"Bid'at" Nedir?Ne Değildir?

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Bid'at nedir, ne değildir?

Bid'at, sonradan çıkarılan şey demektir Bunlar ya adette olur veya ibadette
olur
Adette bid'at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir
Adette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse
günah olmaz Adette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek
gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir Peygamber efendimizin
papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi
(Tirmizi)
Fen ve fen bilgileri dinde bid'at değildir Fenni buluşlara sahip çıkmak,
dinimizin emridir (İlim Çin'de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin
kaybettiği malıdır Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kafirlere
uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor
(Mevduat-ül-ulum)
İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da,
dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere,
işlere, şekillere ve adetlere denir İbadetlere bid'at karıştırmak büyük
günahtır Bid'ati sünnet diye işlemek haramdır Bunların hepsini din diye,
ibadet diye uydurmak veya dinin önem verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din
buna karışmaz demek bid'attir Bid'atlerin bazıları küfür, bazıları büyük
günahtır Hadis-i şerifte, (Her bid'at sapıklıktır) buyuruldu (Müslim)
Bid'at çıkaran, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni
hükümler koymaya çalışır Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslam alimlerini
beğenmez Bid'at ehli kibirlidir İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Kibrin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur: Büyüklük ancak
Allahü tealaya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın
tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer Hükümdarın
bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak, onun
tahtına oturup emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır İşte
kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak
gibi büyük suç oluyor
Bid'atin de hırsızlık, katillik, fahişelik, içki içmek gibi haramlardan daha
büyük olmasının sebebi budur Günah işleyen kimse, Allahın emrine isyan
etmiş olur, büyük günah işler Fakat bid'at çıkaran kimse, Allahın,
Resulünün ve Resulullahın varisleri olan alimlerin bildirdiği hükümleri
beğenmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor Yani
Allah adına, Resulü adına hareket ediyor, hatta onları beğenmeyip kendi
görüşünü din gibi ortaya koymaya çalışıyor Bu bakımdan bid'at ehli,
hırsızdan, eşkıyadan, katilden daha büyük günah işliyor İşte bunun gibi
sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz, (Ben onlardan değilim, onlar da
benden değildir Onlara karşı cihad, kafirlerle cihad gibi önemlidir)
buyuruyor (Deylemi)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: (Bid'at ehli, yapacağı
değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek
bid'at çıkarıyor, bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye
çalışıyorlar Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia
ediyorlar Bilmiyorlar ki din noksan değil, kamildir Dini noksan sanıp,
tamamlamaya [çağa uydurmaya, çeşitli bid'atler çıkarmaya] çalışmak, Maide
suresinin, (Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim Üzerinize olan nimetimi
tamamladım ve size din olarak İslamiyeti vermekle razı oldum) mealindeki 3
ayetine inanmamak olur (m260)
(alıntı)
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: "Bid'at" Nedir?Ne Değildir?

Dini özellik taşıyan amel ve davranışlarla birlikte günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni düşünceler, uygulama ve adetler de bid’at olarak kabul edilmiştir

Bu alimler, meseleye delil olarak da şu hadisi zikrederler: “Kim benim bir sünnetimi ihya ederek insanların onunla amel etmelerine vesile olursa, o insanların kazanacağı sevaplardan hiçbir şey eksiltmeden onların sevaplarının bir katını almış olacaktır Kim de bir bid’at icat ederek onunla amel edilmesine sebep olursa, o bid’at ile amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiçbir şey eksiltmeden onların günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır” (İbn Mace, Mukaddime, 15)

Bu tarifle birlikte aynı ulema bid’atı, hasene ve seyyie olarak ikiye ayırır, yapılması mahzurlu olmayanlara bid’at-ı hasene (iyi bid’at), yapılması mahzurlu olanlara da bid’at-ı seyyie (kötü bid’at) derler Minare ve medrese yapmak bid’at-ı hasene, kabirlerin üzerine mum yakmak da bid’at-ı seyyiedir Buna göre, hadislerde reddedilen bid’atler, kötü bid’atlerdir

Hz Ömer (ra), Mescid-i Nebevi’de teravih namazını cemaatle kılanları görünce, “Bu ne güzel bir bid’attır” diyerek teşvik etmiş ve bid’at-ı haseneyi belirtmiştir (Buhari, Teravih, 1)

Bid’atı dar kapsamlı olarak anlayan başta İmam Malik olmak üzere, Ayni, Beyhaki, İbn Hacer el-Askalani ve Heytemi, İmam Birgivi ve İbn Teymiyye gibi alimler de şu tarifi getirirler: “Bid’at, Resulullah’tan Sallallahü Aleyhi Vesellem sonra ortaya çıkan ve dinle ilgili olup ilave veya eksiltme özelliği taşıyan herşeydir”

Bu ulemaya göre dinle ilgisi olmayan ve dini özellik taşımayan yeni icatlar bid’at sayılmaz Bu bakımdan örf ve adet türünden olan davranışlar bid’at kavramının dışında değerlendirilir

Bu görüşün delilleri de şu hadislerdir:

“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenlerdir” (Müslim, Cum’a, 43)

“Sonradan ihdas edilen herşey bid’attır” (İbn Mace, Mukaddime, 7)

“Her bid’at dalalettir” (Müslim, Cum’a, 43)

“Din namına sonradan ortaya çıkarılan şeylerden sakının Gerçekten sonradan ortaya çıkarılan herşey bid’attır ve her bid’at de sapıklıktır Bu durumda sizin yapmanız gereken şey, benim sünnetime ve birer hidayet ve irşad rehberi olan halifelerimin sünnetlerine sarılmanızdır” (Ebu Davud, Sünnet, 5)

Aynı görüşü benimseyen fıkıh usulü uzmanı eş-Şatibi ise, bid’atı ‘sonradan ortaya çıkan dini görünümlü yol’ olarak tarif ettikten sonra, konuya şu şekilde bir açıklık getirir:

“Bid’atı dini görünümlü bir yol olarak benimseyen kişilerin bu yola girmelerinin sebebi Allah’a daha çok kulluk etmektir Bunun yanında, dini görünümlü olmayan ve dini telakki edilmeyen şeyler bid’atten sayılmaz Mesela, bir kimsenin helal olan birşeyi kendisine yasaklaması bid’at değildir, ancak bu yasaklamayı dindarlık düşüncesiyle yapması bid’attır”

Şatıbi’ye göre bid’atı ‘hasene’ ve ‘seyyie’ olarak iki ayırmak doğru değildir (İbrahim bin el-Musa eş-Şatıbi, el-İ’tisam; DİA, “Bid’at” maddesi)

Sünnetin titizlikle korunmasını isteyen ve Hicri 1000’inci yılda yaşayan İmam Rabbani bid’atlere karşı mücadele etmeyi dile getirirken şöyle der:
“En bahtiyar odur ki, İslam’ın ve Müslümanların garip düştüğü bir zamanda terk ve ihmal edilmiş sünnetlerden birisini ihya edip yaygın olan bid’atlerden birisini yok edip kaldıran insandır Şimdi öyle bir zaman ki, Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem gönderileli bin seneyi geçmiştir, kıyamet alametleri de teker teker çıkmaya başlamıştır Resulullah’ın (asm) Saadet Asrından uzaklaştıkça sünnetler perdelenmiş, bid’atler yalan illetinin yaygınlaşmasıyla çoğalmıştır Şimdi öyle bir mücahide ihtiyaç vardır ki, sünnetleri ihya etsin, bid’atleri kaldırsın Çünkü bid’atlerin revaç bulması dinin tahribine sebep olur” (Mektubat, 1:34-35)

Şatıbi gibi bid’atin seyyie ve hasene şeklinde tasnif edilmesine şiddetle karşı çıkan İmam Rabbani, itirazını şu şekilde dile getirir:

“Eski alimler bid’atlerin bazı güzel taraflarını görmüş olacaklar ki, bazı bid’atlere ‘hasene’ (iyi) bid’at ismini vermişlerdir Fakat bu fakir, bu meselede onlara uymuyorum Bid’atlerden hiçbirisine ‘hasene’ diyemem Bid’atlerde karanlık ve bulanıklıktan başka birşey göremiyorum Çünkü Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem ‘Bütün bid’atler dalalettir’ buyurmuştur İslam’ın garip olduğu ve zayıfladığı bir zamanda kurtuluş ancak ve ancak sünnete uymakta, felaket de nasıl olursa olsun bir bid’ate sarılmaktadır

“Sonradan çıkan herşey bid’at ve her bid’at dalalet olursa, nasıl olur da bid’atte güzellik olur Hadis-i şeriflerde buyurulduğu gibi, icat edilen her bid’at bir sünneti kaldırmaktadır Bu husus bazı bid’atlerle sınırlı değildir ve her bid’at seyyiedir

“Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vesellem buyurmuşlardır ki: ‘Peygamberlerinden sonra dinlerinde bid’at uyduran her ümmet, sünnetten de o bid’at kadar bir sünneti zayi etmiş olur’ (Et-Tergib ve’t-Terhib Trc, 1:109)

“Hassan bin Sabit’ten şöyle bir hadis rivayet edilmektedir: ‘Bir topluluk dinlerinde bir bid’at icat ederse, Cenab-ı Hak sünnetlerden bir sünneti o bid’at gibi çeker, çıkarır, onlardan uzaklaştırır da kıyamete kadar iade etmez’” (Mektubat, 1:160)

Görüldüğü üzere İmam Rabbani, sünnete en ufak bir gölge düşürecek bid’ate müsamaha dahi göstermemekle birlikte Mektubat’ın bazı nüshalarının şerhinde sünnette aslı bulunanlara bid’at ismini bulaştırmaz, onlar için ‘güzel adet’ anlamında ‘sünnet-i hasene’ tabirini kullanır (M Paksu, Sünnet ve Aile, s 19)

Kendisini ‘Bid’atüzzaman’ olarak tanıtan ve hayatı boyu bid’atlerle mücadele eden ve sünnet-i seniyyeyi ihya etmek için hayatını vakfeden Bediüzzaman Said Nursi, “Mirkatü’s-Sünne ve Tiryaku Marazı’l-Bid’a” (Sünnetin Dereceleri ve Bid’at Hastalığının İlacı) adıyla müstakil olarak kaleme aldığı eserinde bid’atı dar kapsamlı olarak tarif eden ulemanın görüşünü benimser ve, “Ahkam-ı ubudiyette yeni icadlar bid’attır,” “Şeriat ve sünnet tamam ve kemalini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut—haşa ve kella—nakıs (eksik) görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalalettir, ateştir” diyerek bid’at mefhumunun sadece dinle, ibadetlerle ilgili meselelerde söz konusu olduğunu belirtir

Ona göre, “Her bid’at dalalettir ve her dalalet Cehennem ateşindedir” hadis-i şerifi ve “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim” (Maide Suresi, 3) ayet-i kerimesinin bildirdiği üzere, şeriatın kaideleri ve sünnetin düsturları tamamlandıktan ve kemal noktasına erdikten sonra yeni icatlarla o düsturları beğenmemek veyahut—haşa ve kella—eksik görmeye götüren bid’atları icat etmek dalalettir, ateştir (RNK, Lem’alar, s 609)

Yine Bediüzzaman’a göre, ibadetlerle ilgili hüküm ve meselelerde yeni icatlar çıkarmak bid’attır ve dince reddedilmiştir Çünkü sünnetlerin bir kısmı ibadetlerle ilgilidir ve fıkıh kitaplarında açıklanmıştır, onları değiştirmek bid’attır Diğer kısmı ‘adab’ olarak bilinir ve bunlar siyer kitaplarında mevcuttur Onlara aykırı hareket etmeye bid’at denilmez; ancak nebevi edebe uyulmamış, onun nurundan ve hakiki edepten istifade edilmemiş olur Bu kısım da örf ve adat, fıtri muamelelerde Resul-i Ekrem’in Sallallahu Aleyhi Vesellem tevatürle belirlenen hareketlerine uymaktır Bunlar ise konuşmak, yemek içmek, yatıp kalkmak gibi görgü kurallarıyla alakalı sünnetlerdir (RNK, Lem’alar, s 609)

Sünneti kavli, fiili ve hali olarak üçe ayıran Bediüzzaman, bu üç kısmı da farz, nafile ve güzel adetler olarak üç bölüme tabi tutar Efendimizin Sallallahü Aleyhi Vesellem namaz ve hac gibi ibadetlerde fiili olarak bizzat tatbik ettiği—farz namazları kılmak gibi—farz ve vacip cinsinden olan sünnetlere uyma mecburiyeti vardır

Nafile olarak tespit edilen ve müstehap olarak belirtilen ibadetlerle ilgili sünnetlere uymakta büyük sevaplar vardır; fakat bunları değiştirmek bid’attır, dalalettir

Efendimizin Sallallahü Aleyhi Vesellem güzel adetleri sınıfına giren sünnetleri işlemek ‘müstahsendir,’ çok güzeldir Ki bunlar şahsi ve sosyal hayatla ilgilidir Bu sünnetleri işleyenler adet ve alışkanlıklarını ibadete çevirmiş olurlar (RNK, Lem’alar, s 610)

Bu tespitlerin yanında, Bediüzzaman, eserlerinde zaman zaman ‘ehl-i bid’a’ tabirini kullanır Bunları muhatap alarak İslam’ı müdafaa sadedinde bazı açıklamalar yapar Bediüzzaman’ın ehl-i bid’a olarak isimlendirdiği zihniyetin mahiyetlerini de şu ifadelerinde anlamaktayız: “Acaba, bu ehl-i bid’a ve doğrusu ehl-i ilhad, bu dinsizlikte hangi menfaati buluyorlar?” (RNK, Mektubat, s 558) “Ehl-i bid’a, ecnebi inkılapçılarından böyle meş’um bir fikir aldılar ki: ‘Madem Hıristiyan dininde böyle bir inkılap oldu; öyleyse, İslamiyette de böyle dini bir inkılap olabilir” (RNK, Mektubat, s 557) “Şeairi tağyir eden (İslam’ın alametlerini değiştiren) ehl-i bid’a diyorlar ki: ‘Bu taassub-u dini bizi geri bıraktı Bu asırda yaşamak taassubu bırakmakla olur’”

Bu ifadelerden, ‘ehl-i bid’a’yı İslam ülkelerinde yaşayan ve taşıdıkları sinsi fikirleriyle İslam’ın bazı esas ve kaidelerini değiştirmeye ve hatta İslam’ı tamamen ortadan kaldırmaya çalışan komiteler olarak görmekteyiz

Mektubat isimli eserinde ehl-i bid’a sayılan bu sapık fikirli insanların teşebbüslerini akim bırakacak, onların hak olarak göstermeye çalıştıkları iddia ve planları kökünden çürütecek izahlar yapan Bediüzzaman, ‘tahribatçı ehl-i bid’a’yı da iki kısma ayırır:

Birinciler güya din hesabına, İslamiyet’e sadakat namına, güya dini milliyetle takviye etme telakkisiyle dine taraftar görünerek ‘dinin nurlu ağacını ırkçılığın karanlık toprağına dikmek isterler’ Bu hareketleri bid’akarane bir teşebbüs olarak gören Bediüzzaman, bu adamlara dünya çıkarı için ahiretini satan alimler manasında “ulema-i su’, meczup, akılsız, cahil sufiler” tabirlerini kullanır ki, bu ifadeleriyle onların gerçek kimliklerini açıklar

İkinci kısım ehl-i bid’a ise, “millet namına milliyet hesabına unsuriyete (ırkçılığa) kuvvet vermek fikrine binaen ‘Milleti İslamiyetle aşılamak istiyoruz’ diye bid’atları icat ediyorlar” (RNK, Mektubat, s 559)

Barla Lahikası’nda en büyük yedi günahın arasında ‘dine zarar verecek bid’alara taraftar olmayı’ da sayan Bediüzzaman (RNK, Barla Lahikası s 1547), bid’atı seyyie ve hasene olarak kabul eder ve bu konuda iki misal zikreder:

Birincisi: Her tarikatın kendi meşrebine göre ayrı ayrı tarz ve şekilde virdleri, zikir ve tesbihleri vardır Bu zikirlerin asılları Kitab ve sünnetten alınmak şartıyla ve sünnete aykırı olmamak ve bütün bütün sünneti değiştirmemek kaydıyla bid’at değildir Bu çeşit uygulamaya bazı alimler, bid’at demiş olsalar da, ‘bid’a-i hasene’ adını vermişlerdir (RNK, Lem’alar, s 610)

İkincisi: Bazı cami ve mescitlerde Peygamberimizin mübarek saç ve sakalının telleri bulunmakta ve bunlar belli vakitlerde ziyaret edilmektedir “Bazı ehl-i takva, böyle işlerde, ya takva veya ihtiyat veya azimet noktasında ilişseler de, hususi ilişirler Bid’a da deseler, bid’a-i hasene nev’inde dahildir Çünkü vesile-i salavattır” (RNK, Lem’alar, s 637)

Tariflerden, yapılan izahlardan, verilen misallerden ağırlıklı olarak anlaşılan; iman esaslarını, İslami şeairleri ve ibadetlerle alakalı sünnetleri bozmaya, değiştirmeye, kaldırmaya ve unutturmaya yönelik yeni icatlar, düşünce ve uygulamalar gerçek anlamda bid’at sınıfına girmektedir Çünkü asıl itibarıyla bid’at, ahkamla ilgili bir esası kaldırıp yerine beşeri ve arzi bir ‘yeniliği’ getirmektir Yoksa Efendimizin güzel adetlerine ve ‘adap’ olarak bilinen beşeri davranışlarına yönelik sünnetleri terk etmek, sadece bir sünnet sevabını alamamaktır Bu arada, Kitab ve sünnetin ruhuna aykırı olmayan, “Müslümanların güzel gördüğü güzeldir” esasına uygun olarak dinin kendi dairesinde kalmak şartıyla günlük yaşantıyla alakalı, evrad ve zikirle ilgili uygulamalar ise ‘bid’at-ı hasene’ veya ‘sünnet-i hasene’ kısmına girer

Bunun yanında, muhatabımızda bizim benimsemediğimiz veya yadırgadığımız bir davranış ve hareket görülecek olsa, onun ‘nazikane, nezihane ve kavl-i leyyinle’ tashihine ve düzeltilmesine gitmek gerekir

Sözün özü:

“Bid’atların ve dalaletlerin istilası zamanında sünnet-i seniyyeye ve hakikat-i Kur’aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir” (et-Tergib ve’t-Terhib, 1:41)

“Ne mutlu o kimseye ki, sünnet-i seniyyeye ittibaından hissesi ziyade ola Veyl o kimseye ki, sünnet-i seniyyeyi takdir etmeyip bid’alara giriyor (RNK, Lem’alar, s 609)


MEHMET PAKSU
 
E

Edeb

Guest
Ynt: "Bid'at" Nedir?Ne Değildir?

Allah razı olsun sevgili Tefekkür
 

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Ynt: "Bid'at" Nedir?Ne Değildir?

RABBİM önce sizden razı olsun Sevgili Edep...

Okuyan gözler HAKK'a yar olsun inşAALLAH....
 
Üst