cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Soru
BİR MÜSLÜMAN DEVLET DİĞERİNE SAVAŞ AÇARSA HANGİ TARAF ŞEHİT OLUR VEYA BİRBİRLERİNDEN ADAM ÖLDÜRENLER MESUL OLUR?


Değerli Kardeşimiz;

— Bir Müslüman devlet diğer Müslüman devlete savaş açamaz, kardeş kardeşi vuramaz. Bu, şahıs plânında da, devlet çapında da böyledir. Resûl-i Ekrem Efendimiz değil bir Müslümanın diğerine kurşun atması, silâhını ona doğru yöneltmesini dahi yasaklamış:

— Sizden biriniz Müslüman kardeşine silâhını yöneltemez, ona işarette bulunamaz, buyurmuştur. Demek ki, bir Müslüman elindeki silâhla kardeşini göstermek için işaret dahi edemez, sadece işaret sırasındaki hatırlatmayı dahi hoş göremez.

Aralarında çıkan ihtilâfı ise, görüşmeler yoluyla halletmeleri gerekir. Şayet görüşmelerle halledemezlerse hakem hey’eti seçilir, tarafların kabul edeceği hakemin verdiği hükme rıza gösterme mecburiyeti doğar. Buna rıza göstermeyen ise haksız olur, çıkan savaştan mes’ul duruma girer. Burada dikkati çeken husus, ortada hakemlik yapan hey’etin gerçekten de tarafsız olması, sadece haklının yanında bulunmasıdır.

Müslümanlar, haksız olduklarını bildikleri halde sadece âmirlerinin verdiği emrin hatırı için Müslüman kardeşlerine kurşun atamazlar. Zira bilirler ki, Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz. Âmirleri haksız yere Müslüman kardeşine kurşun atmayı emrediyor, bu ise Allah’a isyandır. Allah’a isyan olan emre itaat mecburiyeti yoktur.

Bütün bunlara rağmen hakkın ne tarafta olduğu bilinmeden savaşılıyorsa hangi tarafta Allah rızası esassa o tarafın ölenleri şehittir.


a.şahin
 

[TB] Benzer konular

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
]Allah Resulü suikastları ne için yaptırdı? Peygamberimizin bazı kişileri özellikle suikast tarzı ile öldürttüğünü okuyoruz. Özellikle Ebu Afak olayını açıklarsanız sevinirim. Gerçektende Ebu Afak’ın tek suçu peygamberi eleştirmek miydi? Öldürülmesini bizzat peygamber mi emretmiştir? Bunları örnek alarak bugün de böyle bir uygulama yapılması caiz olur mu?

Değerli Kardeşimiz;

Hz. Peygamber (s.a.v.) bazı savaş suçlularını, Ebu Izze gibi, düşmanla iş birliği eden ve onları müslümanlar aleyhine kışkırtan Yahudi Şair Ka'b b. Eşrefi bir devlet başkanı olarak emir verip öldürtmüştür. Ka'b b. Eşref şiirleriyle Hz. Peygamberi ve İslam kadınlarını da diline dolamıştı.

Bu tür ölüm emirleri birer suçun karşılığıdır. Hz. Peygamber'in onların ölümüne hükmetmesi ve ölüm emrini vermesi devlet başkanı ve en yüksek hakim mevkiinde olması sıfatıyladır. Bu konumda olmayan birisi kendince ve hukuksuz olarak insanların öldürülmesini emredemez ve suçluları cezalandıramaz. Bu durumun anarşiye yol açacağı ve doğru olmadığı açıktır. Bu takdirde can ve mal güvenliği ortadan kalkacaktır.

Ebu Afek olayında ise durum daha farklıdır. Bedir Gazasından sonra Yahudi Ebu Afek müslümanları yeren şiirler kaleme aldı. Ayrıca o, insanları Hz. Peygambere karşı kışkırtıp durmaktaydı. Durum üzerine Neccar oğullarından Salim b. Umeyr kendi kendine onu öldürmeye karar verdi. Bu konuda ölümü göze almıştı. Ebu Afek'i kollamaya başladı ve bir yaz gecesi onu, Amr b. Avf oğulları suffasında uyurken, göğsüne kılıcını batırarak öldürdü. Amr b. Avf Oğulları Yahudileri onu kimin öldürdüğünü bilemediler. "Öldüreni bilseydik, biz de onu öldürürdük" dediler ve Ebu Afek'i öldürüldüğü yere defnettiler.

Burada Rasulullah'ın onayı ve emriyle bir suikast gerçekleşmiş değildi. Olay ve kaynaklar için bkz. M. Asım Köksal, İslam Tarihi,I- XVIII, Şamil Yayınevi, İstanbul 1987, IX, 235.


sorularla islamiyet
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
Müslümanlar birbirleri ile cihat edebilir mi? Evet ise ne durumlarda savaşırlar. Cihat olması için önce din mi, yoksa toprak millet mi önde gelir veya vatan ve millet için (İslam vatanı ve milleti değil) savaşılır mı. İslam tarihinde bunun örneği var mı varsa ne zaman kimler arasında olmuştur?


Değerli Kardeşimiz;

Müslümanların birbiriyle savaşmaları bir cihat değil, vahşettir. Ancak –müslüman kimliği olmakla beraber -İslam inancına ters düşen bazı ideolojiler veya doktrinleri meslek edinerek samimi müslümanların inancını bozmaya çalışan gruplara karşı devlet uygun görürse savaş açabilir.

Bir de iki Müslüman grup arasında savaş çıktığı takdirde, devlet bu gruplardan haksız olana karşı haklı olanın yanında yer alır.

“Eğer müminlerden iki topluluk birbiriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa, bu saldıran tarafla, Allah’ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun. Döndüğü takdirde aralarını hakkaniyetle düzeltin ve hep âdil olun, çükü Allah âdil olanları sever”(Hucurat, 49/9) mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmaktadır.

Tarih içerisinde Müslüman devletler arasında olan savaşlar, genellikle dinî değil, siyasîdir.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
şunu çok merak ediyorum dağda öldürülen askerlerimiz şehid mi? ...


Değerli Kardeşimiz;

Vatanımızı Düşmanlardan korumak için vefat eden, askerlerimiz şehit olduğu gibi, iç karışıklıklarda vefat eden polis, jandarma ve askerlerimiz de şehittir.

Ayrıca Müslüman bir ülkenin karışıklığını önlemek ve yabancı askerler yerine Müslüman askerlerin gitmesi gereken yere, devletin emri ve izni ile gidip öldürülen askerimiz de şehittir.

Değişik hadislerde, şehitliğin farklı unsurları/özellikleri söz konusudur:

Örneğin; kendi malını, -ırz ve namusunu, vatanını- korurken öldürülenler, Kolera ve benzeri hastalıktan dolayı ölenler, iç hastalıklardan biriyle ölenler, suda boğularak ölenler, bir yıkım altında kalarak ölenler de şehit sayılmıştır. Bunlara manevî şehit denir. Yani; bunlar dünyada Allah yolunda savaşarak şehit olanlar gibi muamele görmez, bilakis diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve öyle defnedilirler. Fakat ahirette şehitlik sevabını alırlar. Şüphesiz ki, şehitten şehide de derece bakımından fark vardır.

Bir komutan, bir askeri yanlış komuta ederek onu felakete atsa bile o askerin mükâfatı yine şehitliktir.

Çünkü, müsibet-zede mükâfat ister. Bu mükâfat ya hatalı komutanın iyiliklerinden alınarak ona verilir- ki bu bir hiç hükmündedir-. Veya rahmeti sonsuz olan Allah’ın sonsuz hazinesinden verilecektir. Allah katındaki bu tür işlerin mükâfatı, şehitlik ve gazilik derecesidir(bk. B. Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 134).


sorularla islamiyet
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
MERHABALAR FİLİSTİNDE KENDİLERİNE BOMBA BAĞLAYIP KENDİLERİYLE BERABER BAŞKALARININ DA ÖLÜMÜNE NEDEN OLAN İNSANLARIN ÖBÜR DÜNYADAKİ DURUMLARI NASIL OLUR.İNTİHARIN GÜNAH OLDUĞUNU GÖZ ÖNÜNE ALARAK NASIL CEVAPLAYABİLİRİZ.


Değerli Kardeşimiz;

Bildiğiniz gibi Müslümanların dinleri, canları, malları ve nesli uğruna ölmeleri onların şehit olmaları anlamına geliyor.

Dini, malı ve canı için ölenlerin şehit olacağını bildiren hadisi şerifler vardır.
İslam aleminde çok tartışılan filistindeki olaylara gelince: acaba intihar mıdır, yoksa şehitlik midir? İntihardır ve intihar değildir diye iki ayrı anlayışın olduğunu görüyoruz. Bizim kanaatimiz ve vardığımız netice şudur:

1- İnsanların iç alemini ve niyetini bilmediğimizden ve hüsnü zan etmekle sorumlu olduğumuzdan, onların din ve vatanları uğruna kendilerini feda ettiklerini düşündüğümüz de, bu olayın bir intihar olmayıp, şehitlik olduğu anlaşılmaktadır.

2- Dinimize göre savaşın şartlarından biri: “Savaş ancak savaşanlarla ve savaşa iştirak edenlerle yapılır.” kuralıdır.

Filistindeki olaylara baktığımızda, bu kuralın zaman zaman çiğnendiğini görmekteyiz. Savaşmayan kimselere hücum edildiği gibi, çocuklara ve kadınlara da saldırıldığı görülmektedir. Hatta böyle bir durum İslam’ın sanki terör diniymiş ve çoluk çocuk demeden suçsuz insanları da öldürüyorlarmış, diye anlaşılmasına da sebep olabilmektedir.

Demek ki dini ve vatanı için kendini feda etmek güzeldir, iyidir. Fakat bu işin bizzat savaşa iştirak edenlere karşı yapılması da dinimize göre şarttır. Suçsuz insanlara yapılması uygun değildir. Bu sebeple kesin karar vermek yerine böyle bir değerlendirmeyi uygun buluyoruz. En doğrusunu Allah bilir.


sorularla islamiyet
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
İntihar saldırılarının islam dininde yerinin olmadığı kesin ama bir durumu ben size sormak istiyorum diyelim savaş ortamında bir müslüman asker düşaman cephanesine bomba yerleştirecek ve bombayı patlatma işi de dışarıda bir askerin elinde bombayı yerleştirdi tam bu esnada düşman geliyor ve yakalanmak üzere yani kaçamayacak şimdi bu durumda dışarıya kendisi içerde olduğu halde patlat diye bilir mi yada kendisi bombayı patlatabilir mi bu durum normal intihar saldırısı ile aynı mı olur ölen ne olur


Değerli Kardeşimiz;

Kişinin vatanı ve dini için bile bile canını feda etmesi caizdir. Bu bakımdan savaşa katılan kişilere karşı olmak şartıyla kişi canını feda ederek bomba patlatması caizdir. Ancak savaşa katılmayan kişilere yapılırsa o takdirde caiz olmaz.

 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
Mesela birisi cok hasta. Doktorlar büyük bir ihtimalle hastalik hastayi öldürücek, ama belli bir tedavi icin hastahanede kalmasini istiyor ilaclarla belki iyilesebilir. Ama hasta diyor ki madem ölüm yakindir evde ölmek istiyorum, bu karar caiz m? Intihar mi? Veya ilaclari almiyor yan etkisi agir oldugu icin, bir müslüman böyle veya benzeri durumlarda nasil davranmali? Bazi Avrupa ülkelerinde hasta aci cekmesin kendi vaya ailesinin izniyle doktor tarafinda hayata son verilsin bunu nasil degerlendirmek lazım?


Değerli Kardeşimiz;

İyileşme imkanı olmayan bir hastanın hastaneden ayrılıp evine gitmesi ve verilen ilaçları yan etkileri ağır oluyor diye kullanmaması günah değildir. Bu intihar anlamına da gelmez. Ancak nasıl olsa bir süre sonra öleceğim diye kendini öldürmesi caiz değildir.


s.islamiyet
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
Bir gençle kız birbirini seviyor. Sonra kız, erkek arkadaşından soğuyor. Erkek intihara teşebbüs ediyor. Kız bundan mesul olur mu?


Değerli Kardeşimiz;

İnsanlar iradeleri ile yaptığı fiillerden kendileri sorumludur. Bir erkek sevdiği bir kızın kendisinden ayrılmasından dolayı intihar etmekle kendisi mesul olur. Kızın bu konuda mesuliyeti yoktur.

Allahu Teala insana irade vermiş ve insanların haramlardan uzak durmasını emretmiştir. Bu yasaklara uymayan insan iradesini güçsüz duruma düşürmüş olur. Bunun neticesinde de günahlara girme ve intihar etme gibi istenmeyen sonuçlara maruz kalır.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

İnsanın tahammül edemeyeceği sıkıntılardan dolayı intihar etmesi onu mesuliyetten kurtarır mı?



Değerli Kardeşimiz;


Allahu Teala Kuran-ı Kerim'de hiç bir kuluna katlanamayacağı yükü yüklemeyeceğini buyurmaktadır. Nitekim İslamın emir ve yasaklarını incelediğimiz zaman bunun böyle olduğu açıkça görülmektedir. Mesela namaz gibi sık yapılan bir ibadetin, bedene hiç bir zahmeti yoktur. Nefis için çok ağır gelen bu ibadetin, hem ruha hem bedene bir çok maddi ve manevi faydası vardır. Nefis namazdan hoşlanmadığı için namazın zor olduğunu söylemek hakikatle bağdaşmayacaktır.



İnsanın başına gelen katlanamayacağı yük kendi hataları yüzünden gelmektedir. "Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” ilahi fermanı bunun açık delilidir. Gayr-i meşru hayat yaşayan ve bunun neticesinde kendisine verilen sağlam iradeyi zayıflatan insan, kendi elleri ile kendisini tehlikeye atmışsa ve bunun neticesinde de intihar etmişse elbetteki ilahi azaba maruz kalacaktır.



"Evet, zorlukla beraber bir kolaylık var". Evet, o her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Yani o zorluğa göğüs gerilip aşılırsa o kolaylığa erilir. O kolaylığa inanıp, o zorluğa ehemmiyet vermeyip de Allah'ın izniyle sabır göstererek dayanan ona erer. Nitekim "Ve'l-Leyli" Sûresi'nde "Kim malını Allah yolunda verir, takva yolunu tutar ve en güzeli de tasdik ederse, biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız."(Leyl, 92/5-7) buyurulmuştur.



Şu halde bundan sonra da bir zorlukla karşılaşırsan onu da başka bir kolaylığın izleyeceğini veya beraberinde bir kolaylık bulunduğunu bil, bu vaadi tasdik et de o zorluktan yılma. Onu da gönül hoşluğuyla karşıla. Bir yönden zor görünen bir şeyde diğer yönden bir kolaylık vardır. O şeyi, bu kolay yönünü bularak yapabilen kolaylığına erer. Her zorluğu bir kolaylığın izleyeceğine inanmak da o zorluğun yalnız sonunda değil, beraberinde de bulunan bir kolaylık yönüdür. Bu itibarla "en güzel"i tasdik eden ve ona göre çalışan müminler için her zorlukta iki kolaylık var demektir ki, bunun birine dünya kolaylığı, diğerine ahiret kolaylığı demek uygun olur.
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
Beyin ölümü gerçekleşmiş birinin fişini çekmek mi, yoksa yaşama devam etmesini sağlamak mı evladır? Fişi çekmek caiz midir?


Değerli Kardeşimiz;

İslam dinine göre kişinin kendi canına kıyması (intihar) yasak olduğu gibi tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın yaşamına bir başkası eliyle son verilmesi talebi olan ötenazi de yasaktır. Ancak yoğun bakım cihazına bağlı olarak yaşamını sürdüren kimsenin, solunum cihazından kurtarılmasının iki şartının bulunması durumunda caiz olacağı ifade edilmiştir. Bu Şartlar;

A- Kalp ve solunum tamamen durmuş ve uzman tabiplerin, bu durumdan geri dönüşün artık imkansız olduğu sonucuna varmaları.

B- Beynin bütün fonksiyonları kesin olarak durmuş ve uzman tabipler bu durumdan geri dönüş olmadığını ve beynin çözülmeye başladığına hükmetmiş olmalı.

Belirtilen bu şartların gerçekleşmesi durumunda hastanın bağlı olduğu yoğun bakım cihazı kapatılabilir.


DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
 

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Tema üyesi
Ynt: cihad için ölme, öldürme üzerine/fıkhi hükümler...

Soru
Öldürülen ve intihar eden kişiler eceleriyle mi ölmüş oluyorlar. Yani öldürülen veya intihar eden kişiler öldürülmeselerdi veya intihar etmeselerdi bile yine o vakitte başka bir nedenden dolayı örneğin en basit neden olan kalp kirizinden dolayı yine o tarihte ve o dakika ve saniyede ölecekler miydi? Yani öldürülen veya intihar eden kişilerin kaderinde yine o vakitte başka bir nedenden dolayı ölmek yazılı mıdır?


Değerli Kardeşimiz;

Sizin bu sorunuzu evet veya hayır şeklinde cevaplamak yanlış olur. Çünkü evet dersek cebriyeci olur insanın iradesini reddetmiş, hayır dersek mutezileci olur kaderi inkar etmiş oluruz. Zaten ortada bir cenaze var. Bu nedenle kısaca açıklamayı uygun görüyoruz:

Soru: "Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir. Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?" sözüne karşı ne dersiniz?

Kader, sebeble müsebbebe bir taalluku var. Yani, şu müsebbeb, şu sebeble vukua gelecek. Öyle ise denilmesin ki: "Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir. Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?"

Sual: Niçin denilmesin?

Elcevab: Çünki kader, onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farzetsen, o vakit kaderin adem-i taallukunu farzediyorsun. O vakit ölmesini ne ile hükmedeceksin? Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: "Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul." Cebrî der: "Atmasaydı yine ölecekti." Mu'tezile der: "Atmasaydı ölmeyecekti." ( Sözler, 467)

Yani, Cenâb-ı Hak bu âlemde hikmetiyle, her müsebbebi bir sebebe bağlamıştır. Bu hakikat, kaderin sebeble müsebbebe bir taalûk ettiği, şeklinde ifâde edilmiştir. Meselâ, bir çocuk müsebbeb, anne ve babası ise sebebdir. Cenâb-ı Hak o çocuğun yaratılmasını o anne ve babadan takdir etmiştir. işte Cebriye, sebeble müsebbebe ayrı birer kader tevehhüm etmekte, yâni ebeveyn ile çocuğu ayrı ayrı nazara almaktadır. Bunun neticesi olarak, dünyaya gelmiş bulunan bir çocuk için, madem ki onun kaderi dünyaya gelmektir. Ebeveyni olmasa da o çocuk dünyaya gelirdi, gibi hatalı bir fikre sapmaktadır.
Mu'tezile ise sebeblere te'sir vererek, ebeveyni olmasaydı o çocuk dünyaya gelmezdi, gibi yine bâtıl bir fikir ileri sürmektedir.

Ehl-i Sünnet âlimleri, Kaderin sebeble müsebbebe bir baktığını ve sebeblerin yokluğu farzedildiğinde müsebbeb için bir şey söylenemeyeceğini ifâde etmişlerdir. Yâni, yukarıdaki misâl için, eğer sözkonusu ebeveyn olmasaydı çocuk dünyaya gelir miydi? sorusuna Ehli Sünnet âlimlerinin cevabı, Ne olacağı bizce meçhuldür şeklindedir. Zira, ortada bir vak'a vardır. Sözkonusu çocuk, o ebeveynden dünyaya gelmiştir. Ebeveynin yokluğu farzedilince, çocuğun dünyaya gelip gelmeyeceğine nasıl hükmedilecektir? Cenâb-ı Hakk'ın o çocuğu bir başka ebeveynden dünyaya gönderip göndermeyeceği hakkında bir tahmin yürütülemez.

İşte, bu misâl gibi, bir adamın ateş etmesiyle diğerinin ölmesi hâdisesinde de Kader sebeble müsebbebe bir bakmaktadır. Ortada bir öldürme hâdisesi vardır ve bu hâdise daha meydana gelmeden Cenâb-ı Hak tarafından bilinmektedir. Dolayısıyla, Kader, birinin ateş etmesiyle diğerinin ölmesi, şeklindedir. Adamın ateş etmediği farzedilince, mevcut hâdisenin bir tarafı, yâni sebeb yönü, yok kabul edilmektedir. Bu durumda karşı taraf hakkında hiçbir şey söylenemez. Öldürme olayında katilin kabahati Cenâb-ı Hakk'ın yasakladığı öldürme fiiline teşebbüs etmesi ve ölüme sebeb olmasıdır.


sorularla islamiyet
 
Üst