Ey Muhammed !(S.A.V) De ki, O ALLAH (C C) TEKTİR....

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ey Muhammed! De ki O Allah bir tektir...

Bu hitap önce kendisine bu konuda sorular sorulan Rasulullah efendimizedir Çünkü söylesene ey Muhammed, senin bu Rabbin nedir? Nasıldır? Nedendir? Kimdir? Hangi sıfatların sahibidir? Sorusu Rasulullah efendimize soruluyordu Onun için bu “de ki” emri önce Rasulullah’a, sonra da onun şahsında kıyamete kadar hepimize ve tüm Müslümanlaradır

Sana, Rabbini soranlara de ki ey peygamberim, onlara duyurup tebliğ et ki… Öyleyse biz de kendimize, çevremize, ehlimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza diyeceğiz, duyuracağız bunu Duyurmak zorundayız Yine bu emir, Kur’an’ın Allah’tan olduğunun ifadesidir Kur’an Allah’tandır, peygamber ancak Allah’tan geleni duyurur

Ey peygamberim onlara de ki… Peki neyi diyecekmiş Allah’ın Resulü? Ya da bugün bizler neyi diyecekmişiz kendimize ve çevremize?

O Allah’tır, Ehad’dır İşte Rasulullah efendimize sorulan suallerin cevabı O Allah’tır, Ehad’dır Yani benim Rabbim sizin İlahlarınıza eklenecek yeni bir İlah değildir, Allah’tır

Allah ismi, Allah kelimesi ve mefhumu Araplar için yeni bir kelime, yabancı bir kelime değildi Yeni duydukları bir şey değildi bu Araplar eskiden beri kainatın yaratıcısı olarak Allah’ı tanıyorlar ve inanıyorlardı Bu ismi Allah’tan başka herhangi bir mabuda isim olarak da vermiyorlardı

Daha önce Fil suresinin tefsirinde görmüştük, Ebrehe Kabe’yi yıkmak üzere güçlü kuvvetli bir orduyla Mekke’ye geldiği zaman Mekkeliler Kabe’nin içindeki sayısı 360 olan putlarını terk ederek sadece Allah’a sığınıp ona yalvarmışlardı Bir tehlike anında kabuk mahiyetinde olan şirkin kaybolup asıl özün, öz cevherin, fıtratın ve tevhidin ortaya çıktığını görüyoruz Birdenbire tüm tanrılarını, tüm putlarını unutup Allah’a iltica ettiler Ebrehe’ye karşı da: “Bu Beytin, bu Kabe’nin bir Rabbi var, O kendi beytini korumasını bilir, bizim yardımımıza ihtiyacı yoktur O’nun” diyerek dağlara çekildiler Bunlar çok iyi biliyorlardı ki bu nazik noktada kendilerine yardım edecek Allah’tan başka hiçbir varlık yoktu Kendilerine yardım edecek, kendilerini koruyacak Allah-ın farkındaydılar Hatta bütün putperestliklerine rağmen yine de Kabe’ye Beytullah diyorlardı Allah’ın evi diyorlardı Kabe’nin içindeki putlardan birinin adını vermiyorlar veya putlara izafeten beyt’ül esnam filan demiyorlardı

Bu adamlar Allah’ı tanıyorlardı Zaten tarihin her devrinde insanların genelinde Allah inancı hep var olmuştur Her dönemde madde ötesi, üstün güç ve kudret sahibi, yaratıcı olan Allah inancının var olduğunu ve insanların bu yaratıcıya iman ettiklerini biliyoruz Ama aynı zamanda bu insanların genelinde şöyle bir kanaat da söz konusu idi Allah vardır, yaratıcıdır, tüm kainatı O yaratmıştır, kendilerini de O yaratmıştır O yücedir, Alidir ama bu yüce varlıkla insanların doğrudan doğruya irtibat kurmaları mümkün değildir Onun içindir ki bu yüce varlıkla insanların irtibatlarını sağlayacak aracılara ihtiyaç vardır İşte bu durumda bazı aracıların bulunması kaçınılmazdır Bu aracılar da put ismi verilen bir kısım varlıklarla somutlaşır İfade ettiğimiz gibi tapınılanlar aslında bu putların kendileri değil, onların temsil ettikleri şeylerdir Yani bu putların bizzat kendi görüntülerinden ziyade temsil ettikleri ve ifade ettikleri anlam önemlidir

Bu itibarla tabiatta hiçbir varlığa sırf kendisi için tapınıldığı gö-rülmemiştir Ya Allah’a yaklaştırsınlar, ya bunlarla Allah’ın hatırı kaza-nılsın diye, ya da Allah katında bu varlıkların saygınlığı olduğu düşün-cesinden dolayı bunlara tapınılmıştır Yani hem Allah’a hem de bu varlıklara tapınılmaya çalışılmıştır Allah reddedilmemiştir ama O’na şirk koşulmuştur

Zaten tarih boyunca en büyük problem işte burada çıkmıştır Tarih boyunca en büyük problem sadece Allah’a kulluk etmek, sadece Allah’ı dinlemek ve hayata hakim olarak sadece Allah’ı kabul etmek konusunda çıkmıştır Değilse Allah’a da ibadet konusunda hiç problem çıkmamıştır Yani İlahlardan bir İlah olarak Allah’a da kulluğu herkes kabul etmiştir Öteki İlahlar yanında Allah’a da kulluğa kimse ses çıkarmamıştır Göklerin ve yerin, göklerdekiler ve yerdekilerin yaratıcısı olarak, dağların ve denizlerin yaratıcısı olarak, rızık verici, öldüren, yaratan, yaşatan bir İlah olarak herkes O’nu kabul etmiştir Ama inandığınız bu Allah kendisinden başka İlah olmayandır, bu Allah hayata karışan ve kendisinden başka hayata karışıcı olmayandır, bu Allah insanların kulluk programlarını belirleyendir ve kendisinden başka kanun koyucu olmayandır, bu Allah boyunlarınızdaki kulluk ipinin ucu elinde olan ve sadece kendisinin çektiği yere gidilmesi gerekendir

Yani bu Allah kendisinden başka Rabb, Melik, İlah olmayandır dendiği zaman, işte kavga burada başlamıştır Göklerin ve yerin yaratıcısı, rızık vericisi olarak kabul ettikleri bu Allah’ı insanlar hayatlarına karışıcı olarak reddetmeye çalışmışlardır “İlah olarak Allah’ı kabul edelim ama tek İlah olarak asla kabul etmeyiz İlahlardan birisi olarak O’nu da dinleyelim, İlahlardan birisi olarak O’na da kulluk yapalım ama tek İlah olarak sadece O’na kulluğa hayır” diyorlar “Çünkü bizim hayatımıza karışacak başka İlahlarımız da var Hayatımızda sözünü dinleyeceğimiz başka Rablerimiz de var Bizim Allah’tan başka hukuk tanrılarımız, eğitim, şifa, siyaset tanrılarımız da var Tamam bu tanrılardan birisi olarak Allah’ı da dinleyelim ama öteki tanrılarımızı da dinlemek zorundayız” diyorlar Aslında bu iddiaların altında Allah’tan, Allah’a kulluktan kurtulup kendi keyiflerince bildikleri gibi bir hayat yaşama arzuları yatmaktadır

Ya da şöyle ifade edelim: Bunlar Allah’a kulluktan kurtulup kendi kendilerine, kendi heva ve heveslerine tapınmak istiyorlar Keyiflerinin istediği gibi sorumsuz ve sınırsızca bir hayat yaşamak istiyorlar

Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman insanların bu şartlarda Allah’ı ve O’na kulluğu kabul ettiklerini, yani Allah’ın varlığını reddetmediklerini görüyoruz
“Andolsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: “Allah” derler Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?”
(Zuhruf 87)

Başka ayetlerinde de Rabbimiz göklerin ve yerin yaratıcısı olarak Allah’ı kabul ettiklerini anlatır Bakın burada da kendilerinin yaratıcısı olarak Allah’ı kabul ettiklerini, ama yaratıcı olarak kabul ettikleri bu Allah’ı hayatlarına karışıcı olarak reddettiklerini anlatıyor

Sorsanız onlara sizi kim yarattı, sizi yoktan kim var etti? diye, diyecekler ki, Allah Peki o zaman nasıl çevriliyorsunuz? Nereye dönüyorsunuz? Kime kulluk etmeye çalışıyorsunuz? Kimi razı etmeye çalışıyorsunuz? Kimin ekmeğini yiyip kimin kılıcını sallamaya çalışıyorsunuz? Varlığınızı kime borçlusunuz? O varlığınızı, hayatınızı kimlere adıyorsunuz? Kime muhtaçsınız, kime teşekkür ediyorsunuz? Ey kafirler, ey müşrikler, ey yaratıcı olarak Allah’ı kabul edip de yasa belirleyici olarak başkalarını kabul eden beyinsizler, sizin her şeyiniz yanlış, her şeyiniz yamuktur Siz yaratıcı olarak vicdanlarınızda kabul ettiğiniz Allah’ı hayatınıza karıştırmamakla, yaratmayla en ufak bir ilgisi olmayan, sizin hayatınızda en ufak bir faydası olmayan kendiniz gibi acizleri Rabb ve İlah kabul ederek sapıklığın alasını yaşıyorsunuz da farkında değilsiniz, diyor Rabbimiz

Bu surenin indiği dönemde Mekkeli müşrikler Allah’ı tanıyor-lardı Göklerin ve yerin, göktekilerin ve yerdekilerin tümünün yaratıcısı olarak Allah’ı biliyorlar, tanıyorlardı Ama bu Allah yere ve yerdekilere karışmayan bir Allah’tı Tıpkı Aristo’nun ve şu anda tüm demokratik ülke insanlarının dedikleri gibi dünya işlerine karışmayan bir Allah Sadece yaratan, yarattıklarının hayatına karışmayan, yarattıklarını kendi haline bırakan, nasıl isterseniz öylece yaşayın, canınız nasıl isterse, keyfinize nasıl gelirse öylece bir hayat yaşayın Benden bu kadar Benden yaratması, gerisini siz bilirsiniz diyen bir Allah Yarattığı kullarından hiçbir sorumluluk istemeyen bir Allah Onların hayatlarını düzenlenmek üzere peygamber ve vahiy göndermeyen, hayat programı göndermeyen bir Allah…

Kullarının hayatına karışmayan, kullarının nasıl bir hayat yaşayacaklarını bilmeyen bir Allah Hukuku bilmeyen, onu yerdeki hukuk tanrılarına bırakan, eğitimden anlamayan, onu eğitim tanrılarına havale eden, insanların kılık-kıyafetlerine, yemelerine, içmelerine, kazanmalarına harcamalarına, birbirleriyle olan münasebetlerine, evlen-melerine, boşanmalarına, sosyal ve siyasal yapılanmalarına karışmayan bir Allah Göklerin, yerin sahibi, göktekilerin ve yerdekilerin maliki, aya, güneşe egemen, dağlara taşlara söz geçiren, kendileri de da-hil tüm varlıkların yaratıcısı, maliki, hakimi, müdebbiri, koruyucusu, doyurucusu ama onların hayatlarına karışmayan bir Allah O gökleriyle ve diğer varlıklarıyla ilgilensin, zaten bu kadar büyük işlerinin yanında bizimle ilgilenecek vakti yoktur diyerek kendi pis hayatlarına Allah’ı karıştırmak istemiyorlardı Kendi hayatlarını keyiflerine göre, nefislerine, şehvetlerine ve şehvetlerinin arkasına diktikleri putlarına, şehvetlerine geçit verebilecek tağutlarına göre ayarlıyorlardı Bunun mantığını da şöyle ortaya koyuyorlardı:

“Allah’ı bırakıp da onun berisinde veliler edinenler: “Bunlar bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” derler”
(Zümer 3)

“Evet biz aslında bu putlara onları İlah kabul ettiğimiz için tapınmıyoruz Bunlar bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyerek putları arada vasıta kabul ediyorlardı “Bunlarsız Allah’a yaklaşmamız ve O’nun rızasını kazanmamız mümkün değildir” diyorlardı

Bugün de öyle diyor müşrikler “Efendim tamam Allah büyüktür, Allah yücedir Ama Allah hayata karışmamalıdır Din mukaddes bir kurumdur ama dini siyasete alet etmemek lazımdır Dini hayata karıştırmamak lazımdır Din bir vicdan işidir Dinin hayatta etkinliği ol-mamalıdır İşlerimizi dine dayandıramayız Bizler kendi hayatımızı kendimiz belirlemeliyiz Yasalarımızı kendimiz yapmalıyız Veya işte bugün bizim hayatımızı belirleyecek uzmanlarımız, büyüklerimiz düşünürlerimiz, siyasilerimiz vardır Yani tüm bu konularda Allah’ın ortakları vardır

Evet bütün bunlar Allah’ın yarattığı varlıklardır ama işte bu konuda bize yetkiler vermiş, kendisinin işleri çok yoğun olduğundan dolayı bizim işlerimizi, ekonomik, beşeri, sosyal işlerimizi bize bırakmıştır İşte biz de bu işlerimizi kendi tanrılarımıza döndüreceğiz diyerek Allahu Teala’ya ortaklar bulmaya çalışıyorlar

Allah korusun da gerek günümüz müşriklerinin bu sapık iddiaları, gerekse o günkü müşriklerin putları aracı olarak kabul etmeleri, bunlarsız Allah’a yaklaşamayız, bunlarsız Allah’ın rızasını kazanmamız mümkün değildir iddiaları, Allah’a akıl vermedir, Allah’a yol göstermedir Ya Rabbi biz böyle münasip gördük, böyle uygun bulduk, sen bunu böyle kabul et demektir ve Allah’a en büyük iftiradır bu

Öyleyse bugün bizler de hem Allah’a inandığımızı iddia edip hem de hayatımızın bazı bölümlerinde Allah’tan başka Rabler, Allah’tan başka efendiler bulup, onları dinler, onları hayatımızda söz sahibi kabul edersek biz de aynı duruma düşmüş oluruz O halde biz Allah inancımızı ve Allah’a kulluğumuzu ancak Allah’ın belirlediği biçimde icra etmek zorundayız Allah kitabında kendini bize nasıl tanıtmışsa, kendisine nasıl inanmamızı, nasıl kulluk yapmamızı istemişse o şekilde inanmak ve kulluk yapmak zorundayız Kendiliğimizden buna ilaveler ya da çıkarmalar yapar, kendi anlayışımıza göre bir kulluk anlayışı geliştirirsek bu batıldır

Mesela Allah’a sormadan kendiliğimizden üzerimize bir elbise giyer ve işte bu senin razı olacağın bir elbisedir ya Rabbi, dersek, ya da işte biz bunu münasip gördük, sen de bundan razı ol Ya da bizim beğenip razı olduğumuzdan sen de razı olmak zorundasın dersek Allah korusun bu Allah’a akıl vermektir ve batıldır

Veya kendiliğimizden bir hukuk, bir eğitim sistemi, bir kazanma, harcama modeli, bir miras hukuku belirler ve, “ya Rabbi biz bunu münasip gördük, sen de münasip görmek zorundasın” dersek bu Allah’a en büyük iftiradır

“Ya Rabbi bizim ev, ticaret, meslek anlayışımız, mala bakışımız, tahsil anlayışımız budur Biz düşündük, taşındık böyle münasip gördük, sen de bunu böylece kabul et! Zaten başka çaren yok, bizim keyfimize göre kabul etmek de zorundasın” demek haşa küfürdür, şirktir ve bidattir Allah’a akıl vermektir, Allah’a yol göstermektir Öyle değil mi? Madem ki iş böyle olacaktı, madem ki bizim münasip gördü-ğümüzü Allah da münasip görecekti, madem ki Allah bizim keyfimize tabi olacaktı da öyleyse niye geldi peygamber? Niçin geldi Kur’an? Ne gerek vardı bunlara? Şimdi düşünelim, peygamberin ve Kur’an’ın bizim hayatımızda fonksiyonu nedir? Çoğumuz Kitap ve Sünneti rehber değil merkep kabul ediyoruz Zira gideceğimiz yere bizi rehber de götürür, merkep de götürür Ama birisine teslim olunur öyle götürür, öbürü teslim alınır öyle götürür Rehbere teslim olunur istediği gibi bizi hedefe götürür, merkep de götürür ama o teslim alınır, kendi istediği gibi, kendi istediği yere değil de bizim istediğimiz gibi ve bizim istediğimiz yere götürür Arada fark vardır

Eğer biz Kur’an ve Sünnete teslim olduysak, onları merkep değil de rehber kabul ettiysek, o zaman niye onlara göre değil de kendimize göre bir kulluk ihdas edip, sonra da biz böylece münasip gördük, sen de bunu böylece kabul et diyoruz?

Kureyş öyle diyordu Biz bu putlara bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapmıyoruz Halbuki Allah kendilerinden böyle bir kulluk türü istememiştir Allah onlara böyle bir şey dememiştir Kendi kafalarından uydurdukları bir kulluk türüydü bu Bakıyoruz bugün de aynı şeyler yapılıyor Mesela bir adam Allah’ın kendisine tahsis buyurduğu malı Allah’ın istediği tarzda infak etmekle mükelleftir Yani kişinin malla münasebetini Allah ayarlamalıdır Ama kişi bunun dışında malla münasebetini Allah’a sormayarak, kendisi ayarlamaya kalkar, mal sahibi oluşunu Allah’a yaklaşma vesilesi kabul ederse, onu putlaştırmış demektir “Malı, mülkü çok olan kişi Allah’a daha yakın olan kişidir” diyen kişi malı putlaştırmış demektir

Bir adam düşünün ki mal peşinde koşuyor Gecesini, gündüzünü, bugününü, yarınını tüm zaman ve mesaisini para kazanmaya harcıyor Parayı o kadar kıbleleştirmiş ki, ne ilim öğrenmeye, ne Kur’-an’ı, Sünneti tanımaya ve ne de çevresine duyurmaya zamanı kalmıştır Hanımını, çoluk çocuğunu eğitme, Allah’ın dinini tebliğ etme adına bir derdi ve zamanı kalmamış Tüm hayatını, tüm zamanını, hep para kazanmanın peşine takmış Böyle bir koşturmanın içindeyken kendisine: “Yahu niye bu kadar?” dendiği zaman da: “İyi ama daha çok para kazandığım zaman, daha çok belam olduğu zaman Allah katında bu benin derecemi artırmıyor mu? Daha çok zekat verecek konuma geldiğim zaman bu beni Allah’a yaklaştırmıyor mu?” diyorsa, bilelim ki bu adam malı putlaştırmış demektir Tıpkı müşriklerin Allah’a yaklaşma adına kendi kafalarından putları hedefledikleri, Allah’ın rızasını kazanma adına putları öne sürdükleri gibi Bu putlar vasıtasıyla biz Allah’a yaklaşacağız Bunların hatırını kazandığımız zaman bunlar bizi Allah’a yaklaştırmaktadırlar dedikleri gibi

Halbuki kendisine yaklaşılması adına o putları onlara Allah tayin etmemişti Halbuki kendisine yaklaşılabilmesi için mal sahibi olmayı da Allah dememiştir Kitabının hiçbir yerinde malı, mülkü çok olanlar benim katımda daha üstündürler Mal, mülk sahipleri Bana daha çok yakındırlar diye bir tek ayet, bir tek işaret yoktur Aksine malın, mülkün çokluğu sebebiyle sapan insanların sapışına dikkat çeken ayetler pek çoktur Halbuki mal olmadan da Allah’a yaklaşılabilir Para olmadan da Allah’ın rızası kazanılabilir Mesela ilimle, sabırla, tekbirle, tahmidle, emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münkerle de Allah’ın rızası kazanılabilir Hayatımızı illa da para kazanmaya göre ayarlayacağız, sonra da Allah’a akıl vermeye kalkacağız Bak ben böyle diyorum, sen de bundan razı ol diyeceğiz olmaz öyle şey

Allah korusun da bugün müslümanlar sanki Allah’ın ne dediğinden, ne istediğinden habersiz bir hayat programı yaşamaktadırlar Rabbimizin kitabında bize tarif ettiği kulluğu diskalifiye edercesine kara, kazanma, daha fazla büyüme, daha fazla şişme esasına dayalı bir hayat programı gerçekleştirmenin hesabı içine düşmektedirler Gerçekten hangi vahiy biriminin, hangi ayet grubunun, hangi peygamber modelinin Müslümanlara bu hayat felsefesini empoze ettiğini anlamak mümkün değildir Bakıyoruz bugün hemen hemen Müslümanların hepsi, hacısı, hocası da dahil olmak üzere geceli gündüzlü daha fazla kazanmak, daha fazla büyümek, daha büyük ekonomik güce erişmenin hesabı içinde çırpınmaktadırlar

İşin garibi ve anlaşılmaz yönü de müslümanlar bunu din adına yaptıklarını söyleyebilmektedirler “Efendim müslüman zengin olmalıdır Bugün bizlerin zengin olma hedefimiz, büyüme isteğimiz, daha fazla ekonomik güce ulaşma programımız daha iyi, daha faziletli müslüman olmak içindir Daha müslümanca bir hayata ulaşmak içindir Zenginleşirsek daha iyi müslüman olacağımıza inancımızdan ötürü, Allah’a daha çok yaklaşacağımıza inancımızdan ötürü bunu yapıyoruz” diyerek Allah’a akıl vermeye, Allah’a yol göstermeye, Rasulul-lah’ı şartlandırmaya çalışıyorlar Ya Rabbi biz bunu münasip gördük, iyi bir Müslümanlık için herhalde sen de bundan başka bir şey demezsin! Ya Rasulallah herhalde sen de bizim keyfimize uygun olarak sözlerini bir daha gözden geçirmek zorundasın, demeye çalışıyorlar

Halbuki Allah indirdiği ayetlerin hiçbirinde, kitabının hiçbir yerinde ve Rasulullah efendimiz de hayatının hiçbir döneminde: “Ey müslümanlar! Aman ha! Ne yapın, yapın daha fazla zengin olmaya çalışın! Bütün gücünüzü, bütün kafanızı, bütün kalbinizi, bütün imkanlarınızı, bütün mesainizi, bütün zamanlarınızı mal mülk toplamaya harcayın! Ne yapıp, yapıp kendinizi zekat verecek bir konuma getirin! Fark etmez, ben zaten lüks olsun diye indirdim onu Kitabımı tanımasanız da olur! Laf olsun diye gönderdim Peygamberi Bırakın onunla diyalog kurmasanız da olur Siz bırakın bunları da aman para kazanmaya bakın! Zira zenginler benim katımda daha üstündür!” diye bir ayet indirmedi Allah Ben bugüne kadar Kur’an’ın hiçbir yerinde böyle bir ayet görmedim Rasulullah efendimizin sözlerinin hiçbirisinde böyle bir emir duymadım Yok ki böyle bir emir müslümanlar kendilerine böyle bir yol, böyle bir hayat programı, böyle bir hedef çizsinler

İşin bir başka garip yönü de bugün müslümanlar Allah için kazanıyoruz dedikleri halde kazandıklarını Allah için değil de hep kendileri için harcıyorlar Atlarını, arabalarını daha lüks hale getirmek, ev eşyalarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmek, yeme-içmelerini farklılaştırmak, sofralarını zenginleştirmek için harcıyorlar

Tıpkı Mekkeli müşriklerin putları Allah’ın önüne dikip biz bunlarla sana yaklaşacağız dedikleri gibi bugün müslümanlar da malı putlaştırarak onunla Allah’a yaklaşacaklarını iddia ediyorlar Adam makamı da öyle görüyor şimdi Makamı da putlaştırıp onun vasıtasıyla da Allah’a yaklaşabileceğini iddia ediyor Oturuyor bir makama halbuki o makam bir müslümanın oturmaması gereken bir makamdır ve ya-pıştığı o makamdan ayrılmamak için elinden ne geliyorsa yapıyor ve sonunda diyor ki, “efendim ben burada bulunmasam Müslümanlara kim hizmet edecek? Bak gelip gidenler oluyor ve ben onlara yardımcı oluyorum” diyor “Bu makama biz oturmayalım da şunlar şunlar mı otursun?” diyor Sanki imtihanın şeklini kendisi ayarlıyor ve arkasından da Allah’a akıl vermeye kalkıyor “Ben parayla, koltukla, makamla senin rızanı kazanacağım” diyor Ne hakla diyorsun bunu? Yoksa öyle bir şey, yani böyle bir kulluk istemiyorsa Allah, böyle bir şeyi niye O’na onaylattırıp hedef gösterip akıl verme küstahlığında bulunuyoruz? Allah’a yalan iftirada bulunandan daha zalim kim vardır, diyor Rabbimiz

Kimileri de kadını putlaştırarak onunla Allah’a yaklaşma zemini aramaktadır Adam diyor ki, “ben güzel bir kadınla evlenmek zorundayım” Neden? Çünkü başka kadınlarda gözüm olmayacak, günah işlemeyeceğim ve böylece Allah katındaki değerim artacak diyorsa, bu adam da kadının güzelliğini putlaştırmış demektir Zira biz hadisten öğreniyoruz ki, kadın dış güzelliğiyle değil, imanı ve dini sebebiyle güzeldir Dini yönüyle, ahlaki güzelliğiyle bizim dinimizi koruyacaktır

Allah’ı böyle kendi olduğundan farklı tanıyan, Allah’a Allah’ın istediği biçimde değil de kendi heva ve heveslerine göre kulluk yapmak isteyen bizim şu andaki hayatımıza benzer bir hayatın içinde bocalayan Mekke müşriklerinin bozuk düzen inanç manzumelerini düzeltme adına bu sure geliyordu Yaratıcı olarak Allah’ı kabul eden, göklerde egemen olarak Allah’ı kabul eden, göklerde ve yerde söz sahibi, güç kuvvet sahibi olarak Allah’ı kabul eden ama hayatlarına karışıcı olarak, vahiy gönderici olarak, hayat programı belirleyici olarak, peygamber gönderici ve kendilerinden kulluklar isteyici olarak Allah’ı reddeden, sadece İlahlardan bir İlah olarak O’nu dinleyebileceklerini, ama tek İlah olarak sadece O’na kulluğa yanaşmayan Mekkelilere bu ayetiyle Rabbimiz peygamberine ve peygamber yolunun yolcularına diyor ki:
Onlara de ki ey peygamberim, sizler de böyle düşünen müşriklere deyin ki ey peygamberimin yolunun yolcuları: O Allah’tır, tektir O Allah tektir Bir değil, tek “Ehad” kelimesi Arapça’da Kur’an’ın inzalinden sonra hiçbir zaman bir şahıs ya da başka bir şeye sıfat olarak verilmemiştir Sadece Cenab-ı Hakk’ın zatı için kullanılmıştır Babasız, evlatsız, nesepsiz, bölünmez, parçalanmaz, karşı gelinmez, mağlup edilmez bir tektir Yani ey müşrikler sizin İlahlarınıza eklenecek, sizin tanrılarınızın içine katılacak bir İlah değildir O O sizin şu yapay tanrılarınız gibi sonradan yaratılmış değildir Görevi birilerinden devralmış değildir O, ezeli ve ebedidir O’ndan önce ve sonra hiç kimse yoktur Göklerde ve yerde O’nun benzeri ve misli olmadığı için O tektir Sizin İlahlarınız gibi O cisimle, zamanla ve mekanla da mukayyet değildir O’nda çokluk, O’nda parçalanma da mümkün değildir O’nun yemeye içmeye, kulları tarafından doyurulmaya ve korunmaya ihtiyacı yoktur Yani O bir değil tektir Varlıklardan biri değil tanrılardan herhangi biri değil tektir

Peki acaba Allah’ın tekliğini nasıl anlayacağız? Allah Ehaddır, tektir O’nun Ehadiyetini bize tecelli eden tüm isimlerinde tüm sıfatlarında ve tüm fiillerinde görmekle mükellefiz Değilse şirkin başı ortaya çıkmış olur Allah korusun Tevhid Allah’ın tüm tecelliyatında tek kabul edilmesidir O halde ihlasta önce Allah’ın tekliği anlatılır

Allah Ehad’dır, tektir Allah’la ilgili düşünebileceğimiz, Allah’ın bize bildirdiği her konuda Allah tektir

Mesela sevgiye layık tek varlık Allah’tır Sevilmeye layık tek Allah’tır Korkuda tek, Allah’tır Korkulmaya layık tek varlık Allah’tır Söz sahibi olmada tek, Allah’tır Hayatımızda sözü dinlenecek, çektiği yere gidilecek tek varlık Allah’tır Sözü dinlenmeye, çektiği yere gitmeye layık tek varlık Allah’tır

Rububiyet de tek, kanun vazetmede, kulluk programı, hayat programı belirlemede tek varlık Allah’tır Allah’tan başka Rabb yoktur Allah’tan başka yasa koymaya, hayat programı belirlemeye yetkili varlık yoktur Bu konuda Allah tek kabul edilmelidir Değilse Allah korusun yeryüzünde O’ndan başka kanun yapıcılar, yasa belirleyiciler kabul edildi mi, şirk başlamış demektir

Uluhiyette tek, güçte, kuvvette tek, otorite ve egemenlikte tek, yaratmada tek, ilimde tek, hikmette tek, tüm sıfatlarında, tüm fiillerinde tektir Allah Bu tekliğin dışında bir düşünce ve inanış Allah korusun bizi Allah’tan uzaklaştırıp şirke götürür Bizi Allah’tan koparıp başka Rablere, başka İlahlara, başka tanrılara ve efendilere götürür

Esasen Allah, esmasıyla bilinir Rabbimiz kitabında kendisini bize hangi isimleri, hangi sıfatlarıyla bildirmişse, biz O’nu, o isimleri ve sıfatlarıyla bilir, tanır ve öylece inanırız Rabbimizin kendisine izafe buyurduğu isimlerinden, sıfatlarından ne kadarını biliyorsak Rabbimizi o kadar biliyor ve tanıyoruz demektir Rabbimizin isim ve sıfatlarından ne kadarına muttali olabilmişsek, O’na imanımız da ancak o kadardır Allah zatına izafe buyurduğu ve bize tanıttığı tüm bu esmasıyla tektir Bu esması konusunda tekliğinin dışında bir düşünce bizi O’ndan uzaklaştırır Mesela Allah kendisini bize Rezzak olarak tanıtmıştır İşte bu konuda, rezzakiyet konusunda O tektir Ondan başkalarını Rezzak makamında görmek, rızkı ondan başkalarına izafe edip onlardan rızık beklemek bizi şirke götürür Çünkü Rabbimizin Ehadiyyeti, Rezzak oluşunda tecelli eder

Yine Rabbimizin Rahmaniyetinin tecellisini Ehad olarak anlı-yoruz Yani Allah Ehad değil de iki tane olsaydı, bu alemde rahmet yerine gazap olacaktı ve bunlardan birisi mahvolacaktı Eğer Rez-zakiyette tek olmasaydı, o zaman başka rızık vericiler aramaya mecbur olurduk ki onlara da kulluk borcumuz olurdu Onlara da minnet borcumuz olurdu

Öyleyse unutmayalım ki Allah’ın tekliği sadece zatına vücut sıfatına raci değildir Eğer Allah’ı sadece zatında tek kabul eder ama esmasında ve sıfatlarında O’nu tek kabul etmez, O’nun sıfatlarına sa-hip başka varlıklar kabul edersek o zaman atıl, tembel, işi bitmiş, mahlukatıyla alakasız bir Allah karşımıza çıkar ki bu muhaldir

Mesela Rububiyette Allah’ı tek kabul etmeyip, rububiyeti konusunda sadece Allah’a güvenmeyip yerde Allah’ın bu eksiğini tamamlamak üzere bir kısım kanun koyucular, program yapıcılar arayan, bir kısım program yapıcıların varlığına da inanan ve bunların kanunlarını da kanun bilen bir insan, Allah’ın bu konudaki tekliğini reddettiği için şirke düşmüş demektir Veya mesela Allah’ı tek Rezzak kabul etmeyip rızık konusunda Allah’a tümüyle güvenmeyip, Allah berisinde Rezzak makamında gördüğü ikinci, üçüncü derecedeki Rezzaklarının korkusundan ötürü Allah’ın kendisinden istediği bir kısım kulluk görevlerini yapmaktan çekinen kişinin hayatında şirkin ucu görünmüş demektir

Veya ilimde Allah’ı tek kabul etmeyen, gaybın ve şehadetin bilgisi konusunda Allah’a tam olarak güvenmeyip yerde onun eksikliğini tamamlamak üzere bir takım gayb biliciler aramaya kalkışan bir adam da şirke düşmüş demektir

Veya mesela şifa konusunda Allah’a güvenmeyip, Allah’ı tek Şafi bilmeyip yerde bir kısım şifa dağıtıcılar arayan ve kabullenen kişi de müşriktir

Öldürmede, diriltmede, ruh vermede Allah’ı tek kabul etmeyen, veya Allah’ı Aziz bilmeyip, izzeti Allah’ta değil de malda, mülkte, makamda, mansıpta arayan bir kimse Allah’a ait olan sıfatları, isimleri başkalarına yüklemeye çalıştığı için şirke düşer

Yine mağfirette, afta, tevbede Allah’ın tekliğini reddeden, Allah’ı ikinci plana atarak bir kısım aracılara sığınmaya çalışan birinin veya kendi kendisini kontrol etmede, murakabe etmede Allah’ı ikinci plana atarak bir kısım aracıları etkin ve yetkin bilen birisinin hayatında şirkin varlığı açığa çıkmış demektir

İşte Allah’ın tekliğini böyle anlayacağız Zatında nasıl tekse, yaratıcılığı konusunda da tektir Yaratıcılığı konusunda nasıl tekse, kanun koyuculuğu konusunda da tektir Kullarına egemenliği konusunda da tektir Kullarını idare konusunda da tektir Hüküm koyucu olarak tek, kitap gönderici olarak tek, peygamber gönderici olarak tek, insan hayatına karışıcı olarak tek hayatta söz sahibi olarak tek, kulluğa layık olucu olarak tek, veli olarak tek… Hasılı O’nunla alakalı düşünebileceğimiz her konuda tektir..

ALİ KÜÇÜK
 

[TB] Benzer konular

Üst