Dil susar, gönül ağlar, ruhumuzdan hicran akar!

Mustafa Cilasun

Sevda, muhabbete hasredilen tavdýr, harý rýzadýr!

Kim bilir ne kadar yaralı bir nefes
Biçarelik sanki üzerine geçirilmiş çuha bir kafes, bakınıyor sessizce
Derinliğin kaybolan izlerine sığınıyor, sessizliğin girdabında ne kadar yoruluyor kimsesiz
Nereye gidiyor, kimi bekliyor etrafına o kadar kayıtsız ki, kimseden habersiz hissiz ve şevksizdi biçare yaşlı kadın

Yanına yaklaşıp sual etmek istiyorum
Yapabileceğim her ne varsa sunmak ve o hazin haline deva olmayı diliyorum
Ve fakat çok çekiniyorum, hissiyatını düşünüyorum, o an acabalarda geziniyor ve üzülüyorum
Kim bilir neydi derdi, bu hale düşüren kederi, yalnızlık ikliminde savrulan mecali diye sessizce düşünüyorum

İnsan niçin unutur şevki ve neşeyi
Ruhundan nükseden işveyi, aklın ve irfanın vecdini, dumura uğratır her şeyi
Neden yok olur düşleri, ömrün öznesi olan umutları, sere serpe, naçar bir halde çırpınışları
Hissiyat en berrak renktir, heva ve heyecan bedelli bir elektriktir, akıl ve irade bunun için azme bağlı olan zindeliktir

Nitelik gönül dilinde ki ihlasın şartıdır
İhlasın ihata etmediği her amel nefsin ve hevesin riyasıdır, cilasıdır
Amel ve zikir riyayı kabul etmez, bin bir hal içinde ki edayıda naif eylemez, arlanmak haktır
“Aklın ve mantığın kabul etmediği” derler ve fakat kapasitesi nasıl artar ilgilenmezler, bilmeden hükmetmeyi marifet addederler, tuhaftır

Mustafa CİLASUN
 

[TB] Benzer konular

Üst