Bahçe Sahipleri Kıssası... Kehf 32-44

  • Konbuyu başlatan simuzer47
  • Başlangıç tarihi
S

simuzer47

Guest

Kehf Suresi 32-44
32-Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.
33-İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiç bir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık.
34-(İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm."
35-Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi.
36-"Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."
37-Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?"
38-"Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
39-"Bağına girdiğin zaman, 'Maşallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan."
40-"Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
41-"Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
42-(Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) ovuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
43-Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
44-İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır.


Ahkami’l Kur’an – İmam Kurtubi

Ata dedi ki: Bunlar, sekizbin dinarı olan iki ortak idiler. Denildiğine göre, bu serveti babalarından miras almışlardı. Ve bunlar iki kardeş idi. Bu serveti aralarında paylaştılar. Onlardan birisi, bin dinara bir arazi satın aldı. Diğeri ise: Allah'ım, filan kişi bin dinara bir arazi satın aldı. Ben de bin dinara karşılık Senden cennette bir arazi satın alıyorum, deyip o bin dinarı tasadduk etti. Daha sonra birincileri diğer bin dinara bir ev yaptı. Öteki: Allah'ım, filan kişi bin dinara bir ev inşa etti. Ben de, bin dinara karşılık Senden cennette bir ev satın alıyorum diyerek, bin dinarı tasadduk etti. Daha sonra birincileri evlenip bu evliliği dolayısıyla bin dinar harcadı. Öteki: Allah'ım! Filan kişi bin dinar harcayarak bir kadın ile evlendi, ben de Senden bin dinara karşılık cennet kadınlarından istiyorum, diyerek bin dinar tasadduk etti. Daha sonra diğeri, bin dinara hizmetçiler ve çeşitli eşyalar satın aldı. Öteki: İşte ben de Senden, cennette bin dinara karşılık hizmetçi ve eşyalar satın alıyorum deyip bin dinar tasadduk etti.

Daha sonra ileri derecede muhtaç oldu ve: Olur ki, arkadaşımın bana bir iyiliği dokunur, diyerek arkadaşının yanına gitti, arkadaşı ona: Malına ne oldu deyince, o da yaptıklarını anlattı. Bu sefer, arkadaşı: Sen gerçekten bu söylediklerini tasdik eden birisi misin? Allah'a yemin ederim, ben de sana hiç bir şey vermeyeceğim, dedikten sonra ona şöyle dedi: Sen, semanın ilahına ibadet ediyorsun. Bense ancak bir puta ibadet ediyorum. Bunun üzerine öbürü, Allah'a yemin ederim buna öğüt vereceğim, dedi ve öğüt verip hatırlatmalarda bulundu, korkuttu. Bu sefer diğeri: Haydi beraber gidelim, balık avlayalım. Kim daha çok balık avlayacak olursa o kişi hak üzeredir, dedi. Öteki: Kardeşim, gerçek şu ki, dünya Allah nezdinde iyilik yapana bir mükafat, kafire de bir ceza kılınmayacak kadar değersizdir.

Böyle demekle onu kendisi ile birlikte ava çıkmaya zorladı. Allah, her ikisini de sınadı. Kafir olan ağını atıyor, putunun adını, anıyor ve ağı balıkla dolup taşarak çekiyordu. Mü'min ise Allah'ın adını anarak ağına attığı halde, ağına bir şey takılmıyordu. Diğeri ona: Durumu nasıl görüyorsun? İşte dünyada benim payım da, konumum da, etrafımdakilerin sayısı da senden daha fazladır. Eğer senin iddia ettiğin bu gerçek ise, ahirette de böylece ben senden daha üstün olacağım, dedi.

Ata dedi ki: Onlar üzerinde görevli olan melek, bu işe üzüldü. Bunun üzerine yüce Allah, Hz. Cebrail'e bu meleği alıp cennetlere götürmesini ve ınü'min kişinin o cennetlerdeki yerlerini göstermesini emretti. Melek, Allah'ın mü'min kişi için hazırladıklarını görünce, şöyle dedi: İzzetin hakkı için o sonunda buraya varacak olduktan sonra, dünyada karşı karşıya kalacağı durumların hiç bir zararı olmaz. Diğer taraftan kafirin cehennemdeki yerini de gösterince aynı melek şöyle dedi: Bunun da varacağı yer burası olduktan sonra, izzetin hakkı için onun dünyadan elde ettiklerinin hiç bir faydası olmaz.

Daha sonra yüce Allah müminin canını aldı, kafiri de nezdinden gönderdiği bir azab ile helak etti. Mü'min, cennete yerleşip Allah'ın kendisi için hazırladıklarını görecek ve arkadaşları ile birlikte birbirlerine soru soracaklarında o; "Gerçekten benim bir dostum vardı, o diyordu ki: Gerçekten sen inananlardan mısın?" (es-Saffat. 37/51-52) buyruğunda sözü edilenleri söyleyecektir. Bunun üzerine bir münadi de şöyle seslenecektir: Ey cennet ehli! "Siz de tekrar bakar mısınız? Baktı ve onu cehennemin ortasında gördü," (es-Saffat 37/51) İşte bunun üzerine "onlara o iki adamı misal ver..." aye­ti nazil oldu.

Yüce Allah bu surede bu iki kardeşin dünyadaki hallerini beyan ettiği gibi, ahiretteki hallerini de es-Saffal Suresi'nde: " Bir sözcü der ki: Gerçekten benim bir dostum vardı. O diyordu ki, gerçekten sen inananlardan mısın? "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. (Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?" "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. İşte çalışanlar böylesi için çalışsınlar" Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (Saffat 51-62) ayetleri beyan etmektedir.
 

[TB] Benzer konular

Üst