Güzel Ahlak ve Model

Güzel Ahlak ve Model

Genelde bütün peygamberlerin ve özelde bizim Peygamberimiz (s.a.)’in en önemli vasıflarından biri “üsve-i hasene”1 güzel model ve örnek oluşudur. Peygamberler, ümmetlerinin rol modelleri ve ahlaki kahramanlarıdır. Çünkü insanlar ahlaki erdemleri, güzel huyları ve insani davranışları tariflerden çok; fiili uygulamalardan öğrenir, kavrar ve hayata uygularlar.

Eğer sadece kuralların bilinmesi yeterli olsaydı peygamberlere ihtiyaç olmazdı. Allah Teala melek aracılığıyla ya da başka bir vasıtayla hayatı kuşatacak ve davranışları yönlendirecek dini hükümleri ihtiva eden kitaplarını gönderir; insanlar da o kitaptaki ahkam ve kurallara uyarak doğru yolu bulmuş olurlardı. Ama Allah Teala öyle yapmamış; insanlara kendi içlerinden ve kendi cinslerinden peygamberler göndermiştir2 ki ümmetlerine model olsunlar ve fiilen yol göstersinler.


Allah Teala, Rasulünü Kur’an’da ahlaki açıdan: “Sen yüce bir ahlak üzeresin”3 diye övdüğü gibi yüce Nebi (s.a.)’nin bizzat kendisi de: “Mekarim-i ahlakı/güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”4 buyurarak bi’setin/peygamber olarak gönderilişinin ana hedefinin güzel ahlak olduğuna dikkat çekmiştir.


Gazzali’nin İhya’da naklettiği rivayete göre Allah Rasulü kendisine: “Din nedir?” diye ısrarla soran adama: “Güzel ahlaktır” buyurmuştur. Aynı zat üçüncü defa sualini tekrarlayınca Peygamberimiz (s.a.) tekrar adama dönerek: “Anlamıyor musun? Din kızmamak demektir”5 buyurmuştur. Kendisine bir başka seferinde: “Şum/uğursuzluk nedir?”diye sorana da: “Kötü huydur” diye cevap vermiştir.6


Kur’ani ve Nebevi anlayışa göre güzel ahlak insanın kalb ülkesine Allah’ı egemen kılması “nerede bulunursa bulunsun Allah’tan korkup çekinmesidir. İnsanlık icabı bir yanlış ve günah işlediğinde ardından o günahı giderecek bir iyilik yapması ve insanlarla hüsn-i muaşereti/güzel geçinmesidir.”7
Bu ayet ve hadislerden ahlakın iman ve Allah korkusu ekseninde gelişen bir vicdan olayı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim milli şairimiz Mehmed Akif de bunu şöyle ifade eder:


Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır,
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdan’ın.
Ne irfanın kalır tesiri katiyyen, ne vicdanın.

Güzel ahlakın temelinde Allah korkusu ve insanlara iyi davranma kaygısı vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.) mizana ilk konulacak şeyin güzel ahlak ve cömertlik olduğunu8 ifade buyurduğu gibi dindarlığı süsleyen iki değerli hasletin de cömertlik ve güzel huy olduğunu ortaya koymuştur.9 Cömertliğin ölçüsü herkese ve her varlığa karşı yardıma koşmak değildir, ama hiç olmazsa güler yüz, güzel huy ile onları hoşnut etmeye çalışmaktır. Mümine şeref kazandıran dini, asalet veren güzel huyu, mürüvvet bahşeden ise aklıdır.10


Allah Rasulü (s.a.): “İbadeti zayıf olduğu halde kulun güzel ahlakı sayesinde ahirette yüksek derece ve şerefli menzillere erişeceğini”11 ifade buyurur. Nitekim Cüneyd Bağdadi hazretleri bu hadisin şerhi zımnında şunu söylemiştir: Dört şey vardır ki bunlar -kişinin ilmi ve ameli az da olsa- onu yüksek mevkilere yükseltebilir. ÃŽmanın kemali demek olan bu dört şey hilim/yumuşaklık, tevazu/alçakgönüllük, cömertlik ve güzel ahlaktır.


Dini güzel ahlakla, güzel ahlakı da tasavvuf ile özdeşleştirenler çoktur. Nitekim Ebu Bekir Kettani bunlardan biridir. Ona göre “tasavvuf denilen şey güzel ahlaktan ibarettir. Ahlakını güzelleştirip artıran kimse tasavvufi bakımdan da yücelik kazanır.” Ata da şöyle der: “Yükselenler hep güzel ahlakları sayesinde yükselmişlerdir. Ahlakın kemal derecesi Hz. Muhammed (s.a.)’dir. Allah’a yakınlık da Rasul-i Ekrem (s.a.)’in izini takip ederek güzel ahlak ile gerçekleşir.” Kur’an’a göre “insanların en keremli ve şereflisi takva sahibi olanlardır.”12 ÃŽmanın esası takva, İslam’ın esası güzel ahlaktır.
Tabiin neslinin ser halkası, tasavvuf yolunun kol başısı Hasan Basri güzel ahlakı şöyle tarif eder: “Güler yüz, tatlı söz, insanlara iyilik yapmak, kötülükten sakınmak.” Ebu Bekir Vasıti güzel ahlak için: “Kimseye husumet etmemek, kimsenin husumetini çekmemek, bütün bunları Allah’ı daha iyi bildiği için yapmaktır” der. Sehl Tüsteri ise güzel ahlakı şöyle anlatır: “En aşağısı halkın eziyetlerine katlanmak, kötülüğe kötülükle karşılık vermemek, zalime bile merhamet etmek, onun bağışlanmasını dilemek ve ona şefkatle muameledir.”


“Ene’l-hak” sözünü söyledi diye idama mahkum edilen ve taşlanarak öldürülen Hallac-ı Mansur ise güzel ahlakı şöyle açıklar: “Hakk’ı düşünerek halkın eziyetlerine aldırmamak.”


İnsanda çirkinliklerin kaynağı, kötülüğü çokça emreden nefistir.13 Bu yüzden ahlakın esası nefsi adam edebilmektir. Çünkü insan nefsi şeytandan da firavundan da beterdir. Kibir dersen onda, mal peşinde koşmak dersen onda, şehvete tapmak dersen yine ondadır. Nefsin sakin duruşu acizliğindendir. Eğer imkan verilse o zaman gerçek yüzünü gösterir. Hani derler ya: “Bir insanın gerçek tabiatını ve huyunu tanımak isterseniz ona ya para verin; zengin edin, ya da makam verin; iktidar sahibi, güçlü yapın, ondan sonra davranışlarına bakın.” Elindeki ekonomik gücüne; ya da makam ve yetki kuvvetine rağmen iyilik yapıyor, herkese iyi davranıyorsa ne ala. Değilse onun iyi görünüşü ve suskunluğu acizliğindendir. Mayasının temizliğinden değil.


Önemli olan insanın tabiat olarak iyilik ve güzelliğe, kötülük ve günaha duyarlılık kazanmasıdır. Gerçek iyilik güzel ahlaktan ibarettir. Günah ve çirkin davranış insanın gönlünü tırmalayan ve içinde huzursuzluk meydana getiren hareketlerdir.14 Onlara karşı hassasiyetin kaybolmaması gerekir ki güzel ahlak zayi olmasın.


Hz. Mevlana Mesnevi’sinde ahlaksız, geçimsiz ve dikkatsiz insanları katıra; yumuşak tabiatlı, iyi huylu ve herkesle geçinen güzel ahlak sahibi kimseleri de deveye teşbih ederek şöyle anlatır:
Katır bir gün deveye der ki: “Ey güzel yol arkadaşı, sevgili yoldaş! Yol yokuş ya da iniş, dar ya da geniş seni hiç ilgilendirmiyor. Güzelce geçip gidiyorsun. Hiç kapaklanmıyor; tökezleyip düşmüyorsun. Ben ise şaşkın gibi çoğu zaman tepetaklak düşüyorum. Sıkça tökezliyorum. Bana bunun sebebini anlatır mısın?” Deve cevaben der ki: “Ben her adımımı görerek atarım. O yüzden de tökezleyip sürçmekten kurtulurum. Sen ise üç adım ilerisini bile göremezsin, acele edersin. Önündeki daneyi görürsün de tuzağı görmezsin. Hiç körle gören bir olur mu?15 Nitekim Allah Rasulü de müminleri yumuşak huylu ve uysal tabiatlı olmada güzel yürüyen ve çekince giden deveye benzetir.16 Güzel ahlakın temeli de geçim ehli olmaktır, uyum sağlamaktır.
Mevlana Divan-ı Kebir’inde güzel ahlak sahibi olmadan Sevgiliye varılamayacağını şöyle anlatır:


Ulaşmak için ay yüzlü dilbere
İyi huylu ve geçimli olmak gerek bir kere
Güzelse eğer aşıkın ahlakı ve huyu
Kurtulur, derin dahi olsa düştüğü kuyu
Aşk bir şehirdir ki, güzellikleri var
Güzelleri için lazım ona hisar
Kötü huyluları aşk şehrine sokma sakın
Aşk ehli olmalıdır ahlaklı, imanlı ve ehl-i yakin
Aşk gam yükleri altındaki gönlün gıdasıdır
Sevgiliyle buluşmak bir kalb safasıdır.17


Aşk hem ibadet ve kulluğu hem de kahır ve cefa çekmeyi kolaylaştırır. Güzel ahlak sahibi olmanın önündeki engelleri kaldırarak öfke kılıcının yerine hilim kılıcını ikame eder. Çünkü güzel ahlakın temeli olan hilim/yumuşaklık öfke kılıcından daha keskindir. Bu konuda en güzel model Allah Rasulü’dür. Allah Teala onun hakkında buyurur ki: “Sen Allah’ın rahmeti sayesinde insanlara leyyin/yumuşak davrandın. Eğer sen katı yürekli ve acımasız olsaydın insanlar etrafından dağılır giderlerdi.”18


Dipnotlar: 1) Bkz. el-Ahzab, 33/21; el-Mümtehine, 60/4,6. 2) Bkz. el-Bakara, 2/151; Al-i İmran, 3/164; el-Cuma’, 62/2. 3) el-Kalem, 68/4. 4) Muvatta’, Husnü’l-hulk, 8; İbn Hanbel, II, 281. 5) İhya, III, 115, Mervezi, Tazimu kadri salah’ta mürsel olarak rivayet etmiştir. 6) İbn Hanbel, VI, 85; Ebu Davud, Edeb 123, 124, hadis no:5162; Taberani, Evsat, VI, 38. 7) Tirmizi, Birr, 55/1987. 8) Krş. Tirmizi, Birr 62, (2003,2004); Ebu Davud, Edeb 8, (4799); İhya, III, 116. 9) Bkz. Heysemi, VIII, 20; Ali el-Müttaki, Kenzu’l-ummal, VI, 392. 10) Bkz. Suyuti, el-Camiu’s-sağir, hadis no: 6229. 11) Krş. Ebu Davud, Edeb, 7. Ayrıca bkz. Tirmizi, Birr, 62. 12) el-Hucurat, 49/13. 13) Yusuf, 12/53. 14) Krş. Müslim, Birr, 14, 15; Tirmizi, Zühd, 52/2381. 15) Mesnevi, III, b. 1745-1761. 16) İbn Mace, Mukaddime, 6. 17) Divan-ı Kebirden Seçmeler, I, 215 (I, 470). 18) Al-i İmran, 3/159.


Prof. Dr. Hasan Kamil YILMAZ
 

[TB] Benzer konular

Üst