AsLan ve Tavşan..(mesnevi'den)

  • Konbuyu başlatan Bevadih
  • Başlangıç tarihi
B

Bevadih

Guest
İCİNDE PEK ÇOK hayvanın yaşadığı, güzel bir vadi vardı. O vadide bir de arslan yaşardı ve tüm diğer hayvanlar, ondan çok korkarlardı. Çünkü arslan, sık sık pusu kurar ve kimi canı isterse onu avlardı. Bu yüzden o güzel vadi, hayvanlar için nefret edilesi bir yer halini almıştı.



Bir gün toplanıp karar aldılar. "Bundan sonra, arslan pusu kurup içimizden birini avlayacağına, her gün, kendi aramızdan seçtiğimiz birini arslana gönderelim daha iyi! Böylece hiç değilse o gün için, kimin ne zaman arslana yem olacağını bilmiş oluruz" dediler. Gittiler ve bu kararlarım arslana ilettiler. "Biz sana hergün yiyeceğini göndereceğiz. Sen öyle orda burda pusu kurup, bizi canımızdan bezdirme. Bu güzel otlağı ve bu güzel vadiyi bize zehir etme."



Arslan, ilk başta onların sözlerine inanmayıp, bu teklifin bir tuzak olduğunu düşündüyse de, diğer hayvanlar sözler verip yeminler ederek, arslanı ikna ettiler.



Bundan böyle, her gün içlerinden birini kura ile seçip arslanın inine göndereceklerdi. Arslan da, ayağına kadar gelen bu zahmetsiz yiyecek ile yetinecek ve sağda solda belli belirsiz zamanlarda avlanmayacaktı. Günler böyle geçti ve bu ölüm kurası, bir gün küçük tavşana çıkıverdi.



Zavallı tavşan, kederli kederli bağırdı:

"Bu zulüm daha ne kadar sürecek!"



Diğer hayvanlar dediler:

"Bak bunca zamandır biz arslana verdiğimiz sözü tuttuk. O da bize verdiği sözü tuttu. Sen şimdi oyun bo-zanlık etme. Haydi çabuk koş ve arslanm inine git!"



Tavşan dedi:

"Ey dostlar! Bırakın ben ona bir oyun oynayayım. Belki hem kendi canımı, hem de sizin canlarınızı kurtarırım."



Hayvanlar:

"Sen bizim sözümüzden çıkma ve tavşan olduğunu unutma, haddini bil!" dediler.



Tavşan:

"Dostlarım!" diye cevap verdi. "Bu fikri bana Allah ilham etti. Bakın, o Allah´ın balansına ilham ettiği bal yapma hüneri hangi arslanda var. Yahut şu ipekböce-ğinin marifetini kaç filde gördünüz!"



Bunun üzerine tavşana sordular:

"Madem boyuna poşuna bakmadan arslan ile uğraşmaya niyetlisin, öyle ise söyle bakalım aklında nasıl bir fikir var?"



Tavşan dedi ki:

"Her sır söylenmez, bekleyin de görün."

Arslanm inine doğru yola çıkan tavşan, bir süre sağda solda oyalandı. Yemek saatini bir hayli geciktirdi. İne yaklaştığında da, var gücüyle koşmaya başladı.



Arslan tavşanın gecikmesinden dolayı çok öfkelenmişti. Öfkeli öfkeli söylenip dururken, uzaklardan yemeğinin gelmekte olduğunu gördü ve kükredi:

"Ey soysuz! Ben ki, öküzleri parçalamış, nice erkek arslanların kulaklarını bükmüş bir kahramanım. Sen şuncacık halinle, beni bekletme cesaretini nereden aldın!"



Tavşan gayet kendinden emin bir şekilde anlatmaya başladı:

"Aman sultanım, bendeniz sabah yola çıkmış, huzurunuza gelmekteydim. Üstelik yanımda sizin için gönderilmiş, benim gibi bir tavşan daha vardı. Ama, yolumuzu başka bir arslan kesti. Ona durumumuzu anlattık. Ama bizi dinlemedi. Arkadaşımı kaptı götürdü. Hem biliyor musunuz, o semizlikte benim iki katımdı.



İşte sultanım, vaziyet böyle. Korkarım bundan sonra sana gönderilen yiyeceklere o el koyacak. Eğer yiyeceğini tam olarak istersen, yolunu temizle! Git de o korkusuz arslanı ortadan kaldır.



Arslan bu duyduklarına çok kızdı:

"Haydi düş önüme! Onu bana göster. Gideyim de cezasını vereyim" dedi.



Tavşan önde, arslan arkada yola düştüler. Tavşan gide gide arslanı bir kör kuyunun başına getirdi. Ancak kendisi kuyudan uzak durmaktaydı.



Arslan ona dedi:

"Sana ne oldu da geri kaçıyorsun?"



Tavşan:

"O arslan şu kuyuda yaşıyor. Ben oraya yanaşmaya korkuyorum" dedi.



Arslan:

"Bu bahaneleri bırak, gel de şu kuyunun içine bak bakalım arslan hâlâ orada mı?" diye onu azarladı.



Tavşan:

"Ben tek başıma oraya bakamam. Sen beni kucağına alırsan belki.." diye arslana cevap verdi.

Sonra arslan tavşanı kucağına alıp, kuyunun ağzından içeriye baktı. Gördü ki, kuyunun içinde kendi gibi bir arslan durmakta; üstelik kucağında da, hakkı olan öbür tavşanı tutuyor. Öfkelenen arslan, bunun sudaki aksi olduğunu anlayamadı. Kucağındaki tavşanı bir kenara savurup, kendini kuyunun içine attı.



Tavşan ise, güle oynaya, çayırlığa doğru koştu gitti. Olup bitenleri vadinin diğer hayvanlarına anlattı. Onlar da sevinçlerinden coşup eğlendiler. Tavşana arslanı nasıl faka bastırdığının hikâyesini tekrar tekrar anlattırdılar. Tavşan onların bu coşkulu hallerini görünce dedi: "Ey dostlar, benim bu başarım Allah´ın yardımı iledir. Yoksa bir tavşan kim oluyor ki, arslanı yenebilsin."



Ey insanoğlu, başkalarından gördüğün zulümler, kötülükler, senin kendi kötü huyunun, onlardan sana yansımasıdır. Allah´ın bize lütfettiği akıl, ilham ve destekle, çok küçük topluluklar, çok büyük topluluklara üstün gelmişlerdir.



Ey kişi, sen bu dünya kuyusunun dibine hırsın ile atlamış, hapsedilmiş bir arslansın. Nefsini yen de, tavşan gibi hür dolaş. Senin tavşan nefsin, sahrada yeyip içmekte zevk ve sefa etmekte. Sen ise, şu dedikodu ve münakaşa kuyusunun dibindesin.
 

[TB] Benzer konular

Üst