CuMA notLaRı/5

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi





sevgili dostlar, 5.cuma sohbetimize hoş geldiniz!
bilirim, biraz ürkütücü de gelse... henüz başımıza gelipte 'eyvah!' demeden, biraz onu hatırlamak, hatırlatmak istedim... geç olmadan! zehi gaflet demeden...


Zehril Riyaz'da rivayet edildiğine göre, Hz. Yâkub (a.s.) ölüm meleği Azrail ile dosttu. Bir gün Azrail, Hz. Yâkub'u ziyarete gider. Hz. Yâkub ona: "Yâ Azrail! Görüşmeye mi geldin, yoksa canımı almaya mı?" diye sorar. Azrail: "Gelişim ziyaret içindir." cevabını verir.

Hz. Yâkub: "Senden bir ricam var" der. Azrail: "Nedir?" diye sorunca, Hz. Yâkub: "Ölümümün yaklaştığını, canımı almaya hazırlandığını bana önceden bildirmeni istiyorum» der. Azrail de: "Hay hay, sana iki veya üç haberci gönderirim." karşılığını verir.
Hz. Yâkub'un ömrü dolunca bir gün yine ölüm meleği karşısına dikilir. Hz. Yâkub yine sorar: "Ziyaretçi misin, yoksa canımı almaya mı geldin?" Azrail: "Canını almaya geldim." cevabını verir.
Hz. Yâkub: "Sen bana daha önce iki veya üç haberci göndereceğini söylemedin mi?" diye sorar. Azrail şu cevabı verir: "Söylediğimi yaparak sana üç haberci gönderdim: Önce siyah iken sonra ağaran saçın, güçlü iken halsizleşen vücudun ve dimdik iken kamburlaşan vücudun... Ey Yâkub! İşte bunlar benim Âdemoğullarına gönderdiğim ön habercilerdir."

İnsan, kâinat manzûmesine ibret nazarı ile baktığında, hayatta en çok alâkadar olması gereken husûsun, “ölüm” gerçeği olduğunu idrâk eder. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir…” (er-Rahmân, 26)
“Her can, ölümü tadacaktır.” (el-Enbiyâ, 35)

Ne tuhaftır ki insan, bir-iki günlük misafir olarak bulunduğu bu dünyâda kendini aldatır. Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde, ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybetmesi her an muhtemel olan fânî emânetlerin mutlak sâhibi zanneder. Hâlbuki insan, rûhuna cesed giydirilerek bir kapıdan dünyâya dâhil edildiğinde, artık o bir ölüm yolcusu demektir. O yolun hazırlık mekânına girmiştir de bunu hiç hatırına getirmez. Bir gün gelir, ruh cesedden ayrılır. Âhiret kapısı olan kabirde diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır. Allâh Teâlâ buyurur:

“Kime uzun ömür verirsek, Biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç (bu manzarayı) düşünmüyorlar mı? (Bu ibretli yolculuğu idrâk etmiyorlar mı?)” (Yâsîn, 68)

İnsanoğlu için dünyâ hayâtının esas gâyesi, Allâh’ın râzı olduğu bir kulluk hayâtı yaşamak sûretiyle âhiret saâdetini elde edebilmektir. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Akıllı kimse, nefsinin hevâ ve hevesine uymayan ve ölümden sonrası için hazırlık yapandır…” (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459)
Merhum Necip Fâzıl bunu ne güzel ifâdelendirir:

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir;
Mezarda geçer akça neyse onu biriktir!..


Hayat, bir bardağı dolduran damlalar gibidir. Bardaktaki suyun berraklığı ise damlaların berraklığına bağlıdır. Bardağı dolduran son damla, son nefestir.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Kimin (hayatta söylediği)en son sözü Lailaheillallah olursa, cennete girer.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16/3116; Hâkim, I, 503)

Yâni kalbindeki lüzumsuz hevâ, heves ve nefsânî arzu ilâhlarını yok ederek gönlünü Allâh ile doldurur ve son ânına kadar bu minvâl üzere rûhânî bir hayat yaşarsa, îmanla göçüp cennete nâil olması umulur. Zîrâ farklı bir hayat yaşayan kimsenin son nefeste, “Lâ ilâhe illâllâh” diyebilmesi çok zordur. Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” buyurmuşlardır. (Bkz. Müslim, Cennet, 83; Münâvî, V, 663)

Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsanoğlu kendisini en net olarak son nefesinde tanır. Hayâtın muhâsebesi, kalbinin ve gözünün önünde sergilenir. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
“Kabir, (amellere göre) ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Kıyâmet, 26/2460)

Güzel bir kul olarak bu fânî âleme vedâ edebilmek ve kabrimizin cennet bahçelerinden bir bahçe olabilmesi için, sayılı nefesleri son nefese iyi hazırlamak zarûrîdir. Yâni mes’ûd bir âhiret hayâtı için; amel-i sâlihlerle müzeyyen, feyizli ve istikâmet üzere bir dünyâ hayâtı elzemdir. Zîrâ Cenâb-ı Hak:
“Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et!” (el-Hicr, 99) buyurmaktadır.

Ömrünü bu şekilde Allâh ve Rasûlü’nün aşkıyla geçiren ve bu istikâmette amel-i sâlihlerle süsleyen has kullar, -Allâh’ın lutfuyla- son demlerinde kelime-i şehâdetin mânevî huzûruyla göçerler. Bunun aksine, toprak üstünde fânî, izâfî ve nefsânî câzibelerin aldatmacalarına kanan ve bu sûretle rûhânî vasıflarını zaafa uğratan bedbahtlar da, ekseriyetle, yaşantılarına uygun bir şekilde ölüp, toprak altında da hüsran ve zillete dûçâr olurlar.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, biz ümmetini îkaz sadedinde:
“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmuştu.
“–O pişmanlık nedir yâ Rasûlallâh?” diye soruldu. Efendimiz:
“–(Ölen), muhsin (ihsan sâhibi, sâlih) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevâbını verdiler. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

Cenâb-ı Hak bu hususta kullarını şöyle îkâz eder:

“Ey îmân edenler, sizi ne mallarınız, ne evlâtlarınız Allâh’ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrâna uğrayanların tâ kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de: «Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka versem ve sâlihlerden olsam!» demesinden evvel size rızık olarak verdiklerimizden Allâh yolunda harcayın. Zîrâ Allâh Teâlâ, hiç kimseyi eceli gelince asla geri bırakmaz. Allâh ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır.” (el-Münâfikûn, 9-11)

Velhâsıl, ölümümüz ve kıyâmete kadar sürecek olan kabir hayâtımız, dünyâdaki vaziyetimize ve amellerimize göre şekillenecektir. Hazret-i Mevlânâ ne güzel söyler:
“Oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir, insanı Allâh’a kavuşturduğunu düşünmeden ölümden nefret edenlere ve ölüme düşman olanlara, ölüm korkunç bir düşman gibi görünür. Ölüme dost olanların karşısına da dost gibi çıkar.”
“Ey ölümden korkup kaçan can! İşin aslını, sözün doğrusunu istersen, sen aslında ölümden korkmuyorsun, sen kendinden korkuyorsun.”
“Çünkü ölüm aynasında görüp ürktüğün, korktuğun, ölümün çehresi değil, kendi çirkin yüzündür. Senin rûhun bir ağaca benzer. Ölüm ise, o ağacın yaprağıdır. Her yaprak, ağacın cinsine göredir…”
Demek ki ölümün güzelleşmesi, hayâtın sâlih amellerle güzelleştirilmesine bağlıdır.

Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, düşünüp ibret almamız ve son nefese, ölüm ve ötesine hazırlanmamız için kabir, kıyâmet ve âhiret ahvâlinden bâzı manzaralar nakletmiştir. Bunların bir kısmı şöyledir:
“Bir müslüman, muhtazar olduğu (can çekişme ânına girdiği) zaman, rahmet melekleri, beyaz bir ipek (elbise) ile gelirler ve şöyle derler:
«–Sen Rabbinden râzı, Rabbin de senden râzı olarak bedenden çık. Allâh’ın rahmet ve reyhânına ve sana gazabı olmayan Rabbine kavuş!»
Bunun üzerine ruh, en güzel bir misk kokusu gibi çıkar. Öyle ki, melekler onu birbirlerine verirler, tâ semânın kapısına kadar getirirler ve:
«–Size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel!» derler. Sonra onu mü’minlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyi bulduğu zamanki sevincinden daha çok sevinirler. Ona:
«–Falanca ne yaptı? Falanca ne yaptı?» diye (dünyâdakilerden haber) sorarlar. Birkısım ruhlar da, kendisinden sorulan biri hakkında:
«–Bırakın onu, o dünyâ telâşına dalmıştı.» derler. Bunun üzerine gelen ruh:
«–Falan ölmüştü, yanınıza gelmedi mi?» der. Onlar:
«–(Öyle mi? O hâlde) o, gideceği yere, Hâviye cehennemine götürüldü!» derler.
Kâfir muhtazar olduğu vakit, azap melekleri mish (denilen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler:
«–Bu cesedden kendin öfkeli, Allâh’ın da gazabını celbetmiş olarak çık ve Allâh’ın azâbına koş!» derler.
Bunun üzerine, cesedden, en kötü bir cîfe kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada:
«–Bu koku ne kadar da pis!» derler. Sonunda onu kâfir ruhların yanına getirirler.”
(Nesâî, Cenâiz, 9)



 

[TB] Benzer konular

M

Mercan

Guest
Ynt: CuMA notLaRı/5

Hayat, bir bardağı dolduran damlalar gibidir. Bardaktaki suyun berraklığı ise damlaların berraklığına bağlıdır. Bardağı dolduran son damla, son nefestir.

Rabbim bardağımızı hep berrak damlalarla doldurmamızı nasip etsin..
Allah razı olsuun MİM hocam ..
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA notLaRı/5

eyvallah sevgili mercan ablam...
binbir emeklerle hazırladığım bir çalışma, şayet sizde olmasanız, kaybolup gidecek... en olmadık şeylere defalarca sal salatası yetiştirenler saatlerce ve hatta daha evvelinden yapılan ön hazırlık ile beraber günlerce süren bir emek için, en azından şu mübarek gün için yazılmış bir çalışmanın kaybolmaması, vakti içinde görülebilmesini sağlayacak bir vefa göstermiyor ablam...

bu yüzden size minnettarım. kadir-kıymet bildiğiniz, emeğe saygı duyduğunuz için.
yüreğiniz var olsun, Rabbim sizden ebeden razı olsun, can ablam...
 
M

Mercan

Guest
Ynt: CuMA notLaRı/5

Rabbim sizden ebeden razı olsun..
Kendi adıma çok fayda görüyorum ve başkalarında bu güzel sohbetten faydalanması için elimden geleni yapıyorum..
Rabbim emeklerinizin karşılığını kat kat her iki cihandada versin inşaALLAH ..
 
S

SUNFLOWERS

Guest
Ynt: CuMA notLaRı/5

Yerden göğe kadar haklısınız sevgili MiM hocam..
Allah razı olsun ..Emekleriniz boşuna gitmesin.. :)


“Oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir, insanı Allâh’a kavuşturduğunu düşünmeden ölümden nefret edenlere ve ölüme düşman olanlara, ölüm korkunç bir düşman gibi görünür. Ölüme dost olanların karşısına da dost gibi çıkar.”
Eyvallah..
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA notLaRı/5

sevgili mercan, SUNFLOWERS, misafir ve bir garip kul ablalarım,
afven!
gecikmeli de olsa en kalbi şükranlarımı kabul edin lütfen.
hakkınızı helal edin,
benden de size sonsuz teşekkürler, Rabbim razı olsun.
 
Üst