El-Melik

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Melik
Herşeyin hakimi , Mülkün sahibi,mülk ve saltanatı devamlı olan.
Al-Malik
The Absolute Ruler. He who is the Ruler of the entire universe

Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'anı (okumada) acele etme ve de ki: 'Rabbim, ilmimi arttır.' * Taha 20:114 Hak melik olan Allah pek yücedir. Ondan başka ilâh yoktur. Kerim olan Arş'ın Rabbidir * Müminun 23:116 O Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Melik'tir; Kuddus'tur; Selâm'dır. Mü'min'dir, Müheymin'dir, Aziz'dir, Cebbar'dır, Mütekebbir'dir, Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir * Haşr 59:23 Göklerde ve yerde olanların hepsi mülkün sahibi, mukades, aziz, hakim olan Allah'ı tesbih eder * Cuma 62:1 İnsanların malikine, * Nas 114:2

Yüce Allah Melik'tir. Yani mülk sahibi, bütün eşyanın ve yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı olmaksızın sahip olma O'na mahsustur. Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini de aziz etme kudretine sahip olan yalnız yüce Allah'tır. O yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegane hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları idaresi altında tutan tek Allah'tır..
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: El-Melik



Kâinat sarayında, mîmârî ve san'atın,
Sonsuzlara hükmeden, o yüce saltanatın,
İçgüdüyle çırpınan, küçücük bir kanadın,
Herşeyin sahibidir, mülkün MELÎK idir O.
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: El-Melik

"YÂ MÂLİK"
Mülkün sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.


Yâ Mâlik,

Bu sabah ne kadar yoksul olduğumu düşündüm. Sırların sırrına ermek için nice anahtarlar koymuşsun kalbimizin içine. Hakikatin bilgisine ulaşmak için ne yollar döşemişsin ruhumun dehlizlerine. Birden uyandım düşümden. Yoksulluğumu anlamaya, dalgınlığıma çareler aramaya , içimde eskimiş ne varsa yenilemeye yoruldum. İhtiyar bir kuş gibi büyük bir boşlukta, yorgun kanatlarımla sana doğru uçmaya niyetlendim. Ben uçtukça göğün maviliği derinleşti, ruhum enginleşti. Dar-ı dünya inceldiği yerde koptu bu serüvende. Bir kuş gibi geldiğim bu kapıdan yine bir kuş gibi uçarak gideceğim düşüncesi yağmaladı bütün mal varlığımı. Hiçbir şeyim olmadığını, mülkün de tıpkı kendim gibi sana tabii olduğunu bildim en sonunda Yâ Mâlik... Bu kutlu yolculukta muvaffak eyle.


* Hükümdarsın mülk senindir

Ahir senin ilk senindir

Derya senin mülk senindir

Yaratan sensin “Yâ Mâlik”


Yâ Mâlik,

Suların çağıltısı geceleri ne güzeldir. Seni zikrederek çağlaya çağlaya senin Ummanlarına yürümesi aldı aklımı. Bir ırmak gibi kükremek ve dalmak senin Ummanlarına... Düşüncesi yıldızlar düşürüyor ruhuma. Uyuyan bir güvercinin nabzını duyuyorum. Sana inanmış ve senin için adanmış bir hayatı sürüyor. Senin başkentinde olmanın huzuru sinmiş uykusuna. Kabuslar görmüyor bir kefen parası bile etmeyecek nesneler için. Ben de bırakıyorum tüm kabuslarımı yürüyorum gül kokulu başkentine. Kabul buyur Yâ Mâlik. Başkentinin kıyısında durdur beni. Üzerime bulaşmış ne kadar dünya sureti varsa soyunayım senin sularında. Arınayım. Sonra kabul buyur beni.


Din günün sahibisin

“Malik-i yevmiddinsin”

Yer ile göğün arasını

Donatan sensin “Ya Mâlik”

Allah’ım,


Alnımdaki okunaksız yazının anlamını çok sonraları çözdüm. Aşka düşüp, karalar bağladığımda, annemi senin ülkene uğurladığımda bildim alnımın yazılarını.. Hiç yaşayamam sandığım bütün kara günlerimde daha da bilendim bana yazılan günleri yaşamak için. Bana ait olmayan bu ömrün vadesini düşünmedim bile. Bana ait olmayan bir ömrü yine bana ait olmayan bu misafirhanede başı boş tüketmek düşüncesi sarmadı beni. Dakikası bile benim olmayan bir ömür emanetim var. Biliyorum. Zorlandım, kafamı taştan taşa vurdum. Sana layık olmak düşüncesi yıktı bentlerimi. Bütün nesneleri ömrümün emrine vermek gerekti emrinde olmadan nesnenin. Senin mülkünde kendimi yağmaladım. Sana olan aşkım hep benimleydi. Sana şükürler olsun Yâ Mâlik.


Din günün sahibisin

“Malik-i yevmiddinsin”

Yer ile göğün arasını

Donatan sensin “Ya Mâlik”


Ey Allah’ım,

Günahları çoğalan caddelerin esrarı yok. Tadı yok içinde olmadığın zenginliğin. Perdeleri huzura kapanmayan evlerinin bin yetimi var. Zulümden ağlar sarmış dört yanımızı. Para için pul için evlat anasını atasını katlediyor. Dünya sureti kirli elerini her yana uzatmış. Hepimiz birer Yusuf’uz kör kuyularda. Bir de günahkarız üstelik. Çıkar bizi. Mısıra sultan olmak değil muradımız. Kapına geda kıl bizi. Kurtar bizi maddenin metalik adımlarla yürüdüğü bu çarkın dişleri arasından Rabbim. Kar çiçeklerinin beyazı gibi olalım her birimiz. Tertemiz karlar arasından fışkıralım imanı tazelenmiş olarak. Sana tapıyoruz rabbim. Sana inanıyoruz. Kötü zaaflarımızı körelt iyilik niyetine. Her şeyin şüphesiz tek sahibi sensin.


Din günün sahibisin

“Malik-i yevmiddinsin”

Yer ile göğün arasını

Donatan sensin “Ya Mâlik”


Yâ Mâlik,

Nefsimiz bize zulmederken, bizi avuçlarında döndürürken biz kul köle olduk. Nefsin orduları akın akın üstümüze gelirken bir çağ yenilgisi muştuluyor bütün kainat. Senden başka sığınacağımız bir makam yok. Şüphesiz sen herşeyin sahibisin. Azgın zamanın elinden tuttuğumuz için hepimiz gün be gün kayıptayız. Kayıplarımızı azalt. Nefsimizin dizginlerini al elimizden. Hastalıklı ruhlarımızı sağalt. Bize himmet et Rabbim. Nefsimizin bize zulmetmesine, nefsimizin elinde küçük düşmemize aman verme Allahım. Dünya kirlerini atabilmemiz için rahmetinin sularında yuy bizi. Akla. Bizi sevdiklerine kat. Amin.


Din günün sahibisin

“Malik-i yevmiddinsin”

Yer ile göğün arasını

Donatan sensin “Ya Mâlik”
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: El-Melik

Ya Melik!
Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm senin.
Gökler yarılırken sahibim sensin.
Yıldızlar dağılırken sahibim sensin.
Varlığım bana ait degil, varım yoğum senin...
Elimde olanlar benim degil, sahiplendiklerim de senin...
Yokluğa düşürme beni, an senin.
Darlık verme kalbime, mekan senin...
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: El-Melik




El – Melik…

Bütün kainatın, görülen ve görülemeyen tüm alemlerin, yegane sahibi ve tek hükümdarı…

“Mutlak hakim ve hak olan Allah (cc) çok yücedir. O’ndan başka ilah yoktur. O (cc) yüce Arş’ın Rabbidir.” (Müminun suresi, 116. ayet)

Üzerinde yaşadığımız bu dünya da, dünyada bulunan her zerre de ve dünyanın içinde bulunduğu bütün bir kainatta, her şeyin yegane sahibi Cenab-ı Hakkın hüküm ve idaresi altındadır. O’nun izni ve rızası olmaksızın tek bir dal dahi kıpırdamıyor. Bu kainatta; bilim adamlarını dahi hayrete düşüren, akıllara durgunluk veren, muazzam bir şekilde kurulu intizam ve düzen, eşi benzeri görülmeyecek idare, yalnızca O’nun Kudret-i İlahisi ile sağlanmakta… Hem öyle bir idare ki kainatın var olduğu günden bugüne kadar tek bir saniyelik şaşma olmaksızın sürüyor.

Mülk yalnızca Allah’ın (cc)… Bizde O’nun mülkünün birer parçasıyız ve O’nun emri ile, izni ile yaşıyoruz, çalışıyoruz. Hiçbir şeye sahip değiliz. Her şeyin yegane sahibi yalnızca O ( cc)…

Peygamberimiz’in (s.a.v) hiç bir şeyin sahibi olmadığımızı, sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şeyin bir çöp yığınından ibaret olduğunu anlatmak için Ebu Hüreyre’ye gösterdiği misal ne kadar ibretlidir.

Bir gün Efendimiz (s.a.v) Ebu Hüreyre’nin (r.a) elinden tutarak Medine’nin çöplerinin döküldüğü bir dereye götürmüş. Oradakileri gösterdikten sonra şöyle buyurmuş:

“Gördüğün bu kafataslarının sahipleri aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar. Sonunda çürüyüp toz haline gelecekler.

Burada gördüğün pislikler onların yediği lezzetli yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandılar, sonunda midelerine indirdiler…
Şimdi ise herkes buradan uzaklaşmaktadır…
Bu parçalanmış bezler onların süslü elbiseleriydi. Şimdi rüzgar onları parça parça etmiştir.
Bu kemikler onların bindikleri bineklerin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın!” (1)

Sahip olduğumuzu zannettiklerimiz eninde sonunda bir çöp yığınından fazlası değil. Bizim dediğimiz beden dahi bizim değil, ruh tenden alınınca çürüyüp toprak olmaya mahkum… Hal böyleyken akıl karı mı ki güç ve makam için bunca çırpınış olması… Biraz daha toprak için onlarca kanın dökülmesi… Sonunda hiç bir şeyimiz olmadan geldiğimiz bu dünyadan yine hiç bir şeyimiz olmadan göçmekteyiz. Böylesi bir gerçek varken önümüzde akıl, eninde sonunda bir çöp yığını olmaktan öte geçemeyen dünyalık için boş yere çırpınıp duruyor.

Kişi “ben” dedikçe “benim” dedikçe belki farkında olmadan giderek Nemrut’laşıyor. “Ben”lik ağır basıyor da çoklarını kendisinin sanıyor. Eline verilen her imkanın, her makamın ve her nimetin daima kendisi ile kalacağına inanıyor. Malı, mülkü, şanı, şöhreti ne denli çok olursa o denli hükümranlığa soyunuyor. Ve bir zamanlar Firavunların yaptığı gibi kendini tanrı ilan ediyor. Günümüzde adına “tanrı” değil de farklı isimler vererek de olsa kendini her şeyin sahibi sanan, kendisinden altta olanlara hükümran olmaya kalkacak kadar gaflete düşen kişiler mevcut… Böylece düştükleri gafletin farkında olamayanlar, Hz. İbrahim’e kafa tutan Nemrut misali yaktığı ateşe eninde sonunda kendileri düşmekte…

“Allah kendisine hükümdarlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim’le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim ona – Benim Rabbim odur ki hem diriltir hem öldürür – dediği zaman; – Bende diriltir ve öldürürüm – demişti. (İki kişi çağırmış ve birini öldürüp diğerini sağ bırakarak kendince öldürüp diriltebileceğini kanıtlamaya çalışmıştı) İbrahim – Allah güneşi doğudan getiriyor haydi sen onu batıdan getir- deyince o inkar eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara süresi 258. ayet)

Dünyanın yükü çok ağır. Acılar var, ayrılıklar var, derdi tasası, hastalığı var ve ölüm var. İnsan bunca yükü kaldıramaz. Yani mevcut düzeni beğenmeyip bir şeyleri değiştirmeye kalksa, kendisine yanlış görüneni düzeltmeye çabalasa hiçbir şeyi değiştiremez. Bu yüzden mülkü sahibine teslim etmeli… Bizim olmayanı kendimizce değiştirmeye, düzeltmeye çabalamamalı… İnsana her ne kadar eğri görünse de İlahi Nizamda her şey tamda olması gereken doğrulukta… Biz bilmeyiz Allah (cc) biliyor. Bizler aciziz Allah (cc) kudreti ile her şeyi en güzel şekilde nizama sokuyor…

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dileğine verirsin, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin.” ( Al-i İmran süresi 26. ayet)

Sen tek yöneldiğim kapım, sığındığım tek limanım, her şeyin yegane sahibi olanım, Yolumu an’lık şaşırsam da doğru yolu bulduranım…

Beni bana bırakma!… Beni sensiz bırakma!…

(1) Veysel Akkaya – Genç Sahabiler

Eylül Başak
Sayha dergi
 
Üst