Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh Medeniyeti-1

  • Konbuyu başlatan gurselc
  • Başlangıç tarihi
G

gurselc

Guest
Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh Medeniyeti-1

Derin bir anlayış kombinezonunda semere-i diyanet olan fıkıh ilmi, kiyasetin nasibiyeti ölçüsünde kula verilmiş bir hedydir. Asr-ı saadette kudve noktaya ulaşmış, meselenin bayraktarlığı davetiye kabul etmez referanslara bağlanmış ve hakkalyakin planda temsil edilmiştir. Temsilin ruhaniyetinden istimdat edilecek olsaydı, işaret parmaklarımızı büyük bir vakarla kaldıracak ve işmizaz kuralları havariliğinde, gereken makam-ı nura havale edecektik. İslamın dırahşan keyfiyetine yapmış olduğu girizgahlar neticesinde fıkıh, mirat-ı ruhuyla üss-ül esas olmaya devam edecektir.

Hicri dördüncü asra kadar fıkıh, içtihatlar muvacehesinde tonunu bularak insanlığa yepyeni kanun ve bunun paralelliğinde müspet dairede evrensel yaşam biçimi sunmuştur. İçtihat döneminin kesintiye uğraması daireyi daraltmasa da, derin dahilerin zuhuru kesret teşkil edememiştir. İlmin hüznü diyebileceğimiz bu sessiz koridorda fıkıh, yoluna daha çok kitaplarla devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Hüznümüzü kitaplara havale ediyor, mübarek sayfalardaki gerçek hayatın üsarelerini sizlerle paylaşmayı bir vazife addediyoruz. (“Zamanımızda zaten içtihada gerek yoktur, dinimizde halledilmedik mesele kalmamıştır” diyen müslüman kardeşlerimle hemfikir olduğumu da belirtmek isterim.)

Evrensel yaşam biçiminde neler vardı sorusu akla gelecekse şayet, cevabın menatında ve mekniyatında sayabileceğimiz kristaller şunlardır denilebilir:

1) Temizliğe verilen önemin hassasiyetle dile getirilmesi, “taharet” telakkisinde müslümanın yapması gerekli olan sorumluluğun adım adım sistematik olarak şerh edilmesi (Nitekim istibra amelinde adımların sayısı dahi sünnete müteallik bir konumda sunulagelmiştir),

2) Abdestin muhtelif boyutlarının ve edasındaki maddi-manevi füyuzatın işlenmesi, namaz gibi ekber bir ibadete yaren olma mazhariyetini ihraz edebilmesi,

3) “Dinde yüsr vardır, zorlama yoktur” fehvasınca ruhsata mebni olarak teyemmümün de işlenmesi,

4) Namaza verilen değerin ve olmazsa olmaz olan bu “menhelül azbil mevrud” kaynağındaki şifayı çözebilme azmi, (insanın bunu çözebilmesi ancak dua ile olacaktır, en büyük duanın da namaz olduğu bilinirse mebhas daha iyi vukufiyet kesbedebilecektir.)

5) İnsanın (inancımız perspektifinde) dirisine olan saygının yanında ölüsüne de olan duyarlılığın ifade edilmesi (nitekim cenaze namazında bunu eda etmekteyiz),

6) Kalbin zümrüt tepelerinde sekinet ve taravetin olması için insan yalnız bırakılmamıştır (ve Kuran’ın ifadesiyle de yalnız bırakılmayacaktır!). Bu vesileyle de bayram namazı gibi bir ibadetin, insanın deruni dünyasında yaşattığı letafet bezmine kulak verilmesi,

7) İslam’ın cemaate verdiği ehemmiyetin, bu ehemmiyet çerçevesinde cemm şuuruyla cuma namazının alışverişe meydan okurcasına varlığını ispat etmesinin menatını tebliğ etmesi,

8) “Zekatın İslamın köprüsü” olması vesilesiyle zenginden fakire akan merhamet sızıntılarının şehbal açması (sosyal alanın her ünitesini kapsayan bu infak emrinde şu maddeler bulunmaktadır: Koyun, keçi, sığır, deve, at, gümüş, altın, ticaret eşyası, madenler ve hazineler, tarladaki sulamaya göre değişen tarım ürünü)

9) Oruç ibadetinin insana iktisap eylediği acizlik duygusunun ve fakriyet mülahazalarının gündeme getirilmesi, sabrın nişanının iliklere kadar hissedilmesi (namazla başlanılan dünya disiplinine, evkat silsilesinde sahur-iftar ile daha da renklilik gelmektedir),

10) “Allahümme er-rafik el-a’la” hafakanlarıyla gerilmenin ve ruhtaki mevcelenmenin fermantasyon geçirmemesi için “itikaf” gıda buuduyla takviye edilmesi,

11) Tefekkür-ül mevt bahsinin tertemiz libaslar içerisinde “ümm-ül kura” olan Kabe’nin nur halakasında temsil edilmesi, hacc ibadetiyle iç fütuhatın zuhur edilmesi, (hac menasikinde ifa edilen rükünleri detayıyla anlatmayı şu an için ertelesek de, İmam-ı Azam hazretlerinin hacc ibadetini yaptıktan sonra söylemiş olduğu o mübarek sözünü herhalde tahattur etmişsinizdir)

12) Evlilik meselesiyle zuhur eden mehir, akrabalık, süt emme, miras ahkamı; Rabbimizin hoş görmediği talak cenderesinde ezilmeden orta yolu bulma rahmeti; lian, ila, zıhar ve hull gibi ürperten münasebetlerden de kaçınma ubudiyetinin açıklanması,

13) İnsanlara güven vermede ve emniyet vaz’etmede kahramanlık göstermenin bir incisi olan şahitliğin varlığını haykırma, “yemin” konusunda da kefaret boyunduruğuna takılmadan dairenin dışına çıkmamaya özen duyulması (“kefalet” ve “vekalet” konuları da şahitliğin kucağında şefkate vabeste konumunu ihraz etmektedir),

14) “Ukubat”ın içerisinde de çeşitli türden toplum düzenini olumlu yönde sağlamaya müteallik ameller mevcuttur ki, kalbin içtimai arenada itminana ermesinin illeti sayılmıştır. Bunlar: Zina etme, içki içme, başkasına zina isnadında bulunma, hırsızlık, yol kesicilik, devlete karşı baği olma.. ilh

15) Kayıp bir insana ve eşyaya karşı gösterilen alabildiğine duyarlılığın insanlığın var olan vicdanına şerh edilmesi (fıkıhta bu bahis “lakit” ve lükata” ismi altında geçmektedir)

16) Şirket kurmada içtimai alana bir ufuk açabilme, ticaretin omurgası olabilecek ortaklığa zemin teşkil edebilme (şirket-i inan, şirket-i mufavaza ve şirket-i müşareke şeklinde üçlü sacayağı olan şirketler, insanın kendi konumuna göre kolaylıklar tanımaktadır),

17) Alışverişte muazzam emniyetin ve kişilerarası (gayr-i müslim de olabilir) güvenin sağlanmasına dikkat edilmesi (vedia, iğreti, kira, hibe, havale gibi bahisler) ve alışverişin riba virüsüne yakalanmadan ifa edilmesi,

18) Ölürken dahi huzuru heceleme adına “hitam-ı misk” rayihası sunabilme, varislere “vasiyet” ederek mesuliyet şuuruyla ölümü gülerek karşılayabilme cehdini gösterebilme…

Görüldüğü üzere mufassal keyfiyette ve ariz-amik kemmiyette olmasa da fıkhın umumi konularına temas etmeye çalıştık. Sizlerin de müşahedeniz altında belirtmem gerekir ki, her konuda –nuraniyete binaen- söylenmesi ve şerh edilmesi gereken heyula (öz) vardır. Asrımıza kadar gelip geçen zaman asimetrisini incelediğimizde, meselenin temerküz noktasında hep “şerhler” göreceğiz. Bu da benim anlatmak istediğim noktaya mesned teşkil etmektedir.

Eğer ömrümüz vefa ederse Rabbimden cüz’i noktada iradem, gelecek haftaki yazımda yukarıda ismini belirtmediğim “şerh” kaynaklarına, fıkhın tasavvufi maslahatına ve Muhterem Büyüğümüz’ün “Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh Medeniyeti” hakkındaki veciz beyanlarına değinmek istiyorum..
Tevfik, Allah (celle celalühü) ‘tandır.

Gürsel ÇOPUR
 

[TB] Benzer konular

Üst