CuMA NotLaRı/12

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi


ALLAHü teala, Peygamberi Musa Aleyhisselama hitap edip;
” (Ey Musa! Filan mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefat etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-Bu gece, burada, ALLAHü tealanın dostlarından biri vefat etti mi? diye sorunca:
-Ey ALLAHın peygamberi! ALLAHü tealanın dostlarından hiç kimse vefat etmedi. Ama, filan evde zamanını kötülüklerle geçiren fasık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselam:
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, ALLAHü tealanın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o ”Benim dostumdur.” İnsanlar ise fasık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
ALLAHü teala:
(Ey Musa! İnsanların onun için fasık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, ALLAH’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergahın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

bölüm/4



Mekke günlerinin sonundasınız artık... içinizde iki tezat duygunun anaforunda eşyalarınızı otobüslere yüklediniz. bir taraftan beytullaha veda etmenin hüznü gözlerinizi buğulu bir cam'a döndürürken, diğer taraftan insanlığın efendisine doğru yaklaşmanın, ona varabilmenin tarifsiz heyecanıyla yüreğiniz nazenin bir muştuya kanat çırparken yollar giderek uzayan ve bitmeyen bir çilehaneye dönüşüverir.

450 km. uzunluğundaki yolunuzun her virajı içinizde kıvrım kıvrım uzayıp giden bir hasrete dönüşüverir. yol boyunca görevli hocaların medine atmosferine uygun anlatımları, salat-ü selamları ile varırsınız kutlu beldeye...

hicret garajında yapılan pasaport kontrol molasının arkasından yeniden yola revan olunca gözler artık uzaklardan belli belirsiz mescid-i nebi'nin minarelerini farketmeye başlayacak ve bu nabız atışlarınızın periyodik bir artışa, keza yüreklerinizin de yüksek volümlü çarpıntılara inkilab ettiğini hissedeceksiniz.

işte o an!
aşıkların yüzüne bakmanızı, o yüzlerde yumak yumak biriken hasret dağlarının nasıl da tarifsiz bir heyecana döndüğünü görmenizi isterim... otobüsün içine göz attığınızda bunu yüzlerden hissedebilirsiniz. tatile giden yüzlerle, sevgilinin hasretini yüreklerine ilmek ilmek dantela gibi örenlerin yüzlerini hemen farkediverirsiniz...

ve artık Medine-i Münevvere'nin ilerliyor otobüsünüz... gözler şehrin her yanından panoramik kuş bakışıyla görülebilen ve içinde kutlu nebiyi barındıran o muhteşem mescidin minarelerinde asılı kalmıştır adeta...

sonra iyice yaklaşınca birden "yeşil kubbe"yi farkediverirsiniz... ve bütün gözler işte "o kubbe"nin mıknatıs gibi çeken cazibesindedir artık... görevlinin, "hacı efendiler, sevgili efendimiz işte o yeşil kubbenin altında istirahat buyuruyor" sözleri kalpleri bir anda enfüsi ve deruni bir adrenalin hareketliliğine sevk edecektir...

kimi gözlerden yaşlar boşanmaktadır o an! salat-ü selamların en gür perdeden semaya salındığı kozmik bir atmosferi solumaktasınızdır... ve, derken otelinizin önüne geldiğinizi otobüsünüzün duruşundan farkedebiliyorsunuz ancak...

ne yazık ki o an, artık manevi hislerinizden sıyrılıp otele yerleşmenin, eşya kontrolü, asansör sırası, oda seçimi, tahsis edilen odayı beğenip-beğenmeme gibi tamamen nefsani, insani ve dünyevi yanımızın galip geldiği anların esaretine mağlup olmuş anlarındasınız... ve o anları hasarsız olarak, bulunduğu şehrin ve misafiri olduğumuz kutlu kişinin hürmetine edep ve adap ile atlatabilenlere ne mutlu diyesim geliyor içimden...

son bir kaç saate sığdırabildiğimiz bu yoğun ikilemlerin, farklı ruh hallerinin insiyakıyla yerleşiyoruz otelimize... duruma göre, oraya varış saatinin getirdiği zaruretlere binaen ya yemeğe koşuyor ya da...
bir an evvel efendiler efendisini ziyaret için hazırlanmağa başlıyoruz...

Lakin ziyaretten önce oraya varabilmenin bazı edeplerini sıralamamız gerekiyor, ki... yazdıklarımız sadece bir anı olarak kalmasın, aynı zamanda oraya gitme hevesinde ve arzusunda olan kardeşlerimize bilgi de sunmuş olsun...

hazırlıklarımıza evvelen guslederek başlamalıyız... en yeni, en temiz ve en güzel elbiselerimizi giyinmeliyiz. sonra kokuların en güzelini sürünmeliyiz. oteliniz uzak bile olsa mutlaka oraya yayan olarak gitmeğe azmetmelisiniz. unutmayalım ki bütün dostlar, aşıklar bırakın oteli, medine şehrine dahi binitli olarak girmemişlerdir, edeplerinden ötürü...

Otelimizden ayrılıp Salat-ü selamlarla beraber yola revan olurken... duruveriyorum birden... içimden ziyaret edeceğimiz insanlığın efendisinin onurlandırdığı zamana kayıveriyor hafızam birden...

hayalen yaptığım bu seyahatte onun mübarek ayak izlerinin bulunduğu duraklarda gezindim o anlar, mahzun ve müyesser...

Tertemiz bir hayat yaşamıştı... Tertemiz insandı. İçi temiz üstü temizdi. Uzuna yakın orta boyluydu. Yüzü çok güzeldi.

Mahzun bir hali vardı sanki... bir o kadar da dalgın gibi gördüm onu... sanki Uhud'da kaybettiği amcasını hatırlıyordu. Kulakları kesilen, vücudu parça parça edilen Hamza'sını. Belki de hicrette attan düşürülüp dört aylık çocuğunu kaybeden ve Medine'de uzun süren hastalıklı yaşamından sonra kaybettiği kızı Zeyneb'ini hatırlıyordu. yoksa bu mücella yüzdeki hüzün can yoldaşı haticesinin yokluğundan mıydı ne... durun bi dakika! o da ne? mübarek gözlerinden yaş mı akıyor yoksa... evet ya, kucağında tuttuğu 16 aylık yavrusu ibrahim'in ölümüneydi bu gözyaşları... "ama sizin bir ölümün arkasından ağladığınızı görürlerse diğer insanlar da ağlar ya Resulullah" diyen Abdurrahman bir Avf'a: "Ama ben bir babayım, bu merhametten kaynaklanıyor... ben insanlara ağlamamalarını değil, bağırıp çağırmalarını, dövünmelerini yasakladık" diye buyurduğunu duyuyorum. sonra uhud'a kaydı gözlerim... yine yaşlıydı gözleri, kefen yetmediği için ayak tarafına yapraklar örtüyordu, fidan boylu, yusuf yüzlü mus'abının... "müslümana hüzün yakışır" buyurmuştu ya, sahi mübarek yüzüne kondurduğu o buğulu hüzün çizgileri nasıl da yakışmıştı ona... dünyada hangi yüzde böylesi bir anlam kazanabilmişti ki... bu aciz fakiri alıp ta 1500 yıl öncesine götüren hayal gemisinin kaptanına çok yalvardım... ki, n'olur, beni onun tebessüm ettiği bir durağa götür, ineyim o limanda da bir an onu ay'ı, güneşi kıskandıran mübarek ve nazenin yüzünde beliren bir tebessümünü resmedeyim hafızama diye... indirildiğim yerde yaşlı bir anneyle şakalaşırken gördüm onu... "yaşlılar cennete giremez!" diyordu ona tebessüm ederek... ALLAH'ım, hüzün kadar tebessüm de onda bulmuştu manasını sanki...

Aa, o da ne? şu sokak başında durmuş gelen birini izliyor, yaklaşınca da gökyüzünde beliren ala-imi semayı kıskandıran, baharları müjdeleyen çiçeklerden daha güzel tebessümlerle bakıyordu gelene... dikkat kesildim kimdi o gelen ki, böylesine tebessüm ettirmişti onu? Aman ALLAH'ım, Ömer'iydi o gelen... heybetinden yabancı elçilerin dizlerinin bağı çözüldüğü can dostu Ömer'i... "Ya Ömer, iblisi gördüm az evvel, seni görünce yolunu değiştirdi, korkusundan!" derken, demek buydu tebessümü az evvelki...

yanına yaklaşacak yüzüm olmadığı için, bir kaç yerde daha uzaktan seyreyledim onu, gemim kalkmadan evvel... bir bayram günüydü, çocuklar oyun oynarken, kenarda mahzun mahzun bekleyen bir yetim başını okşarken gördüm onu... tutmuş elinden, mübarek hane-i saadetlerine götürüyordu. ben çocukları seyre dalmışken ne kadar zaman geçti bilemedim ki, yetim yavru döndü birazdan... fakat o da ne! elbiseleri değişmiş, yenilenmişti... yüzü gülüyordu, çok mutluydu, bulutların üzerinde uçarmışcasına... oyun oynayan zeki çocuklardan biri farketmişti onun bu olağanüstü halini ve sordu o yetim yavruya: "ne oldu sana böyle, az evvel üzgün ve gözüyaşlı değil miydin sen? ne oldu da birden neşelendin böyle?" büyük bir gururla, iftiharla cevap verdi yetim yavru: "Artık Muhammed babam, Fatıma annem, hasan ile hüseyin de kardeşlerim oldular da onun için" deyiverdi... hüzün sırası oyun oynayan çocuktaydı bu sefer: "Seni şanslı çocuk, keşki ben de senin gibi yetim olaydım, anam babam ölmüş olaydı da, onlar benim anam babam, kardeşlerim olsaydı" diye hayıflanıyordu...

ve onu ordunun arkasından bir gazveye giderlerken seçebildim, hayal-meyal... devesinden inmiş, sevgili Anamızla koşu yarışı yaparlarken... bu yarışı iki kez yaptığını duymuştum daha evvel, ilkini kaybetmiş, ikincisini kazanmıştı... ama ben bu yarışın hangisi olduğunu farkedemedim, gözlerim iyice buğulanmış, ayrılış vaktinin hüznüyle içimde kopan fırtınaların te'siriyle olsa gerek...

az daha vaktim olsaydı, Arafat ovasında yüzbin kutlu kişi önünde verdiği nemire mescidindeki son hutbesini dinlemek isterdim... "Ey insanlar beni dinleyiniz!" diye buyuran ve hz. Ebubekir (ra) gibi firaset sahiplerini -vefatının yaklaşmış olduğunu hissederek- gözyaşlarına boğan ve insanlığa yepyeni bir medeniyetin ve kıyamete kadar sürecek olan yeni paradigmanın habercisi olan konuşmasını...


haftaya efendimizin huzurunda olacağız inşaALLAH



Seattle Özel Olimpiyatları’nda, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar...
Başlama işareti verilince, hepsi birlikte hareketlendiler... Bir hamlede başlayamadılar belki, ama hepsi de yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler.
.....
Fakat daha yarışa başlar başlamaz, bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı....
Diğer sekiz kişi delikanlının ağlamasını duydular.
Yavaşladılar ve geriye baktılar...
Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye dönüp delikanlının yanına geldiler.
İçlerinden Down Sendrom’lu bir kız eğilip oğlanı öptü ve;
“Bu onun daha iyi olmasını sağlar” dedi.
Sonra dokuzu birden kolkola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı.
Orada bulunan insanlar hala bu hikayeyi anlatıyorlar.
.....
Neden?
Çünkü şu tek şeyi derinden bilmekteyiz:
Bu hayatta önemli olan şey; kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir... Bu hayatta önemli olan; yavaşlamak ve rotanızı değiştirmek anlamına gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir...






 

[TB] Benzer konular

Ynt: CuMA NotLaRı/12

Düşünceler, denemeler diyarından henüz ayrıldım. Ama tesirinden ayrılabilmek... Efendimiz (s.a.v) i görmek için uğradığınız duraklar kısmı muhteşemdi. Çok iyi kurgulayıp sonucu bağladınız.

Bu kısmı az önce sesli bir şekilde eve okudum. Okurken duygulanmamak mümkün mü?

Bu yazınızdaki üslup çok farklıydı. Hem edebi ve de manevi açıdan çok yoğundu. Zengin olan kelime haznenizi, tarihi, entellektüel birikiminizi çok iyi harmanladınız. Hayran kaldım vesselam. :)

Yüreğinize, emeğinize, gözlerinize sağlık.

Cumamız mubarek olsun inşALLAH.

Rahmana emanet olun.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA NotLaRı/12

estağfirullah liprade, teşekkür ederim abisi...
şayet kader bir günahkara, insanlığın efendisini anlatma rolü verdiyse, günahlarının kefareti olacak bir damla yaş hatırına o hayal gemisinden bir ömür inmeden yaşamaya razıdır ya, adı üstünde hayal gemisi işte abisi, indiriveriyorlar zorla adamı...

Rabbimden sizin için de bu kutlu yolculuğu nasip kılmasını dilerim.
 
Ynt: CuMA NotLaRı/12

O hayal gemisi için az tefekkür etmediniz, ettirmediniz. :) 1 saatlik tefekkürün de ecrini iyi bilirsiniz. 8)

İçten duanıza amin ecmain inşallah diyelim. :)

*Rica ederim.
 
K

Kasým

Guest
Ynt: CuMA NotLaRı/12

Oo editörüm bu yazı çok güzel olmuş...
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA NotLaRı/12

Oo editörüm bu yazı çok güzel olmuş...
valla kasım kardeş,
tamam, şımarmak yok... ama, sizden böyle bir iltifat görmek hoş bi duygu gerçekten!
diğer arkadaşlar sevdiklerinden dolayı iltifat ederler anladım da, bir "molla kasım" iltifatı kırk yılda bir gelir, yani! :D

teşekkürler abisi... aslında bu iltifata layık olan ben değilim. büyük allah'ım, siz haddinizi aşıp onun habibini anlatma cüreti gösterseniz de o lütfedip yazdırıyor adama işte... zaten güneş ışıltısındaki bir hayatı kim yazsa bu fakirden daha güzel yazardı. zira biz onu bir mum ışığı kadar bile gösterebildiysek fakir adına bu dünyalardan büyük bir saadettir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA NotLaRı/12

Yazılanları ve daha fazlasını hak ediyorsunuz zaten.
yo, estağfirullah...
***
bakın size ne diyecem... inşirah ve fussilet dışında da bazı sitelerde yazıyorum sürekli... yardımcı olmağa çalışıyorum... inanın, teşekkürü bi tarafa bırakın, çoğu kez, adeta düşmanca karşılanıyorum. sen de nereden çıktın gibi bir havayla karşılanıyorum. bazen hakaret bile gördüğüm oluyor. bu tavırlarını anlıyamıyorum bi türlü ama, sora diyorum ki, al işte... senin boyun, hacmin bu kadardır. dostlarının sevgisi seni şımartınca kendini allame zannettin. işte bu senin boyunun gerçek ölçüsüdür. çünkü o insanlar seni tanımıyor ve gerçek terazide tartıyorlar...

işin enteresan tarafı, orta bir kararda, normal bir halde olamadım hiç. ya sevginin, ya da nefretin uç noktalarında gezindim hep. ve yine tuhaftır, bu uç reaksiyonların merkezinde %99 bayanlar vardır. ve hep sordum kendi kendime, bu insanlar mı benim dilimi anlayamadı, yoksa ben mi onları anlamaktan uzağım!
***
daha dündü, bir konu ararken tevafuken bir siteye rast geldim. sadece "mumine" kadınlara ait bir siteydi. başörtüsünü, islami bir simge olarak bayraklaştırmış bu sitede çok kaba ve galiz reklamlar gördüm. sitenin başörtülü resmi logosu altında -çok affedersiniz- üryan bir reklam resmi vardı. içim çok acıdı... yüreğim adeta dikenli tellere tırmandırılmıştı... dayanamadım ve siteye üye olup bu durumun garabetini, bu yaman çelişkiyi afif bir lisan ile kaleme aldım. önce ağır bir fırça çekildi, arkasından o yazı "atta"ya gönderildi... baktım siteye inanılmaz derecede yardım talebiyle gelen iyi niyetli, dinini öğrenmek isteyen bir sürü insan var, gelip sürekli soru soruyorlar, birşeyler öğrenmek istiyorlar... bütün kızgınlığım ve kırgınlığıma rağmen, sırf Allah için ve bu insanlar hatırına orada yazmağa, cevap verilememiş bi sürü suallerini cevaplandırmaya, yol göstermeye çalıştım... gücümün yettiğince... bir görmeliydiniz, sitenin jandarmaları nasıl yüklendiler üstüme, bir sürü saçma sapan, abuk subuk ingilizce teknik terimlerle ne zorluklar çıkardılar, adeta fitil fitil getirdiler burnumdan... diğer tarafta o yardım talep eden iyi niyetli insanların masumiyetini, mahçubiyetini görmeliydiniz... biri, yazdığım cevabi bir yazı için, "hayatımda okuduğum ve beni en çok mutlu kılan satırlardı bunlar" diye yazmış ya, çılgına döndü mübarekler yav... şimdi ben o güzel insanların hatırı için orada yazmakta direniyorum, onlarsa kovalayıp, bıktırıp kaçırmak için direnmeye devam ediyorlar... bakalım bu maç karakolda mı biter, yoksa sahada mı, bilmiyorum.

eh sabah sabah başınızı ağrıttım yav, kusura bakmayın... insan dertlenince soluğu yine dostlarının, sevdiklerinin yanında alıyor... seni anlayabilenlerin yanında nefeslenmek için!

ne iyi ki varsınız ve sizlerin layık olmadığım sevginizle ayakta durmaya çabalıyorum. elbette en başta RABBİMİN rızası için!
 
Ynt: CuMA NotLaRı/12

eh sabah sabah başınızı ağrıttım yav, kusura bakmayın...
Bir aspirinle geçer. 8)

insan dertlenince soluğu yine dostlarının, sevdiklerinin yanında alıyor... seni anlayabilenlerin yanında nefeslenmek için!
Ne mutlu bizlere. :)

*Yazınızın diğer kısımları hakkında fazla bir şey demeye gerek yok. Çokça karşılaşıyoruz. Rabbim yardımcınız olsun, kaleminize, yüreğinize kuvvet versin inşALLAH.

Rabbim o türleri hayırla ıslah etsin inşALLAH.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
Ynt: CuMA NotLaRı/12

liprade' Alıntı:
*Yazınızın diğer kısımları hakkında fazla bir şey demeye gerek yok. Çokça karşılaşıyoruz. Rabbim yardımcınız olsun, kaleminize, yüreğinize kuvvet versin inşALLAH.
Rabbim o türleri hayırla ıslah etsin inşALLAH.
çok teşekkür ederim sevgili liprade,
biraz geç kalmış bir mesaj olsa da, anca farkedebildim abisi.
bu arada o bahsettiğim gestapo jandarmalarının görev yaptığı siteye gitmek mümkün olmadı bi daha...
hani meşhur bi söz var ya, "çingeneye koltuk vermişler, ilk önce babasını astırmış" diye... oradakiler de öyle...
yetki verilmiş ya, terör estiriyorlar adeta...
 
Üst