Bütün Çağlar İzinde

MiM

Admin
Yönetici
Membership
BÜTÜN sistemlerin amacı insana tekabül etmektir. Çünkü kainat insan çevresinde anlamlıdır. İnsana müsahhar kılınmış, insanın emrine verilmiştir. İnsandır taşı, toprağı, ağacı, gülü, yağmuru, karı anlamlı kılan. Sistemler, insanı kendi dışında belirlenen muhiti içinde mutlu yaşatma amacındadırlar.

Meseleye, beşeri sistemler açısından yaklaşınca "insana tekabül etme" vasfının gerçekleşmesi için hem insanla hem de "muhif"le ilgili önemli merhalelerin aşılması gerekmektedir. Bunlar üzerinde düşünürsek:

İNSANI KAVRAMAK

1. Öncelikle insanın kavranması lazımdır. Ferd olarak insan nedir? Biyolojik yapısı nasıldır? Ruhi değerleri nasıl oluşur? İradesi nasıl işler? Hisleri nasıl değişir? Neden doğar, neden ölür? İnsandan insana farklılaşmaların bir sebebi var mıdır? İnsanların ortak yanları ve farklılaşmaları onları tek bir sistem içinde mutlu yaşatmaya imkan mı verir, engeller mi? Çocuk nedir, genç nedir, yaşlı nedir? Kadın nedir? Erkek nedir? Bunlar birer fizik değişmesi midir, yoksa insani boyutun farklılaşması mıdır? İnsan üzerine kafa yorduktan sonra ortaya çıkacak sonuç koskoca "İnsan bu meçhul" çığlığı mıdır, yoksa insanın "efradını cami, ağyarını mani" bir tarifine ulaşılabilecek midir? Beşeri sistemlerin birinci temel problemi budur.

CEMİYETİ KAVRAMAK

2. Sistem, sadece ferd olarak insanı tanımakla da mümkün değildir. Bir sistem, insanla insanı bir arada ve uyum içinde yaşatmak için vardır. Burada ise, insanla insanın ilişkisi gündeme gelir. Soru şudur: İnsan kendi içinde bir bütün olmakla birlikte, hemcinsleriyle karşılaştığında ne gibi değişimler geçirir? İnsanla insanın ilişkisinin kanuniyetleri nelerdir? Bu soru "iradenin kanuniyeti nedir" şeklinde de sorulabilir? Yeryüzünde 3 milyar insan varsa, üç milyar da irade var demektir. Bu, üç milyar farklı istek, üç milyar farklı bakış ve değerlendiriştir. Bir sistem, insanın insanla ilişkisinin kanuniyetlerini, yani iradenin sırrını bulmadıktan sonra topallamaya mahkumdur. Çünkü, "sosyal yapı"yı, bu kanuniyetleri keşfetmeden kurmak ve işletmek, mümkün değildir. Demek ki sistem, önce insanı kavrayacak, sonra iki insanı kavrayacak ve cemiyeti kavrayacak.

KAİNATI KAVRAMAK

3. İnsan, sadece insanla ilişkide bulunmuyor. Bir de onu kuşatan insan dışı bir çevre var. Canlısı, cansızı, ağacı, kuşu, taşı toprağı, havası suyu ile bütün bir alem bu. Bir sistem, insanın, bu alem içindeki yerini de belirlemek zorundadır. Bunun için de hem alemi yorumlamak, hem de insanın bu alemle ilişkisinin kanuniyetlerini keşfederek, onu herkes için bağlayıcı olabilecek bir manzume halinde terkip etmek gereklidir.

Bu üç husus, insanı kuşatmaya talip bir sistemin aşmak zorunda olduğu vetirelerdir. Bunları aşmadan, ve tabiatıyla sağlıklı sonuçlara ulaşarak aşmadan, insanı mutlu edecek bir sisteme varmak mümkün değildir.

BEŞER çapında, dünya kurulalıdan bu yana, insanı kavramak, insan ilişkilerini kavramak ve kanatı yorumlamak üzere büyük gayretler sarf edilmiştir. Ancak ulaşılan sonuçlar her zaman sınırlı kalmıştır. Çünkü soyunduğu alan, beşeri şuur kapasitesinin çok üstündedir. Diyelim bir insan uzvu, bir tıp adamının bütün ömrünü alacak kadar girift bir yapı arz ediyorsa, bütün bir insan varlığını ve kainatı kuşatacak şuur yapısı hangi insanda bulunabilir? İnsanlardan insaf sahipleri, çıktıkları yolun sonunda ortaya bir şeyler koymuş olduklarını bilmekle birlikte "İnsan bu meçhul" diyerek, hakkı "Sahibi'ne teslim etmişlerdir. Bir kısmı ise, bulduğu parça hakikatler üstüne bütün bir sistem inşa etmeye kalkışmış ve insanlık tarihindeki acıların sorumluları olmuşlardır.

Çağdaş beşeri sistemlere bakınız. Her biri yüzlerce çelişkiyi bünyelerinde taşımaktadırlar. İnsanı esas alarak düşündüğümüzde, her bir uzvun bir başka ustanın elinde işlenmeye çalışıldığını görürüz. Kafası birinde, gözü birinde, midesi bir başkasında, ruhu daha başkasında. Her usta, diğerinin inşa ettiğini, kendi bölgesinde yıkmakla meşgul. Marks, Darvin, Comte, Hegel, Hobbs Lamark, Eflatun, Aristo, Makyavel, muharref Tevrat ve muharref İncil'in mimarları ve daha yüzlerce filozof, sosyolog, sistem kurmaya talip insan, çağdaş insanın bir uzvunu inşa etme çabasında. Çağdaş insan ise, yüzlerce parçaya bölünerek yorumlanmanın azabını yaşıyor.

GERÇEK SİSTEM KURUCU

ÖYLEYSE kimdir hakkın "Sahibi"? Kimdir, insanı ve kainatı kuşatacak olan? Hangi şuurdur çelişkisiz bir sistem içinde insana ve kainata düzen verecek olan?

İslam, bu soruları "ALLAH'tır" diye cevaplandırıyor. "İnsanı yaratandır" onu ferdi varlığı içinde kavrayan, onun iradesine, şuuruna, maddesine ve ruhuna "şah damarından daha yakın" olarak hükmeden... "İnsanları yaratandır" insanın insanla ilişkilerinin bütün boyutlarını, açığı, gizlisi ile bilen, değerlendiren... "Kainatı yaratandır" insan-kainat kompozisyonundaki bütün iniş-çıkışları nizamlayacak olan... ALLAH'tır.

İSLAMIN MANTIĞI

İSLAM'ın mantığında hiçbir tutarsızlık bulmak mümkün değildir. Mesele insanı ve kainatı, ALLAH'ın varlığı çevresinde düşünmek veya düşünmemek meselesidir. ALLAH'a inanan için, insana en ideal sistemi, O'nun vaaz edeceğinden başka tez düşünülemez. İnsan için sistem koymaya soyunmak, bir bakıma ilahlığa soyunmaktır.

Hem inandığını söyleyip, hem de insan için beşeri ölçülerde sistem oluşturulacağını düşünen kişide, ya ALLAH inancı tam, sağlıklı bir tarzda oluşmamıştır, ya da gerçekten inanmıyordur. ALLAH'a inanan, insan için mutlak doğruyu ALLAH'ın belirleyeceğine de inanır. ALLAH'ın, insanı yaratıp "başıboş" bıraktığı inancı, ALLAH inancı ile bir arada bulunamaz. Onun için İslam, insanın yaratılışından sonuna kadar, insan hayatını düzenleme hakkının sadece ve sadece ALLAH'a ait olduğunu bildirir.

VAHİYLE GELENİN FARKI

ALLAH ise hükmünü vahiyle koyuyor. Hz. Adem'le başlayıp....... son halkada sevgili peygamberimizde noktalanan bir vahiy zinciriyle... Kur'an'da yer alan peygamber kıssalarını incelediğimizde, insanlık tarihinin, ancak vahiy Işığında gerçekten insanca bir nitelik kazandığını görüyoruz. Her peygamber, kendisine rehber olan vahyin ışığında, "Sünnetullal"a, yani yaratılış kanunlarına, yani insanın ve tabiatın tabiatına uygun bir hayatın kavgasını veriyor. Vahiy çizgisi, insanlığın gerçek insanlık çizgisidir. Yaratılış kanuniyetlerini belirleyen çizgidir. Vahiy çizgisinden saptıkça insan, insanlık çizgisinden de çıkmıştır. Kur'an'da "Geçmiş milletlere bakınız" diye sık sık tekrarlanan ihtarlar, vahiy çizgisinden ve tabiatıyla insanlık çığırından çıkan toplulukların akıbetine dikkat çekerler.

SON İZ, KUTLU İZ

VAHYİN ışığını son taşıyan bizim peygamberimiz, bizim sevgili önderimiz hz. Muhammed (sav) (s.a.s.) olmuştur. ALLAH'ın insan için belirlediği sistem, onun mübarek elinde insanlığa sunulmuştur. O İslam'dır. Veda Haccı'nda nazil olan ayeti hatırlayınız. "Bugün size dininizi tamamladım" buyuruyor ALLAH Teala. Vahiyle belirlenen sistem, ideal planda tamamlanmıştır. Bundan sonra vahiy çığırı ALLAH Rasulü hz. Muhammed (sav) (s.a.s.)in izidir." ALLAH'ın Rasulü'nde sizin için güzel bir örnek vardır" buyurulurken, ondan sonra gelecek çağlara kutlu bir iz işaretlenmiş olmaktadır. ALLAH'ın Rasulü, kendi hayatlarında, bu ilahi nizamı "sahabi" denen kutlu insanların bünyesinde lif lif örmüş ve kendinden sonra geleceklere vahiy nuruyla şavkıyan bir örnek bırakmışlardır. "ALLAH'ın Rasulü'nde sizin için güzel bir örnek vardır." Asırların içinden ona uzanan eller, ona yönelen gönüller, onu seven kalpler, onun izinden yürüyenler, vahyin bu ışığının gönüllerine yansıdığını görecekler ve gerçekten insanca bir hayat atmosferinin hazırlanışına yol bulacaklardır.

ALLAH Teala, Rasulü ne, "ALLAH'ı seviyorsanız bana tabi olun" demesini buyuruyor. ALLAH'ın çizdiği plana uygun bir hayata götürecek iz O'nun izidir. O'na selam olsun. O'na yürekten bağlananlara selam....



 

[TB] Benzer konular

Üst