Bir Günaha Her gün AH...!

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Amel ve emel arasındaki gel-gitlerin ayrılma noktasıdır günah. Bazen ameli terk iken günahın adı bazen de emele meyil olur. Günah, güne düşen karanın adı. Hayata düşen kara dip not. Sırattan ifsata doğru olan meyil. Aklın bir anlık saf dışı kalışının resmi. Mantığın kısa devre yapması. Cennet yolundan cehennem tarafına doğru kulun kayması. Kitabın unutulması. Peygamberin hatırlanmaması. Nasihatin sırra kadem basması. Hayatın şirazeden çıkması. Hayatın manasından soyutlanması. Şeytanın hilesinin tutması. Meleğin ağlaması. Feleğin şaşkınlığı. Semeğin günaha adı karışan insan karşısındaki üstün yanı. Kainat büyüklüğündeki emeklerin heder olması. Kulun derbeder hali. Kulun üstüne oynanan kumar karşısındaki şeytanın kısa süreli üstünlük anı.

Elbisenin rengi ile kirin büyüklüğü arasında ciddi bir irtibat olduğu muhakkak. Koyu renkli elbise sahipleri ile açık renkli giyinenlerin çamur karşısındaki teyakkuz halleri bir olamaz. Beyaz bir libas sahibi önüne gelen her yere oturamaz ve her yolda istediği gibi at koşturamaz. Titizliğin derecesi sahip olunan elbisenin rengi ile doğrudan irtibatlı. Akıl sahibi her insan için bu hal değişmez bir kaide. Hele kişi bir de makam sahibi ise… O üzerindeki libas bir yerlerin de resmi üniforması ise durum daha da bir ciddileşir. Ve sahibi libas bu kez attığı her adıma dikkat etme mecburiyetindedir. Elbisesinin arkasına sıçrayan çamurun ebatı değildir artık onu tedirgin ve de rahatsız eden. Az veya çok oluşundan kaynaklanmaz kişiyi rahatsız eden. Elbise kir almışsa makam hasar almıştır artık. Ahiret yolunun gemisi su almaya başlamıştır. Bu hal gemide bulunan akıl sahibi herkesi ve makamının bilincindeki her bilinçli ferdi tedirgin etmeli. İşte bu çekişme iyiye işaretin adı.

Amel dünyası boşluk kabul etmez. Amel ile boşluklar doldurulmaz ise emel devreye girecektir mutlaka. Emeller haram ve helal dairesinin dışını zorlarsa, rehberliğe soyunan şeytan olur. Kumandayı şeytana teslim eden her kul tesellisiz kalır. Bu yöneliş ve tercih kayba duçar olunan yolun karanlık koridorlarında serseriane ve divanece alınan rotasız ve de pusulasız koşuşturmacadır. Sahibine faydası olmayacaktır. Rehberi şeytan olanın istikameti cehennem olur. Şeytanı rehber edinen dünyada da ahirette de maskara olur. Elbise olarak beyaz giyemez onlar. Saflık ve de temizliği temsil eden beyaz uzaktır kendilerine.

Kaderin keder tarafını anlayamazlar. Anlayamadıkları için de ağıtlar yükselir her daim onların semalarından. İsyan şarkı olur. Asilik meslek halini alır. Merhamet ancak tövbe kurnasından akar. Acziyetini anlayanın gerçek rahmet kapısına doğru olan azimli yürüyüşüdür ki kişiyi rahmet vadilerinde dolaştırır.

Nazar ettiği pencerenin camı kirli olanın manzarası temiz olamaz. Gözüne gaflet boyası çalınanın mantığı tutarsızlaşır. Kalbi kasvet bağlayanın gözünden yaş akmaz. Göz yaşı tövbedir oysa. Acziyetin ifadesidir. Eli yetmediğinin belgesidir. Bittiğine delildir. Halin ta kendisidir. Ve göz yaşı ile isteyene istediği mutlaka verilecektir. Atamız Adem (as) cennete ağlaya ağlaya girmiştir tekrardan. Yakuba (as) gömlek bir müjdedir ağlamasının dineceği hususunda. İbrahim (as) kahkaha atarak dolaşmamıştır ayak bastığı beldeleri. İçine atıldığı ateşi neyin söndürdüğünü henüz bilenimiz yok. Belki de ağlamasıydı onu Allah’ın izniyle ateşten gülşene götüren yine de. Testere altındaki Zekeriyya (as) kim bilir neler çekti. Şuayb (as) gözlerini niçin kaybetmişti… Bırakın günaha ağlamayı zelleye bile gözlerini kaybedenlerin hallerini nasıl okumalı ki?

Ağlamak günaha isyandır bu zaviyeden. Ayağa tekrardan kalkmaktır. Bataklıkta olmaya baş kaldırıdır. Düşkün olmanın farkına varmadır. Fark edemeyenin halini, ayağa kalkma gibi bir gayreti elbette olmayacaktır. Günah bazen şeytanın filminde rol alma iken bazen de nefse amede olunmanın nihayetinde elde edilen pozisyona konulan addır. O yüzden ‘şüphesiz ki ben nefsime zülmedenlerden oldum’ çığlığı, ‘Şüphesiz ki nefis kötülüğü emreder’ sözü yine bir başka kutlunun eliyle bize ulaşacaktır. Oysa nefsin nefesi her an kulun ensesindedir. Gaye onu saf dışı bırakmak değil, onu dizginleyebilmektir. Zira o cennetin çetrefilli ve yokuş yolunun adıdır. O yol uzun, sarp ve de yokuştur. Ve etrafı onun hoşuna gitmeyen şeylerle doludur. Hoşa giden şeylerin ismi ise günahtır. Günah kişinin bu yolda ayağının takılmasıdır. Belki rotanın sapıtılmasıdır. Güçlü bir rehber eşliğinde kişi mutlaka yolunu tekrardan bulacaktır.

Ona düşen düştüğünü bilmektir. Ayağa kalkmaya gayrettir. Tövbe ile temizlenmektir. İzleyenlere düşen ise düşene el vermektir. Ona destek olabilmektir. Doğruyu kendisine rencide etmeden bildirmektir. Doğrunun güzelliklerini ve de tadını almasını sağlamaktır. Onun doğru safındaki yerini sağlamlaştırmaktır. Düşmanın dahi olsa kucaklamaktır. Mekke’nin fethinin akabinde sergilenilen manzaradan ders çıkarmaktır. Kınama günü değildir o gün artık. Kara gün kararmıştır, tövbe ile nurlu günler yaklaşmıştır. Af kapısı kilitsiz olur. Yeter ki o kapı aransın, kendisinin tokmağına dokunana o kapı sırtını dönmeyecektir. Önce günahsa yolda görülen levha, bir sonraki mutlaka tevbe olmalı. İşte bu irade sahibine bağlı. Samimi tövbenin akabinde kişiye görünecek olan ise mutlaka Avf olacaktır. Zira o Tevvaptır, Afuvdur, Gafurdur, Rahmandır ve de Rahimdir. Kulum beni nasıl biliyorsa ben ona öyle görüneceğim sözü, sahibi günah olan herkes için değişmez bir hakikattir. Belki bir gün günah işlemiş olabilir kul, ve buna her gün ah ediyorsa şayet, unutmasın ki hayatının sonu, sahili selamettir…

Birol Topuz
 

[TB] Benzer konular

Üst