğaşiye suresinde insanoğlundan, devenin yaratılışına, semaya, dağlara ve arza bakması isteniyor Elbetteki ne hayvan, ne de münkir gibi değil, bir mü’min olarak

“Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı!” (Ğaşiye Suresi, 17-20)
Ayetlerin engin manalarını alimlerimizin güzide tefsirlerine havale ederek, ben tefekkürümüze sunulan bu varlıklar arasındaki şekil benzerliğine kısaca işaret edip geçeceğim

Devenin hörgücünü, onun beli üzerinde yükselten kim ise, arzın belinde dağları birer hörgüç gibi yükselten de O Gökkubbe de tümüyle bir hörgücü andırmakta Gayb alemimizin mazi ve müstakbel denilen iki sahası arasında yükselen bir hörgüç…
Ayette, insanın nazarı önce deveye, sonra semaya, daha sonra dağlara ve en sonunda da arza çekiliyor Bu sıralama, bana göre, apayrı bir belağat mucizesi… İnsan gözünden deve hörgücüne, ondan semaya hayalen bir hat çekiniz; daha sonra o hattı dağa indiriniz ve dağdan da yere birleştiriniz Karşınıza bir başka hörgüç veya bir ayrı şekil çıkacaktır

Neml suresinde:
“Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler” buyuruluyor (Ayet, 88)

Hörgücün hareketi, devenin yürümesi demek olacağından, bu ayet dünyanın sabit olmayıp hareket halinde bulunduğunu 1400 sene önce haber vermiş oluyor
Bu ayet-i kerimeler gibi nice ayetler, insana eserden müessire, yani eserin yapıcısına geçmeyi, nefsini ve alemi hikmetle ve ibretle tefekkür etmeyi öğretiyor Kur’an’dan bu dersi alan muttakiler gayba inanırlar Ne gafil bir bedevi gibi deveyi hakkıyla seyretmeden ölürler, ne de inançsız bir astronomi alimi gibi semayı tefekkür etmeden arzı terkederler



Muttakiler, Cenab-ı Hakk’ı “gaybın ve şehadetin alimi” olarak bilirler Gayb ve şehadet için çeşitli izahlar getirilmiş Hepsi güzel, hepsi hak Bazı zatlar gayb için “gizli”, şehadet için ise “aşikar” ifadelerini kullanıyorlar Bir kısım zevat ise, gaybı “ancak Allah’ın bilebileceği mutlak gayb” olarak anlayıp, şehadeti de “insanların, gerek hissiyatları gerek ilim ve basiretleriyle vakıf olacakları bütün hakikatler” şeklinde değerlendiriyorlar

Birinci mana üzerinde biraz duralım:
Şehadet ve gayb alemleri küçük numuneler halinde insanda bir araya gelmiş Beyin, gaybdan değil, ama onda faaliyet gösteren akıl gaybi bir alet Keza, kalbin de maddesi şehadet aleminden; fakat taşıdığı iman, sevgi, korku, şefkat, merhamet hep gaybi…
Kalkıp inen el şehadet aleminden; kabarıp sakinleşen hissiyat ise gayb aleminden Midenin hazmı şehadete, aklın kavraması ise gayba ayrı birer misal

Birçok azalarla donatılmış insan bedeninde, nice duygulara sahip insan ruhu bir gayb ağacı gibi O ağacın meyveleri şehadet aleminde sergileniyor Hattatlık san’atından süzülen bir kıblegah, camide boy gösterirken, ruhta kaynayan merhamet parmaklardan sadaka olarak dökülüyor

Korku rengi kaçırıyor, asabiyet çehreyi kızartıyor, hüzün ise göze yaş döktürüyor
Misalleri çoğaltabiliriz

Bu hakikatları veciz olarak ifade eden bir Mesnevi beyti:

“Alemde cismimiz bizim yüzümüzü örtmektedir Biz samanla örtülü deniz gibiyiz”

Biraz da haricimizdeki aleme nazar edelim:

Ortada bir mıknatıs var, bir de onun çektiği çivi Bu ikisi dışında göremediğimiz ve mahiyetini kavrayamadığımız bir kudret tecellisi de mevcut Buna “çekim kuvveti” diyoruz

Bir başka sahne: Yavrusunu kucağına almış, göğsüne şefkatle bastıran ve yer yer öpen bir anne… Bu öpme hadisesinde, iki et parçasının ötesinde bir gaybi kuvveti seyrediyor Ve bu kuvvete “şefkat” diyoruz

Bir çiçeğe baktığımızda ayrı bir kucaklama hadisesi cereyan ediyor Göz maddesiyle burada, çiçek ise orada Ama birincisi, ikinciyi her yönüyle kuşatmış Bu gaybi hadiseye de “görme” adını veriyoruz

İşte böyle hergün, gerek nefsinde gerek harici alemde, gayb ve şehadetin nice misallerine muhatap olan insanın, gaybı inkar etmesi ne kadar tuhaf değil mi?
İsterseniz bu tuhaflığın kısa bir tahlilini birlikte yapalım:

Bir münkir mesela, “melekleri” neyi ile inkar ediyor? Eliyle, ayağıyla mı? Ciğeriyle, midesiyle mi?… Hayır… Ya neyiyle inkara sapıyor bu adam? Cevap: Aklıyla
Yani, kendine ihsan edilen gaybi bir alet ile gaybı inkar ediyor

Gaybı, taşlar ağaçlar inkar etseler ne ise, ama bu inkar insana hiç mi hiç yakışmıyor
Bu maddi alemin gaybına, ötesine inanmayanlar cahil, bütün gayb ve şehadetin alimi olan Allah’a inanmayanlar ise kafir olurlar Cahilin cehaleti de kafirin küfrü de kendileri içindir Zarar ancak onlaradır Ne bilgisizlik, kainattaki ilim tecellisini azaltır, ne de küfür ve isyan Cenab-ı Hakk’ın uluhiyetine “haşa” bir noksanlık verebilir



Dünyayı dolduran şu kalabalıkların torunları şimdi gayb alemindeler Zamanı geldikçe, sırasıyla, şehadet alemine geçecekler Bu alemdekiler de ağır ağır gayba göçecekler Gel gör ki, şu anda her şeyleri ve her halleriyle gayb olan o torunlar kafilesi içinde, bu aleme geldikten sonra gayba inanmayanlar da çıkacak Halbuki az önce oradaydılar ve biraz sonra yine orada olacaklar

Sözün kısası bu şehadet alemi gaybdan idare ediliyor
Gelenler İlahi iradeyle geliyor, gidenler yine o iradeyle gidiyorlar Gitmeden önce O’na inanıp, emrine itaat edenlere ne mutlu…



Prof Dr Alaaddin Başar
 

[TB] Benzer konular

Üst