Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...-FOTO-

liprade

New Member
Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor



Siyonist İsrail rejimine tarihin en ağır yenilgilerini yaşatan Hizbullah'ın efsanevi komutanı İmad Muğniye'nin cephe arkadaşlarının dilinden Şehid Muğniye...

“Hizbullah'ın cihadi anlamda ikinci adamı olmasına rağmen hiçbir zaman Hizbullah'ın siyasi birimlerinde yükselmeyi hedeflememişti. Rehberlik Şurası'nın bile üyesi değildi. Seyyid Hasan Nasrallah, Şura seçimlerinde aday olması için uzun süredir ısrar ediyordu, o da sonunda bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Ama içinden bunu istemiyordu ve bu makama ulaşmak için de hiç gayret göstermemişti. Oylamanın sonunda Nasrallah'tan sonra en çok oyu alan o oldu.”



“Hem her yerdeydi hem de hiçbir yerde. Ele gelmeyen bir balık gibiydi. İstediği yere de, kendisini tanımalarına fırsat vermeden girebilmeyi başarırdı. Fransızca, Farsça ve İngilizce'yi çok iyi bilir ve konuşurdu. Bazen önemli toplantılara mütercim kılığında girer ve tarafların görüşlerini öğrenirdi; bu işin altından o kadar güzel kalkardı ki toplantıda bulunan hiç kimse onun aslında çevirmen değil Hizbullah'ın beyni İmad Muğniye olduğunu anlamazdı. Hatta bazen karşı tarafın görüşlerinin yanlış olduğunu teşhis ettiğinde bunu ıslah ederek çevirirdi. Bu şekilde, istihbarat alanında her zaman düşmandan bir adım önde olmuştur.

Her konuda güçlü delillere dayanan üstün fikirleri vardı, Menar TV'nin film yapımcılığında bile. Kendi görüşünün diğerleriyle farklı olduğu zamanlarda da fikrini ortaya koyarken bunu öyle bir şekilde yapardı ki muhatabı Hacı Rıdvan'ın kendisine karşı çıktığını hissetmez, bununla birlikte kendi hatasını da anlardı.”



“Ehl-i Beyt'e çok üst düzey bir muhabbet beslerdi, bütün işlerde onlara tevessül ederdi. Bu durum çok büyük bir maneviyat ve irfana ulaşmasını sağlamıştı, öyle ki en tehlikeli operasyonlarda bile çok sükunet ve dinginliğini kaybetmezdi

İran'a her gittiğinde İmam Rıza ve Hz. Masume'nin nurani kabirlerini ziyaret ederdi.”

………….

“Siyonist rejimin casus uyduları ve MK insansız uçakları Beyrut'un göklerini 24 saat tararlar. Böylece her çeşit faaliyet ve yer değiştirmeyi tarassut altında tutmayı amaçlamaktalar.

Hacı Rıdvan Hizbullah'ın gizli evlerinin ve mekanlarının deşifre olmaması için şehir içinde, aynı anda pek çok arabanın sürekli olarak evden eve, parktan parka hareket halinde olması emrini vermişti. Bu mekanlar ya boştu ya da Hizbullah ile bir ilgileri bulunmuyordu. Ben de kendisiyle birlikte defalarca evine gitmiş olmama rağmen, hiçbir zaman bu mekanın nerde olduğunu anlayamamıştım, çünkü her seferinde farklı bir yolu takip ederdi ve yolda da birkaç araba değiştirirdi.”



“Hacı İmad Hizbullah'ın iki büyük tarihi zaferinin -2000 yılında Lübnan'dan geri çekilmelerinin ve 2006 savaşının- komutanıydı. Eğitim verirken temel prensiplerinin düşmana azami kayıp verdirirken asgari kuvvet kaybı olduğunu söylerdi.

2000 yılında İsrail'in firar ettikleri gecede –Beyrut'taki emniyet şeridini bile boşaltmışlardı- süratle sınıra doğru geri çekildikleri esnada Hizbullah'ın rehberlik şurası sonraki adımlarının ne olacağını belirlemek için bir oturum düzenlemişti. Şehid İmad Muğniye bu toplantıda İsrail'i daha da zelil etmek için onları takip etmemiz ve son ana kadar Lübnan'ı rahatça terk etmelerine engel olmamız gerektiği yönünde fikir beyan etti.”



“Bu sefer telaşlarının karşılığını alacaklarına ve İmad Muğniye'yi bulduklarına emindiler; hem de Katar'ın başkenti Doha'da, bir Pakistan gemisinde. Fars Körfezi'nde bulunan Amerikan 5. Filosu'nun en uzman birimleri, birkaç gemi, hücum botu ve komandolarla Muğniye'nin gemisine yıldırım baskını düzenlemek ve onu canlı olarak yakalamak emrini almışlardı.

Operasyon son dakikalarda iptal edildi. Zira Muğniye en küçük bir iz bile bırakmadan deniz turunu terk etmişti.”



“33 gün savaşına birkaç ay kala onunla bazı celselere katılıyordum. Bu celselerin birinin ardından bana “gel sana yan odada sana önemli şeyler göstereceğim” dedi. Doğrusu inanmak zordu gerçekten. Siyonist rejimle gerçekleşecek olan olası savaş için topladığı teçhizat ve çizdiği planlar tasvirin ötesindeydi. O bu planlarında, Vietnam ve Cezayirli gerillaların tecrübelerinden tutun Filistinlilere kadar herkesten istifade etmişti.

Sonunda 33 gün savaşı gelip çattı ama Hizbullah eskisinden de daha güçlü olarak çıktı bu işten. Hacı İmad savaş sırasında düşmanın telsiz konuşmalarını dinlemeyi başarmıştı, ama onlar aynı şeyi yapamadılar. İsraillilerin içine nüfuz edebilmişti ama Hizbullah hakkında en küçük bir bilgi bile dışarı sızmamıştı.”



“Muğniye'ye suikast düzenlemek için çok uğraşmışlardı. Mossad, 1994 yılında Ahmed Hallak adlı birinin vesilesiyle İmad Muğniye'nin kardeşi Fuad'a ulaştı. Hallak, kendisini önemli bir tüccar olarak gösteriyor ve Hizbullah'a nakdi yardımda bulunmak istediğini söylüyordu. Mossad'ın amacı, Hallak ve Hacı İmad arasında görüşme yapılmasını sağlamaktı. Güney Beyrut'ta bir bölgede buluşma kararı alınmıştı. İmad Muğniye durumdan şüphelenmiş ve tam buluşma günü haber vermeden görüşmeyi iptal etmişti. Kardeşi Fuad ise bu durumdan habersiz olarak toplantıya gitti ve daha önce yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucunda bazı halktan kimselerle birlikte şehadet mertebesine ulaştı.

İmad elbette dökülen bu masum kanlarının intikamını almakta gecikmeyecekti. Ahmed Hallak'ı Güney Lübnan'da, Mossad'ın koruma çemberinin dışına çekip Beyrut'a sürükledi ve orada da idam hükmünü infaz ederek İsrail'e indirmiş olduğu büyük darbelere bir yenisini daha eklemiş oldu.”



“Seyyid Hasan Nasrallah'ın ve diğer komutanların da yer aldığı bir celsede katılımcıların toplu resimlerini çekmek istemiştim. Ben fotoğraf makinesini hazırlarken biri – o sıralar Muğniye'yi tanımıyordum- , sen iyi çekemezsin, iyi bilmiyorsun gibi değişik bahanelerle makineyi elimden almıştı. O gün birkaç fotoğraf çekmeye muvaffak oldum ama o hiçbirinde yer almamıştı.

Şehid olduğunda kendisini tanıdım. CIA'yi yıllarca peşinde koşturmuş olmasına rağmen ellerinde sadece, 24 yaşındayken çektirdiği bir fotoğrafın bulunmasının sırrını da anlamış oldum.”



“İmam Humeyni'ye aşkla bağlıydı ve kendisini İmam'ın emirlerine itaat etmekle yükümlü görüyordu. Bu amaçla da İmam'ın fikirlerinden daha rahat istifade edebilmesini sağlayacağı için Farsça öğrenmeyi çok istiyordu.

İslam İnkılabı gerçekleştiğinde, Beyrut'taki İran elçiliğinden İmam'ın konuşmalarının Farsçalarını ve Arapça tercümelerini almaya başlamıştı ve onları o kadar çok okurdu ki 6 ay sonra Farsça'yı rahatlıkla mütalaa edebilir hale gelmişti, kısa bir süre sonra da bu dili konuşmaya başladı.”



“Hayat dolu idi. Kendi ekibinin arasından kurduğu futbol takımı rakiplerini yendiğinde mutlulukla galibiyetlerinden söz ederdi, futbolu çok severdi, hem de çok…”

………..

“Son dönemlerinde istihbarat, emniyet ve askeri alanlara şamil olan, Hizbullah'ın cihadi birim muavinliği görevini bizzat yetiştirdiği komutanlara bırakmış, kendisi de program çizme faaliyetlerinde görev almaya başlamıştı. Şurası kesin ki onun terbiyesi altında yetişen kadro, onca değerli tecrübeden doğan ideallerden de faydalandıktan sonra Muğniye'den daha güçlü olmazlarsa bile en az onun kadar olacaklardır. Kendi kuvvetlerine verdiği gerilla eğitimi gerçekten de çok zor idi ve bu eğitimin başarıyla üstesinden gelmek çok az kişiye nasip oluyordu.”



“Müstehaplar konusunda çok titizdi. İmam Hüseyin ve Hz. Rukeyye'ye muhabbeti çok fazlaydı, Suriye'ye her gidişinde Hz. Rukeyye'nin kabrini ziyaret ederdi kesinlikle.

Sonunda ödülünü de İmam Hüseyin'in bu üç yaşındaki kızından aldığı feyizle elde etmiş oldu. Şehadet gecesinde Hz. Rukeyye'yi ziyaret etmiş ve matem meclisine katılmıştı. O gece, Hz. Rukeyye'nin şehadet gecesiydi.”




“Pek çok Batı ülkesinin istihbarat servisleri sabah akşam peşindeydiler. Dünyanın pek çok bölgesinde de müteaddit defa kendisine suikast düzenlemiş olmalarına rağmen hiçbirinde başarılı olamamışlardı. Son saldırı ise Şam'ın Kefersuse mıntıkasında gerçekleşti. Bu sefer hepsi oradaydı; Amerikalılar, Avrupalılar, Mossad ve hatta Araplar bile gelmişlerdi. Arabaya Avrupa ülkelerinden birinde CIA'nin nezaretinde patlayıcı yerleştirilmiş, sonra da Suriye'ye nakledilmişti. Arap ülkeleri toplantının yapılacağı yeri ifşa etmişler, Mossad'a da bombayı patlatmak düşmüştü...

Hacı İmad otomobiline binmeden az önce arabasının arkasında park etmiş olan bir araçtan şüphelenmişti ama artık çok geçti.”


Ayende news adlı sitede yayınlanan bu hatırat, Kemal Saral tarafından çevrildi.

İSRA HABER
 

[TB] Benzer konular

B

Bevadih

Guest
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...

Hani söyleyecek birşey bulamaz insan.!. Lal olur diller..!

Hani tüyleri saç diplerine kadar diken diken olur.!

Hani gözünde anlamsızlaşır herşey..!

Hani yüzlerine bakınca cenneti görürsün sanki..

Hani tanımasanda taaaa yüreğin en içlerinde çekim oluşur..Muhabbet oluşur..


Hani hani hani....!!!

Rabb'im razı olsun onlardan...


Çok teşekkür ederim ...

Hatta ayrı bir sayfada ŞEHİTLER. başlığı altında tanıtım da yapabiliriz mi?
 
B

Bevadih

Guest
Şehitler.!! Cennet'e açan çicekler....

Bu başlıkta şehit olan Yol önderlerimizi ağırlamak istiyorum..Katılımlarınızla beraber..İnşALLLAH...

ALLAH onlardan razı olsun
...
 

liprade

New Member
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...

'Öldürülmeden 20 dakika önce helallik istedi'



Çeçen komutan Osaev suikastiyle ilgili Ali Can Eleman'dan çarpıcı iddialar geldi: “Osaev, Kadirov'in kendisini öldürtmek için İstanbul'a üç ekip yolladığını söylemişti.'

Çeçen komutan Ali Osaev suikastiyle ilgili tartışmalar sürerken Osaev'in en yakın dostu Ali Can Eleman'dan saldırıya ilişkin çarpıcı iddialar geldi: “Osaev, ölümünden 20 gün kadar önce Rusların adamı olan Ramazan Kadirov'in kendisini öldürtmek için İstanbul'a üç ekip yolladığını söylemişti. Öldürülmeden 20 dakika kadar önce de benden helallik istedi.”

Türkiye'de yaşayan Çeçenleri 'sıra hangimizde' diye endişelendiren esrarengiz suikastler ile ilgili öldürülen Ali Osaev'in en yakın dostundan çarpıcı açıklamalar geldi. İstanbul'da son 5 ayda Ruslara karşı savaşan üç Çeçen lider saldırıya uğramış ve hayatını kaybetmişti. Geçen hafta Zeytinburnu'nda öldürülen asıl ismi Musa Ataev olan Ali Osaev'in dostu Ali Can Eleman Yeni Şafak'a konuştu. Cinayetin, Rusya İç İstihbarat Teşkilatı'nın (FSB) emriyle gerçekleştirildiğini belirten Eleman, Osaev'in de bu suikasttan 20 gün kadar önce haberdar olduğunu ve kendisine de bu konuda bilgiler verdiğini söyledi.


BİZDEN HELALLİK İSTEDİ

Rusya yanlısı Çeçen lider Ramazan Kadirov'un Osaev'i öldürmek için İstanbul'a 3 suikast ekibi gönderdiğini ifade eden Eleman şöyle konuştu: “Osaev, 20 gün kadar önceki görüşmemizde Ramazan Kadirov'un kendisini öldürmek için İstanbul'a 3 ekip yolladığını söylemişti. Suikast haberi ona önceden ulaşmıştı. Öldürülmeden 20 dakika önce ise bizden helallik istedi.”

ÇEÇENLERİN BABASIYDI

Osaev'in Türkiye'de bulunan tüm Kafkasların babası olduğunu anlatan Eleman, “O sadece ailesinin babası değildi. Türkiye'de bulunan bütün Kafkasların babasıydı. Kaybımız çok büyük. Fakat her şehidin bizim için zafer müjdesi olduğunu biliyoruz. Bunu yapan hainler bizim içimizden de olabilir. Kim olursa olsun elbet birgün hesap verecekler” diye konuştu. Ali Can Eleman, Vladimir Putin'in korkulu rüyası olan Osaev'i öldürten Ramazan Kadirov'un Türkiye'deki 300 Çeçen'i safdışı bırakmak için büyük bir bütçe ayırdığını iddia etti.

KÜÇÜK OĞLU DA KAYIP

Ali Osaev'in Zeytinburnu'ndaki evinde ise büyük bir üzüntü var. Ali Osaev'in annesi Arubika, küçük oğlu Ramam'ın da Grozni'de Ramazan Kadirov'un adamları tarafından kaçırıldığını ve beş yıldır kendisinden hiçbir haber alamadıklarını anlattı. Kederli anne Arubika şunları söyledi: “Oğlum korkusuz ve yiğit bir insandı. Çok temiz bir kalbi vardı. Çeçen emiri Dokku, oğlumun ölüm haberini duyunca bizleri aradı. Bize 'Musa benim her şeyimdi. O gidişiyle benim de vücudumun yarısı gitti' dedi.”


Babamı çok özlüyorum

Osaev'in dördü İstanbul'da, biri Belçika'da beş çocuğu bulunuyor. Çocuklar babalarının ardından gözyaşı döküyor. Osaev'in en büyük kızı 19 yaşındaki Yaha, “Babamın hayatta tek istediği Çeçenistan'ın özgürlüğüydü. Yıllarca Ruslara ve özellikle Putin'e karşı savaştı. Cihad onun için burada da devam ediyordu. En büyük düşmanı olan Ruslar onu bizden aldılar. Babamı çok seviyorum. Onu çok özlüyorum” dedi. Genç Yaha da babasını Kadirov'un öldürttüğünü söyledi. Osaev'in küçük kızları 9 yaşındaki Fatma ile 2 yaşındaki Ayşe ise olanlardan habersiz. Fakat Fatma, defterine 'babamı çok seviyorum' diye yazmış ve babasının öldürüldüğü gece kullandığı arabayı çizmiş.

*Allah c.c razı olsun Bevadih abla...
 

liprade

New Member
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...

Filistin İslami Cihad Komutanı Şehid Oldu



Siyonist işgal güçleri Gazze'nin kuzeyinde düzenledikleri bir hava saldırısında Filistin İslami Cihad Hareketi askeri kanadı Kudüs Seriyyeleri'nin komutanı Halid Harb Halid Şalan'ı şehid ederek yardımcısı Hamza el Necah'ı ağır yaraladığı bildirildi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, saladırı doğrulanarak İsrail hedeflerine yönelik son füze operasyonlarına komuta eden Şalan'ın hedef alındığı belirtildi.

Gazze hastane kaynakları, Şalam'ın yanısıra yoldan geçmekte olan 5 Filistinlinin de yaralandığı bildirildi.

Filistin İslami Cihad tarafından yapılan açıklamada ise, Kudüs Seriyyeleri'nin Gazze'deki komutanlarından ikisinin Gazze'deki Cesaliye mülteci kampında siyonist işgal güçlerinin saldırısına uğradığı belirtilerek, siyonist saldırıya karşı misillemenin yapılacağı bildirildi.

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

İSRA HABER
 

liprade

New Member
Unutulmaz Şehid Fethi Şikaki Anıları...

Unutulmaz Şehid Fethi Şikaki Anıları



“Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC)-Genel Komutanlık” lideri AHmed Cibril Şehid Fethi Şikaki'yi anlatıyor:

“Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC)-Genel Komutanlık” hareketinin genel sekreteri Ahmed Cibril, anti Siyonist mücadelenin öncü şahsiyetlerinden biridir. Cibril, Kudüs işgalcisi rejimle savaşan örgütler arasında yaşanan bazı hadiselerden müteessir olarak, önderliğini George Habaş'ın yaptığı Halk Cephesi'nden ayrılmış ve lideri olduğu yeni teşkilatı kurmuştu.

Ahmet Cibril; Şikaki ve arkadaşlarının "İslami cihad" kavramı, Kurani çerçevede anti Siyonist mücadele vermenin yolları vs. gibi konularda pek çok yeni söze sahip olmalarının, kendisiyle birlikte FHKC'deki pek çok arkadaşının, kendilerini Şehid Şikaki ve düşüncelerine her gün bir adım daha yaklaştırmalarına neden olduğunu söylüyor. Aşağıda okuyacaklarınız Cibril'in Şikaki'nin özellikleri ve düşüncesi hakkında kaleme döktüğü satırları…



Bismillahirrahmanirrahim

Benim Fethi Şikaki ile tanışmam, kendisinin işgal edilmiş Filistin topraklarından Lübnan'a sürülmesinden sonra olmuştur. Fakat FKHC içersindeki bizler, daha önce de, düşmanın zindanlarındaki esirler arasında cihadi bir grubun var olduğunu işitiyorduk; bu zindanlardaki dostlarımız bize içerden bu kişilerin haberlerini ulaştırıyorlardı. Biz de İslami güçler de bu mücadeleye katılmaya başladılar diye seviniyorduk ziyadesiyle.

Bu tür bir İslami oluşumun yolunu uzun zamandır gözlüyorduk aslında; böylece İslam ve cihadın manasını daha iyi görebileceğiz diye düşünüyorduk. Diğer bir neden de o sıralarda düşmanla mücadelede çok zor bir durumda olmamız ve taze kana ihtiyaç duymamızdı. Bu nedenle, FHKC-Genel Komutanlık ile İsrail rejimi arasında esir değişimi sağlanması için 1985 yılında Celil Operasyonu'nu düzenlerken, "İslami Cihad" adlı bu yeni örgütün tüm elemanlarını da özgürlüklerine kavuşturmayı niyetliyorduk. Bu kişiler İslami Cihad'ın seçkin önder kadrolarındandılar.

Şehid Şikaki ile Lübnan'da yaptığım görüşme esnasında kendisine, Suriye'ye yerleşmek ve komuta merkezini bu ülkede kurmak için gereken bütün telaşı göstermesinin zorunlu olduğunu söyledim. O sıralarda kitlesel çalışma ve tebliğ için uygun imkanların bir dereceye kadar var olmasına rağmen, mücadele için gereken önderlik karargahının Suriye'de olmasının zaruretinden bahsettim ona.

Biz ve Suriyeli kardeşlerimiz İslami Cihad hareketinin Suriye topraklarında üslenmesi için çok çaba gösterdik. Çok çaba gösterdik derken, bu mesele etrafında da fazla durmak istemiyorum aslında, zira Suriyeli kardeşlerimiz başlangıçta İslami Cihad'ın ülkelerinde barınmasına karşıydılar. Fakat Hafız Esed ile görüşmemizin ve meseleyi kendisine ayrıntılarıyla izah etmemizin ardından duruşunda yumuşama gösterdi ve önerimizi kabul etti. İbrahim Fethi Şikaki'yi FHKC'nin bürolarında karşıladık ve ilişkilerimizi de her geçen gün daha da geliştirdik. Gün geçmiyordu ki Fethi Şikaki ile ya da İslami Cihad'daki diğer kardeşlerimizle bir araya gelmiş olmayalım.

Şikaki ile uzun ve ayrıntılı görüşmelerim olurdu, bu buluşmalarımızda "İslami Cihad" kavramı etrafında görüş alışverişinde bulunurduk. Kendisi de Mısır'daki Tanta Üniversitesi'ndeki öğrencilik yıllarından söz ederdi bana ayrıntılı olarak. Şikaki geçmişte "İhvan-i Müslimin" hareketine üyeydi. Fakat bu hareketten, Filistin meselesindeki cihadi vazifelerini yerine getirmesini istiyordu. İhvan-i Müslimin hareketi içersinde bu isteğinin karşılık bulmayacağına inanıyordu. Bundan dolayı, yeni bir yola, Cihad yoluna adımını attı.

Bize “Silah ve mühimmat ile bu düşman karşısında durmamız gerekir” diyordu. Üniversiteden mezun olduğunda benimle sohbet etti ve Kudüs'te doktorluk yapmak istediğini söyledi. İslami Cihad düşüncesini yaymaya başlamıştı etrafına. Elbette ben İmam Humeyni önderliğindeki İslam İnkılabı'nın zaferinin Şikaki'nin beyninde ve gönlünde derin bir etki bıraktığına inanıyorum. Kendisi bana “Benim İsrail rejimi karşısında İslami akide ile silaha sarılma iştiyakım önceden de vardı fakat 1979 yılındaki İslam Devrimi'nin ardından bu inancım daha da güçlendi ve İmam Humeyni'nin başlatıcısı olduğu bu İslami uyanışın, Siyonistler ve onların batılı uşakları ile İslami mücadele yolunu açacağına ve bunun süreceğine olan itminanım arttı” demişti.

Fethi Şikaki ile işbirliğimiz siyasi bahislerle sınırlı değildi yalnızca, pratikle ilgili ve lojistik meselelere ve İslami Cihad'daki kardeşlerimizin askeri eğitimleriyle ilgili alana da uzanıyordu. İlişkilerimiz giderek daha da sıkılaştı. O sıralarda FKÖ de Gazze'ye sızmaya başlamıştı. Kendisiyle sık sık meşveret eder ve “Savaşımız artık başka bir alanı da kaplamak zorunda, artık vazifemiz sadece Siyonistler karşısında cihad etmek değil; Filistin halkını siyasi anlamda yoldan çıkarma ihtimali olan Oslo sonrası süreçle de mücadele etmemiz gerekiyor” derdim. Bu kişiler Oslo Anlaşması'nın bizlere, 1967'de işgal edilen Filistin topraklarında başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet armağan edeceği vehmini yaygınlaştırıyorlardı. Bu eğilim, FKÖ içersinde yayılmak için çok uygun bir atmosfer bulmuştu.

Aramızdaki konuşmalarda "cihad-ı ekber" ve "cihad-ı asgar"dan söz ederdik, “fiili durumda küçük cihadımız İsraillilerle savaşmak, büyük cihadımız ise bu uzlaşmacılık kültürü ve Ebu Ammar'ın (Allah ona rahmet etsin) nüfuzundaki FKÖ karşısında durmak için telaş göstermektir” derdim. Burada açık olarak şunu söylemek zorundayım. Fethi Şikaki, FKÖ'nün Gazze'ye nüfuz etmesinin ne demek olduğunu tam anlamıyla derk edememişti. O, cihadın sadece Siyonistler karşısında yapılması gerektiğini ve iç cepheyle ilgili meselelerin hallinin kolay olduğunu söylemekle yetiniyordu. Arafat'ın adamları Gazze'de nüfuz etmeye başlamışlardı ve bu esnada da İslami Cihad'daki kardeşlerle görüşmelerde bulunuyorlardı.

Fakat bu kişiler İslami Cihad ile görüştüklerinde bu mücahitlerden rahatsız olduklarını ihsas ettirmek için hiçbir fırsatı kaçırmamalarına rağmen, Dr. Şikaki bu konudan şikayet etmiyordu. Ben kendisine “Bu adamları sizden daha iyi tanıyorum. Siz bu işte yenisiniz henüz, bunları tanımazsınız. Bunlar güç elde etmek için kendilerini zayıf gösteriyorlar” derdim. İşte Tunus'tan Gazze'ye gelen bu kişiler, bir müddet sonra İsrail karşısında mücadelenin sürdürülmesini savunan mücahidler ve savaşçılar karşısında, içersinde şiddet de barındıran birtakım hareketlere girişmeye başladılar. Bununla da yetinmediler, kendileriyle birlikte Tunus'tan gelenleri bile tutuklayarak zindanlarda işkencelerden geçirdiler. Batı Şeria ve Gazze'de, bunların işkencesi sonucu şehid olanlar bile oldu.

Bunlar dahili Siyonistler. Dış Siyonistlerimiz de var elbette. Cihad hareketinin içinde de sorunlar olduğu doğrudur. Ben bu ihtilafları ortadan kaldırmak için uğraş veriyordum. Bunlardan bazılarını halletmeyi başardık ama bir kısım sorunları bertaraf etmeye güç yetiremedik. Fakat Dr. Fethi Şikaki geniş görüşlü ve çok sabırlı bir insandı ve bu özelliği sayesinde bu kişilerden bazılarını kendi tarafına çekmeyi başarabilmiştir.

Bir gün bana İslam İnkılabı'ndan sonra yazdığı "İmam Humeyni" ile ilgili bir kitabı hediye etmişti. Şam, Lübnan ve Tahran'da da bir araya gelir görüşürdük. Biz, Fethi Şikaki ile aramızda bir farklılık olduğunu düşünmezdik hiçbir zaman. Siyasi tahlillerimizde ve düşmanı teşhis etmedeki ortaklığımız bizi dost kılmıştı.

Siyonistlerin Malta adasında gerçekleştirdikleri kahpe bir suikastle Dr. Fethi Şikaki'yi kaybettik. Ben onu, benden sonraki neslin temsilcisi, silahı ilk eline alan nesilden biri olarak değerlendiriyordum ve mücadele bayrağını eline alacak yeni bir önderler nesli arkadan geldiği için de emniyette olduğumuza inanıyordum. Şikaki'yi yitirdiğimiz o geceden beri “emniyet servislerinin veya İslami Cihad'ın içine nasıl sızıldı?” diye kendi kendime sormama rağmen bunun cevabını henüz bulabilmiş değilim.

Bu işin nasıl gerçekleştiğini anlamak için ben de çok uğraşıyorum, çünkü İslami Cihad ve bu zorlu ve bilinçli mücahid karşısında gerçekleşen bu ölümcül saldırı ile, hakikatte hepimiz yıldırım çarpmışa dönmüştük.

Elbette Allah'a şükretmeliyiz ki İslami Cihad'ın önderliği Ebu Abdullah (Ramazan Şallah) gibi birisinin elinde bugün. Onun ahlak, iman ve soğukkanlılığı içimizin rahat olmasını sağlıyor. Evet, Ebu Abdullah ABD'deki bütün o rahatı ve konforu, Florida üniversitesindeki bütün imkanlarını teperek geldi buralara. Bana, kendine bu büyük sorumluluğu omuzlama yükünü taşıyacağına dair söz verdiğini söylemişti. Elbette bu büyük sorumluluğun bedeli kendisi ve ailesi için ağır olmuştur. Allah'a şükürler olsun ki Şikaki'nin Dr. Ramazan Abdullah gibi bir halefi var.

Oğlum Cihad şehid olduğu zaman (Ahmed Cibril'in oğlu Muhammed Cihad, 2002 yılında Beyrut'ta arabasının altına konan bombanın patlaması sonucu Mossad tarafından şehid edilmişti) Fethi Şikaki'nin yanına gömülmesini istedim. Ben Cihad'ın kabrini ziyaret etmeden önce Dr. Şikaki'nin kabrine uğrarım önce, ona “ey Dr. Fethi, yanında dinlenen oğlum Cihad sana emanet” derim. O da Doktor gibi ümit beslediğimiz genç neslin bir üyesiydi ve tıpkı onun gibi Siyonistlerin alçakça bir saldırısıyla göçtü bu alemden.

Allah İbrahim'e rahmet etsin! Cihad hareketi her gün daha da büyüyecek ve o da bu durumdan dolayı mutluluğun zirvesine ulaşacaktır. Bunun tanığı olmak O'nu ahirette bile sevince boğacaktır. Kardeşleri ve onunla aynı zamanda yaşayanlar; şehadet, şecaat, mutlak iman ve zorluklar karşısında mücadele etmekten ibaret olan yolunu sürdürecekler.

Bizimle İslami Cihad arasındaki ilişki siyasi veya kişisel bir bağ değildir yalnızca. İlişkilerimiz o kadar büyük ve derindir ki bunun mahiyetini ve Filistin'deki cihad ve mücadele üzerindeki etkisini anlatmak için bütün gün konuşmamız gerekir.

* Şahid-i Yaran dergisinde yayınlanan bu makale, Kemal Saral tarafından İsra Haber için çevrilmiştir.

isra haber
 

liprade

New Member
Rantisi: Çile ve Mücadele Dolu Bir Yaşam...

Rantisi: Çile ve Mücadele Dolu Bir Yaşam



Abdulaziz Rantisi, hayatını çile ile dolduran, kendisini Filistin'e adayan, beklediği gibi hayata gözlerini yuman bir Filistin lideriydi

Abdulaziz Rantisi… Rantisi, Filistin halkı için hapis yatan, işkenceye maruz kalan, sürgün edilen, hayatını arzuladığı şekilde Apaçhilerden fırlatılan füzelerle noktalayan, asra damgasını vuran bir Filistin lideridir.

Abdulaziz Ali Abdulhafız, 23.10.1947 tarihinde Askalan ve Yafa arasındaki Yebna adlı dünyaya geldi. Rantisi'nin ailesi, işgalden önce zengindi. 1948'deki işgalle birlikte Gazze'ye sığınmak zorunda kaldılar. Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'a yerleşti. Çünkü İsrailli çeteler, Rantisi ailesinin tüm mal varlığına el koyduğu için fakir kaldılar. 9 erkek kardeş ve 3 kız kardeşi olan Rantisi, 0 zamanlar henüz 6 aylık bir bebekti.

Rantisi, ailesini şöyle hikaye eder: “Bizler kendi vatanımızda onurlu ve varlıklı bir hayat yaşıyorduk Yebna'da bugüne kadar hâlâ duran doğduğum evimiz her tarafından sarılı geniş bir bahçenin içindeydi Ancak yurdumu işgal edip sahiplerini dağıtan Yahudiler bizi fakirlik kıskacı arasında ezdikçe ezdiler…”

6 yaşındayken İlk okula başlar. Fakat ailesinin maddi durumunun çok kötü olmasından ötürü, okuldan arta kalan zamanlarında çalışmak zorunda kalır.

Ortaokulun sonlarındayken (1962) babasını kaybeden Rantisi'nin erkek kardeşi, ailesinin geçimi temin etmek için Suudi Arabistan'a çalışmaya gider.

Rantisi, liseye girmek için hazırlandığı dönemde yalın ayak yürümektedir. Fakir olduğu için ayakkabı alacak parası yoktur. Bir gün bir yerden para bulur ve ayakkabısını alır. Annesi, ayakkabısını Suudi Arabistan'a giden kardeşine vermesini ister. Rantisi de buna hayır demez ve evine yalın ayak döner.

1965 yılında lise eğitimini tamamlayan Rantisi, eğitim bursunu kazanarak Mısır'ın İskenderiye şehrine gider. Orada üniversite eğitimine başlar. 1972 yılında üstün dereceyle tıp eğitimini tamamlar. Sonra, halkına hizmet etmek için Filistin'e döner. Han Yunus'un Nasır hastanesinde çalışır. Artık Rantisi, Filistinli çocukların yarasını saran bir çocuk doktorudur.



Rantisi, 1973 yılında evlenir. Düğününü yapmak isteyen Rantisi'nin mahallesinde elektrikler yoktur. Bunun için de ilk defa mahalleye elektrik hattı çektirir. Fakat, mahalleye gelen elektrik lambaları bile aydınlatmaz. Bunun için de belediyeden hattı biraz daha güçlendirmelerini ister. Belediye, Rantisi'nin ricasını kabul eder ve üç günlüğüne elektrik hattını güçlendirir.

Evlendikten kısa bir süre sonra, master eğitimi için İskenderiye'ye gitmek ister. Fakat hastane, önlerine engeller koyar. Rantisi de arkadaşlarıyla birlikte greve başlar. Kazançlı çıkan taraf Rantisi ve arkadaşları olur. Mısır'a gider ve eğitime başlar. İskenderiye'de yine çocuk sağlığı üzerine master eğitimini tamamlar ve 1976 yılında Gazze'ye döner.

Bu zaman zarfında İslami Külliye Yönetim Kurulu üyeliği, Gazze Arap Tıp Cemiyeti üyeliği, Filistin Kızılayı üyeliği yapar. 1978'de Gazze İslam Üniversitesi'nin açılmasından sonra bu üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar.

Rantisi'yi, Rantisi yapan isimlerden birisi, Mısır'daki Mahmud Iyd adlı bir hocasıdır. Hocası, Filistin davasını destekler, Enver Sedat'a şiddetli bir şekilde karşı çıkar. “Rantisi, Mahmud Iyd'in benim üzerimde büyük tesiri olmuştur” demektedir.

İşgalcilerle ilk mücadelesi 1981 yılında olur. Rantisi, ev hapsiyle cezalandırılır. Rantisi, işgalcilere vergi vermeye da karşı çıkınca tutuklanır. Kısa bir süre sonra serbest bırakılır. Rantisi, bugünlerini şöyle anlatır: “İşgal Siyonist düşman 1981'de Filistinli doktorları da -ekonomik açıdan zayıflatmak için- ek vergiler uygulamasına kattı

Doktorlar ek vergiyi boykot sadedinde, imza toplamayı sürdürdüler Boykot esnasında Siyonistler bana zorunlu ikamet kararı çıkardılar Bunun sonucunda ben, birkaç gün Gazze Doktorlar Cemiyetine gidememiştim Çünkü Han Yunus'ta ikamet ediyordum Daha sonra bir de baktım ek vergi ödemekten kaçınmam sebebiyle askeri mahkemeye çağırılıyorum… Tutuklanmamam için sembolik bir ödeme yapmamı istediler Ancak ben bunu da reddetti.”

Hemen hemen her gün, beraberindeki gençlerle birlikte işgal askerlerine karşı çatışmaya girer. İsrail askerlerine karşı sapan taşlarıyla mücadeleyi sürdürür.

7 Aralık 1987'de bir İsrailli, kamyonetiyle Filistinli işçileri taşıyan araca kasıtlı olarak çarpar. 4 Filistinli şehid olur. Filistin'de sular durulmaz. İhvan-ı Müslimin'in Filistin'deki 7 lideri 9 Aralık akşamı toplanır. Bu liderlerden birisi de Rantisi'dir. Liderler karar verirler: İntifada Başlayacak!

Rantisi, intifadaya karar verme süreci hakkında “1. İntifada olayı meydana geldiğinde ben Gazze şeridindeki İhvan-ı Müslimin Hareketinin 7 yöneticisinden biriydim Siyonistlerin bir aracı Filistinli işçileri taşıyan bir arabaya çarpmış, içindekilerin hepsi ölmüştü… Filistinliler sokağa döküldü… Meydana gelen olaylarda bir şehid, birkaç tane de yaralı vardı” demişti.

Rantisi, İntifada kararının verilmesinden sonra halkı örgütleme faaliyetlerine öğretim görevlisi olarak çalıştığı Gazze İslâm Üniversitesi'nden başlar.

İntifada'nın başlamasından kısa bir süre sonra 15.01.1998 tarihinde, İntifada'dan tam 37 gün sonra işgal askerleri evini basar ve lider kadrosundan ilk tutuklanan isim olarak kayda geçer.

Rantisi, tutuklanış anı hakkında “Bir cuma gecesi bir de baktım ki, işgal askerlerinden çok büyük bir güç evimi kuşatmış Bazı askerler bahçe duvarından içeri atlamak için tırmanıyordu. Bu arada kalabalık bir asker grubu da dış kapıyı şiddetle vuruyor ve korkunç sesler çıkarıyorlardı. Bu seslerden dolayı yattığım odanın bitişiğinde kalmakta olan küçük çocuklar korktu. Ben, hemen yataktan fırladım ve yattığım odanın kapısına dayandım. Niyetim askerleri içeri sokmamaktı. Askerlerden üç tanesi içeriye zorla girmeye çalışınca onlara yumruklarla mukavemet ettim.

Bunun sonucunda askerlerden biri yaralandı Tam bu esnada bir subay sesi duyuldu. Askerlere oradan uzaklaşmalarını ve çatışmayı kesmelerini emrediyordu. Daha sonra subay benden elbiselerimi giymemi istedi. Ben de elbiselerimi giydim ve onlarla dışarı çıktım. Gözlerimi bağladılar. Arkadan zincirlenen ellerim hemen şişti Uzun süre ellerim tutmaz durumda kaldı” demişti. 21 gün hapis yatan Rantisi, sonrasında serbest bırakılır.

İkinci kez tutuklanışı, 4.03.1998 tarihinde gerçekleşir. Bu defa 2.5 sene hapis yatar. Hamas'ın kuruluşuna katılmakla suçlanır. 04.09.1990 tarihinde serbest bırakılır. Üçüncü defa, 14.12.1990 tarihinde daha tutuklanır ve bir yıl hapis yatar.

Tarih yaprakları 17.12.1992'yi gösterdiğinde, Rantisi'ye Güney Lübnan'ın Mercu'z-Zuhr bölgesine sürgün kararı çıkar. 416 arkadaşıyla beraber kaldığı Mercu'z-Zuhr'da arkadaşlarının sözcülüğünü yapar.

Rantisi, Mercu'z-Zuhr'a gidişini şöyle anlaymaktaydı: “1992'nin Aralık ayının on dördüncü gecesiydi Gecenin geç saatlerinde işgal gücü askerleri Han Yunus'taki evimi kuşattılar Kendileriyle beraber çıkmamı istediler Evden çıktım Askeri bir araç bizi Han Yunus'taki istihbarat bürolarının bulunduğu idare merkezine götürdü “Az bir süre bekleyip sonra Gazze'ye gideceğiz” dedi Ben ona; “ (İzak) Rabin bu yaptığına pişman olacak!” diye öfkeyle bağırdım ”

İzak Rabin'in döneminde 416 Filistinli, toplu bir şekilde ve gözleri ve elleri bağlı halde Güney Lübnan'ın Mercu'z-Zuhr bölgesine bırakıldılar. BM 799 sayılı kararıyla, sürgüne gönderilenlerin, ülkelerine dönmelerini talep eder. Fakat İsrail, bu kararı uygulamaz. Sürgün, 17 Aralık 1993 tarihine kadar devam eder. Bu direniş, toplu sürgün kararlarının kapısını günümüze kadar kapatmıştır.

Sürgünden döner dönmez yine tutuklanır ve 3.5 sene hüküm giyer. Hapisten 21.04.1997 tarihinde çıkar. Uzun bir süre mahkemeye çıkarılmayan Rantisi, Bi'ru's-Sebu hapishanesinde tek kişilik bir hücrede elleri ve ayakları bağlı bir şekilde bırakılır. Günün sadece birkaç saatinde ayakları ve kolları çözülür.

1997 yılında Gazze'ye dönmesinden sonra Şeyh Ahmed Yasin ile omuz omuza, Hamas'ı yeniden yapılandırmak için çalışmaya başlar. Hamas'ın sözcüsü ve siyasi lideri olarak görev yapar.

Gazze'ye dönmesinden kısa bir süre sonra bu defa, Filistin Yönetimi tarafından 10.04. 1998 tarihinde tutuklanır. 15 ay, Filistin Yönetimi'nin hapishanelerinde tutuklu kalır.

Rantisi, Filistin Yönetimi tarafından toplam 4 defa tutuklanır ve 27 ay hapis yatar. Her birisinde de hücre hapsiyle cezalandırılır. Filistin Yönetimi bunun dışında 2 defa daha Rantisi'yi tutuklamak ister. Fakat, halk Rantisi'nin evini çevreleyince, tutuklamaktan vazgeçerler. Son olarak 2002'de Filistin halkını yönlendirecek bir açıklama yapmaması şartıyla serbest bırakılır.

İsrail ordusu, 10.06. 2003 tarihinde Rantisi'ye suikast düzenler. Fakat, Rantisi bu saldırıdan sağ olarak kurtulur. Şehadetinden 3 hafta önce de yine bir suikast düzenlenir. Fakat bundan da sağ olarak kurtulur.

Rantisi, 17.04.2004 tarihinde Gifari mahallesinde bulunan Cela caddesinde akşam saatlerinde İsrail savaş helikopterleri tarafından düzenlenen füze saldırısında şehid olur. Rantisi'yle birlikte bir oğlu ve iki koruması da şehid edilir. Prof. Rantisi göğüs ve boyun kısımlarından isabet almıştı.

Kaynaklara göre Rantisi'nin bulunduğu mekan, Filistin Yönetimi'ndeki istihbaratçılar tarafından İsrail'e bildirilmişti. Rantisi, İsrail'in suikast düzenleneceklerinin başında geliyor, sürekli tehdit edilmekteydi.

Suikast, dönemin başbakanı Ariel Şaron'un ABD ziyaretinden ve Başkan Bush'un Şaron'un politikasına destek verdiğini ilan etmesinden hemen sonra gerçekleşmişti.

Rantisi, Gazze'de on binlerce Filistinlinin katıldığı bir törenle toprağa verildi. Cenazeye katılan kassamiler, intikam yeminleri ettiler.

Suikast emrini veren İsrail Başbakanı Ariel Şaron ise, hükümetinin politikasında bir değişiklik olmayacağını, “terörist” olarak nitelediği Filistin direniş önderlerine suikast düzenlemeye devam edeceklerini söylemişti.

İsrail'in Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin ve halefi Abdülaziz Rantisi'yi suikastla şehid edilmesine Hamas'tan beklenen misilleme aylar sonra geldi.

Berşeba kentinde iki otobüse eşzamanlı düzenlenen intihar saldırısında 15 kişi öldü, 80 kişi yaralandı.Sorumluluğu üstlenen Hamas, Şeyh Ahmed Yasin ve Rantisi'ye düzenlenen suikastlerin intikamını aldıklarını ilan etti.

“Filistin İmanın bir parçasıdır. Hz. Ömer, bu toprakların Müslümanlara ait olduğunu söyledi. Bunun için de hiç kimse ne satmak ne de hediye etme hakkına sahip değildir.” Rantisi'nin meşhur sözleri arasında yer almaktadır.

Rantisi, 2 erkek ve 4 kız çocuk babasıydı.

isra haber
 

liprade

New Member
Halid el İslambuli'yi Rahmetle Anıyoruz..!

Halid el İslambuli'yi Rahmetle Anıyoruz




Yıllar önce dünya Rablerine iman eden genç yiğitlerin, yeni bir kıyam hareketine şahitlik ediyordu. Halid İslambuli ve arkadaşları Mısır'ın çağdaş firavununu bir geçit töreninde yere sererek siyonistlere ve onlara uşaklık edenlere kıyamete dek unutulmayacak.


"Onlar Rabblerine iman eden genç yiğitlerdi..." Kehf 13

''Eğer kurşunlar bugün göğsüme saplanmassa, yarın Kur'an' a saplanacaktır.''

"Anneciğim üzülmeyin...

Allah bizi bu ameli yapmaya ve kendi yolunda şehidliğe eriştirdi...
Size düşen, Kur'an'a tutunmak ve O'nunla amel etmektir...”

Halid İslambuli, 14 Kasım 1957 yılında Minye vilayetinin Melya kasabasında dünyaya gelmiştir. İlk ve ortaokulu doğum yerinde okuyan Şehid, liseyi Asyut vilayetinde okuduktan sonra harp okuluna girerek, mezun oldu. Sonra topçu teğmen olarak orduda göreve başladı.




*Mısır Firavunu Hain Sedat Cezalandırılıyor

O gün hava nisbeten kuru ve güneşli idi... Ekim ayı geçiyordu. Mısır'ın ileri gelenlerinin oturduğu Nasr şehrinin birkaç km. güneyindeki mahallelerde bir kaynama göze çarpıyordu. Askeri kamyonlar geçide hazırlanıyordu... Bu askeri geçit, Mısır'ın 1973 Ramazan ayında her yıl yapılan kutlamalarla ilgiliydi. Mısır Firavunu Sedat da özel makam yerinde oturuyordu...

Sedat, bir süre önce İslami güçlere karşı şiddetli bir şekilde ezmek için mücadele başlatmıştı. Sağında onun veliahdı ve yardımcısı Hüsnü Mübarek, solunda savunma bakanı Ebu Gazale oturmuştu. Amerika büyükelçisi Alfred Aturtoun ve Amerikalı generaller Enver Sedat'ın tam arkasındaki sırada dizilmişlerdi.

Üç gün süreyle emniyet kuvvetleri, bütün silahları ve zırhları bir tek kurşun olmadığına dair emin olmak için teftiş etmişlerdi. Tanklar, kamyonlar ve askeri geçite katılan tüm fertler, Amerika'dan alınmış dedektörler vasıtasıyla kontrolden geçirilmişti. Fakat yine de Halid ve arkadaşları, gerekli silahları tören meydanına sokmayı başardılar. Saat 10 .30'da tank sesleri ve askeri kamyonların geçişi ile askeri geçit töreni başladı. Geçit töreninde, askeri kamyonlardan biri arızalandı, bir süre durdu, fakat tekrar hareket etti ve geçit safları yeniden teşkil edildi. Saat 12.40 olmuştu.

Altı adet Mig uçağı çok alçaktan uçarak akrobatik gösteriler yapıyordu. Herkesin gözü havada uçakları seyrediyordu. Hemen o anda arkasından 130 mm'lik rus yapısı tanksavar topu bulunan bir askeri kamyon, özel makam yerinin karşısında durdu. Diğer şoför ler, bir saat önceki araba gibi bunda da teknik bir arıza olduğunu zannettiler. Halid ve arkadaşları için en iyi fırsat doğmuştu. Ansızın ard arda silah sesleri yükseldi. Kamyonun ardından üç kişi daha Enver Sedat'ın olduğu yeri kurşun yağmuruna tuttular.

Operasyonun emiri, ileri doğru atlayıp Sedat'ın tarafına doğru koşarak el bombası attı. Bomba Ebu Gazale'nin yanına düştü fakat patlamadı...




*İkinci el bombası ise Nebi Hafız'a isabet etti.

Halid süratle kamyon tarafina döndü ve makinalı tüfeği alarak makam yerini taramaya başladı. Hemen arkasından dört mücahid, Sedat'a koşarak yaklaştılar. Topluluk bir şok halini yaşıyordu. Sedat bir an doğruldu. Bu durum daha iyi hedef olmasına yol açmıştı.

Mısır emniyet teşkilatındaki adamlar telaşla el ve ayakla sandalyeleri Sedat ve Yardımcısının üstüne atıyorlardı. Hareketin başkanı bir diğer arkadaşıyla beraber 1.5 metrelik özel duvara yaklaşarak korkuya kapılmış Amerikalılara ve uşaklarına tüfeği yöneltip mermileri boşaltmaya başladılar. Bu, Amerika'da eğitim görmüş Sedat'ın korumalarını şoke etmişti.

Emperyalizmin olağanüstü tedbirleri Üsteğmen Halid İslambuli ve davadaşlarına cevap bile verememişti.

Enver Sedat cehenneme gönderilmiş Halid ve arkadaşları tutuklanmıştı. Halid İslambuli ve arkadaşlarının mahkemesi, Mısır tarihinin yüzkarası olacak güldürücü bir tiyatronun sahnelenmesinden başka birşey değildir. Aslında bu tip mahkemeler Mısır hukukunun yabancı olduğu duruşmalar da değildir. Çünkü Seyyid Kutub'u şehid eden zalimler, Salih Seriyye'yi şehid eden zalimlerden farksızdır. Şükrü Mustafa'nın göstermelik mahkemede yargılanıp şehid edilmesinde olduğu gibi, Halid ve dört yiğit arkadaşı da aynı Firavunların direktifiyle ortaya konan senaryolardan birini yaşadılar ve güya yargılanarak idam cezasına çarptırıldılar.

Aslında bu şehid edilen kutlu insanlar mahkemelerden kendilerini hakkaniyet ölçülerinde yargılamalarını da bekliyor değildiler. Bu şehidlerin ortak olarak söylediği tek söz şudur: “Sizin kanunlarınızı ve hukukunuzu kabul etmiyoruz. Allah'ın hukukunu savunan kıyam erlerini zalimlerin despotik rejimleri yargılayamaz.”

Halid ve arkadaşlarının 11.11.1981 Cumartesi başlayan mahkemesi 117 gün devam edecek, bu zaman zarfinda sadece dört celse yapılarak hüküm ilan edilecektir. Ne Halid ve arkadaşlarına kendilerini savunma imkanı tanınacak, ne mahkemede Halid'in avukatlığını yapmak için hazır olan 35 avukata müvekkillerini savunma imkanı verilecek ne de mahkeme heyeti uygulaması ön görülen görevini yerine getirme imkanı bulabilecektir.

Şehid İslambuli ve arkadaşları mahkemedeki tavırlarıyla zalimlerin kalplerine daha da korku salarken Müslümanlara da bir müminin küfre karşı nasıl mücadele edilmesi, nasıl davranılması gerektiğini pratik olarak ortaya koymuşlardır. İlk celse halka açık olarak yapıldığında gözler beyaz entarili ve başında beyaz takkesi ile dolgun, uzun boylu, elinde Kur'an-ı Kerim olan gencin üzerine çevriliydi. Adı sorulduğunda Halid Ahmed Şevki el-İslambuli olduğunu söyledi. Kendisini savunacak avukatın mahkemede hazır olup olmadığı sorulduğunda da elindeki Kur'an'ı havaya kaldırarak gür sesi ile; “Allah kendine iman edenlerin savunucusudur.” ayetini okudu.

Bu mahkemelerde Halid'den başka dikkati çeken iki şahıs daha vardı. Bunlardan biri çok az konuşan 1979'da Mısır'daki Cihad hareketi'nin liderliğine getirilen ve cemaatin fakihi olan 27 yaşındaki ziraat mühendisi Abdusselam Ferac, diğeri de yine Cihad'ın önde gelenlerinden ve 81'de hareketin liderliğine getirilen yarbay rütbeli Abbud ez-Zümer'di. Abbud ez-Zümer celselere askeri elbiselerle devam ediyordu.

Halid mahkemede Sedat'ı niçin öldürdüğü sorulunca verdiği cevapta; Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyip, İslam ümmetine karşı ihanetinin cezası için O'na karşı savaşın gerekliliğinden hareketle bu eylemi gerçekleştirdiğini ve bunun için de pişman değil aksine çok mutlu olduğunu asrın Firavununu ortadan kaldırmak kendisine nasip olduğu için Allah'a hamd ettiğini açıklayacaktı. Halid, sorgulaması ve mahkemedeki konuşmaları boyunca 'Allah'ın hukukunu ayak altına alan ve Müslümanlara zulmedenlerin akıbetleri işte Sedat'ın akibeti gibidir' diyecek ve Müslümanlar var olduğu müddetçe kimsenin İslam'a saldıramayacağını söyleyecekti.

30.11. 1981 günü yapılan ikinci celsenin başlaması ile mahkeme salonuna giren Halid'in annesinin, Halid'in bulunduğu yere yönelerek yüksek sesle; “Sabran ya Mi Yasir inne mevidekum el-cenne” (Sabredin ey Yasir ailesi size cennet vadedildi) diye bağırması Halid ve arkadaşlarının bulunduğu kafeslerden marşların, sloganların yükselmesine neden olurken basın mensupları bu ananın tutum ve tavırları karşısında hayrete düşüyordu.

6 Mart 1982'de mahkeme kararı açıklamak için toplanmıştı. Mahkeme salonunda sessizlik hakimdi. Dr. Ömer Abdurrahman, Yusuf suresini okuyordu. Mahkeme heyeti salona girdiğinde Ömer Abdurrahman, Yusuf Suresinden; “Ey benim hapishane arkadaşım bölük pörçük ilahlar mı yoksa Kahhar ve bir olan Allah mı daha hayırlıdır (ibadete layıktır).” ayetini okudu.

Karar okunurken mahkeme heyeti görülmemiş bir protesto ile karşılaştı. Kafeslerde bulunan Halid ve arkadaşları mahkeme heyetine sırtlarını dönmüş yüksek sesle marşlar ve sloganlar söylüyordu. Sonunda karar açıklandı: 5 idam ve cihad hareketi'nin ileri gelen liderlerinin hemen hemen hepsine ömür boyu hapis.

Sedat'ı öldürme eylemine fiili katılan Halid ve üç arkadaşıyla birlikte cemaatin fakihi ve emin “Farizatü'l-Gaibe” kitabının yazarı Abdusselam Ferac'ın idamına karar verilirken, cihad'ın liderlerinden Abbud ez-Zümer 42 yıla mahkum ediliyordu.



*İdama Mahkum Edilenler:

1. Halid Ahmed Şevki el-İslambuli

2. Abdulhamid Abdusselam Abul Ali

3. Ata Tail Hamide

4. Hüseyin Abbas Muhammed

5. Muhammed Abdusselam Ferac Atiye.

İdam hükmünün açıklanmasından sonra salonda sloganlar atılmaya tekbirler getirilmeye başlandı. Kafeslerden şu sesler yükseliyordu:

“Kan içici kasaplara, insanların ruhunu parçalayan zebanilere haber verin... Zalimlerin sonunun geldiğini müjdeleyecek fecir yaklaşmakta.”

“Biz Allah'ın dini için varız O'ndan geldik O'na döndürüleceğiz. Ya Allah'ın dini mecidine tekrar kavuşacağız, yada bu uğurda bizim kanımız akacak.”

İdam hükmünün açıklanmasından sonra Abdulhamid, Ömer Abdurrahman'a; “Allah'ın şehadetle mükafatlandırdığı kimseye ne nasihatte bulunursun?” diye sorunca Ömer Abdurrahman ibadet zikri çoğaltmalarını hatırlattı ve Halid İslambuli'ye dönerek; “Sizden önceki İslami hareket elemanlarının başaramadığını sizler başardınız. Allah Şehadetinizi mübarek eylesin.” dedi.

Hükmün açıklanmasından sonra kafesteki gençlerden biri sol kolunu parmaklıklara sürterek kanattı. Akan kanlarla elbisesine “El-Cihadu hatta'l mevt” (ölene kadar cihad) sözlerini yazdı. Kafestekiler hep birlikte bu sözü haykırdılar ve salon terkedildi.

Cihad'ın Güney Said bölgesi liderlerinden ömür boyu hapse mahkum edilen Kerem Zuhdi arkadaşlarına hitaben şu konuşmayı yaptı:

“Bizler, Filistin haçlılar tarafindan düşürüldüğünde Yahudilerin sokaklara çıkarak 'Muhammed öldü, erkek evlat bırakmadı!' diye bağırmalarını hiç unutmadık! Fakat işte biz, Muhammed'in gençliği olarak ilan ediyoruz ki; Muhammed (sav) her beşer gibi öldü. Çünkü ölüm her beşerin üzerine haktır. Ama arkasından öyle erkekler bıraktı ki bunlardan birisi Ortadoğu'da Yahudilerin en büyük uşağı olan Sedat'ı cehenneme yolladı.”

Koluna girip kendisini arabaya doğru götürmekte olan askerlerin ağladığını gören Halid onlara; “Cihadımızı bizden sonraki nesillere aktarın” dedi. Ve mücahidler, üzerlerine düşeni yerine getirmiş olmanın huzur ve vakarıyla mahkeme salonundan ayrıldılar. Halid Ahmed Şevki İslambuli annesine yazdığı son mektupta kendisinin şehid olduğunu, bunun için üzülmemesi gerektiğini hatırlattı. Eylemleri nedeniyle ailesinin maruz kaldığı işkencelerden ve baskılardan dolayı kendisini haklarını helal etmelerini istedi.

Ve nihayet, 82'nin 16 Nisan'ında İslambuli ve dört arkadaşı Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in emriyle idam edildiler. İslambuli ve arkadaşlarını savunmak için müracaat eden çeşitli görüşlere mensup 35 avukat ortak bildirilerinde şunu söylediler: “Mısır'da istikbal işte burada yargılanan insanların bağlı bulunduğu hareketin olacaktır.”

Halid, şehadetinden önce, son söz olarak şunu söylüyordu:

“Dünya duysun artık, Müslümanlar geliyor!”


filistinetkinlik
 

liprade

New Member
Patanili Özgürlük Savaşçısı: TENVİRA...

Patanili Özgürlük Savaşçısı: TENVİRA



Patanili Müslümanların Efsanevi Lideri Kebir Abdurrahman Tenvira hakka yürüyeli tam 1 yıl oldu. 25 yaşında arkadaşlarıyla birlikte PULO’yu kurarak Tayland Yönetimi’ne karşı özgürlük mücadelesi başlatan Tenvira film gibi bir hayat yaşadı.

1939 yılında Yala Bölgesi'ne bağlı Lubok Bamah Köyü'nde dünyaya gelen Kebir Abdurrahman Tenvira'nin soyu Patani İslam Krallığı'nın son sultanlarından olan Sultan Lebih'e dayanıyor. Daha küçük yaşlardan itibaren Pundok Medreseleri'nde dini eğitim almaya başlayan Tenvira'nın babası Muhammed Tenvira, Patani'de son derece sevilen bir İslam alimidir. Şu an hayatta olan Muhammed Tenvira yaklaşık 115 yaşında.

Kebir Abdurrahman Tenvira ilk eğitimini Patanili Müslümanlar için büyük önem taşıyan Pondok Medreselerinde aldı. İlk ve ortaokulu köyünde, liseyi ise Yala'da okuyan Tenvira, daha küçük yaşlardan itibaren Budist Tayland Hükümeti'nin Patani Halkı'na yönelik yaptığı zulümlere şahit oldu. Budist Tayland Hükümeti'ne bağlı askerler Pondok Medreselerini ateşe veriyor ve Pondok Medreselerinde hocalık yapan alimleri tutuklayıp hapishanelere atıyorlardı.


ÖĞRENCİLİK YILLARINDA BAŞLAYAN MÜCADELE

Üniversite eğitimi için Tayland'ın başkenti Bankok'a giden Tenvira, burada Nur İslam Üniversitesi'ne kaydoldu. Üniversite yıllarının başlangıcından itibaren siyasi mücadelenin içine giren Tenvira, Patanili öğrenciler arasında bağımsızlık fikrini yaymak için çalışmalar yapmaya başladı. Kendisi gibi Tayland'ın başkenti Bankok'ta okuyan Patanili öğrencilerle toplantılar yapan Tenvira, 1960 yılında Tayland'ın başkenti Bankok'ta “Tevaun Cemiyeti” adı altında bir öğrenci teşkilatı kurdu.

Bu teşkilata üye olan öğrencilerin çoğu Patanili'ydi. Tenvira bu öğrencilerle yaptığı toplantılarda sürekli olarak 18. Yüzyılda Patani'ye hükmeden Patani İslam Krallığı'na vurgu yapıyordu. Tenvira'ya göre Patani'deki özgürlük mücadelesinin temel fikri İslam olmalıydı ve Patani toprakları işgalden kurtulduktan sonra bölgede tam bağımsız bir İslam Devleti kurulmalıydı. Tenvira'nın fikirleri ilk olarak Bankok'ta okuyan öğrenciler arasında, daha sonra da Patani'de büyük ilgi görmeye başladı.


BAĞIMSIZLIK FİKRİNİ YAYAN GENÇ

“Teavun Cemiyeti”ne mensup olan Patanili öğrenciler yaz tatillerinde Patani'ye dönerek 2 ay boyunca halka Tenvira'nın fikirlerinden bahsettiler. Tenvira da bir grup arkadaşıyla birlikte Patani'yi baştan aşağı dolaştı ve Pundok Medreseleri'nde toplanan halka konuşmalar yaptı. Patani Halkı, Sultan Lebih'in torunu olan bu genç öğrenciye büyük sevgi gösteriyordu. Bu arada Tenvira'nın çalışmaları Budist Tayland Hükümeti'nin gözüne batmaya başladı ve halkı isyana teşvik suçuyla Tenvira'nın yakalanması için karar çıkarıldı. O dönemin muhalefet partisi olan “Tayland Demokrat Partisi”nden bir dostu Tenvira'ya tutuklanacağını bildirdi ve bir an önce Tayland'ı terk etmesi gerektiğini söyledi.


ELVEDA PATANİ…



Tenvira, Budist Tayland Hükümeti tarafından hakkında çıkarılan tutuklama emri nedeniyle 1962 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çok sevdiği Patani'yi terk edip Hindistan'a geçti. Hindistan'da eğitimini kaldığı yerden sürdüren Tenvira , Hindistan Uluslar arası Hukuk ve Siyasal Bilgiler Enstitüsü'nü bitirip devletler hukuku alanında mastırını tamamladı.

O dönem Patani'de komünist ve milliyetçi ideolojiler halk üzerinde bir hayli etkindi. İşgalci Tayland Hükümeti'ne karşı silahlı eylemler düzenleyen “Patani Milli Kurtuluş Cephesi” Malay Milliyetçilğini, “Patani Milli Devrimci Cephesi” de sosyalizmi savunuyordu. Tenvira Hindistan'da öğrenim gören Patanili öğrencilerle yaptığı toplantıların sonunda Patani Direnişi'nde yeni bir dönem açacak olan “Patani Birleşik Kurtuluş Örgütü” (PULO)'yu kurma kararı aldı.


ALİMLER TENVİRA'YA BİAT EDİYOR



1968 yılında Kebir Abdurrahman Tenvira'nın liderliğinde 7 Patanili öğrenci tarafından Hindistan'da kurulan PULO, kendini Patani'nin özgürlüğü için mücadele eden bir İslami direniş hareketi olarak tanımladı. İlk toplantıda alınan en önemli karar ise bir yıl sonra Mekke'deki Arafat Dağı'nda yapılacak büyük kurultaydı. Yurtdışında öğrenim gören Patanili Öğrencilere, Patani'de yaşayan alim, işçi ve siyasetçiler başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerinden insanlara haber gönderildi ve bir yıl sonraki hac da Arafat Dağı'nda dev bir kurultay yapıldı.

Bu kurultayda PULO'nun kurulduğu Patanililere duyurularak, toplantıya katılanlardan destek istendi. Başta Patanili Alimler olmak üzere toplantıya katılanların hemen hemen hepsi Kebir Abdurrahman Tenvira'ya biat ederek, Tenvira'yı Müslüman Patani Halkı'nın lideri olarak seçtiklerini açıkladılar.


HEM MÜCADELE ETTİ, HEM OKUDU



Eğitime büyük önem veren Tenvira, bir taraftan Patani'deki temsilcilerine eğitim alanında çalışmalar yapmaları yönünde talimat verirken, diğer taraftan da kendi eğitimini sürdürdü. İsveç'teki Lund Üniversitesi'ne kaydolan Tenvira, doktora tezini “Patani Sorunu ve Tayland Hükümeti” isimli kitabıyla tamamladı.

Daha sonra Patani sorunun uluslar arası alana taşımak için geziler yapmaya başlayan Tenvira, Libya Lideri Muhamed Kaddafi, zamanın Pakistan Lideri Ziyaülhak, İran Lideri İmam Humeyni, Suriye Lideri Hafız Esad, Irak Lideri Saddam Hüseyin'le görüşmeler yaptı. 1968'den 1975 yılına kadar Patani'de eğitim çalışmalarını sürdüren PULO mensupları halk arasında büyük bir taban oluşturdu.


TENVİRA DİRENİŞİ BAŞLATIYOR

Tayland Askerleri 29 Kasım 1975'de Narativat'ın Baço Kasabası'nda 5 Patanili Genci öldürdü. Bunun üzerine Tenvira, Patani'deki PULO Mensuplarına Tayland Hükümeti'ni protesto eden büyük bir gösteri yapmaları yönünde haber gönderdi. Kurban Bayramı ile aynı güne denk gelen 11 Aralık 1975'de 7O bin Patanili bir araya gelip, PULO öncülünde Budist Tayland Hükümeti'nin Patani'de yaptığı zulümleri protesto etti. Gösteri sırasında grubun üzerine askerler tarafından bomba atılması üzerine 12 Patanili hayatını kaybederken, 100'den fazla kişi de yaralandı.

Bu olaydan bir gün sonra Tenvira bir bildiri yayınlayarak PULO'nun Budist Tayland Hükümeti'ne karşı cihad ilan ettiğini duyurdu. PULO'ya bağlı askeri güçler bu tarihten itibaren Tayland Hükümeti'nin bünyesindeki askeri hedeflere yönelik eylemler düzenlemeye başladı. PULO 1 yıl içinde 250'den fazla askeri operasyona imza atarak, bölgede büyük bir güç olduğunu gösterdi. Tenvira FKÖ ve FHKC gibi Filistinli direniş gruplarıyla da ilişkiye girerek bu örgütlerin İsrail'e karşı verdikleri mücadeleye askeri destek verdi.


ENTELLEKTÜEL, ISRARCI VE CESUR

Mısır, Libya, Suriye, Sudan, İsviçre, Hollanda ve Almanya'ya bürolar açan Tenvira, Patani'deki işgali uluslar arası bir boyuta taşımayı başardı. Tayland İstihbaratı 3 kez Tenvira'yı zehirlemeyi kalkışsa da, Tenvira kendisine yönelik gerçekleştirilen suikast girişimlerinden zekası sayesinde kurtuldu. Tenvira tam 44 yıldır ülkesine giremiyordu. Bir dönem Sudan'da yaşayan Tenvira, hastalığı boyunca Suriye'de tedavi gördü. En büyük hobisi çiftçilikle uğraşmak olan Tenvira, başta Arapça, İngilizce ve Almanca olmak üzere 8 dil biliyordu.

Çevresi tarafından entelektüel, ısrarcı, cesur, Patani'ye ve çocuklara düşkünlüğüyle tanınan Tenvira'nın mücadelesinin temelini “Allah, işgal altındaki Patani ve zulüm gören bütün Müslümanlar başta olmak üzere ezilen bütün dünya halkları için mücadele” sloganı oluşturuyordu. Geçen sene 28 Haziran günü saat 16. 45'de Şam'daki İbn-i Nefis Hastanesi'nde hayata gözlerini yuman Tenvira, Patanili öğrenciler tarafından Şam'da hüzünlü bir törenle toprağa verildi.




Adem Özköse - Tevhid Haber
 
Ã

Þehadete Vurgunum

Guest
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...-FOTO-

DahLia' Alıntı:
Hani söyleyecek birşey bulamaz insan.!. Lal olur diller..!

Hani tüyleri saç diplerine kadar diken diken olur.!

Hani gözünde anlamsızlaşır herşey..!

Hani yüzlerine bakınca cenneti görürsün sanki..

Hani tanımasanda taaaa yüreğin en içlerinde çekim oluşur..Muhabbet oluşur..


Hani hani hani....!!!

Rabb'im razı olsun onlardan...


Çok teşekkür ederim ...

Hatta ayrı bir sayfada ŞEHİTLER. başlığı altında tanıtım da yapabiliriz mi?
Abla şehitlere ait bir sayfa varmı ??? bu forumda
varsada ben nie rastlamadım :/
 

liprade

New Member
Onbinler Şikaki'yi Andı -(FOTO)-...

Onbinler Şikaki'yi andı(FOTO)



Cihadi İslami Hareketi, Gazze'de düzenlediği mitingle, Fethi Şikaki'nin şehadetinin yıl dönümünde direniş yoluna olan bağlılığını yineledi.



Fethi Şikaki'nin şehadetini, Filistin direnişi adına önemli bir kazanım olarak kabul eden İslami Cihad, Şikaki'nin şehadetini matem havasında değil kutlama havasında kutladı. Çünkü, kutlamalarda konuşan İslami Cihad'ın Genel Sekreteri Ramazan Abdullah Şallah, Şikaki'nin şehadetini, Filistin'deki cihad ve direniş yolunun doğuşu anlamına geldiğini söyledi.



Şallah “İslami Cihad, kaygısı direniş ve cihad olan bir örgüttür, düşüncedir. İslami Cihad, 1970'li yılların sonunda ortaya çıktı. 1985'li yıllardan itibaren de gizlice silahlı operasyonlar düzenledi. Fakat kuruluşundan sonra düzenlediği ilk meşhur operasyonu, 6 Ekim 1987'dedir. Bu operasyon, 1987 yılının son günlerinde başlayan İntifada'ya zemin hazırlamıştır. Bu operasyon, İslami Cihad'ın askeri ilk eylemi olmadı. Fakat en meşhuru ve en zirvesiydi” dedi.



Şikaki'nin şehadetiyle tarih yazdığını belirten Şallah “Şikaki'nin hayatını feda ettiği cihad ve direniş projesine bağlı kalanlar,bu tarihi korumaktadırlar. Projemiz, dünyevi değildir. Ne mal ne de yönetimi istiyoruz. Şöhret olmak da istemiyoruz. Projemiz, cihaddır. Siyonist düşmana karşı Allah yolunda savaşmaktır.” dedi.



Şallah “Ey Filistinliler! Sizlerin emaneti omuzladığınıza şahidim. Emaneti, kanınız, teriniz ve kendinizi feda etmenizle gösterdiniz” dedi.



Fetih hareketinin, İsrail ile yapılacak müzakereler yoluyla Filistin devletinin kurulacağına inanmalarını eleştiren Şallah "Şayet Filistin devleti kurulacak olsaydı, Yaser Arafat'a kurdururlardı. Fakat devlet vaadinde bulunanlar, Arafat'ı zehirlediler. Kuruntular ve serapların arkasında koşmaya artık yeter" diye konuştu.



Fetih, Hamas ve diğer Filistinli hareketlere seslenen Şallah, Filistin'in içinde bulunduğu krizden kurtulması için vahdet çağrısında bulundu, işbirliği yapılması gerektiğini belirtti.

Şallah "Topraklarımız ayaklarımızın altından çalınıyor, Kudüs Yahudileştiriliyor, mültecilerin hakları siliniyor, biz ise birbirimizle uğraşıyoruz, kaygılarımız iç mücadele" dedi.

Kutlamalara katılan İslami Cihad'ın Gazze'deki liderlerinden Nafiz Azzam ise İsrail ile yapılan müzakerelerde yolun sonuna gelindiğini belirterek, Mahmud Abbas yönetiminde yüzünü halkına çevirmesini istedi.

Barış görüşmelerinde bir ilerlemenin katedilemediğini savunan Azzam "İsrail'in yerleşim merkezlerini durdurmasını başaramayan Amerika, İsrail'in Filistin topraklarında geri çekilmesinden de aciz kalacaktır" dedi.

Azzam “Şikaki'nin şehadet yıldönümü, ihtilafların giderilmesi için güçlerimizin birleştirilmesine bir fırsattır” dedi.

Azzam “Direniş, bu halkın ve haklarının korunması için en uygun ve en iyi tercihtir. Halkımızı koruan ve düşmanın hesapları boşa çıkaran direnişten taviz vermemiz mümkün değildir” diye konuştu.

İsrail'in son günlerde Kudüs'te gerçekleştirdiği saldırılara dikkat çeken Azzam “İsrail'in Kudüs'teki saldırıları, düşmanın vahşiyetinin delilidir. Bu saldırılar, İsrail'in siyasetinin değişmediğinin delilidir” dedi.

Azzam son olarak Mısır hükümetine çağrıda bulunarak, Rafah sınır kapısının açılmasını, Filistin iç barış görüşmelerine bağlamaya son vermesini istedi.


İSRA HABER
 
Ã

Þehadete Vurgunum

Guest
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...-FOTO-

inşALLAH(şehid)

ALLAH razı olsun resimler cok güsell


dosyama attım hepsini
 

liprade

New Member
Şehid Ebu Hafs'ı Unutmadık...

Şehid Ebu Hafs'ı Unutmadık...



1973 Yılında Ürdün'de Doğan Ebu Hafs Üniversite Eğtiminin Ardından 1995 Yılında Ruslara Karşı Savaşmak İçin Çeçenistan'a Geçti. Uluslararası Gönüllü Mücahidlerin Lideri Olan Komutan Hattab'ın Grubuna Katılan Ebu Hafs, Üstün Zekası Ve Birikimi Nedeniyle Bu Grubun Eğitmeni Olarak Görevlendirildi.

Komutan Hattab'ın Şehadetinden Sonra Onun Yerine Geçen Komutan Ebu Velid'in Yardımcısı Olan Ebu Hafs, Ebu Velid'in De Şehadeti Üzerine, Çeçenistan'daki Yabancı Direnişçilerin Komutanı Oldu. Çeçenistan Yabancı Mücahidlerinin Komutanığını Üstlenen Ebu Hafs Güler Yüzlülüğü, Mücahidlere, Çeçen Halkına Olan Sıcaklığı Ve Askeri Operasyonlardaki Kabiliyeti İle Bütün Dünya Müslümanları Tarafından Sevilen Bir Şahsiyetti.

Mücahidler Arasından Takvasıyla Öne Çıkmıştır. Lakin Rabbimizin Emri İle 26 Kasım 2006 Tarihinde Ebu Hafs Firdevslere Göç Etti. Gurubuyla Birlikte Cephede Gösterdiği Başarılar Nedeniyle Çeçen Halkı Arasında Büyük Bir Üne Kavuşan Ebu Hafs, Kafkas Mücahidleri Şura Konseyi'nde, Komutan Şamil Basayev'in Birinci Yardımcılığına Getirilmişti. Şamil Basayev'in Şehadetinden Sonra Çeçen Direnişçilerin Yeni Lideri Dokko Umarov'un Yardımcılığı Görevine Getirilen Ebu Hafs, Ayrıca Çeçenistan'daki Yabancı Mücahidlerin Kumandanlık Görevini De Yürütüyordu.

Şehadeti:

Ebu Hafs'ın 26 Kasım 2006 Tarihinde LOJİSTİK FAALİYETLER Ve Dağistan Cephesinin Ziyareti İçin Bulunduğu Dağıstan'ın Hasavyurt Kasabasında İşgalci Ruslarla Girilen Ve Gün Boyu Süren Çatışmada Ebu Hafs Çatışma Sürerken Sol Şakağının Üstünden Aldığı Keskin Nişancı Atışı Nedeniyle Şehadete Kavuştu.

Ebu Hafsla Birlikye Dört Mücahidde Cennete Kanatlandılar inşALLAH…

Ebu Hafsın Cihad Hayatı Afgan-Sovyet Savaşı İle Başlamış Tacikistan'da Devam Etmiş Çeçenistan'da Zirveye Çıkmış Ve Nihayetinde Dağistan'da Şehadetle Sonuçlanmıştır.

ALLAH (ŞANI EN YÜCE) ŞEHADETİNİ KABUL ETSİN………


O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. " (Nisa, 4/74)
 
Ã

Þehadete Vurgunum

Guest
Ynt: Cephe Arkadaşları Şehid Muğniye'yi Anlatıyor...-FOTO-

inşallah(şehid)

allah razı olsun
 
Üst