Fıkıh’taki Hikmet Kıyaseti-1

  • Konbuyu başlatan gurselc
  • Başlangıç tarihi
G

gurselc

Guest
Fıkıh’taki Hikmet Kıyaseti-1

Muhyiddin İbn Arabi hazretleri (radıyallahu anh)’ın “Fususu-l-Hikem” adlı eseri, ilahi mevhibelere açık metailim olarak insan dimağına sunulmuş mücmel bir eserdir; günümüze kadar 44 defa şerhinin yapılmış olması ve bu sahada cevval bir muhakeme stilinin izlenmesi eserin büyüklüğünü tenvir eylemektedir.

İşin kıyasete bakan yönü; “fas” halinde sunulmuş olan ibrişimlerde vehbi sunumun olması paralelliğinde, Rabbimiz’in bahşeylediği ilim okyanusunun derin izdüşümleri de sergilenmektedir. Peygamber isimlerindeki nur menfezinin mikyas halinde kaleme alınması ve ilme renklilik kazandırma adına yapılmış olan gayret helezonu (derin fas’lar) bize ilim adına yeşermeyi bekleyen ne tomurcuklar ne tomurcuklar hediye eylemektedir. İslam’ın teorik (ilim) ve pratik (amel) dengesinin mayalanmasında kullanılması gerekli olan muhakeme ve muhasebe yetisi de bu şekilde ihraz edilmektedir.

Keskin idrak anlamındaki fıkıh varidatı, iktiran anlayışıyla akıl-kalb izdivacındaki iradi rahmete vabeste kullara nasip olur. Münferit durumların da gözden uzak eylenmemesi koşuluyla bir iradi cehde bağlıdır. “Allah kime iyilik dilerse, onu dinde fakih kılar” hadisi, “İlmiyle amel edene, Allah, bilmediğini de öğretir.” hadisiyle kurbiyet kurmaktadır. Yani, iradi şuurun Rabbi’miz tarafından hilkati, tenasüb-ü illiyet kanununa göre gerçekleşmektedir. İlmi veren Yaratıcı, ilimden damıtılarak amel haline gelen keyfiyetin derinliğine göre bilinmeyi bekleyen ilmi de o anda öğretebilir. Hatem-i Divan-ı Nübüvvet (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in de buyurmuş oldukları gibi, ilim dağarcığı süzülmeyi bekler ve ister. Süzülmeyen bir ilim muvacehesi, malumattan başka bir şeyi karşılamaz. Derinlemesine idrak ufkuna günebakan çiçeği gibi yönelebilme, mantık istidadını/nimetini rantabl kullanma sayesinde sağlanır. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, bu derinlik içerisinde kişiselliğe de kaçmamak gerekmektedir.

Fıkıh ilmindeki verilmiş olan içtihadi hükümlerde kişisellik/duygusallık yoktur. Bizler, içtihadi hükümler sayesinde, dinin emirlerini amel tarzında yerine getiririz. Dinin ameli noktada işlenmesi, evrensellik ötesi ilahi bir durumdur; bu yola kişiselliğin karışması o yoldan çıkmayı gerektirir. Amel’in itaat duygusuyla takviye edilmesi ise, dinin ruhunu tanıtan bir meyvedir. İtaat edilmesi gereken konu ilahi olduğu için, kendi kişiselliğimizin arkasına sığınarak duygusallık kuramayız. Örneğin, Kurban’ın teşrii emri ve kesilmesi keyfiyeti itaati gerektiren bir husustur, duygusallığa sığınamayız.

İbn Arabi hazretlerinin tasavvufi çerçevede gerçekleştirdiği vehbi sunum, bize aklın da yolda bırakılmaması gerektiğini karine halinde işaret etmektedir. Akıl, ilim yolunun bir bekçisi ve aydınlatılmayı bekleyen muhakeme zincirinin de bir halkası ölçüsündedir. Aklı besleyen kalb şulesinin de ilmelyakin ölçüsünde hayata kazandırılması, araştırılmayı bekleyen ilim şerhlerine can verecektir. Bir esere şerh yazabilme cehdi, o ilmin kılcal köklerine kadar bendesi olmasını gerektirir, kendini ilme adama budur bu girizgahta.. verilmiş olan içtihatların şaşmaz hüccet olarak dinin tapusu olmaları bu cehd sayesinde gerçekleşmiştir.

Aydınlatılmayı bekleyen bu asrın insanı, fikir işçiliğinin de basamak teatisi sunması vesilesiyle, cehdini elden bırakmayacaktır ümidindeyim.. fikir işçiliği olumlu transfer sağlarsa, ilme adanmış ruhların da günyüzüne çıkması uzak bir ihtimal değildir.

Gürsel ÇOPUR
 

[TB] Benzer konular

Üst