Antalya

M

Mercan

Guest
GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 20.723 km²

Nüfus: 1.789.295 (2007)
Bu nüfusun 1.127.634'ü il ve ilçe merkezlerinde, 661.661'i köylerde yaşamaktadır.



Coğrafi Konumu : Antalya ili, Türkiye’nin güneyinde, merkezi Akdeniz kıyısında olan bir turizm merkezidir. Kuzeyinde; Burdur, Isparta, Konya, doğusunda; Karaman, Mersin, batısında; Muğla illeri vardır. Güneyi, Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türk Riviera’sı Antalya kıyılarının uzunluğu 630 km’yi bulur.

Tarihçe : "Attalos Yurdu" anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir.



Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler; Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman içinde Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir.

Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. Antalya’nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti.



Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207’de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenistan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antalya’nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir. Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu belirtir. Şehrin çarşısı ise kale dışındaymış. Evliya Çelebi’ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan Konya’ya bağlı Teke Sancağı’nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.



Kaleiçi ; büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antalya'nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle "Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu" tarafından "SİT bölgesi" olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı'na "Antalya- Kaleiçi Kompleksi" restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskarı ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.

Eski Antalya Evleri : Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya'da eski evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.



Yivli Minare: Antalya’nın ilk Türk yapısıdır. Merkezde liman yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir. Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami daha geç devre, 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları zamanında, Tavaşi Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır.

Ulu Cami: Kesik Minare adıyla da bilinir. Aslında bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir. İlk eserden çok az bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser, Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış, sonra cami olarak hizmete açılmıştır.

Karatay Medresesi: İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa edilmiştir.

Evdir Han: 20. yüzyıl başlarına kadar ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hayvanlarla nakledilirdi. Kervanlar yollarda, “Han” ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da bunlardan biridir. Antalya’dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km. doğusunda ve il merkezine 18 km. uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII. yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir.

Kırkgöz Han: Antalya – Afyon eski yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han’dır. Kırkgöz Han Antalya’ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz’de, Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir durumdadır.



Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusundaki bu şelâle, şehri simgeleyen tabiat güzelliklerindendir. 20 metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi ise Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülür. Antalya’nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerindendir.

Kurşunlu Şelâlesi: İl merkezinin doğusundaki Alanya yolunun 24. km’sindeki sapaktan Isparta yoluna girildikten 7 km. sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir. Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Düden, Kurşunlu ve Manavgat Şelâleleri, birçok Türk filminde mekân olarak kullanılmıştır. Hepsine de otobüsle rahatlıkla gidilebilir.

Lâra - Konyaaltı Plajı: Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güzel kıyılarıdır.

Perge: Antalya 18 km doğusunda, Aksu Bucağı yakınındadır. Kilikya - Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlardır. İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de; Tiyatro, Stadyum, Sütunlu Cadde, Agora’dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur.

Karain Mağarası: Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir.

Ariassos: Antalya-Burdur otoyolunun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içerdedir. Bir dağın yamacında kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş kapısı yükselir. Roma devrinden kalma bu anıt, 3 kemerli ve dolayısıyla 3 girişli olduğu için, yöre halkınca “Üç kapı” diye anılır. Kentin şaşırtıcı bir özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis kalıntısı olmasıdır.

Hayat Tarzı : Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfusun bir kesimi ise Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine akraba en az 15–20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ovalara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünleriyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokurlardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at yetiştiren büyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı.


Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle nitelerken, Yörüklerin topluca yerleştiği bir köye gitseniz “Burası Yörük köyü” derler Türkiye’nin hemen her tarafında bu tür nitelemeleri duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke sahiptir ve Türk’tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak görürler.

Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez. Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş, çanlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz. İşte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer’de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek, atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe merkezine getirildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.

Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokantalarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır: Saç kavurması, Tandır kebabı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı



İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

Ulaşımı: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava trafiğine açıktır.



 

[TB] Benzer konular

S

senarist081

Guest
Ynt: Antalya

Ellerine sağlık Mercan bacım...Yeni bir evliya çelebi yetişiyor gibi,bu gidişle ayak basmadık yer bırakmıyacaksın gibime geliyor :)
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Haritalar
Antalya Haritası


Kaleiçi Haritası


Akseki Haritası


Aksu Haritası


Alanya Haritası


Demre Haritası


Döşemealtı Haritası


Elmalı Haritası


Finike Haritası


Gazipaşa Haritası


Gündoğmuş Haritası


İbradı Haritası


Kaş Haritası


Kemer Haritası


Kepez Haritası


Konyaaltı Haritası


Korkuteli Haritası


Kumluca Haritası


Manavgat Haritası


Muratpaşa Haritası


Serik Haritası

 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Tarık Bin Ziyad' Alıntı:
Ellerine sağlık Mercan bacım...Yeni bir evliya çelebi yetişiyor gibi,bu gidişle ayak basmadık yer bırakmıyacaksın gibime geliyor :)
İnşaALLAH elimden geldiğince tüm illerimizi en güzel şekilde tanıtmaya çalışacağım..
Tşk ederim :)
 
S

senarist081

Guest
Ynt: Antalya

Çok güzel bir hizmet bu emin ol..Allah yardımcın olsun..
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

KÜLTÜR TURİZMİ

Müzeler ve Ören Yerleri
Antalya Müzesi


Antalya’da ilk müze, 1922 yılında Antalya ve çevresinde derlenen arkeolojik eserlerin Alaaddin Camii’nde depo edilmesiyle kurulmuştur. 1934 yılında buradaki eserler Yivli Minare ve külliyesine taşınarak, 1937 yılında ziyarete açılmıştır. 1972 yılında bugünkü binasında hizmet vermeye başlayan müze 1988 yılında “Avrupa Konseyi Özel Ödülü”nü kazanmıştır.

Antalya Müzesi 13 teşhir salonu, çocuk bölümü ve açık hava teşhiriyle bölgenin tarihini kronolojik olarak yansıtmaktadır.
Detaylı Bilgi
Side Müzesi
Manavgat İlçesi'ne bağlı Side Beldesi'ndedir. Manavgat'a 8 km. uzaklıktadır. Roma Devrine ait agoranın karşısında bulunan, M.S 5-6.yüzyıldan kalma antik agoranın hamamı 1960/61 yıllarında restore edilerek müze haline getirilmiştir.
Müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümü, Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından,1947-1967 yılları arasında Side antik kentinde yapılan kazılarda, çıkarılan buluntulardır. Hellenistik, Roma ve Bizans Devrinden; yazıtlar, silah kabartmaları, Roma Devrinden yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar stelleri, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.
Detaylı Bilgi


Suna Ve İnan Kıraç-Kaleiçi Müzesi (Özel Müze)

Müze, Antalya Kaleiçi'ndeki korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli iki binada yer almaktadır. Suna ve İnan Kıraç tarafından oldukça harap bir durumda satın alındıktan sonra, 1993-1995 yılları arasında onarılan bu yapılardan ilki, iki katlı bir konut binası olup, geleneksel dış sofalı Türk evinin geç dönem örneklerindendir. Ev, uzun yılların getirdiği eklerden arındırıldıktan sonra, üst kattaki hayata açılan üç odası, Antalya Kaleiçi yapılarının en önemli sivil mimarlık örneklerinden sayılan, Tekelioğlu Konağı’ndan esinlenerek ahşap çıtalı tavanlar ve kalemişi bezemelerle süslenmiş; 19. yüzyılın ikinci yarısı Kaleiçi yaşamından kesitlerin, özel efektlerle birlikte sunulduğu değişik bir etnografya müzesi olarak düzenlenmiştir. Odalarda sırasıyla, kahve ikramı, damat tıraşı ve kına gecesi gibi günümüze kadar süregelen geleneksel Türk halk kültürü öğeleri konu alınmıştır. Müze bahçesindeki ikinci bina Aya Yorgi (Agios Georgios) adına inşa edildiği bilinen bir Ortodoks kilisesidir. Kapı yazıtından kilisenin 1863'te bir onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Onarım sonrası, bir sergi mekânı olarak düzenlenen kilisede, Suna ve İnan Kıraç koleksiyonundan değişik kültür ve sanat eserleri sergilenmekte, konserler, kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.

Antalya Atatürk Evi Müzesi

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 6 Mart 1930 tarihinde Antalya’ya geldiğinde bir hafta kaldığı evdir. 1980 yılında düzenlenip Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Ev iki katlıdır. Alt katta odalar, banyo ve mutfak vardır. Atatürk, üst kattaki balkonlu odada kalmıştır. Atatürk’le ilgili belgeler ve eşyalar sergilenmektedir.

Alanya Müzesi

İlçe merkezinde yer alan müze 1967 yılında açılmıştır. Arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği iki teşhir salonunun yanı sıra müze bahçesinde de teşhir yapılmaktadır.Detaylı Bilgi

Alanya Atatürk Evi ve Müzesi

Şekerhane Mahallesi’ndedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1935 yılında Alanya’ya gelerek Tevfik Azakoğlu’na ait bugün müze olarak düzenlenen evde kalmıştır.

30 Nisan 1987 tarihinde ziyarete açılan müzenin ilk katında Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait Atatürk ile ilgili fotoğraflar sergilenmektedir. Evin üst katı oturma, çalışma ve yatak odaları olarak eski Alanya evini canlandırmaktadır. Detaylı Bilgi

Iotape (Aytap) Antik Liman Kenti

Aytap, Alanya'nın 30 km. doğusundadır. Bugünkü Akdeniz kıyı yolu, bu Roma kentinin ortasından geçmektedir. Kral Antiochos'un karısı Iotape'nin anısına kente bu adı verdiği bilinmektedir. Kentin 50-100 m. boyutlarında bir limanı vardır. Yarımada şeklindeki yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş olan kentin kalesine oldukça zor çıkılmasına karşın, görülen manzara tüm yorgunlukları unutturacak güzelliktedir. Iotape kentinin antik caddesi, hamamı, kilisesi, nekropol ve akropolü ayaktadır. Tek odalı ve üstü kapalı mezar odaları da kentin antik kalıntıları içindedir.

Selçuklu Tersanesi

1228 yılında yaptırılan tersane 56,5 m. uzunluğunda, 44 m. derinliğinde ve 5 gözlüdür. Tersane güneyden gelebilecek tehlikelere karşı, iki katlı, iki odalı bir kule ile güçlendirilmiştir.

Patara (Ovagelemiş)

Fethiye – Kaş yolunda, Kaş’a 41 km. mesafededir. Bütün antik devirler boyunca Lykia bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olan Patara, kitabelerde ve sikkelerdeki yazılış şekli ile Lykia dilinde PTTARA diye geçmektedir. İskender’e kapılarını açan şehir özellikle onun halefleri zamanında deniz üssü olarak büyük önem kazanmış, M.Ö. 315’te Antigonos, 304’te de Demetrios tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra Ptolemaios’ların eline geçen şehrin bu dönemdeki adı Arsinoe’dir. M.Ö. 190’da ise III. Antiochos tarafından alınmıştır. Lykia Birliği sırasında metropolis durumunda olan Patara üç oy hakkına sahipti ve birlik toplantıları çoğu kez burada yapılıyordu. Roma İmparatoru Hadrianus da karısı ile birlikte bir müddet burada kalmıştır. Noel Baba’nın (Myralı Saint Nicholas) doğum yeri olan kent Bizans egemenliği sırasında hâlâ bir liman kentiydi. Şehir büyük bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra Apollon kehanet merkezi olarak da önem taşımakta idi.

Kalıntılar arasında M.S. 2. yüzyıl başlarına tarihlenen giriş kapısı ve çevresindeki çok sayıdaki Roma dönemi lahitleri, dikkati çekmektedir. Ayrıca kentte Vespasianus’a ithaf edilen hamam, bir tiyatro binası, Hadrianus Granarium’u gibi kalıntılar görülmektedir.

Patara Plajı ise; en dar bölümü 280 m., en geniş bölümü ise l500 m’ye ulaşan ölçümü ve 18 km. uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun kumsalına sahip plajıdır. Çevre Bakanlığınca "Özel Çevre Koruma Bölgesi" ilan edilen Patara Plajı, Caretta caretta deniz kaplumbağalarının üreme alanıdır. Bölgede, Caretta caretta'ların üreme dönemlerinde ekolojik ortamlarının devamı için, koruma tedbirleri titizlikle uygulanmaktadır.


Xanthos (Kınık)


Kaş’a 45 km. mesafede, Kınık beldesindedir. Eşen Çayı’nın doğu kıyısında kurulmuş Lykia bölgesinin en büyük dini ve idari merkezi olarak nitelenmektedir. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları, yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koymaktadır. M.Ö. 545'deki Pers işgali sırasında, Harpagos'a karşı sonuna kadar direnen kent halkı, tüm Lykia’ya örnek olmuştur. Ancak Xanthoslular işgali engelleyememişlerdir. Antik kentte Büyük İskender’in fethinden sonra Seleukosların ve Roma’nın egemenliği yaşanmıştır. Xanthos M.Ö. 168’de Lykia Birliği’nin lideri olmuştur. Kentin asıl gelişimi de Roma dönemlerinde gerçekleşmiştir. M.Ö. 42’de Roma’daki iç savaşlar sırasında Brutus’un yıkıma uğrattığı kent hemen yeniden kurulmuştur. M.Ö. 43’de Pamphylia ile birlikte imparatorluk eyaleti olur. İmparator Neron zamanında kısa bir süre bağımsızlığını kazanmıştır. 73-74’te ise yeniden Lykia-Pamphylia sınırken içerisine alınmıştır. Bizans dönemi’nde surlar onarılır ve tepenin doruğuna bir manastır yapılmıştır. Hırıstiyanlık döneminde Piskoposluk haline getirilen kent 7. yüzyılın sonundan 10. yüzyılın başına değin Arap akınlarıyla sarsılmıştır.

Kent surları Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiştir. Güneyde, M.Ö. 2. yüzyıla ait kapı yer alır. Bu kapının arkasında İmparator Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri görülür. Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Lykia akropolü vardır. Artemis'e ait olduğu düşünülen bir tapınağın kalıntıları ile bir Bizans kilisesi akropolde bulunur. Kuzeydeki Roma dönemi akropolisinde ise görkemli bir manastır dikkati çeker. Tiyatro, Roma dönemine aittir ve 2. yüzyıla tarihlenir.

Antik kentteki ilk araştırmalar 1838'de İngiliz Charles Fellows tarafından yapılmıştır ve ne yazık ki görkemli mezar anıtları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payava Lahdi, Aslanlı Mezar İngiltere'deki British Museum'a kaçırılmıştır.

Phellos (Felen Yayla)

Kaş'a 12 km. mesafede olan Felen Yaylası üzerinde, çevreye hâkim tepelerde kurulmuştur. Phellos M.Ö. 4. yüzyılda oldukça önemli bir kentti. Antiphellos şehri, Phellos'un limanı idi. Phellos şehrinin etrafını çevreleyen poligonal teknikle yapılmış surlardan bir bölümü hâlâ ayaktadır. Rölyeflerle bezeli bir lahit, M.Ö. 4. yüzyıla ait diğer lahitler ve ev tipinde kayadan kesilmiş mezarlar kenti çevrelemektedir.

Antiphellos (Kaş)

Kaş’ın tarihteki adı "Antiphellos" tur. Karia ve Lykia bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında olan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanıdır. Makedonya Kralı Büyük İskender'in, Anadolu seferi sırasında, krallığın egemenliği altına girmiştir. İskender'in genç yaşta ölümünden sonra bölge, Seleukoslarla Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir.

Antik kent, Roma döneminde önem kazanmış ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde Arap akınlarına uğramış, daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasını takiben Tekelioğlu Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti ilçeyi Yıldırım Bayezid zamanında topraklarına katmıştır. Teke Yarımadası, 0smanlı İmparatorluğu döneminde de ticari açıdan önemini korumuştur.

Antik kentten günümüze ulaşan eserlerinin başında şehrin kuzeyinde kayalara oyulmuş mezarları ile Lykia lahitleri gelmektedir. Bunlardan biri bugün Uzun Çarşı Caddesi’nde bulunan Lykia yazıtlı anıt mezardır. (M.Ö. 4. yüzyıl) Eser tek bloktan oluşur ve üzerinde sekiz satırlık Likçe kitabe vardır. Kaş antik tiyatrosu (M.Ö. 1. yüzyıl), 26 basamaklı ve dört bin seyirci kapasitelidir.

Apollonia (Kılınçlar)

Kaş’a 22 km. mesafede, Kekova yolu üzerinde Kılınçlı köyünde Lykia Birliği’ne bağlı olarak kurulmuş bir kenttir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre M.Ö. 4. yüzyılda kurulmuştur. Şehir "L" harfine benzeyen bir kayalığın üzerindedir ve kenti çevreleyen surların bir kısmı ayakta kalmıştır. İç kulenin batısında iyi durumda bir Bizans dönemi yapısı ile aynı döneme ait kilise bulunmaktadır. Kilisenin batısında tahrip olmuş tiyatro görülür. Hamam ve en ilginç yapılardan olan Heroon 6 prizmal gövdeli mezar anıtı diğer kalıntılardır.



Aperlai (Sıcak İskelesi)

Sıcak Yarımadası üzerinde, Sıcak İskelesi’ndedir. Karadan ulaşmak oldukça güç olduğundan buraya Kaş'tan ya da Üçağız'dan kiralanan teknelerle ulaşmak daha kolay ve zevklidir. Şehri kuşatan rektogonal ve poligonal tekniklerin kullanıldığı, kulelerle takviye edilmiş surun dışındaki tüm yapı kalıntıları Bizans ve sonrası dönemlere aittir. Karadan ise Kılıçlı'da bulunan Apollonia antik kenti görülerek ulaşılabilir. Ele geçen sikkelerden, bir Lykia şehri olan Aperlai' nin tarihinin M.Ö. 5 veya M.Ö. 4. yüzyıla kadar indiği anlaşılır.

İsinda (Belenli)

Kaş'a 13 km. mesafede Belenli köyünün hemen yakınındaki tepe üzerinde kurulmuştur, İsinda küçük bir Lykia şehridir ve etrafı surlarla çevrilidir. Kentte yer alan akropolün ortasında Lykia yazıtlı iki ev tipi mezar ilgi çekicidir. Ayrıca birçok kaya mezarı ile Roma devrine ait Lykia tipi lahitler günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Pirha (Bezirgan)

Önemli bir yayla köyüdür. Pirha kalıntılarına köyden 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılır. Antik kent, denizden 850 m. yüksekte kurulmuştur. Kaya mezarları çoktur ve yönleri denize doğrudur. Lahitler ise dağınık bir şekilde sıralanmıştır. Birçok heykel ve rölyef bulunmuş olup, bunlar Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Nisa (Sütleğen)

Kaş'a 60 km. mesafededir. Önemli bir yayla köyüdür. Ören yeri, köyden 15 dakikalık bir mesafededir. Şehrin Likçe olan ismi Neiseus, tiyatrosunun duvarında yazılmaktadır. Nisa'da, Likia ve Roma devrinden kalma tarihi kalıntılar bulunur. Bazı lahitlerin ön cephelerinde mızrak, kalkan, kadın ve erkek tasvirlerine rastlanmıştır. Antik kentin agorası ve tiyatrosu bulunmaktadır. Lykia Birliği devrinde bastırılan sikkeler Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.


Sillion/Sillyon/Syllion (Asarköy, Yanköy)

Perge'nin kuzeydoğusunda, denizden 12 km. içerde, ova ortasında, yayvan biçimli yalçın ve yüksek bir tepe üzerinde kuruludur. Antalya-Alanya karayolunun 29. km’sinde kuzey yönünde ayrılan 13 km’lik stabilize bir yolla ulaşılmaktadır. Kentin troia savaşından sonra kurulduğu sanılmaktadır.

Bizans döneminde psikoposluk merkezi olan kent, Selçuklu dönemini de yaşamıştır. Tepenin hafif eğimli batı yönü Hellenistik Çağlardan kalma surlarla çevrilidir. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan yollar tamamlamaktadır. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerindedir. Tepeye çıkıldığında kuzeybatı yönünde ev kalıntıları, sokaklar, batıda ise Selçuklu Camii, Bizans Kilisesi ve sarnıç görünmektedir. Tepenin güneybatı eteğinde 8.000 kişilik tiyatro ve yanında odeon bulunmaktadır.

Antiocheia Ad Cragum (Gazipaşa–Güneyköy)

Gazipaşa ilçesinin doğusunda ve ilçeye 18 km. uzaklıktaki Güneyköy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı IV. Antiochus’dan gelmektedir. Kent kalıntıları denize doğru uzanan üç tepe üzerinde toplanmıştır. Roma ve Bizans dönemine ait kalesi, sütunlu caddesi agorası, hamamı, kilisesi ve nekropol alanı bulunmaktadır. Kentin nekropolünde yer alan bölgeye özgü beşik tonozlu ve ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.


Perge (Aksu)


Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu Bucağı’nın sınırları içindedir. Kilikya–Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir.

Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu Bucağı sınırları içindedir. Şehir kapısında bulunan bir kitabeye göre Perge’nin troia savaşından sonra Amphilokhos, Mopsos ve Kalkhas tarafından kurulmuştur. 1986 yılında Boğazköy’de (Hititlerin başkenti Hattuşa) gün ışığına çıkan tunç tabletten Perge’nin Parha adıyla Hitit döneminde mevcut olduğu öğrenilmiştir. Bununla beraber Perge M.Ö. 333’de Büyük İskender’in gelişine değin tarih sahnesinde görülmemiştir. M.Ö. 3. yüzyılda Selenkosların egemenliğine girmiş, daha sonra da Bergama Krallığı topraklarına dahil olmuştur. Bergama Krallığının vasiyetle Roma’ya kalışı ile Roma egemenliği altına girmiştir. Roma yönetiminde, özellikle milattan sonraki ilk üç yüzyıl büyük bir gelişme gösteren kentle kalıntılar daha çok bu dönemi yansıtır. Bizans egemenliğinde ise Sillyon ile tek bir metropollük olmuştur. Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez olan Perge’ye St. Paul iki defa gelmiştir.

İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de önemli kalıntılar şunlardır;

12.000 seyirci kapasiteli Helen – Roma Tipindeki Tiyatro, M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen ve çok iyi korunmuş olan Stadion, Agora ve ortasında bir su kanalı olan Sütunlu Caddedir.

Perge’deki diğer yapılar, nekropol, surlar, gymnasium, Roma Hamamı, anıtsal çeşme, Helenistik ve Roma Kapılarıdır.


Termessos (Güllük Dağı)

Roma ve Grek kentlerinin aksine Termessos Anadolu’nun içlerinden gelen Solymnler, tarafından kurulmuştur.

Yazıtlarda da kendilerini Pamphylia’nın yerli halklarından biri olan Solymnler olarak belirtmektedirler. Dilleri Pisidia’nın bir lehçesi olarak görünmektedir. İlk olarak Bellerophon öyküsünde İliada’da adı geçse de asıl Büyük İskender’in bölgeye gelişiyle tarih sahnesinde görülmektedir. İlk refah çağını Hellenistik dönemde, ikincisini ise Roma döneminde yaşamıştır. Halkı Roma senatosu tarafından Roma halkının dostu ve müttefiki olarak kabul edilmiş ve Termossoslulara kendi yasalarını kendilerinin yazması hakkı da verilmiştir. Önemli kalıntılardan olan 4200 kişi kapasiteli tiyatro Hellenistik Çağ’da yapılmış, Roma döneminde onarım görmüştür.

Batı tarafı açık, diğer tarafları sütunlu galerilerle çevrili Agora; 6 yükseklikteki platform/üstünde oturan kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus/Tapmağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium ve gözetleme kuleleri, ev kalıntıları diğer önemli kalıntılarıdır. Bunların dışında pek çok anıt ve 1200 ün üzerinde kaya mezarı bulunmaktadır. Ayrıca, kent çeşitli yerlerde halen görülebilen birçok sarnıca sahiptir.

Termossos’un önemli diğer özelliği de güney, batı ve kuzeyinde bulunan mezarlıklardır. En ilginç olanları kayaya oyulmuş mezarlar ile tapınak biçiminde inşa edilmiş ve lahit mezarlardır. Şehrin görülebilen bir diğer kalıntısı da sur duvarlarıdır


Olympos (Çıralı – Yanartaş)



Antalya'nın güneyinde Phaselis'ten sonra ikinci önemli liman kentidir. Torosların batı uzantılarından biri olan Tahtalı Dağıdır. Şehir, Lykia Birliği üyesi olup, Lykia Birlik meclisinde üç oyla temsil edilmiştir. Kalıntılar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Olympos limanı tarihte korsan yatağı olarak bilinir. Şehirdeki korsan egemenliğine M.Ö. 78’de Romalı kumandan Servilius İsauricus burayı korsanlardan temizlemesine dek düşer. Roma egemenliğinin başlaması, yeni parlak bir dönemin başlangıcı olmuştur. Erken Hıristiyanlık döneminde önemini koruyan şehir, M.S. 3. yüzyıldan itibaren tekrar korsan hücumlarına uğrar. Geç Hıristiyanlık döneminde önemini yitirmeye başlayan şehir, 11. ve 12. yüzyılda Venedikli ve Cenevizli tüccarların ticaret merkezi olmuş ancak bu faaliyet, 15. yüzyılda Osmanlı deniz üstünlüğü ile son bulmuştur.

Olympos’un birkaç kilometre güneybatısındaki Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak alev çıkar. Yamaçtan çıkan bu doğal gaz nedeniyle burası “Yanartaş-Çıralı” olarak tanınır.

Olympos’un son dönemini yansıtan Ortaçağ kalesi, derenin denizle birleştiği yerin batısında bir köprünün ayağı, bir tapınağa ait duvar parçası, sütun başlıkları, tiyatro, Bizans bazilikası, kıyıya yakın yerde hamam kalıntılarını bugün de görülebilen kalıntılardır.

Phaselis (Tekirova )

Antalya-Finike sahil yolunun 35. km’sindedir. Antik kaynaklardan Phaselis’in M.Ö. 690 yılında Rodoslu kolonistlerce kurulduğu anlaşılmaktadır. Pers standardına göre basılmış sikkeleri M.Ö. 446’dan önceye aittir. M.Ö. 5. yüzyıl ortasında Attik-Delos Deniz Birliğine giren Phaselis’in Lykialılardan ayrı olarak vergi listelerinde geçirmesi dikkat çekicidir. M.Ö. 333’de kapılarını İskender’e açan şehir sırasıyla Ptolemaioslar’ın, Rodos’un egemenliğine girmiştir. M.Ö. 1. yüzyılda bir süre Kilikia korsanlarının eline geçmiş, Romalı kumandan Manilius Servilius Isauricus’un seferi sırasında korsan işgalinden kurtulmuştur. M.S. 3. yüzyılda tekrar karışıklık ve yağmaya uğramıştır. Arap akınları yüzünden önemini yitiren şehir 1158’de Türk egemenliğine girmiştir.

Üç limana sahip olan Phaselis’te toprak üstünde görülen kalıntıların hepsi Roma dönemine aittir. Kuzey, güney ve askeri limanların kalıntıları, agora, domination agorası, geç devir agorası, ana cadde, Hadrian kapısı, tiyatro, surlar, nekropol, aquadukt, tapınak kalıntıları görülebilen kalıntılardandır.

Kekova Adası (Batık Şehir)

Bölgeye adını veren ada, Kaleköy'ün önünde yer alır. Ada üzerinde bulunan Tersane Koyu'na tekneler yanaşabilir. Burada Bizans devrine ait bir kilisenin apsisi yer alır. Adanın tarihi kesin olarak bilinmemektedir ve her tarafı tarihi kalıntılarla doludur. Batık şehir üzerinden teknelerle geçilirken sualtında kalan batık şehrin izleri ve merdivenler görülebilir. Milli park ilan edilen bölge koruma altına alınmıştır ve buradan suya dalmak yasaklanmıştır.


Theimiussa (Üçağız)


Kaş'a 36 km. mesafede bulunan Üçağız'ın üç tarafı denizlerle çevrilmiş doğal koyları tabii bir barınak gibidir. Üçağız'da daha çok mezar kalıntıları vardır. Küçük bir kapı ve kayalık üzerinde kule kalıntısı görülür. İskelenin hemen arkasında bulunan ev tipi mezar M.Ö. 4. yüzyıla ait olup üzerinde çıplak genç bir erkek tasviri vardır. Doğuda denizin hemen yanında birçok lahit görülür. Bu mezarların çoğu Roma dönemine aittir. Uçağız doğal limanı ile yat turizmi açısından önem taşır. Buradan kiralanan teknelerle Kaleköy ve Kekova Adasına geziler gerçekleştirilir.

Simena (Kaleköy)

Eski Simena antik kenti üzerinde kurulmuş olan Kaleköy, yarımada şeklinde olup, ulaşımı teknelerle sağlanmaktadır. Lykia Birliği’nin bir üyesi olan kentin tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar inmektedir. Simena’da da Theimiussa gibi hem karada hem su altında kalıntılar bulunmaktadır. Olağanüstü güzellikteki tarihi ve doğal peyzaj, pırıl pırıl mavi bir deniz gezenlere mutlu saatler yaşatmaktadır.

Oldukça sağlam durumdaki Ortaçağ surlarının oluşturduğu iç kalede, evler ve 19. yüzyıl gezginlerinin gördüklerini bildirdikleri günümüzde çok az sayıda blok taşı kalmış bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. En ilginç kalıntı, oturma sıraları doğal kayaya oyularak yapılmış tiyatrodur. Lykia’daki tiyatroların en küçüğüdür. Kıyıda harap durumdaki hamam, Lykia tipi kaya mezarları ve lahitleri, Roma dönemi duvar kalıntılar da görülebilen kalıntılardandır.


Andriake (Çayağzı)


Demre kent merkezinden nehir boyunca uzanan asfalt yol 5 km. sonra deniz kenarındaki Çayağzı mevkiine ulaşır. Lykia'nın en önemli limanlarından biri olan Andriake, büyük ölçüde limanın güneyindeki tepenin eteğine yayılmıştır. Şehrin bir kısım kalıntıları ile nekropolü liman ağzının kuzeyinde bugünkü Demre'ye çok yakın bir kesimde bulunmaktadır.

Şehrin kalıntıları arasında su kemerleri, Nymphaion (Anıtsal Çeşme), agora sarnıç bulunmaktadır. Agoranın batısında ünlü Norrea veya Granarium (silo, hububat deposu) yer alır. Yapı yedi odadan oluşmaktadır. Cephede granariumun yapılış zamanını kesin olarak saptamamıza yarayacak bir yazıt bulunmakta olup, tam ortasında da Hadrian ve karısı Sabine'nin portreleri görülmektedir.

Adanda (Gazipaşa)

Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşmesi ve iki adet tapınağı sayılabilir. Bu kentin nekropolünde de, blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır.

Nephelis

Antik kente, Gazipaşa-Anamur karayolunun 12 km’sinden sonra Muzkent köyünün içinden geçilerek, güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile ulaşılır. Kentin güneyi deniz ve sarp kayalıklarla çevrilidir. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Roma ve Bizans dönemlerine ait olup, bunlar; Orta Çağ Kalesi, tapınak, Odeon sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.


Selinus


Gazipaşa Plajı’nın bulunduğu Hacımusa Çayı’nın güneybatısındaki yamaçlarda yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesi’nin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol içerisindeki kilise ve sarnıç, günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır. Selinus kentinin diğer yapıları sahilde ve yamaçta yer almaktadır. Bu yapılar arasında, hamamlar, agora, islami yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol alanını sayabiliriz. Alanya Müzesi’ndeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesi varlığını sürdürmektedir.

Selge / Altınkaya

Serik'in 35 km. kuzeyinde, Torosların güney yamacında, Köprüçayı yakınlarındaki eski bir dağ kenti olan Selge'ye Köprülü Kanyon Milli Parkı’ndan sonra dik virajlı 14 km’lik stabilize yoldan gidilir. Selge'nin Kalehes tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Pisidia'ya bağlı kent sonraları Pamphylia sınırları içine alınmıştır. Kent sırasıyla Lidya, Pers, İskender ve Roma yönetimlerinde kalmıştır. Kentteki kalıntılar; kayalığa oyulmuş tiyatro, tiyatronun güneyinde Stadium ile Gymnasium, batısında tavanı kartal motifi ile süslü İon tipindeki tapınaktır. Stadiumun güneyinde çeşme ve agora vardır. Kentin güneybatısında uzanan surların kuzeyinde Artemis ve Zeus anıtlarıyla, Nekropol bulunur.

Myra (Demre, Kale)

Bugünkü Demre ilçe merkezinde ve civarında yer ulan Myra antik kenti özellikle Lykia dönemi kaya mezarları, Roma dönemi Tiyatrosu ve Bizans dönemi Aziz Nikola Müzesi ile ünlüdür. Kaya mezarları, Lykia yazılı kitabeler ve sikkeler, Myra'nın en azından M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren varlığını sürdürdüğünü gösterir. Lykia Birliği’nin altı büyük kentinden biridir. Likçe ve Grekçe yazıtlarda MYRRH adıyla aılınır M.S. 2. yüzyılda Myra'da büyük gelişmelerin olduğu bir dönemdir. Lykia Birliği’nin 6 büyük şehrinden biri olan Lykialı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı inşa edilmiş ve onarılmıştır.

Myra, Bizans döneminde dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri idi. Ününü Aziz Nikolas'ın M.S. 4. yüzyılda şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur. 7. yüzyıldan itibaren gerek deprem, su baskını ve Myros (Demre) Çayının getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınları sebebiyle önemini yitirip 12. yüzyılda köy hüviyetine dönüşmüştür. Günümüz kalıntılarını, akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro ile her iki yanında yer alan "Kaya Mezarları'' oluşturur. Şehrin su ihtiyacı, Demre Deresinin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılmış kanallarla karşılanmaktaydı.

Arycanda (Arif Köyü)

Elmalı-Finike karayolunun tam yarısında Arif köyü yakınında Aykırıçay'ın (antik Arykandos Nehri) batı yamacında yer alır. Limyra Kralı Perikles dönemine ait sikkeler, ele geçen en eski belgedir. İskender’in egemenliğinde kalmış olan şehirin daha sonra Ptolemaiosların ardından Seleukoların eline geçmiş; Apemea barışından sonra ise Rodos'un kontrolüne girmiştir. M.Ö. 2. yüzyılda Arykanda'nın Lykia Birliği’ne dahil bir şehir olarak sikke basmıştır.M.S.43'de İmparator Claudius'un Lykia Birliği'ne son vermesi ile Roma’ya bağlanmıştır. M.S. 240’daki büyük depremden sonra şehir kısmen onarılmıştır. Bizans döneminde ismi Akalanda olmuştur. Kalıntı ve Bizans dönemi belgelerinden 11. yüzyıla kadar varolduğunu bildiğimiz şehir bu tarihten sonra yer değiştirmiştir.

Teraslar halinde bir yerleşim gösteren şehrin en üst terasında stadion yer almaktadır. Tiyatro Odeon, agora, agora stoası, küçük hamam, gymnasıon, hamam, bouleterion, sarnıç, yazıtlı ev ve bir çeşme, binası, antik kentte görülebilen kalıntılardandır.

Limyra (Turunçova, Zengerler)

Antalya’nın Finike ilçesinin 4 km. kuzeydoğusunda Toçak Dağı güney eteğindedir. M.Ö. 5. yüzyıldan beri varolduğu bilimektedir. Asıl faal dönemi M.Ö. 4. yüzyılın ilk yarısındadır. Lykia Birliği’ni kurmak isteyen Perikles’in Limyra’yı başkent olarak kullandığı bilinmektedir.

Büyük İskender’in Pers hakimiyetine son vermesinin ardından sırasıyla Helen’in, Ptalemaioslar’ın, Lysimakhos’un, Suriye Krallığının yönetimine geçmiştir. Daha sonra Seloukosların ve Rodos’un hakimiyetinden sonra Roma egemenliğine giren Limyra M.Ö. 2. yüzyılda Lykia Birliği döneminde Birlik tipi sikkeler bastırmıştır. M.Ö. 1. yüzyılda ve M.S. 2. yüzyılda Roma döneminde en parlak zamanını yaşamıştır. M.S. 141 yılındaki depremde büyük zarar görmüştür. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Limyra özellikle 8. ve 9. yüzyıllardaki Arap akınları yüzünden önemini kaybederek terkedilmeye başlanmıştır.

Kalıntıları üç kısımda incelenebilir. İlk gezilecek yer Prof. Dr. Brochhard tarafından kazılarak restore edilen akropol ve güneyindeki heroondur. Akropol bir iç kale ve aşağı kaleden oluşmaktadır. Aşağı kalede sur, sarnıçlar ve Bizans Kalesi dışındaki en önemli yapı M.Ö. 4. yüzyıla ait Perikles adına inşa edilmiş karyetitli mezar anıtıdır.

İkinci kısım kalıntıları dağın eteğindeki ve ovadaki yapı kalıntıları oluşturur. Bu alanlarda Tiyatro, Roma ve Bizans dönemi suru, Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’a ait M.S. 1. yüzyılda yapılmış Kenotaph Bizans Kilisesi bulunmaktadır.

Üçüncü kısımı rekropol alanları oluşturmaktadır. Lykia şehirleri içinde mezarları en çok olan şehirlerden biridir. Limyra yakınında sözü edilmesi gereken bir başka kalıntı Kumluca yönündeki Roma köprüsüdür.

Seleukia

Side'nin 23 km. kuzeydoğusunda bulunan antik kent, Seleokoslar tarafından kurulmuştur. Kentteki kazı çalışmalarına 1972 yılında başlanmıştır. Kazılar sırasında çıkarılan mozaikler bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Kentin gelişmişliğinin göstergesi olarak iki katlı agorası, bazilikası, sarnıç ve kanalizasyon sistemi sayılabilir.


Aspendos


Önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos’ta mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapıldığı biliniyor. At yetiştiriciliği ile de antik dünyada ün salmıştır.

Pamphylia bölgesinin önemli kentlerindendir. Antalya’nın 48 km. doğusunda yer almaktadır. Adı M.Ö. 5. ve 4. yüzyılda sikkelerinde Estwediiys/Estuediya biçiminde yazılmıştır.

Strabon’un belirttiğine göre, Mapsos yönetiminde Argos’tan gelen göçmenlerce Troia savaşlarından sonra kurulmuştur. Bu kent adı Adana yakınlarındaki Karatepe’de bulunan ve M.Ö. 8. yüzyıl sonuna tarihlenen Hitit hiyeroglif yazıtlarında Asitawadia/Asitawandas isimli kralın adıyla da birleştirilmektedir. Side gibi M.Ö. 5. yüzyılın ilk yıllarında sikke basan yegane şehirdir. Attik-Deniz Birliğinin üyesidir. M.Ö. 411’de Perslerin üssü olan kent M.Ö. 333’de Büyük İskender’in fethiyle Pers egemenliğinden çıkmıştır. Bir kitabede şehirli askerlerin Ptolemaios’un hizmetinde olduğu belirtilmektedir. Şehir özellikle M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda olmak üzere Roma egemenliği altındayken büyük bir gelişme göstermiştir. Bugün ayaktaki kalıntıların hepsi Roma dönemi ve sonrasına aittir. Kent 8. yüzyılda Arap akınlarından etkilenen şehir Selçuklu dönemiyle Türk egemenliğine girmiştir.

Aspendos’ta Türkiye’nin en iyi korunmuş tiyatrosu bulunmaktadır. İmparator Marcus Aurelius zamanında Theodoros’un oğlu Mimar Zeno tarafından yapılmıştır.


 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Camiler ve Kiliseler
Kesik Minare Camii (Korkut Camii, Cami-i Kebir)

M.S. 5. yüzyılda Bizanslılar tarafından Meryem Ana adına Panaghia Kilisesi olarak inşa edilmiş ve II. Bayezid zamanında Şehzade Korkut tarafından camiye dönüştürülmüştür. Bunun için Korkut Camii veya Cami-i Kebir adı ile de anılır. Kilisenin camiye dönüştürülmesi sırasında inşa edilen ve sade yapılışı olan mihrabı, kesme taştandır. 1896 yılında bir yangında zarar gören caminin minaresinin ahşap üst kısımlarının da yanması sonucunda Kesik Minare adını almıştır.

Kale Camii (Sultan Süleyman Camii)

Alanya'da, tersanenin batısındadır. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılan cami 1530-1566 yıllarında Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırıldığı için Sultan Süleyman Camii adıyla da anılmaktadır. Moloz taştan olan yapı, kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli-üç kubbe ile örtülüdür.

Bali Bey Camii

Surlar dışında Muratpaşa Mahallesi’nde Bali Bey Sokağı’ndadır. Sekizgen kasnak üzerine büyük bir kubbenin örttüğü yapı kareye yakın bir plan göstermektedir. 15. yüzyılda akıncı beyi Malkoçoğlu Bali Bey tarafından yaptırılmıştır.

Murat Paşa Camii

Surlar dışında Kazım Özalp Caddesi üzerindedir. Sadrazam Kurucu Murat Paşa tarafından 1570 yılında yaptırılmıştır. On kenarlı kasnak üzerine yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Sivri kemerli ve üç kubbeli son cemaat yerinin sütunları renkli taşlarla süslenmiştir.

İskele Camii

Yat limanında bulunan, kesme taşlardan yapılma dört sütun üzerine oturmuş ufak bir camidir.

Emir Bedrüddin Camii

Alanya’da bulunan ve günümüzde Andızlı Cami olarak bilinen cami, adını hemen yanındaki andız ağacından almıştır. 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılan caminin
yanında kesme taşlardan yapılma çok yüksek olmayan minaresi yer alır Minberi oymacılık sanatının en güzel örneklerindendir


Yivli Minare



Antalya şehir merkezindedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın 1230 yılında kiliseden camiye dönüştürdüğü Ulu Cami’nin minaresidir. Yivli Minare. ilk bakışta göze çarpan bir anıt gibi yükselmekte ve kentin bir simgesi olarak kabul edilmektedir. Cami binasından ayrı ve caminin hemen yanında Kale Kapısı Meydanı’nda inşa edilmiş olan bu minarenin, tabanı kare biçiminde blok taş olup. gövdesi tuğladan dilimli ve 8 adet yarım silindirik biçiminde yapıldığından. Yivli Minare adını almıştır. Oldukça kalın gövde, bu yivler sayesinde estetik bir yapıya kavuşmuştur. Minare gövdesi, aralarında firuze çiniler bulunan kırmızı tuğlalarla süslüdür.


Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi

Selçuk Mahallesi’nde Mermerli Sokak’tadır. 1249 yılında Ahi Yusuf adına yaptırılmıştır. Moloz taşlarla yapılmış, kare planlı küçük bir mescittir. Mescidin güneyinde kale duvarları arasında Ahi Yusuf Türbesi bulunmaktadır.

Akşebe Sultan Mescidi

Akşebe Sultan, Alanya kalesinin ilk kumandanlarındandır. Mescit, kendisi tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Dışı taş, içi tuğladan yapılmış iki odadan ibarettir.

Karatay Medresesi

Yat limanı üzerinde Karadayı Sokağı’ndadır. 1250 yılında Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır. İki eyvanlı medrese tipindedir. Selçuklu taş işçiliğinin zengin geometrik motifleriyle süslü mihrabı ilgi çekicidir.



Aziz Nicolas Müzesi

Myra (Demre), Hıristiyan dünyasında Noel Baba diye bilinen Aziz Nicolaus'un piskoposluk ettiği yer olarak tanınmaktadır. Kilise, ölümünden sonra Aziz Nicolaus'un anısına 6. yüzyılda inşa edilmiştir.

Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında, İtalyan denizcilerince kırılarak Bari kentine kaçırılan Aziz Nicolaus Lahdi’nden kalan birkaç parça, Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir. Her yıl 6-8 Aralık tarihleri arasında Demre ve Kaş'ta düzenlenmekte olan Uluslararası Noel Baba Festivali, son yıllarda Antalya'da yabancıların da katıldığı bir sempozyum şekline dönüşmüştür..

Aya Yorgi Kilisesi

Alanya Kalesi’nin İç Kalesinde yer alan Aya Yorgi (Hagios Georgios) olarak bilinen ve M.S. 6. yüzyılda da yapıldığı sanılan Bizans dönemine ait küçük bir kilisedir. Dini önemi artınca zaman içinde piskoposluk haline gelmiştir. Kaledeki Selçuklulara ait olmayan tek eser olması yanında Alanya'nın Türk-İslam dönemi öncesinden günümüze ulaşabilen ender yapıdır. Ana özelliğini koruyan kilisenin içinde yer yer tahrip olmuş veya sökülüp atılmış fresk izlerine rastlanmaktadır. Kale ile bir bütün olarak koruma altına alınmıştır.

Diğer Tarihi Yerler

Alanya Kalesi

Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunan tek Selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip, üç sıra surlarla çevrili olan kale, bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşur. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale, bir tarih hazinesidir.

Kızıl Kule

Adını alt ve üst kısımlardaki kesme taşlardan alan Kızıl Kule, 1226 yılında yapılmıştır. Bugün bile sapasağlam ayakta duran kalenin doğu cephesi ile batı cephesi arasında bulunduğu yerin konumu nedeniyle, 2 m’lik bir yükseklik farkı vardır. Sekizgen şeklindeki kule beş katlıdır. Zemin katın ortasından yukarı doğru, beşinci kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır. Su sarnıcı görevini üstlenen bu bölüm kulenin omurgası durumundadır. Zemin kat etnografık müze olarak hizmet vermektedir.


Hanlar

Alara Han

Alanya – Manavgat sınırını oluşturan Alara Çayı’nın 9 km. kuzey yönünde Manavgat’a 45 km. uzaklıkta inşa edilmiştir. Alanya’ya 35 km. uzakta olan Alara Kervansarayı, 1231 yılında Sultan Alaaddin Keykubat tarafından 2000 m2’lik bir alanda tamamen kesme taşlardan yaptırılmıştır. Kervansaray girişindeki ikinci kapı, konukların kalacağı yerlere açılır. Nöbetçi kulübesi, bugün bile tüm özelliğini koruyan çeşmesi ve üstünde mescidi hamamı ile görülmeye değer bir eserdir. Kapı girişindeki iki aslan başı dikkat çekicidir. Günümüzde günübirlik turizm tesisi olarak hizmet vermektedir.

Evdir Han

Antalya’nın 18 km. kuzeybatısında, Antalya-Korkuteli yolunun 1 km. doğusundadır. Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1210-1219 yıllarında yaptırılmıştır. Ortası avlulu bir kervansaraydır. Avlunun etrafını çeviren revakların orta kısımlarında birer eyvan bulunmaktadır. Giriş kapısının yan duvarları geometrik motiflerle bezenmiştir. Yapının bazı kısımları yıkılmıştır.

Kırkgöz Han

Antalya-Burdur karayolunda, Antalya’ya 30 km. uzaklıktadır. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. Basık kemerli giriş kapısının üzerinde 1236 tarihini taşıyan yazıtı vardır. Girişin karşısında ve avlunun kuzeyinde beşik tonozlu kapalı (kışlık) bölümü uzunlamasına yer almaktadır. Avlunun doğusu ile batısında revaklı kısımlar bulunmaktadır.

Şarapsa (Şerefza/Serapsu) Han

Alanya-Antalya karayolunun 15. km’sinde, yolun üst kısmında bulunan Şarapsa Han, Sultan Alaaddin Keykubat’ın oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 13. yüzyılda yaptırılmıştır. 15x70 m. boyutunda olan han, dar ve uzun planıyla bir tüneli andırmaktadır. Tavanı beşik tonozlu olup, gösterişli giriş kapısı kuzeye bakmaktadır. Yapının doğusunda, girişi ayrı olan bir mescidi vardır.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

DENİZ TURİZMİ

KIYI TURİZMİ

Türkiye'nin en önemli turizm merkezi olan Antalya’nın kıyılarının uzunluğu, girinti, çıkıntı dahil 640, düz hat 500 km’dir. Antalya'nın batı kıyılarında dağların denize dik inmesi nedeniyle deniz derindir ve plajlar süreklilik göstermez. Ancak Kemer, Tekirova, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş kıyılarında iyi olanaklı tabii plajlar vardır. Ayrıca Beldibi Plajları, Göynük Sahilleri ile Kemer, Tekirova, Olympos ve Kolindonya burnundan Xanthos'a kadar olan sahillerde turizm için gerekli bütün tabii unsurlar bulunmaktadır. Konyaaltı ve Reşat Adası Plajları da Antalya'nın batısında yer alır. İlin doğu kesiminde ise dağların denize paralel uzanması, dağlarla deniz arasında bir ova oluşumunu sağlamış, böylece Antalya'dan başlayıp Side ve Gazipaşa yakınlarına kadar ince kumdan meydana gelen muhteşem plajlar olmuştur. Lara, Karpuzkaldıran, Belek, Kundu plajları Antalya'nın doğusunda yer alan plajlardandır.

Antalya'da Mavi Bayrak ödüllü çok sayıda plaj mevcuttur. (Mavi Bayrak, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı’nın (EEE) 1987'den beri yürüttüğü; deniz ve göl sularının temizliğini, kıyıların düzenini, plaj hizmetlerinin niteliğini yükseltmeyi amaçlayan bir kampanyadır.) Ülkemizde 1992'de Akdeniz kıyılarımızda başlatılan kampanya çalışmaları, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı üyesi Türkiye Çevre Eğitim Vakfı tarafından yürütülmektedir.

Antalya’daki ince kumlu tabii plajlar ve güzel manzaralı koyların yanı sıra mart-aralık aylarında iklimin ve deniz suyu sıcaklığının uygun olmasıyla devam eden deniz mevsimi bölgenin turizm potansiyelini arttırmaktadır.


Kleopatra Plajı

Uzunluğu 2 km. olan plaj Alanya'nın batısında yer alır. İnce kumlu alabildiğine geniş bir plajdır. Kleopatra'nın bile banyo yaptığı söylenen bu plajın bir özelliği de denizin sığ olmasıdır.

İncekum Plajı
Alanya'nın yaklaşık 20 km. batısında çamlık, doğal, ince kumlardan oluşan güzel bir plajdır. Çadır kampı yapılabilecek alan mevcuttur.

Doğu Plajı
Alanya'nın doğusunda, Antalya-Mersin karayolu üzerindedir. Keykubat Plajı ile bunun 14 km’lik sahil uzantısından oluşur. Sahil boyunca plaj tesisleri bulunmaktadır.


Ulaş Plajı

Antalya-Mersin karayolu üzerinde Alanya merkezden batıya doğru 6 km. uzaklıkta bulunmaktadır, Ulaş Plajı'ndaki "Karayolu Ulaş Dinlenme Parkı" sahil yolunu takip eden arabalı yerli ve yabancı turistlerin dinlenme yeri olarak düşünülmüş ve bu amaçla yapılmıştır.

Sorgun Plajı
Antalya'nın en güzel plajlarındandır. Manavgat'a giderken güneye inen yoldan yaklaşık 6 km. gidildiğinde ulaşılan şirin, doğal bir plaj ve sahildir.

Koru Plajı
Gazipaşa'nın Koru Mahallesi'nde bulunan bu plajda deniz; kendi kendini filtre eden tek deniz olma özelliğine sahiptir. Üç doğal havuzu vardır, Bunlardan iki doğal havuz özellikle yeni yüzme öğrenenler için idealdir.

Gazipaşa' ya 3 km. uzaklıkta İskele Plajı ve Kahyalar beldesinde de Kahyalar Plajı vardır.

Lara Plajı
Antalya'nın 12 km. doğusundadır. Kumu gayet ince olup çam ormanları ile kaplıdır. Halka açık plajları, yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılayacak gazinoları ve soyunma kabinleri vardır.

Karpuz Kaldıran Plajı
Lara Plajı'nın batısında Düden Şelalesi'nin denize döküldüğü yerdedir. Askeri dinlenme kampı olarak kullanılan plajın kumu çok ince, denizi sığdır.

Adalar Plajı
Karaalioğlu Parkı'nda kayalık bir plajdır. Yeme içme ihtiyacının karşılandığı gazinosu ve soyunma kabinleri vardır.

Mermerli Plajı
Mermerli Parkı'nın altında olan plajın soyunma kabinleri ve duşu vardır.

Konyaaltı Plajı
Antalya'nın 3 km. batısında, yaklaşık 1.5 km. uzunluğunda kum çakıl karışımı bir plajdır. Belediyenin yaptırıp işletmeye açtığı halka açık plaj tesisleriyle yeme, içme ihtiyacına cevap verebilecek gazinolar, pansiyonlar ve oteller vardır,

Reşat Adası Plajları
Eskiden Sultan Reşat'ın mesire yeri olan plaj, Antalya'nın 15 km. kadar batısında, Kemer yolu üzerinde etrafı ormanlarla kaptı tabii bir plajdır.

Kemer Plajı
Kemer'de Beldibi mevkiinden başlayıp Tekirova'ya kadar olan bölüm genellikle ince kumlardan oluşan doğal bir plajdır. Kemer merkezde Belediye Plajı, yat limanı yanındaki Ayışığı Plajı ve Phaselis Plajı denize girenler tarafından tercih edilen plajlardandır.

Phaselis Plajı
Tarih, dağ, deniz, orman, sığ bir koy ve ince kumun birleşmesiyle meydana gelen eşine az rastlanır güzellikte bir plajdır.

Tekirova Kıyıları
Kayalık ve kumsal kıyıları, vahşi tabiat güzellikleri ve nefis kokulu portakalları ile dikkat çekmektedir.

Finike Sahilleri
İnce kumları ve güzel manzarası ile Akdeniz sahillerinin tabii plajlarına sahiptir.

Adrasan Kıyıları
Antalya'nın doğal bir limanı olup kayalık ve ince kumlu doğal plajlara ve güzel bir manzaraya sahiptir.

Patara Kumsalı
Özel Çevre Koruma Bölgesi olan Patara (Ovagelemiş), Kaş-Fethiye yolu üzerinde ilçe merkezine 45 km. uzaklıktadır.

Patara, Türkiye'nin en geniş (800 m.) ve en uzun (15 km.) kumsalıdır. Akdeniz'de yaşayan 5 ayrı deniz kaplumbağası türünün ikisi Caretta caretta (Atlantik Okyanusu’na mahsus çok iri deniz kaplumbağası) ve Chelonia mydas (yeşil kaplumbağa) Antalya sahillerinin 17 bölgesini yumurtlama kumsalı olarak kullanmaktadır. Belek, Manavgat, Tekirova, Çıralı, Olympos, Adrasan, Kumluca, Kale (Demre) kumsalları da birinci dereceden deniz kaplumbağası yumurtlama sahasıdır. Deniz kaplumbağası popülasyonu Patara kumsalının Eşen Çayı ağzının doğusundan başlayarak doğuya Gelemiş köyüne doğru antik kentin önündeki kumsalın doğu ucundaki dağlık kısmına kadar devam eder. Yaklaşık 7 km. uzunluğunda olan bu kumsal, çok ince ve temiz bir kum ihtiva etmektedir.

YAT TURİZMİ

Marinalar
Antalya’da turizm merkezi ilan edilen dört marina vardır. Bunlardan; Turban Kaleiçi Antalya Marina il merkezinde, Park Kemer Marina; Kemer’de, Setur Finike Marina; Finike’dedir. Antalya Setur Marina da büyük limandadır. Ayrıca, Kaş ve Kalkan’da yat bağlama yerleri mevcuttur. Antalya bölgesinde, 1999 yılı itibariyle “Mavi Bayrak” ödüllü üç marina vardır. (Setur Finike Marina, Kemer Antalya Marina, Setur Antalya Marina.)

Turban Kaleiçi Marina
Denizde 65 yat kapasitesine sahip olan bu marinada; konaklama, duş tuvalet, elektrik, PTT hizmetleri, sintine boşaltım, akaryakıt hizmetleri verilmektedir.

Setur Antalya Marina
200 denizde, 450 karada olmak üzere 650 yat kapasitesine sahiptir. Antalya Setur Marina, ülkemizin 5. büyük yat limanıdır. Marinanın en büyük özelliği; 200 ton kapasiteli çelik taşıyıcıları olan kızaklama sistemidir. Süper yat olarak sınıflandırılan ve 100 ton ağırlığın üzerindeki yatların tamir, bakım ve onarım amacıyla karaya almak için gerekli sisteme sahip Doğu Akdeniz'deki tek marinadır. İki adet 200 ton kapasiteli kızağın yanında, daha büyük boyutlu yatlara hizmet verebilecek 60 tonluk Model Travel Lift olarak isimlendirilen gezer vinç mevcuttur.

Bu marinada verilen diğer hizmetler; bakım, onarım hizmetleri, yat hizmetleri, elektrik, su, duş, tuvalet, çamaşır yıkama, kurutma, PTT hizmetleri, akaryakıt, otopark, güvenlik, 60 tonluk gezer vinç, iki adet 30 tonluk çelik taşıyıcılı kızak mevcuttur.

Park Kemer Marina
Karada 100, denizde 200 olmak üzere toplam 300 yat kapasitesine sahiptir. Marinada akaryakıt, elektrik, su, ikmal hizmetleri, marina çarşısı, yat bakım üniteleri, 60 ton kapasiteli tekne karaya alma aracı, 100 yata aynı zamanda kara bakım, onarım hizmeti, güvenlik ve deniz hizmeti, haberleşme hizmetleri verilmektedir. Kemer'den civar koylara günübirlik turlar yapılmaktadır. Genellikle Lykia bölgesinde bu tür bir gezide ilk önce Phaselis'e gidilir. Ziyaretten sonra Olympos'a devam edilebilir.

Ayrıca Kemer'den ve Antalya'dan başlayarak "Mavi Yolculuk Turları" yapılabilir. Böyle bir gezide isteğe bağlı olarak süre iki, üç hafta uzatılabilir. Çünkü Kemer'den başlayıp Kekova'ya kadar ve daha da devam eden irili ufaklı görülmeye değer koylar ve adalar vardır.

Setur Finike Marina
1997 yılında yat limanının marinaya dönüştürülmesiyle hizmete giren Setur Finike Marina 350 denizde, 150 karada toplam 500 yat kapasitesine sahiptir. Setur Finike Marina’da verilen hizmetler 70 m'ye kadar olan yatlar için güvenli bağlama imkânı ve tonoz sistemi, her yat için elektrik (220-380 V.) su ve telefon bağlantısı, 24 saat güvenlik hizmeti, posta, telsiz, telefon, faks, e-mail imkânları, hava raporu ve döviz bozma hizmeti, duş, WC, çamaşırhane ve bulaşıkhane üniteleri, 80 tonluk gezer vinçle karaya çekme ve dalgıçlık servisi, akaryakıt, otopark, atık su ve atık yağ boşaltma hizmeti, turizm danışma ve genel acentalık hizmetleri, kışlamadaki yatlara akü şarj, havalandırma, motor çalıştırma vb. periyodik hizmetle yüzme platformu, internet odası, kış süresince konaklayan yatçılar için yat kulübü ve aktiviteleri, havaalanına geliş ve gidişte indirimli transfer imkânı bulunmaktadır.

Bölgede ayrıca üç yat bağlama yeri (Finike, Kaş ve Kalkan'da), iki adet liman (Antalya merkez ve Alanya'da), tekne yapımcıları, yatçılık yapan seyahat acentaları ve işletmeler mevcuttur.

Antalya’nın güzel kıyılarını görmenin en iyi yolu, yat veya guletle denizden takip etmektir. En çok rağbet gören turlar genellikle bir hafta sürer ve mavi yolculuk olarak adlandırılır. Bu turlar Türk Riviera’sının el değmemiş koylarına ve kumsallarına ziyaretçileri taşır. Bunun yanı sıra denize dökülen şelalelerin ve Antalya kıyılarının günlük turlarla gezilmesine büyük ilgi vardır.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

KIŞ TURİZMİ

Saklıkent Kayak Merkezi

Antalya’nın batısında Bey Dağları üzerinde, Antalya kent merkezine 50 km. kuzeybatıda yer almaktadır. Antalya’ya yakınlığı nedeni ile bir günde iki mevsimin birden yaşanabildiği ender yerlerden biridir.

50 km’lik Antalya-Saklıkent yolunun 11. km’si (Antalya-Doyran köyü çıkışı) asfalttır. Şehir merkezinden tesise otobüs, taksi ya da otellerin servis araçlarıyla bir saatte ulaşılmaktadır.

2550 m. yükseklikteki Bubi Dağında, kayak alanları 2000-2400 m. yükseklikler arasındadır. Kayak mevsimi kısadır. Kar kalınlığı kayak mevsiminde 50-100 cm’dir. Karasal iklim hüküm sürmektedir.

240 kişi/saat ve 340 kişi/saat kapasiteli iki adet teleski hizmet vermektedir. İki adet pist, kolay ve orta zorluk derecesindedir.

Alanya Akdağ Kış Sporları Turizm Merkezi

Antalya-Alanya kıyı bandında oluşan yatak kapasitesinin kullanımının tüm yıla yayılmasında aktivite olarak kullanılmak üzere turizm merkezi olarak ilan edilmiş ve planlama çalışmalarına başlanılmıştır. Planlı yatak kapasitesi 5000, mekanik tesis kapasitesi 3600 kişi/saattir.

GOLF TURİZMİ

Ülkemiz golf turizmi potansiyeli açısından oldukça elverişli bir altyapıya sahiptir. Geniş alanların varlığı, Akdeniz ve Ege kıyılarının yıl boyunca golf oynamaya elverişli ılıman iklimi, golf turizmi için büyük potansiyel yaratmaktadır.

Antalya-Serik-Belek çevresi, golf sporunun kalbi konumundadır. Bu bölge, 4 ve 5 yıldızlı otellerin bulunduğu, Türkiye’deki en iyi bakılan ve tasarlanan golf parkurlarını içermektedir.

KONGRE TURİZMİ


Antalya ülkemizdeki turizm çekiciliği açısından cazip olmakla birlikte, sunduğu turizm çeşitliliği, alt yapıya yönelik kolaylıklar, uluslararası hava alanları, diğer ulaşım imkânları, konaklama standartlarının ve servislerinin iyiliği, geniş yelpazeye yayılan eğlence imkânları, kongre öncesi ve sonrası faaliyet çeşitliliği açısından en uygun konumda olan illerimizden birisidir.

Arkeolojik alanların inanılmaz zenginliği, kültürel mirası, efsaneler ve tarih hepsi birlikte benzersiz bir kongre şehri destinasyonu olmasını sağlamaktadır. Antalya ili Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki en önemli tatil merkezi olması yanında, 106.000 koltuğu aşan bir kapasitesi ile dünyanın her tarafından gelecek konuklar için önemli toplantıların yapılabileceği imkâna da sahiptir.

YAYLA TURİZMİ

Finike-Ördübek Yaylası

Finike-Elmalı karayolunun 41. km’sinden batıya dönülerek 6 km. stabilize yolla ulaşılır. Yaz aylarında Finike'den minibüslerle ulaşmak mümkündür. Asırlık sedir ağaçları ile ardıç ağaçlarının çevrelediği, çok geniş alanlara yayılmış olan yaylanın tabanı ise, dağ çayırları ve kır çiçekleri ile kaplıdır. Çok az sayıda yayla evinin olması, hiç bir altyapının bulunmaması, bu harikulade güzel olan yaylayı bakir kılmıştır. Arif köyünde bulunan antik Arycanda kenti yaylada görülebilecek yerler arasındadır.

Serik - Ovacık Yaylası

Serik’e 36 km. mesafededir. Serik’ten itibaren narenciye bahçeleri içerisinden geçen, rakım yükseldikçe maki ve çam ağaçlarının çevrelediği yolun manzarası etkileyicidir. Nanalı Yaylası girişinden, Serik ve Akdeniz'in görüntüsü harikuladedir.

Ormanlarla kaplı dik yamaçlı tepelerin çevrelediği çanak şeklinde bulunan Ovacık Yaylası’nda altyapı bulunmamaktadır. Tamamen bakir olan Ovacık Yaylası’ndan geçen dere kıyısı kamp yapmak için oldukça elverişlidir. Yaylada bulunan kale ka¬lıntıları yaylanın görülebilecek yerlerindendir.

Saklıkent (Saklı) Yaylası

Antalya'dan 10 km’si asfalt 40 km’si stabilize olan güzel manzaralı bir yolla yaylaya ulaşılmaktadır. Antalya'nın kuzeybatısında Bey Dağları silsilesinin ortalarında 1850 m. rakımda bulunan Saklıkent Yaylası’nda kayak tesisleri de bulunmaktadır.
Antalya halkının yoğun olarak rağbet ettiği yaylanın çevresinde bulunan Karçukuru, Fesikan Yaylası, Yazır Yaylası, Moryer, Eren Dağı, Fesleğen Yaylası, Yazır Sırtları, Bereket Dağı gezilerek kamp kurmaya ve piknik yapmaya elverişlidir.

Alanya - Demirtaş Nahiyesi Kaş - Sapadere - Tokar ve Söğüt Yaylaları


Alanya'ya bağlı Demirtaş nahiyesinin kuzeyinde Toros Dağları’nın iç kısımlarında bulunan yaylalara, stabilize yolla ulaşmak mümkündür. Kaş Yaylası 30 km., Sapadere Yaylası 35 km., Tokar Yaylası 40 km., Söğüt Yaylası ise 50 km. mesafededir. Narenciye bahçeleri, seralar, maki bitkileri, çam ağaçları arasından, bazen de Demirtaş Çayı kıyısından geçen güzel manzaralı bir yolla ulaşılan yaylalara, Demirtaş nahiyesi ile civar köy halkı çıkmaktadır. Meyve bahçeleri, kır çiçekleri ve dağ çayırları ile kaplı olan yaylalar bakir durumdadır. Yayla yakınlarında bulunan köylerde telefon, kır kahveleri, kır lokantaları hizmet vermektedir. Demirtaş Çayı kıyısında kamp kurup olta ile balık avlanabilmektedir.

Üçoluk Yaylası

Kemer'den çam ağaçları arasından geçen 37 km’lik stabilize bir yolla ulaşılmaktadır. Antalya'nın güneybatısında, yaklaşık 1500 m. yükseklikte bulunan yayla, zengin bir flora ve faunaya sahiptir. Elektrik ve telefon gibi alt yapı hizmetleri olmayan yayladaki basit yayla evleri, sedir, çam, çınar ağaçları ile bütünleşmiş gibidir. Antalya ve Kemer halkının kullandığı yaylaya, seyahat acentaları tarafından kamp ve trekking programları düzenlenmektedir.

Akseki-Pişer Yaylası

Antalya-Akseki-Beyşehir karayolunun Akseki'den itibaren 9. km’sinden batıya dönülerek 3 km. stabilize bir yolla yaylaya ulaşılmaktadır. Geniş tabanlı bir vadide konumlanmış tamamen bakir olan yayla; köknar, çam ağaçları, kır çiçekleri ve dağ çayırları ile kaplıdır. Elektrik ve telefon hizmetlerinin bulunmadığı yaylada, kamp kurularak, sessiz, sakin, doğa ile baş başa bir tatil geçirilebilir. Yakınında bulunan Akşahap köyüne giderek köy yaşamını görmek, Manavgat Çayı’nda olta ile balık avlamak, eşine ender rastlanan mağaralardan olan Altınbeşik Mağarası’nı (10 km.) görmek, yaylada yapılabilecek aktiviteler arasındadır.

İbradı- Maşad - Kocaoluk - Sütleğen - Elmalı - Gebesin - Söğütbeli -Sülek Yaylaları

Yaylalar, İbradı ilçesinin kuzeyinde bulunan İbradı-Beyşehir yolu üzerinde ve yakınındadır. Hasan Dağı eteklerinde 1200-1500 m. yüksekliktedir. Taştan basit evlerin bulunduğu yaylalar ve çevresi ardıç, çam, köknar ve sedir ağaçları, meyve bahçeleri ile kaplıdır. Üzüm bağları ve yöresel şarabı ile meşhur olan İbradı ilçesi, eski Türk evlerinin bulunduğu ender yörelerdendir. Türkiye'nin en büyük mağaralarından olan Altınbeşik Mağarası’nı (12 km.) ve 15 km. uzaklıkta bulunan Düdencik Mağarası’nı görmek mümkündür. Yaban hayatı bakımından zengin olan yörede, yaban keçisi, keklik, tilki, tavşan, yaban domuzu ve bol miktarda ardıç kuşu bulunmaktadır.

Alanya-Dereköy Yaylası

Alanya'nın kuzeyinde bulunan yayla köyüne, 30 km’lik asfalt yolla ulaşılmaktadır. Kargı Çayı’nın aktığı vadinin güney yamaçlarında çam ağaçları meyve ve sebze bahçeleri içerisinde kurulmuştur. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olan Şirinköy’de kır kahveleri, bakkallar, sağlık ocağı, et yemekleri sunan lokantalar hizmet vermektedir. Günübirlik gezilere, piknik yapmaya, orman içinde yürüyüş yapmaya elverişlidir.

Serik -Beşkonak -Altınkaya (Zerk - Selge) - Ballıbııcak Köyleri, Gödre ve İkiz Yaylaları

Serik ilçesinden, 35 km’lik narenciye bahçeleri, maki ve çam ağaçları arasından geçen asfalt yolla Beşkonak nahiyesine ulaşılır. Beşkonak Altınkaya (Selge-Zerk antik kenti) köyüne, Köprülü Kanyon Milli Parkı içerisinden geçen 10 km’lik stabilize yolla ulaşmak mümkündür. Altınkaya, Ballıbucak köy yolunun 3. km’sinden batıya dönülerek 3 km’lik patika yolla İkiz Yaylası’na ulaşılır. Antalya'nın kuzey-kuzeydoğusunda Kuyucak Dağı eteklerinde bulunan yaylalar, 1600-1900 m. yüksekliktedir. Maki, çam, köknar, ardıç, sedir ormanları ile iç içe bulunan yaylalarda altyapı bulunmamaktadır. Yakınında bulunan köy halkının hayvanlarını otlattığı ve yayla olarak kullandığı İkiz Yaylası’na, kara ulaşımı yoktur.

Manavgat – Yaylalar

Köprüçayı Vadisi’nin ikiye ayırdığı Toroslar’ın üzerinde birçok yayla bulunmaktadır. En önemlileri Güğlenpınar ve Beloluk Yaylaları, Avanos Beliği, Tefekli Bölgesinde Gücer Yaylası, Kesikbeli, Akçaalan Yaylası, Topalceviz, Alıç ve Demre Yaylaları, Dumanlı Yaylası ile Bozburun Dağı eteklerindeki İkiz Yaylası’ndan oluşur. Köy halkının büyük çoğunluğu yazın yaylalara göçer.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Turizm Amaçlı Sportif Faaliyetler
AKARSU TURİZMİ

Köprüçay

Toros Dağları'ndan doğarak doğa harikası kanyonlardan geçen Köprüçay Serik'in güneyinden Akdeniz'e dökülür. İki tarafı dik, çıkılması hemen hemen imkânsız olan kanyonlardaki yeraltı suları ile beslenen Köprüçay, Türkiye'nin en güzel tabii rekreasyon alanlarından birisini teşkil eder. Bunun yanı sıra, nehrin batısındaki dağlık arazide bulunan tarihi Selge (Zerk) şehri, nehir kenarındaki kaleler, su kemerleri, Roma devrine ait köprüler ve tarihi yollar gibi pek çok arkeolojik kaynaklar, Köprülü Kanyonun önemini artırmaktadır.



Köprüçay'a ulaşmak için Antalya'dan Serik'e ve daha sonra Taşağıl ve Beşkonak'a varılır. Manavgat istikametinden ise Taşağıl üzerinden Beşkonak'a ulaşılır. Beşkonak köyüne kadar yol asfalttır ve zaman zaman Köprüçay Çayı'nı takip etmektedir.

Oluk Köprü'nün yaklaşık 100 m. alt tarafında, suyun durgun olduğu ve nehrin cep yaptığı alandan başlayarak, özellikle amatörlerin kürek çekme tekniğine uyum sağlamaları için akıntıya karşı yol alınarak Oluk Köprü'ye varılır. Amatörler genellikle Oluk Köprü'den, profesyoneller ise dilerlerse, başlangıç noktası yakınındaki çağla¬yandan veya Oluk Köprü'den kanyona girip daha ileriden dönerek, parkura başlayabilirler. Başlangıç noktasının hemen altında yer alan çağlayandan sonra devam eden parkur 2-3 zorluk derecesindedir. Parkur boyunca sık sık karşılaşılan çağlayanlar, oluşturduğu güzel peyzajın dışında parkura heyecan katmaktadır.

Yaklaşık 10 km. süren yolculuk sonrası Beşkonak'ın ilerisindeki beton köprüye ulaşılır. Amatör sporcular için parkurun beton köprüden hemen önce sonuçlandırılması önerilir. Ancak profesyonel sporcular beton köprüden sonraki ilk kanyona girebilirler. İkinci kanyona kesinlikle girilmemelidir. Bu kanyonda akarsu, bazı kısımlarda kayaların altında kaybolmakta ve biraz ileride tekrar çıkmaktadır. Yaklaşık 3 km. süren birinci kanyonun bitiminde, sol taraftan yürüyerek asfalt yola ulaşılabilir.


Manavgat Çayı



Batı Toroslar’ın doğu yamaçlarından doğan 90 km. uzunluğundaki Manavgat çayı, ovaya girmeden önce sert konglomera tabakalarının üzerinden geçip Manavgat şelalesini oluşturarak Akdeniz'e dökülür. Bahar aylarında suyu berraklaşan ve geçtiği .kanyonlardaki yeraltı sularıyla beslenen Manavgat çayının hızı Oymapınar Barajı ile kesilmektedir. Manavgat Çayı'nın rafting başlangıç noktasına ulaşmak için Manavgat - Alanya karayolundan önce 10 km. doğuya, daha sonra kuzeye Akseki istikametine dönülür. Akseki'ye 4 km. kala İbradı yönüne dönüldükten sonra 11.. km’de Şahap Köprüsü’ne ulaşılır. Burası rafting için başlangıç noktasıdır.

Manavgat Çayı'nda başlangıç yeri için suyun debisi önemlidir. Suyun debisinin uygun olduğu aylarda İbradı yakınlarındaki Şahap köprüsü civarından rafting çıkışı yapılabilir. Zorluk derecesi yüksek olan Manavgat Çayı amatör gruplar için tehlikeli olabilir. Manavgat Çayında rafting, profesyonel sporcularla birlikte ve yöreden bir kılavuz alınarak yapılmalıdır. Raftinge, Şahap Köprüsü ile Sevinç köyü arasındaki 19 km. boyunca yer yer iki tarafı dik ve aşılması güç kanyonlar içinde devam edilir.

Şahap Köprüsü ile Altınbeşik Mağarası arasındaki ilk kanyonda, kanyonun başlangıcından 500 m. ileride "Yedipınar" olarak adlandırılan yeraltı suları, çayın akış hızını arttırmakta ve parkura heyecan katmaktadır. İkinci kanyona girmek istemeyen sporcular, Altınbeşik Mağarası civarında kıyıya çıkabilirler. Buradan patika yolları takip ederek batıda Orunlu, doğuda Menteşbey köylerine ulaşmak mümkündür.

Altınbeşik Mağarası’ndan ikinci kanyona ulaşılır. Geçit vermeyen dik yarlardan oluşan bu kanyon, Sinanhoca köyüne kadar devam etmektedir. Kanyon bitiminde çay yatağı genişlemektedir. İsteyen sporcular bu köy civarında mola verebilir veya parkuru sona erdirebilirler. Sinanhoca köyüne gelmeden önce ikinci kanyonun bitimine doğru yer alan çağlayanlardan birisi, oldukça tehlikelidir. Su büyük bir kayanın altından, sağından ve solundan geçerek yoluna devam etmektedir. Tehlikeli olan bu bölgede kesinlikle kıyıdan geçilmelidir.

Sinanhoca köyünden sonra üçüncü kanyona ulaşılır. Birkaç çağlayan geçtikten
sonra Sevinç köyü civarında kanyondan çıkılır ve Manavgat çayı üzerindeki parkur
tamamlanmış olur.


Üç kanyonun yer aldığı bu parkurda 3-4-5 zorluk derecesindeki çağlayanlar ve bazen de şelalelerden geçilmektedir. Çağlayanların uğultusu duyulduğunda kesinlikle kıyıya yanaşarak uygun geçiş noktasını belirlemek gerekir. Geçilmeyecek durumlarda kano karadan taşınarak veya sporcu kıyıya çıktıktan sonra nehirdeki kanoya bağlanan bir ip yardımıyla kano yönlendirilip tehlikeli kısım aşıldıktan sonra parkura devam edilir.

Bu geçişler arasında Manavgat Çayı’nın akış hızı yavaşladığından, sporcular çevreyi izleyebilirler. Kanyonlar içinde yol alırken, öğle saatlerinde bile, zaman zaman güneş görülmeyebilir. Dinlenmek için uygun noktalarda verilen molalarda, çevredeki el değmemiş doğanın güzelliği ve kanyonlardaki kaynak sularının köpürerek çaya karışması izlenebilir.

Dim Çayı

Bölgede rafting sporuna en elverişli nehirlerden birisi de Alanya’nın 6 km. doğusunda bulunan Dim Çayı’dır. Dim Çayı Toros Dağları’nın eteklerinden çıkarak 60 km. uzaklıktaki Akdeniz’e dökülmektedir. Rafting Değirmenönü mevkiinden yaklaşık 2,5 km. ilerideki Akköprü’den başlar 5,5 km. aşağıda tamamlanır. Çayın zorluk derecesi 1-2 derece arasındadır. Bu nehir üzerinde bulunan seyahat acentalarından hizmet satın alarak bu sporu yapmak mümkündür.

Alara Çayı

Antalya’ya bağlı Köprülü beldesindeki dağların eteklerinden doğan Alara Çayı Manavgat’ın Boztepe köyü yakınlarında denize dökülmektedir. Çayın uzunluğu 70 km’dir. Bahar ayları rafting için en uygun dönemdir. Tur, Güzelbağ’ın doğusunda başlamakta ve yaklaşık 20 km’lik bir yol alındıktan sonra tarihi İpek Yolu’nun önemli mekânlarından olan Alara beldesi ve Alarahan bölgesinde bitmektedir. Parkurun zorluk seviyesi 2. ve 3. derece akarsu sınıfına girmektedir.

SPORTİF OLTA BALIKÇILIĞI

Antalya bölgesi, bir alabalık cennetidir. Özellikle Finike’deki Akçay ve Karaçay ile Köprüçayı ve Manavgat Irmağı bu açıdan çok zengindir. Kargı, Alara ve Dim çaylarında bol miktarda alabalık üremektedir. İlde yer alan akarsu ve göletlerde tatlı su balıklarından kefal, levrek, sazan ve yılan balıklarını görmek mümkündür.

RÜZGÂR SÖRFÜ


Antalya ilinde kıyı kesimi boyunca rüzgâr sörfü yapmaya uygun alanlar bulunmaktadır.

SUALTI DALIŞ TURİZMİ

Kaş

Son yıllarda Kaş, dünyanın önemli turizm amaçlı sualtı dalış merkezlerinden biri olmuştur. Yat limanında bulunan dalış kulüpleri, her yıl buraya gelen pek çok yerli ve yabancı turiste Akdeniz'in bu en eski batıklarını göstermektedir.

Kemer

Ülkemizin en çok dalış okullarının bulunduğu bu dünyaca ünlü turistik beldemiz, bünyesinde çeşitli dalış alternatifleri bulunmaktadır. Hemen Antalya liman girişinde bulunan Fransız askeri nakliye gemisi 20-32 m. derinliklerde yatmakta olup genelde bulanık olan su batık meraklıları için çok ilginçtir.

Kemer marinası açıklarında 33 m. kumluk dipte yatan Paris batığı, her dalıcının ziyaret etmesi gereken bir batıktır. Tekirova açıklarındaki İç Adalar çeşitli dalış türlerinin gerçekleştirilebildiği bir bölgedir. Bölgede zengin bir dalış noktası olan kanyonda iri vatozlar ve her çeşit balık görülebilir. İç adalar, mağara dalışı için de idealdir. Ağustos ve eylül aylarında, orkinos sürüleriyle karşılaşıldığı gibi fok balığına da rastlanabilir. Kıyı sularında yunuslarla her an karşılaşmak mümkün olabilir.


Kalkan

Tecrübeli dalıcılara yönelik olan Kalkan suları, ciddi dalışlar yapıp form tutmak isteyenler için idealdir. Akıntı, sert rüzgâr, duvar dalışı, batıklar bölgenin dalış zenginlikleridir. 30’lu m’lerde yüzlerce ıskarmoz ve ortozların akıntıda durabilme becerileri seyredilmeye değerdir. Kaplumbağa, orkinos, vatoz, köpekbalığı görülebilecek deniz canlıları arasındadır. Patara kanyonu, mercan ve sünger çeşitleriyle süslüdür. 11 m’den 132 m’ye inen fener duvarı, oldukça canlı ve renklidir. Öksüz Ada ise köpekbalığı ailesinden keler balıklarını barındırır.

B-24 Amerikan Savaş Uçağı Batığı

Manavgat ilçesi yakınlarında, 200 m. açıkta yatan batık, 1944 yılında Romanya üzerindeki bombalama görevini yerine getirdikten sonra Kıbrıs'taki üssüne dönmek üzere hareket eden "Hadley's Harem" isimli B-24 tipi Amerikan savaş uçağına aittir. 1995 yılında yapılan çıkartma çalışmalarında uçağın kokpiti su yüzüne çıkarılmıştır. Uçağa dalış özel izin gerektirmektedir.

Uluburun Antik Batığı


Kaş’ın 8.5 km. güneydoğusunda uzanmakta olan Uluburun'un doğu kıyısından 60 m. açıkta yatan batık, M.Ö. 14. yüzyıla ait bir yük gemisi kalıntılarıdır. 1984 yılında başlanan dalışlar sonucu geminin 61 m. derinliğe kadar yuvalanmış, eşsiz yükü gün yüzüne çıkarılmıştır. Çıkarılan eserler günümüzde Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Gelidonya Antik Batığı

Antalya körfezinin batı ucunda bulunan Gelidonya batığı, bugünkü adıyla Taşlık Burnu’nun yakınında seyrederken kayalara çarparak batan bir yük gemisine aittir. 26-28 m. derinlikte bulunan batığa 1960 yılında yapılan araştırma dalışlarında, geminin M.Ö. 13. yüzyıl sonlarına ait olduğu saptanmıştır. Bu batığın diğer bir özelliği, kara kazısı standartlarına uygun olarak yapılan ve kazısı tamamlanan ilk sualtı kazısı unvanına sahip olmasıdır. 1994 araştırması sırasında Gelidonya batığında bulunan taş çapalardan, geminin Ortadoğu kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Batıktan çıkarılanlar, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Fransız (Sosyete)


Antalya yat limanının l km. açığında, şamandıranın altında yatan batık, 1942 yılında savaş sırasında batırılan "San Didier" adlı Fransız savaş gemisine aittir. 1946 ve 1974 yıllarında yapılan çalışmalarda geminin içindeki yükün büyük bir bölümü çıkarılmıştır. Hastane destek gemisi görünümünde olan bu geminin içinde cephane ve çöl şartlarına uygun arabalar bulunmaktadır. Kamufle edilebilmesi için personelin üniforma giyinmemesi ve balıkçıların yardımları sırasında gemideki insanların şahsi malzemelerini de yanlarında taşımaya gayret etmeleri halk arasında geminin adının sosyete batığı olarak kalmasına neden olmuştur. Bugün üzerinde pek bir şeyin kalmadığı batık yine de dalgıçlarının ilgisini çekmeye devam etmektedir. Dalış yapabilmek için Antalya Valiliği ve Deniz Polisi Şube Müdürlüğünden izin almak gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise yat limanı ağzına yakınlığı dolayısıyla tekne trafiğinin fazla olmasıdır.

Falezler


Antalya'nın iki büyük plajı olan Lara ve Konyaaltı arasında kalan bölgede karadan dalış için elverişli noktalara sahiptir. Falez oluşumları 14 m’den 25 m. derinliğe kadar inerler. İlk 20 m. ilgi çekicidir. Giriş kolaylığı açısından tercih edilen yerlerden biri de Konyaaltı Plajı’na inen varyantın altıdır. Bu bölgede kayalık kesim 25 m’ye kadar iner ve suyun altında falezleri ve üzerindeki canlı yaşamını görmeye imkân sağlar.

Sıçan Adası


Antalya limanına birkaç km. uzaklıkta olan bu küçük ada dalıcıların ilgisini çeken diğer bir bölgedir. Sahile bakan batı yakası sığ bir derinliğe sahip olup (maksimum 8 m.) dip yapısı genelde kumdur. En ilgi çekici bölümü kuzey doğu yakasıdır ve kayalık dip yapısı 22 m’ye kadar inmektedir. Aynı zamanda doğusunda ufak bir mağaranın olması dalıcılar için hoş bir sürprizdir. Batıdan esen poyraz dalga yaratmamasına rağmen rüzgâr şiddetine bağlı olarak kuvvetli yüzey akıntılarına neden olur. Günlük tekne gezintisine çıkanların da ilgi odağı olduğundan yoğun bir tekne trafiğine sahiptir.

Kaş Uçak Batığı

İkinci Dünya Savaşı sırasında henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı Meis Adası yakınlarında batan üç pervaneli İtalyan savaş uçağı 57 m’de görülmeye başlamakta ve kuyrukla diğer metal parçaları meyil nedeniyle 70 m. derinliğe kadar uzanmaktadır. Enkazın etrafında patlamış ve hâlâ aktif olduğu tahmin edilen cephaneler bulunmaktadır.

Üç Adalar

Tekirova'nın açıklarında bulunan küçük adalardan oluşmuş bir dalış bölgesidir. Etrafında birçok dalış bölgesinin bulunması, çok çeşitli derinliklere sahip olması, dip yapısının Antalya'ya oranla zengin olması, görüş netliği ve birçok dalış merkezine yakınlığı nedeniyle en popüler dalış bölgelerinin içinde yer alır. Kemer yat limanına aşağı yukarı 45 dakika mesafededir.

Gök Mağarası

Finike'de bulunan Gök Mağarası, Asya'nın dalışı yapılmış en derin mağaralarından biridir. Mağaradan çıkan tatlı su 15 m. derinlikten sonra deniz suyuyla karışır. Geniş bir koridorla dibe doğru inen mağarada sarkıtların bulunması daha önceden kuru olduğunun işaretlerindendir.

Paris Batığı


Kemer Yat Limanı'ndan 1,5 km. kadar açıkta kum bir zemin üzerinde, 25 m. derinlikte yatan Paris, I. Dünya Savaşı sırasında batan bir Fransız savaş gemisi. 1896 yılında yapıldığı tahmin edilen gemi 3 güverte ve iki ambara sahiptir. Ambarlardaki birbirine kaynamış cephaneler, orta bölümdeki çini kaplı kısım ilginç noktaları oluşturmaktadır. Son yıllarda dalıcıların bir hayli ilgisini çeken bu batığın birçok ziyaretçisi bulunmaktadır.

Suluin Mağarası

Kırkgöz mevkiindeki Suluin Mağarası, içindeki sarkıt ve dikitlerden dolayı daha önceden kuru olduğu tahmin edilen sualtı mağaralarından birisidir. 1995 yılında yapılan bir araştırmada mağara derinliğinin 83 m’ye ulaştığı ve kanallardan daha ilerlendiğinde yaklaşık 45 m. derinlikte büyük bir salonun içine girildiği saptanmıştır. Bu salonun duvarları sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer oluşumlarla kaplıdır. Salona giren ve çıkan çok sayıdaki yan kollar olduğu yapılan araştırma dalışlarında görülmüştür.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

DAĞ VE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ

Bey Dağları

Toros Dağları’nın batı uzantılarından Bey Dağları, Antalya sınırları içindedir. Bey Dağları grubu, Antalya Körfezi'nin batısında, kuzey-güney doğrultusunda körfeze paralel olarak uzanır. 600-3086 m. rakımlar arasında yer alan dağlar jeolog ve coğrafya bilimciler için çok değişik olanaklar sunar.

Tekedoruğu, Bakirli Dağı, Tahtalı Dağı ve Kızlar Sivrisi önemli doruklarıdır. En yüksek doruğu 3086 m. ile Kızlar Sivrisi'dir. Dağcılar bu doruğa sedir ormanlarıyla kaplı Çamçukuru Vadisi’nden ulaşır. Vadiye en kolay ulaşım Antalya- Elmalı yolu iledir. Dağa tırmanış bir gün içerisinde tamamlanabilir. Kemer'in batısındaki Tahtalı Dağı ilginç yamaçlarla süslüdür. Yükseltileri 2360 m'ye uzanır. Çam ve karışık ağaçlı ormanlar 2000 m'ye kadar uzanır. Tahtalı Dağı'na tırmanış Soğukpınar'dan başlar ve Akdeniz'i gören sırtlar üzerinden yapıldığında eşsiz manzaralar sunar. Soğukpınar’dan kısa bir yürüyüş ve tırmanış ile kamp alanına ulaşılır. Yıl boyu Bey Dağları'na gezi düzenlemek olanaklıdır. Ancak nisan, mayıs, haziran ayları iklimin uygunluğu ve yörenin flora zenginliğinin belirdiği dönem olması nedeniyle daha uygundur. Alanya'dan son zamanlarda, dağ turizmi, trekking ve amatör dağcılığa elverişli gelişme başta Akdağ (2451m kuzey-doğu) ve Cebelireis Dağı (1649m Dim yöresi) olmak üzere göstermeye başlamıştır. Akdağ bakanlığımızca "Kış Sporları Turizm Merkezi" ilan edilmiştir.

Akdağ



Elmalı Ovası’nın güneybatısında yer alan Akdağ, Muğla sınırına paralel uzanır. Yüksek ve toplu bir dağ kabarığıdır. Düzensiz bir kubbe şeklinde uzanan sivri ve keskin sırtlı tepeler üzerinde bol otlu, bol sulu çayırlar, karstik ya da buzul çukurlar vardır. At Kuyruk Sallamaz Tepesi (Uyluk) denen doruğun yüksekliği yaklaşık 3024 m'dir. Oldukça sivridir. Eteklerine doğru düzgün şekilde alçalan Akdağ'ın bu kesimlerinde orman örtüsü yer alır. Ayrıca aynı bölgede yer yer Çukurardıç gibi düzlüklere rastlanmaktadır. Akdağ'ın güney eteklerinde yer alan yaylaların aşağısında derin Lengüme Boğazı yer almaktadır,

Susuz Dağlar

Kıbrık Deresi'nin doğusundan başlayarak doğuda Avlan Gölü'ne kadar uzanan bu dağlar toplu ve geniş bir dağ kütlesidir. Sivri olmayan tepelerden oluşmuştur. Tepelerin arası çanak biçimindedir. Bunların birçoğunda ilkbaharda su birikir ve belirli bir süre sonra çekilir. Bu nedenle dağın üst kısımları kuru ve susuzdur. Bitki örtüsü seyrek otlardan oluşur. Kuzeybatı ve güney yüzlerinin eteklerinde ise geniş ormanlık alanlarla kaplıdır. Güneyde uzanan Kohu Dağı (2400 m.) Köyre Gediği'nden başlar, batı ucunda Sinekçibeli Geçidi yer alır.

Alaca Dağ

Kohu Dağı'ndan başlayarak güneye doğru uzanıp Finike ile Kaş'ı birbirinden ayıran bir dağdır. En yüksek tepesi 2336 m. ile Toy!ak Karlığı Tepesi'dir. Alaca Dağ’ın tüm etekleri ormanlarla kaplıdır. Denize dik iner.

Bey Dağları

Tam anlamıyla düzgün bir sıra dağ olan Bey Dağları güney–kuzey doğrultusunda uzanmaktadır. Tekeli Yaylası’nın doğusunda yer alır. Kıyı sıradağları ve asıl Bey Dağları adını alan birbirinden farklı ve paralel sıra dağdan oluşmuştur. Asıl Bey Dağları kalker oluşumludur. Güneyden kuzeye doğru Avlanbeyi Geçidi’nden başlayarak Yazır köyüne doğru uzanır. Düzenli bir vadi görmek olanaksızdır. Kıyı sıradağları, Alagır Çayı ile Antalya Körfezi arasında uzanır, deniz kıyısında birden yükselen kabartılara sahiptir.



Tahtalı Dağı

Bir çadır biçiminde yükselen Tahtalı Dağları kıyı sıradağlarının en yüksek ve en ilginç olanıdır. Göynük Çayının kuzeyinde yer alan Sarıçınar Dağı'nın yüksekliği 1811 m'yi bulur. Denize dik yamaçlar halinde iner.

Geyik Dağları

Antalya’nın doğusunda Taşeli Platosu üzerinde kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanırlar. Yüksek bir deve hörgücü biçiminde bir sırt durumundadır. Kuzeye bakan kısımlarda yaz aylarında bile kar bulunur. Bu dağlar dizi halinde Konya, Karaman ile Antalya arasında bir sınır çizerler.

Kaş’ta, Lykia şehirlerinin birbirine yakın olması bu kentleri yürüyerek görmek isteyenler için yürüyüş güzergahları sunmaktadır. Yarımada, Limanağzı, Gedife Tepesi, Fpellos, Gökçeören, Asaz Dağı, Gömbe Yaylası alternatif yürüyüş parkurlarıdır.

ATLI DOĞA YÜRÜYÜŞÜ



Antalya bölgesinde, Kemer’de Belek ve Side Titreyengöl’de, seyahat acentalarının düzenlediği organize turlar yapılmaktadır.

MAĞARA TURİZMİ

Antalya, mağara oluşumu bakımından oldukça zengin bir ilimiz olup, Toros dağ kuşağının eteklerinde kurulmuştur. Toros Dağları ana iskelet bakımından genellikle kireçtaşlarından (kalkerlerden) oluşmuştur. İldeki mağaraların büyük bir çoğunluğu da bu kireçtaşı formasyonları içinde gelişmiştir. Antalya’da yaklaşık 500 kadar mağara tespit edilmiştir. Bunlardan yalnızca birkaç tanesi uluslararası öneme sahiptir.

Antalya merkez ilçeye bağlı Yağca köyü sınırları içinde bulunan Karain Mağarası, Alanya’da bulunan Damlataş ve Dim mağaraları turizme açık mağaralardır. Antalya’da turizme açılmayı bekleyen pek çok mağara bulunmaktadır. Yalan Dünya Mağarası, Altınbeşik Mağarası, Kocain Mağarası, Beldibi Mağarası, Sırtlanini Mağarası, Geyikbayırı Mağarası, Konakaltı Mağarası ve Zeytintası Mağarası bunların başında gelmektedir. Bunlardan başka Küçükdipsiz Mağarası, Yerköprü Mağarası, Gürleyik Mağarası, Derya Mağarası, Karataş Semahöyük Mağarası, Çimeniçi Mağarası, Mahrumçalı Mağarası, Peynirdeliği Mağarası, Tilkiler Mağarası, Mavi Mağara, Düdensuyu Mağarası, Aslanlı (Yaren) Mağarası, Hasbahçe Mağarası, Kadıini Mağarası, Korsanlar Mağarası, Âşıklar Mağarası, Kekova Adası Deniz Mağarası, Asırlı Adası Deniz Mağarası, Güvercinlik Deniz Mağarası, Güvercinini Deniz Mağarası, İncirli Deniz Mağarası, Hıdrellez Mağarası ve İnbaş Mağarası gibi tespit edilerek, ön araştırması yapılmış pek çok mağara da mevcuttur. Bunların bazıları yerel imkânlarla turizme açılmış mağaralardır.

Karain Mağarası

Antalya'nın 30 km. kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5-6 km. uzaklıkta bulunan Yağca köyü sınırları içinde bulunur. Türkiye'nin en büyük doğal mağaraları arasında yer alan Karain Mağarası, önünde bulunan traverten ovasından 150 m., denizden ise 430-450 m. yüksekliktedir. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki süreç içinde mağara, Paleolitik, Neololitik, Kalkolitik, Eski Tunç gibi protohistorik çağlarda ve Klasik Çağ’da insanlar tarafından sürekli bir biçimde iskân edilmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da yaklaşık 11 m’yi bulan kalın bir kültür dolgusu içermektedir. Ancak mağaranın en uzun süren ve en önemli iskânı Paleolitik Çağ ile ilgilidir. Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır. Karain Mağarası’nda yapılan kazılarda elde edilen arkeolojik buluntular, Antalya Müzesi’nde ve mağaranın hemen yakınında bulunan Karain Müzesi’nde sergilenmektedir. Mağara turizme açıktır.

Damlataş Mağarası

Mağara, Alanya’nın içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. uzaklıktadır. Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara; kuru ve yatay mağara tipindedir. 200 m’lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara, 15 m. yüksekliktedir. Karbondioksit gazı, yüksek ölçüde nem, düşük ısı ve radyoaktif havasıyla astım hastaları için son derece yararlıdır. Bu nedenle astım hastaları mağaranın en yoğun ziyaretçi gruplarını oluştururlar. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin MÖ. 20.000-15.000 yılları arasında meydana geldiği sanılmaktadır. Mağara turizme açıktır.

Dim Mağarası

Alanya merkezinin 12 km. doğusunda bulunan Cebereis Dağı’nın yamacındadır. Dim Mağarası, Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. Alanya'ya yakın olması ve çevrenin piknik yerleri ve ormanlarla kaplı olması nedeniyle ziyarete uygundur. Tarih öncesi ve tarihi devirlerde insanlar tarafından barınak olarak kullanılmasından dolayı çevre halkı tarafından "Gâvurini Mağarası" olarak adlandırılmıştır.

Dim Mağarası kuzey-güney doğrultuda uzanan kireçtaşlarının erimesi sonucu meydana gelmiştir. Dim Çayı’nın Vadisi’ni iyice derinleştirmesi sonucu su seviyesi de derinlere indiğinden mağara kurumuştur. Hidrolojik aktivitenin kaybolmasından sonraki dönemlerde tavan ve duvarlardan kaya bloklarının düşmesi sonucu hacim genişlemesi devam etmiştir. Bu gelişme sırasında duvarlardan ve tavandan sızan sular sarkıt, dikit, sütun ve duvarları örten bayrak ve perde kireçtaşlarının oluşmasına neden olmuştur. Mağaranın orta ve son kesimlerinde tavandan düşmüş kaya blokları tabanı kaplar. Mağaranın girişten itibaren 40. m’sinde ikinci bir girişi vardır. Mağara turizme açıktır.

Altınbeşik Mağarası

Akseki ilçesine bağlı Ürünlü köyünün doğusunda derin ve sarp Manavgat Vadisi’nin batı yamacında bulunur. Köydeki mağaraya ancak bir saatlik yürüyüşle gidilebilir. Toplam uzunluğu 2500 m. olan mağaranın girişe göre en yüksek noktası 101 m’dir. Yatay ve kısmen aktif mağaradır. Mağaranın alt ve orta seviyesinin zaman zaman aktif olması nedeniyle kurak mevsimlerde de büyük ölçüde göletler oluşmaktadır. Üst seviye devamlı kurudur. Mağara havası çok rutubetli ve ısısı 16-18°C civarındadır. İçeride dikkati çekecek hayvan topluluklarına rastlanmamıştır. Altınbeşik Mağarası Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. Çevrenin karstik topografyası ve çam ormanları güzel bir manzara oluşturmaktadır. Mağara çok uzun ve büyük bir yeraltı sisteminin çıkış ucunda bulunmaktadır. Kızılova, Kambos ve Söbüce suyunu çeken bu büyük sistem, Oruç Düdeni Mağarası altında Altınbeşik-Düdensuyu Mağarası’nda son bulur. Böylece bu büyük yeraltı su sistemi, kuş uçuşu 100 km’den fazla uzunluğu ile, dünyadaki en uzun ve büyük karst sistemlerinden biridir. Mağara içinden çıkan su yeraltından Beyşehir Gölü ile bağlantılıdır.

Altınbeşik Mağarası adını üst kısımda yer alan Altınbeşik Tepesi’nden almaktadır. Toroslar, bu bölgede hem jeolojik hem de jeomorfolojik yönden çok karışık bir yapıya sahiptir. Mağaradaki araştırmalar henüz tamamlanamamıştır.

Kocain Mağarası

Antalya’nın 45 km. kuzeyinde yer alır. Mağaraya, Antalya-Burdur karayolundan Camiliköy-Ahırtaş köyleri üzerinden ulaşılır. Türkiye'nin en geniş ağzına ve tek parça olarak en büyük galerisine sahip bir mağaradır. İçinde 50-60 m. yüksekliğe sahip sütunlar bulunan mağarada, aynı zamanda Roma döneminden kalan bir de sarnıç bulunmaktadır. Çok büyük iki salondan oluşan mağaranın giriş ağzının genişliği 35x70 m’dir.

Zeytintaşı Mağarası

Zeytintaşı Mağarası, Antalya'ya bağlı Serik ilçesinin 15 km. kuzeyinde bulunan Akbaş köyünün Gökçeler Mahallesi’nin güneydoğusunda Zeytinlitaş Tepesi’nin güney yamacında yer alır. Zeytinlitaş Tepe, Köprüçay'ın önemli bir kolu olan Koca Dere ile Gökçeler Deresi arasında parçalanmış bir sırt şeklinde uzanır. Mağaraya Serik'ten Urundu-Deniz Tepesi- Kızıllar-Gökçeler-Akbaş yoluyla gidilmektedir. Stabilize olan bu yolun 15. km’sindeki Gökçeler Mahallesi’nden doğuya ayrılan 400 m’lik tali yol ile mağaranın önüne kadar varılmaktadır.

Taşocağı işletmesi için yeni açılan bir galeri ile tesadüfen bulunan Zeytintaşı küçük fakat bozulmamış zengin damlataşları ile kaplı ilginç bir mağaradır. Mağara girişinin hemen kapatılarak koruma altına alınması ( l. derece SİT alanı) içindeki damlataşların tahrip olmasını önlemiştir.

Mağaranın içi, görünümleri son derece güzel her türden damlataş oluşumları ile kaplıdır. Özellikle mağaranın her kesiminde gelişen ve boyları yer yer 0.5 m’yi bulan makarna sarkıtlar Zeytintaşı Mağarası'nın karakteristik şeklidir. Gelişimleri hâlâ devam eden bu yavru sarkıtlara, ülkemizde her mağarada rastlamak mümkün değildir. Ayrıca büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler mağaranın görünümünü daha da ilginç şekle dönüştürmektedir. Bu özellikleri, Zeytintaşı Mağarası'nın turizm amacıyla kullanımı için son derece uygun ortam hazırlamıştır. Ayrıca bulunduğu doğal çevrenin vahşi güzelliği, ulaşımının kolay oluşu, Antalya-Alanya karayolu ve Aspendos'a yakınlığı, mağaranın turizm değerini daha da arttırmıştır. Mağara turizme açıktır.

Geyikbayırı Mağarası

Antalya'ya 26 km. uzaklıktaki Geyikbayırı köyündedir. Antalya'dan batı yönünde Çakırlar köyü üzerinden Geyikbayırı köyüne gidilebilir. Köyün merkezinden mağaraya 5 dakikalık bir yürüyüşle erişilebilir.

120 m. toplam uzunluğundaki mağaranın girişe göre en derin noktası 6,5 m’dir. Genellikle kuru, zaman zaman aktif mağara tipindedir. Yaz aylarına tamamen kurudur. Yağışlı mevsimlerde taban suyu yükseldiğinde mağara tabanını su basmaktadır. Mağara ısısı, yaz aylarında açık havaya nazaran serindir. Sonbaharda açık hava ile eşit ısı gösterir.

Turizme açmaya değer bulunmuş bir mağara olan Geyikbayırı’nda, çalışmalar devam etmektedir.

Konakaltı Mağarası

Antalya'da Atatürk Parkı'nın denize inen falezli kıyısındadır. Mağaraya karadan ulaşım yoktur. 60 m. toplam uzunluğundaki mağara yatay mağara tipindedir. Denizle bağlantılı olması nedeniyle deniz mağarası da sayılabilir. Genellikle kurudur. Doğu salonunun bir kısmı sular altındadır. Batı salonunda dalgalar nedeniyle su birikintileri vardır. Mağaranın doğuya ve batıya doğru iki girişi vardır. Mağaranın girişi deniz seviyesinden 3 m. yukarıdadır. Doğu bölümünün tabanı kısmen deniz seviyesine inmektedir. Mağaranın doğu salonu, tümüyle kaya blokları ile kaplıdır. Batı salonu kısmen sarkıt, dikit ve sütunlarla kaplıdır. Batı salonuna bağlı iki küçük odanın travertenlerle süslü olması ve hemen denizin kıyısında bulunması turistik değerini arttırmaktadır. Mağara, açık havaya nazaran serindir. İçeride mağara çekirgesi ve az sayıda yarasa bulunmaktadır.

Sırtlanini Mağarası

Antalya, Kemer Karacasu ilçesi, Yukarı Çamarası ile Nart/Gedik köyü arasında yer alır. Mağaraya her iki köyden de gidilebilir. 20-25 dakikalık bir yürüyüşle Narlıgedik köyü daha yakındır. Afrodisias harabelerine de yakındır. Toplam uzunluğu 348 m. (Ana Galeri: 147 m.) olan mağaranın girişe göre en derin noktası -32 m’dir. Yatay ve kuru bir mağaradır. Mağara çok dar bir ağızla başlar, 4-5 m. sonra asıl mağara boşluğuna ulaşılır. Salon yan yana gelişip duvar şeklini alan sütunlarla 5-6 bölüme ayrılmıştır. Salona bağlı tüm odalar sarkıt, dikit ve sütunlarla süslüdür. Dışarıda ısı 28 °C, nispi nem % 44 iken, mağara içinde ısı 17 °C ve nem miktarı % 85'tir.

Beldibi Mağarası

Antalya-Kemer sahil yolunun yaklaşık 40. km’sinde Çamdağ tünelinin hemen çıkışında yer alan bir kaya altı sığınağıdır. Obaköy mevkiindedir.

Deniz sahilinde 25 m. yükseklikte sığınak biçiminde bir mağaradır. Doğal tahribatla büyük ölçüde zarar gördüğünden içindeki dolgu tabakaları yağmur suları ve rüzgârla sürüklenerek akıp gitmiştir.

Antalya bölgesinin ikinci önemli Prehistorik merkezidir. Tümü Mezolitik kültürleri içeren 6 tabaka tespit edilmiştir. Yapılan kazılarda Üst Paleolitik ve Mezolİtik döneme ait çakmaktaşı aletler ele geçirilmiştir. Ayrıca kaya altı sığınağının duvarlarında, şematize insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır. Yerli ve yabancı turistlere devamlı açık olan bir arkeolojik SİT alanıdır.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

KAMP VE KARAVAN TURİZMİ

Antalya’da ve özellikle Patara-Alanya arası kıyı kesiminde önemli bir kamping potansiyeli bulunmaktadır. Kampinglerin bir kısmı Antalya doğusunda Lara kesiminde yoğunlaşmıştır.

Diğer bir yığılma ilin batı kesimindedir. Kemer kıyıları genelde ormanlık ve kumsal olduğundan hemen hemen her yerde kamp kurulabilmektedir.

Manavgat çevresinde de kamp olanakları oldukça fazladır. Merkezde ve çevrede elektriği, suyu, mutfağı, telefonu ve lokantası bulunan birçok kamp yeri vardır.

Yamaç Paraşütü

Son dönemlerde yapılan araştırmalar Kaş’ın yamaç paraşütü için yeryüzü şekilleri ve iklim açısından Türkiye’nin en uygun yerlerinden bir tanesi olduğunu göstermiştir. Uçuşlar donanımlı malzemelerle uzman kişilerin kontrollerinde gerçekleştirilmektedir. Bunun yanı sıra son yıllarda Alanya’da da yamaç paraşütüne yönelik faaliyetler yoğun şekilde yürütülmektedir.

Tahtalı

Tekirova ilçesinin arkasında bulunan dağda yamaç paraşütü faaliyetleri sürdürülmektedir. Dağın zirvesine varabilmek için 2375 m’lik bir yüksekliği tırmanırken, atlama eşyaları da yukarı kadar taşınma gerektirir. Tepede ise atlamaya uygun bir ortam yaratacak güney rüzgârlarını yakalamayı beklemek gerekebilir. Eğer atlama için uygun bir gün değilse bile çevrenin güzelliği yorgunlukları unutturacak düzeydedir.

Alanya

İlçenin arkasında yükselen dağ silsilesi hemen dikkati çekmektedir. Bu dağ 350 m. yükseklikte ve güney rüzgârlarına açık bir konumdadır. Atlayıştan sonra şehrin üzerinde uçuş yapılması, atlayıştan sonra plaja veya şehir içindeki uygun açıklık alanlara iniş yapılması nedeniyle tecrübeli atlayıcıların tercih ettiği bir parkur olmaktadır. Atlayış sırasında aniden yön değiştirebilecek özellikteki rüzgâra ve tepede özellikle sol yandan oluşabilecek doğu kökenli rüzgârlara dikkat edilmelidir.


Cip Safari

Bölgede Side, Kemer, Alanya ve Belek’te seyahat acentaları tarafından cip safari turları düzenlenmektedir. Günübirlik gerçekleştirilen turlar Toros Dağları’nda çeşitli rotalarda yapılmaktadır. İl yerel halkını, köyleri tanımayı ve doğal güzellikleri gözlemlemeyi amaçlamaktır.

BİTKİ İNCELEME

Ülkemizde endemik bitki türleri açısından en zengin bölgemiz Akdeniz Bölgesi’dir. Bu nedenle Antalya bitki gözlemleme açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bölgede bulunan korunan alanlarda (Olympos, Köprülü Kanyon, Termesos, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı, Bey Dağları Sahil Milli Parkı, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı, Alacadağ Tabiatı Koruma Alanı, Dibek ve Çığlıkkara Tabiatı Koruma Alanı) bitki inceleme faaliyetleri sürdürülebilir.

 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Mavi Bayrak Nedir ?
MAVİ BAYRAK


Mavi Bayrak, gerekli standartları taşıtan nitelikli plaj ve marinalara verilen uluslararası çevre ödülüdür. Temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli ve dolayısıyla uygar, sürdürülebilir bir çevrenin sembolüdür. Mavi bayrak, özünde temiz deniz suyu, sonrasında da çevre eğitimi ve bilgilendirmeye önem veren gerekli donanıma sahip, iyi bir çevre yönetimini temsil etmektedir.



Mavi Bayrak projesi ilk olarak 1987 yılında Avrupa'da, Avrupa Birliğine üye ülkelerde başlamıştır. Proje, 2001 yılına kadar sadece Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmakta iken, dünya ülkelerinden gelen talep üzerine bugün 29'u Avrupa ülkesi olmak üzere toplam 42 ülkede uygulanmaktadır. Programın merkezi Danimarka'nın Kopenhag şehridir.

Mavi Bayrak projesi, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (Foundation For Environmental Education - FEE) tarafından koordine edilmekte ve Türkiye temsilciliğini Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) yapmaktadır.

Ülkemizde Mavi Bayrak uygulamasına 1993 yılında başlanmış olup, aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncülüğünde TURÇEV'in kurulmasıyla, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı'na (Bugünkü adıyla, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı) üye olunmuştur.

MAVİ BAYRAK BAŞVURUSU

Mavi Bayrak ödülü için müracaatlar, yöresel bazda varsa Mavi Bayrak Dernekleri'ne, yoksa doğrudan TÜRÇEV'e yapılması gerekmektedir. TÜRÇEV, gelen talepleri kriterler kapsamında değerlendirerek, uygun olanlar için gerekli dokümanların hazırlanmasını sağlar ve Ulusal Jürinin değerlendirmesine sunar.

Ulusal Jüri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Türkiye Belediyeler Birliği, Turizm Yatırımcıları Derneği, Türkiye Otelciler Birliği, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, Marina İşletme ve Yatırımcıları Derneği, TÜRÇEV ve Üniversite temsilcilerinden oluşmaktadır.

Ulusal Jürinin uygun gördüğü plaj ve marinaların bilgi ve belgeleri TÜRÇEV tarafından Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı’na ulaştırılır. Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı, Uluslararası Jürisini toplayarak tüm ülkelerin taleplerini değerlendirir ve nihai kararını verir.

Uluslararası Jüride, FEE, UNEP, EU, EUCC ve WTO yer almaktadır.

MAVİ BAYRAK ÖDÜL AŞAMASINA KADAR TAKİP EDİLEN TAKVİM

Mavi Bayrak ödülü bir yıl için verilmekte ve müracaatlar her yıl yenilenmektedir. Mavi Bayrak ödülü ile ilgili olarak Kasım – Mart ayları arasında TÜRÇEV aday plaj ve marinalara ilişkin dosyayı hazırlamaktadır. Dosyada bulundurulması gereken belgeler yöresinde, yöresel Mavi Bayrak Dernekleri, Belediyeler, Turistik Konaklama Tesisleri ve Marinalar için marina görevlileri gibi yöresine göre farklılık gösteren ilgililerce toplanarak TÜRÇEV'e gönderilmektedir.



Mart ayında Ulusal Jüri toplanmakta ve değerlendirmesini yapmaktadır. Ulusal Jüri'nin uygun gördüğü dosyalar ve bilgiler Nisan ayında FEE'ye gönderilmektedir. Mayıs ayının ilk haftası Uluslararası Jüri toplanmakta ve Mayıs ayının ikinci veya üçüncü haftası sonuçlar açıklanmaktadır. Plaj ve marinalara ilişkin bilgiler FEE'ye önce bilgisayar ortamında belirli bir formatta gönderilmektedir. Bu format tüm detayları içermektedir. FEE talebin yüzde 5'i oranında rasgele belirlediği dosyayı istemekte ve o dosyaların incelenmesiyle, geneli hakkında bilgi sahibi olmaktadır.

MAVİ BAYRAK ÖDÜLLÜ PLAJ VE MARİNALARIN DENETİMİ

Mavi Bayrak ödülünü aldıktan sonra gerek standardın sezon süresince korunması, gerekse verilen beyanların izlenmesi amacı ile ulusal ve uluslararası düzeyde denetimler yapılmaktadır. Ulusal denetim TÜRÇEV koordinasyonunda yapılmaktadır. Gerek ulusal, gerekse FEE uzmanları tarafından yapılan denetimler sırasında, eksikliklerin görülmesi durumunda yetkililer uyarılmakta ve giderilmesi için kısa bir süre verilmektedir. Eksikliğin devam etmesi durumunda veya eksikliğin niteliğine göre hiç süre tanımaksızın Mavi Bayrak ödülü TÜRÇEV veya FEE uzmanı tarafından geri alınabilmektedir.

Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Müdürlükleri koordinasyonunda da periyodik yerel denetimler yapılabilmektedir.

Denetimler Sırasında Mavi Bayrağın İndirileceği Durumlar

Bayrağın 10 gün süreyle indirileceği durumlar

Bir zorunlu kriterin tam olarak sağlanamamış olması

İki zorunlu kriterin kısmi olarak sağlanamamış olması

Bayrağın sezon süresince indirileceği durumlar

Birden fazla zorunlu kriterin sağlanamamış olması

İL MAVİ BAYRAK KOMİSYONU VE ÇALIŞMALARI


İlimizde deniz suyu numune alım noktalarının tespiti, analiz sonuçlarının takibi ve değerlendirilmesi, kriterlere uygun olan noktaların sürekliliğinin sağlanması, uygun olmayanların ise kirlilik kaynaklarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması ve ilimizdeki mavi bayrak ödüllü plaj sayısının artırılması amacıyla 2003 yılı Mayıs ayında İl Mavi Bayrak Komisyonu oluşturulmuştur. İlgili Vali Yardımcısı başkanlığında toplanan komisyonda, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü ile TÜRÇEV Antalya Mavi Bayrak Temsilcisi yer almaktadır. Turizm sezonunda ilimiz kıyılarından her 15 günde bir alınan deniz suyu numunelerine ait sonuçlar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından en kısa sürede komisyon üyelerine ulaştırılmakta, ayrıca internet (antalyasm.gov.tr) sayfasında ilan edilmektedir. Standartları aşan noktalar olduğu taktirde, sorunun en kısa sürede çözüme ulaştırılması amacıyla Komisyon toplantılarına ilgili kurum ve kuruluşlar da davet edilmektedir.

Mavi Bayrak Kriterleri
PLAJLAR İÇİN MAVİ BAYRAK KRİTERLERİ (2006 – 2010)


Çevre Eğitimi ve Bilgilendirme
1. Plajın bulunduğu yörede yeralan kıyı alanları ekosistemi, doğal ve hassas alanlarla ilgili bilgiler verilmelidir. (Z)
2. Yüzme suyu kalitesi bilgileri (deniz suyu numunesi analiz sonuçları) plajda sergilenmelidir. (Z)
3. Mavi Bayrak Kampanyası ile ilgili bilgiler plajda sergilenmelidir. (Z)
4. Plajda davranış kuralları sergilenmeli ve plaj kullanımını düzenleyen yasalar istenildiğinde kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalıdır. (Z)
5. Sezon süresince farklı kategorilerde (eğitim semineri, kampanya, basılı doküman, sergi, basın yayın, vb.) en az beş çevre eğitim etkinliği gerçekleştirilmelidir. (Z)

Yüzme Suyu Kalitesi
6. Yüzme suyu analiz sonuçlarının AB Yüzme Suları Direktifi ile uyumlu olması gerekmektedir. (Z)
7. Sanayi ve kanalizasyon atıkları plaj alanını etkilememelidir. (Z)
8. Beldede toplanan atıksular Ulusal Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne uygun olarak bertaraf edilmelidir. (Z)
9. Alg ve diğer bitkilerin, plajda kötü bir görüntü yaratmasına izin verilmemelidir. (Z)

Çevre Yönetimi
10. Plajlarda çevresel denetimleri ve kontrolleri yapmak ve bir çevre yönetim sistemini oturtmak amacıyla belde bazında Mavi Bayrak Plaj Yönetim Birimi oluşturulmalıdır. (K)
11. Plaj, arazi kullanımı ve işletme açısından kıyı alanları kullanımını içeren tüm ulusal yasalara (kıyı yönetim planı ve çevre mevzuatı) uymalıdır. (Z)
12. Plaj temiz tutulmalıdır. (Z)
13. Plajda yeterli sayıda çöp kutusu ve atık konteynırı bulunmalı, düzenli olarak boşaltılmalı ve temiz tutulmalıdır. (Z)
14. Plajda veya yakınında geri dönüştürülebilen atıkları toplamak için imkanlar olmalıdır. (Z)
15. Temiz ve yeterli sayıda, atıksu bağlantısı yapılmış sıhhi olanaklar (duş-tuvalet) bulunmalıdır. (Z)
16. Plajda izinsiz kamp, araç kullanımı ve herhangi bir atık boşaltımı yapılmamalıdır. (Z)
17. Evcil hayvanların plaja girişlerini düzenleyen ulusal yasalara kesinlikle uyulmalıdır. (Z)
18. Plajın bütün yapı ve ekipmanları bakımlı olmalıdır. (Z)
19. Plaj alanına ve belde içerisinde sürdürülebilir ulaşım araçları (toplu taşım, bisiklet) teşvik edilmelidir. (K)

Can Güvenliği ve Hizmetler
20. İhtiyaca cevap verebilecek sayıda cankurtaran ve gerekli tüm malzemeleri eksiksiz olarak plajda bulundurulmalıdır. (Z)
21. Plajda ilkyardım malzemeleri bulundurulmalıdır. (Z)
22. Plajda farklı kullanımlar sonucu olabilecek kazalara karşı önlemler alınmalıdır. (Z)
23. Kirlik kazaları ile mücadele edebilecek acil durum planı oluşturulmalıdır. (Z)
24. Plaja güvenli erişim olmalıdır. (Z)
25. Plajda içme suyu bulundurulmalıdır. (K)
26. Beldede en az bir Mavi Bayraklı plajda özürlüler için tuvalet ve erişim rampası bulunmalıdır. (Z)
27. Plajda bulunan donanımı ve olanakları gösteren bir harita Mavi Bayrak Panosunda sergilenmelidir. (Z)

MARİNALAR İÇİN MAVİ BAYRAK KRİTERLERİ

Çevre Eğitimi ve Bilgilendirme
1. Marinayı kullananlara, marinanın yakın çevresinde karada ve denizde yer alan doğal hassas alanlar hakkında bilgi verilmelidir. (Z)
2. Çevre davranış kuralları marinada (panoda) sergilenmelidir. (Z)
3. Mavi Bayrak Kampanyası ve/veya mavi bayrak kriterleri marinada sergilenmelidir. (Z)
4. Her sezon, marina kullanıcıları ve marina personeli için basılı doküman (broşür, poster) aktivite (Mavi Bayrak günü, yürüyüş turu, fotoğraf yarışması-çevre konulu, dalma, kuralları içeren eğitsel oyunlar) çevre eğitim projeleri (sürdürülebilir çevre, davranış kuralları), Mavi Bayrak Merkezi; konularında en az üç etkinlik yapılmalıdır. (Z)
5.Marina yönetimince, yat sahiplerine bireysel mavi bayrak (yatlarda mavi bayrak) uygulaması konusunda bilgi verilerek teşvik edilmelidir. (Z)

Çevre Yönetimi
6. Marinada çevre politikası ve planı olmalıdır. Bu plan su, atıklar ve enerji tüketimi; sağlık ve emniyet sorunları ve çevre dostu ürünlerin kullanımı konularında referans oluşturmalıdır. (Z)
7. Zararlı atıklar için (boya, solvent, bottan kazınan boyalar, anti-fouling, pil, yanık yağ, yanıcılar) yeteri miktarda, iyi tanımlanmış ve ayrı ayrı toplama imkânları bulunmalıdır. Zararlı atıklar lisanslı çöp toplama merkezine götürülmelidir. (Z)
8. Yeteri miktarda ve iyi kontrol edilen çöp kutuları ve/veya çöp konteynırları olmalı, lisanslı bir taşıyıcı araçla toplanmalı ve lisanslı bir alana bırakılmalıdır. (Z)
9. Marinada kâğıt, plastik, organikler, metaller gibi geri dönüşebilen atık maddelerini ayrı ayrı toplama imkânı olmalı. (Z)
10. Marinada sintine suyu çekme (pompalama) olanakları olmalıdır. (K)
11. Marinada tuvalet suyu çekme (pompalama) olanakları olmalıdır. (K)
12. Tüm binalar imar planına uygun ve bakımlı olmalıdır. Marina doğal ve yapay çevre ile bir bütünlük içinde olmalıdır. (Z)
13. Yeteri miktarda temiz ve yeri yönlendirme levhaları ile iyi belirlenmiş sağlık olanakları, duş ve içme suyu bulunmalı. Atık su lisanslı bir arıtma tesisine ulaştırılmalıdır. (Z)
14. Eğer marina yat bakım, onarım ve yıkama olanaklarına sahipse bu alanlardan kaynaklanacak kirletici faktörler; kanalizasyon sistemi, marina alanına girmemeli ve doğal çevreyi etkilememelidir. (Z)
15. Toplu taşım teşvik edilmelidir. (K)
16. Özel olarak düzenlenmiş olanların dışında, araç ve park kullanımına izin verilmemelidir. (Z)

Güvenlik ve Hizmetler
17. Yeterli sayıda ve yerleri yönlendirme levhaları ile iyi belirlenmiş cankurtaran, ilkyardım ve yangın söndürme ekipmanları bulunmalı. Bu ekipmanlar ulusal otoritelerce standardı kabul edilmiş olmalıdır. (Z)
18. Deniz kirlenmesi, yangın, diğer kazalar için, acil durum planı ve emniyet tedbirleri marina tarafından hazırlanarak, marinada bir panoda sergilenmelidir. (Z)
19. Yat bağlama noktalarında ulusal standartlara uygun elektrik ve su servis noktaları bulunmalıdır. (Z)
20. Özürlüler için olanaklar olmalıdır. (K)
21. Marinadaki olanaklar ve yerlerini gösteren bir harita, panoda sergilenmelidir. (Z)

Su Kalitesi
22. Marinanın kara kısmı ve deniz suyu fiziksel olarak temiz olmalıdır (yağ lekeleri, kanalizasyon atığı, çöp veya diğer kirlenme belirtileri olmamalıdır). (Z)

Z: Zorunlu Kriter
K: Kılavuz Kriter
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Antalya Türkü Sözleri
TÜRKÜLER

Halk Edebiyatının yaygın bir türü de sözlü ve yazılı edebiyatımızdaki türkülerdir. Türklere göre özel ezgi anlamına gelen türküler, genellikle herkesin anlayabileceği bir dille, hece vezni ile yazılıp söylenmektedir. Türküler, "uzun hava" ve "kırık hava" olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Usul ile çalınmayan, her türkücünün isteğine bağlı; belirli bir şekil göstermeyen ezgiler "uzun hava" adını almaktadır. Ölçüsü ve ritmi belli ezgiler ise "kırık hava" içinde tanımlanmaktadır.

ANTALYA TÜRKÜLERİ

OSMAN'IMIN TESBİHİ
Osman'ımın tesbihi var da mercandan
Irakılar içilsin kızlar meze versin agam da gerdandan

Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de baygın Osman'ım
Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de yangın Osman'ım

Osman'ım da iner gelir de karşıdan
Ellerim bağlı geçmem diyor agam da çarşıdan

Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de baygın Osman'ım
Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de yangın Osman'ım

Osman'ım da iner gelir inişten
Her yanları görünmüyor agam da Gümüşten

Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de baygın Osman'ım
Boyun bağı ipekten bir yar sevdim yürekten de yangın Osman'ım

Dinlemek İçin; Osmanım'ın Tesbihi

KALKAN İLE KAPITAŞ' IN ARASI
Kalkan ile Kapıtaş' ın arası
Yol mu bulamadı dağlar arası
Halil'im düşmüş de elde çapası

Halil' im Halil' im garip Halil' im
Yar başından düşmüş ölmüş Halil'im

Halil'ime kement bağlayamadım
Halil'im düşmüş de toplayamadım
Her yanları ganlı paklayamadım

Halil' im Halil' im garip Halil' im
Yar başından düşmüş ölmüş Halil'im

Adı taş üstüne yazılı kaldı
Curası duvarda asılı kaldı
Horüsü ardında yasılı kaldı

Halil' im Halil' im garip Halil' im
Yar başından düşmüş ölmüş Halil'im

Dinlemek İçin; Kalkan İle Kapıtaş'ın Arası

AL DEVESİ MOR KÖŞEKLİ
Al devesi mor köşekli
Emmim oğlu bol döşekli
Sürüp gider yaylasına
Nazlı gelir bel kuşaklı

Sürüp gider yaylasına
Kilim sermiş kayasına
Az verdim de çok yalvardım
Ben bu kızın anasına

Yine ak yokuşu duman bürüdü
Tekeli'nin zeybekleri yürüdü
Yüreğimde yağ kalmadı eridi
Coşkun efem kalelerin yıkılsın
Coşkun efem arpa buğday ekilsin

Yüksek minareden attım ben bir taş
Ne anam var ne babam var ne gardaş
Keskin bıçak oldu bana arkadaş
Dalgın uykulardan uyanamadım
Sitemli sözlere dayanamadım

Dinlemek İçin; Al Devesi Mor Köşekli

BİR KİLO KESTANEYİ ALDIM ELLİYE
Bir kilo kestaneyi aldım elliye
Kabuğunu soydurdum esmer benliye
Esmer bana küsmüş aldattım diye

Kestanem aman, kestanem aman, kestanem aman

Kestaneyi kavurdum soba üstünde
Kabuğunu soydurdum sofa üstünde
Sen kaybettim esmerim bana küstün de

Kestanem aman, kestanem aman, kestanem aman

kestaneyi kavurdum arabalarda
Kabuğunu kuruttum darabalarda
Benim sevdiceğim yok aralarında

Kestanem aman, kestanem aman, kestanem aman

Dinlemek İçin; Bir Kilo Kestaneyi Aldım Elliye

DERELERDE OLUR
Derelerde olur çamlı söğüdü
Anam babam yoktur versin öğüdü
Kıyman ağabeyler böyle yiğidi
Açılın gapılar dosta gidelim

Bölük bölük olmuş dostun elleri
Aşıp aşıp gider çamlı belleri dost
Bize de garşı çıkar dost bülbülleri
Açılın gapılar dosta gidelim

Uzaktır yolumuz pastır gümandır
Kolum zencir sıkmış halim yamandır dost
Bizim çektiğimiz ikrar imandır
Açılın gapılar dosta gidelim

Güzel dedem çıkmış ulu köşküne
Can boyanır anberine miskine dost
Seni beni yaradanın aşkına
Açılın gapılar dosta gidelim

Söyle Pir Sultanım yanıp tütüyor
Aşk hançeri ol sineme batıyor
Gönlüm güzel dosta gülbank çekiyor
Açılın gapılar dosta gidelim

Dinlemek İçin; Derelerde Olur

TESTİ DOLDURDUM ÇAYDAN
Testi doldurdum çaydan
Gülü de kopardım daldan, aman aman
Bir goncaya vuruldum
O gonca bilmez halden

Arabacı yol ver geçelim
Gazinocu doldur içelim a canım da
Doldur içelim
Arabacı yol ver geçelim

Ev su yolu, su yolu
Gider boş, gelir dolu, aman aman
Testi kulpun kırılsın
Yoruldu yarin kolu, kaderim benim

Arabacı yol ver geçelim
Gazinocu doldur içelim a canım da
Doldur içelim
Arabacı yol ver geçelim

Dinlemek İçin; Testi Doldurdum Çaydan

ÇEKEMEDİM AKÇA KIZIN GÖÇÜNÜ
Hey hey
Çekemedim akça kızın göçünü, of göçünü
Sırma saçlar bırak döğsün döşünü
Gülüver de görem mercan dişini

Yol ver bana Çıbık Beli geçeyim, a kız geçeyim

Hey hey
Yaylaların yeli soğuk esmez mi
Sevdiğim de rüyalara girmez mi, a kız girmez mi
Girmesen de gönül sana küsmez mi, of küsmez mi

Dinlemek İçin; Çekemedim Akça Kızın Göçünü

A KIZIM SANA
A kızım sana potin alayım mı

Al babacığım al, potinimi alayım
Ayağıma giyeyim, ben ablama gideyim

Şura şuralarıma bura buralarıma
İlle de şuralara hoş yakışır

A kızım sana fistan alayım mı?

Al babacığım al, fistanımı alayım
Üzerime giyeyim, ben ablama gideyim

Şura şuralarıma bura buralarıma
İlle de şuralara hoş yakışır

A kızım sana göynek alayım mı?

Al babacığım al, göyneğimi alayım
Üzerime giyeyim, ben ablama gideyim

Şura şuralarıma bura buralarıma
İlle de şuralara hoş yakışır

Dinlemek İçin; A Kızım Sana

ALYAZMA (ÇAY BENİM ÇEŞME BENİM)
(Korkuteli) Fahrettin Çelik'ten
Çay benim çeşme benim
Aman derdimi deşme benim.
Hakikatli yar isen,
Aman önemden geçme benim.
Alyazmam dalda kaldı
Aman gözlerim yolda kaldı
Yıkılası meyhane
Aman sarhoşum nerde kaldı

Dinlemek için; Çay Benim Çeşme Benim

DAM BAŞINA ÇIKSAM
Dam başına çıksam saçım aman yellenir
Beyaz urba giysem üstüme kirlenir
El oğluyla gezsem ismim aman söylenir

Var git oğlan var git ben sana varmam
Annenden babandan intizar almam

Dam başına çıksam baksam aman ovaya
Kurban olam seni doğran anaya
Mevlam kısmet etmez sana aman varmaya

Var git oğlan var git ben sana varmam
Annenden babandan intizar almam

Dinlemek İçin; Dam Başına Çıksam

DİNAR YOLU
Dinar yolu gide gele aşındı (Efeler aşındı)
Hediyeler çevre de çevre taşındı (Aman aman taşındı)
Benim de yarim gurbet elde düşündü (Efeler düşündü)

Yazmaz olsun karayazı yazanlar aman
Yar bulamasın aramızı bozanlar aman

Hücüremin anahtarı gümüşten (Efeler gümüşten)
Vallah billah haberim yok bu işten (Aman aman, bu işten)
Benim de yarim şimdi gelir cümbüşten (Efeler cümbüşten)

Yazmaz olsun karayazı yazanlar aman
Yar bulamasın aramızı bozanlar aman

Dinlemek İçin; Dinar Yolu

ANTALYA'NIN MOR ÜZÜMÜ
Antalya'nın mor üzümü
Severler boyu uzunu
İmamın küçük kızını
Sarsam ne zaman, ne zaman
Sersem ne zaman, ne zaman
Saran kollar yorulur mu bir zaman
Seren kollar yorulur mu bir zaman

Antalya'nın kuyuları
Çayır çimen kıyıları
Ardan gelir dayıları
Sarsam ne zaman, ne zaman
Sersem ne zaman ne zaman
Saran kollar yorulur mu bir zaman
Seren kollar yorulur mu bir zaman
Antalya'nın altı bakır
Atlar gelir şakır şakır
Serdiğimin gözü çakır
Sarsam ne zaman, ne zaman
Sersem ne zaman, ne zaman
Saran kollar yorulur mu bir zaman
Seven kollar yorulur mu bir zaman (Korkuteli)

BAK KARŞIDAN YAR GELİYOR
(Elmalı) Mehmet Görgülü'den


Bak karşıdan yar geliyor
Sırmalı camedan dar geliyor
Sevip sevip ayrılması
Ah, küçük hanımım zor geliyor.
Kavuştak
Ah, küçük hanımım içmemeliymiş,
Rakıyı da şaraba katmamalıymış
Sarhoşlarla gezmemeliymiş.
Elmalı'nın kestanesi,
Okka da basıyor beş tanesi,
Anasının bir tanesi
Kavuştak

ŞU MAŞAD'IN KIZLARI (KARA GÖZLÜM TÜRKÜSÜ)
Bu türkü Akseki'ye aittir. Eskiden Akseki ilçemizin Maşad adında bir mahallesi varmış. Türkü bu mahallede bulunan kömür gözlü kızlar üzerine yakılmış. Ozanı bilinmiyor. Maşad mahallesi sonradan yanmış, ama türküsü hala dillerde dolaşıyor:
(Akseki/Emiraşıklar Köyü) M. SARISÖZEN

Şu Maşad'in kızları
Baygın bakar gözleri
Gözlerine bakarken
Kaybettim öküzleri

Böyle m'olur asmaların direği
Bir oğlunu edemedin güveyi
Entarisi beyazlı
Geliyor nazlı nazlı
Bakmayın çalımına
Evinin üstü sazlı

Nerelisin kömür gözlü nereli
Verem oldum sana gönül vereli
Ocak başı, düz başı
Ben istemem yüzbaşı

Olursa paşa olsun
Dosta düşmana karşı
Böyle m'olur asmaların direği
Bir oğlunu edemedin güveyi

AVŞAR BEYLERİ
(Korkuteli)
Adını sevdiğim Avşar Beyleri,
Bize de bir vezirlik yakışır durur.
Topla dizgini de tanıt kendini,
Karşıda düşmanların dizilmiş bakışıp durur.
Sızılar mı girmiş kıratımın dizine?
Benden selam olsun da şu Avşarın kızına.
Yüzbin sene de az geliyor gün yüzüne
Yüz bin sene de az geliyor gün yüzüne

AVŞAR AĞZI
Eser eser de sabah yeli kesilmez,
Güzellerin kem sözüne küsülmez,
Güzel sevmeyinen yiğit asılmaz.
Severim güzeli korkmam ölümden.

Ne bakarsın Urum kızı kuleden.
At kendini kurtar beni beladan.
Seni güzel, beni çirkin yaradan,
O Tanrı'nın kulu ben değil miyim?

CEVAT UYANIK'tan BİR TÜRKÜ:
ANTALYA'M

Antalya'nın çevresinde.
Meyveleri bahçesinde;
Yasemenler kokuyor,
Antalya'nın nefesinde
Haydi Ağam Antalya'm
Ben sensiz nasıl yapam?
Konyaaltı'nda deniz derin
Yaylaların pek de serin.
Sanki benim sevgilimsin,
İste sana canım verem

Haydi Ağam Antalya'm
Ben sensiz nasıl yapam?
Beydağı'nda kar ben olsam,
Hevenginde nar ben olsam.
Seni seven çoktur ama
Gönlündeki yar ben olsam
Haydi Ağam Antalya'm
Ben sensiz nasıl yapam?

GÖKTE YILDIZ YÜZ ALTMIŞ
(Antalya) Zeki Yantaç'dan

Gökte yıldız yüzaltmış
Mevlâm neler yaratmış
Anasını çerden çöpten,
Kızını hur-i melek yaratmış

Gökte yıldız ellidir
Ellisi de bellidir
Küçükten yar sevenin
Gözlerinden bellidir.

Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Yari güzel olanın
Yüreğinde yağ olmaz

ÇAYBAŞINA BOSTAN EKTİM, YAYILDI
(Antalya) Hilmi Çivi'den

Çaybaşına bostan aman aman
Ektim, yayıldı
Efebaşı bir bıçakta bayıldı
Gitme dedim, aman aman.
Yar boynuma sarıldı.
İnme durnam inme.
Susuz, selsiz çöllere;
Kavuştak
Ben ölürsem, yarım,
Meyil verme bidenem de, ellere
İstanbul'a aman aman
Cura yazdım, saz geldi
Telli potin aman aman
Kar bileğe dar geldi.
Sevip sevip aman aman,
Ayrılması zor geldi.
Kavuştak

BUGÜN HAVA PUSARIK
(Korkuteli) Fahrettin Çelik'ten

Bugün hava pusarık aman,
Neden, niçin pusarık?
Eğil bir yol öpeyim.
Haydi belki yolda susarık
Haydi bas, bas gidelim.
Gidelim, yavaş yavaş gidelim
Kavuştak
Arabaya taş koydum.
Haydi ben bu yola baş koydum.
Seni gelecek diye aman
Sol yanımı boş koydum.
Kavuştak

AKSÜNNE TÜRKÜSÜ
Türkünün Hikâyesi : 1950 yıllarında Gazipaşa Gevenes köyünden Eşkıya Hasan adıyla tanınan Hasan Kaya komşu Sünne (Akoluk) Köyü'nden Durdu isminde bir kıza aşık olur. İki köy birbirine yakın komşudur. Eşkıya Hasan, davar otlatırken bu türküyü yakar. Tek taraflı bu aşkın türküsü kısa zamanda çevrede yayılır. Bugün türkü anonim bir halde tüm Gazipaşa çevresinde, Anamur'un kuzeyine ve batısına düşen köylerinde yaygın şekilde söylenmektedir.
Kaynak: Ahmet Şen. 1948 Gazipaşa Gevenes Köyü doğumlu. Hikâyesini köyündeki kişilerden öğrenmiş.
(Gazipaşa) Ahmet ŞEN

Aksünne'ye giderken de
Yolda bayram ederken
Ben Durdu'ya vurgun oldum;
Koyun, kuzu güderken.
Aksünne'nin gedikleri
Gökcevizdir yedikleri
Hiç aklımdan çıkmıyor da
Durdu'canın dedikleri.

Gevenestir köyümüz de.
Taştan akar suyumuz
Sevip, sevip bırakmaktır,
Deyil bizim huyumuz.

TESTİ DOLDURDUM ÇAYDAN
(Antalya) Zeki YANTAÇ

Testi doldurdum çaydan
Gülü kopardım daldan
Bir goncaya vuruldum
O gonca bilmez haldan
Kaderim benim
Arabacı yol ver geçelim
Meyhaneci doldur içelim)
(Kavuştak)

Ey su yolu su yolu,
Gider boş, gelir dolu;
Testi kulpun kırılsın.
İncinmesin yar kolu
Kaderim benim
(Kavuştak)

ALİM TÜRKÜSÜ
Ali adlı bir delikanlı bir kıza âşık olur. Oğlanın anası ve babası durumu anlayıp kızı istetirler. Kız tarafı evet deyince düğün dernek kurulur. Ali gerdeğe girdiği sırada kızın onunla evlenmesine karşı olan amcaoğulları pencereden ateş edip Ali'yi vururlar. Ali'nin gerdek odasında ölmesi üzerine, yeni gelin şu türküyü yakar:

Gökte yıldız beşyüzelli.
Elim kına, yüzüm telli
Gelin oldum nerden belli?
Uyan Ali'm sabah oldu.
Anam evi sebep oldu.

Ali'min bindiği atlar.
Sağdıcım kapıda bekler.
Düşmanların gülecekler
Uyan Ali'm sabah oldu.
Anam evi sebep oldu.

Gökte yıldız sayılır mı?
Çiğ yumurta soyulur mu?
Ali'lere doyulur mu?
Uyan Ali'm sabah oldu.
Anam evi sebep oldu.

BİR TAŞ ATTIM ARABAYA
Akseki
Bir taş attım dar abaya tık dedi
Bir kız çıktı annem evde yok dedi,
İnanmazsan çık yukarı bak dedi.

Nakarat;

Ölüm ver Allahım ayrılık verme
Gız seni seviyom da ellere deme
Galkar galkar darabaya avrulur
Siyah saçlar al yanağına devrülür
Seni saran yanar yanar gavrulur.

Nakarat;

SERENLER
Ey serenler serenler, of yar serenler
Ben gidiyorum, mamur kalsın viranlar
Ahret hakkın helal eyle yarenler
Parlaya parlaya doğar sabah yıldızı

Salına salına gelir Çakır'ın kızı.
Senin gidi oyunbaz
Cilvesine doyulmaz
Sızdırılmış bal gibi
Yemesine doyulmaz.

BAHÇEMİZİN GÜLLERİ
(Akseki) Mustafa Salman

Bahçemizin gülleri (hop de güzelim)
Al menevşe gözleri
Yaktı beni kül etti (hop de güzelim)
Mendili aldım kırkbeşe (hop de güzelim)
Yudum, serdim güneşe
Senin yârin gül ise Benim ki de menevişe
Evleri çukur - mukur
Çuvallık dokur - mokur
Sadıcım düğün yapıyor
Bizi de okur - mokur

SİNANOĞLU ZEYBEĞİ
(Elmalı) Nadir Özgüven
Akçeşmeden sular içtim kanamadım hey
Sekiz de dokuz yerimden kurşunda yedim ölmedim hey
Sinanoğlu inip gelir inişten
Her yanları gözükmüyor gümüşten hey
Sinanoğlu kale yapar taş ilen of
Gözlerim doldu kanlı yaş ilen of

TÜRKÜ
Akseki
Sabahleyin seher vakti geçen yolcular
Avullu'da tuzak kurmuş avcılar
Ben diyar-ı gurbete gidiyona
Sılayı, vatanı terkediyorum.
Aydın içine gideli tam yedi yıl oldu
Diktiğin Ağaçlar meyveye döndü
Seninle gidenler Sılaya döndü
Tez gel ağam tez gel bayram geliyor
Eller sevdiğine neler alıyor.
Ağamın saçları burma burma
Bir teli ibrişim, Bir teli sırma
Mevlayı seversen gurbette durma,
Sözünde dur sakın olma yalancı
Beni komşulara etme dilenci

MENEVŞESİ TUTAM TUTAM
Menevşesi tutam tutam
Arasına güller katam
Nice gurbet elde yatam
Sen gel menevşeli gelin
Gelin gelin allı gelin
Al yanağı ballı gelin
Gelin gider su doldurur pınardan
Yıllar geçti haber gelmedi yardan
Menevşe buldum derede
Sordum evleri nerede
Üç - Beş güzel bir arada
Sen gel Menevşeli gelin
Gelin gelin allı gelin
Al yanağı ballı gelin
Gelin gider su doldurur pınardan
Yıllar geçti haber gelmedi yardan

KIZILCIKLAR ÇİÇEK AÇTI
(Elmalı) Mehmet Tetik
Kızılcıklar çiçek açtı
Hovardalar bayrak açtı
Benim yârim Bursa'ya kaçtı
Yar başıma neler açtı
Camilere Hu geldi
Çeşmelere su geldi
Ben yari görünce
Aklıma neler geldi.
(Aklıma kumrum geldi)

BİRİNİ YAVRUM BİRİNİ
(Akseki) Nimet Balkan
Birini yavrum birini
Öldüm de sürünü sürünü
Takıver de zilin birini
Öt benim garip bülbülüm, palazım
Yine benim gönlüm sendedir sende
Beslemeli yağlık eldedir.

Hekisin yavrum hekisin heki
Meydanda bülbül şakısın, şakısın
Takıver de zillerin ikisin, ikisin
Öt benim garip bülbülüm, palazım
Yine benim gönlüm sendedir sende
Beslemeli yağlık eldedir.

Merdini de yavrum merdini,merdini
Kimbilir kimin derdini derdini
Takıver de zilin dördünü dördünü
Öt benim garip bülbülüm, palazım
Yine benim gönlüm sendedir sende
Beslemeli yağlık eldedir.

İNDİM ÇEŞME TÜRKÜSÜ
İndim çeşme akmıyor
Yar yar aman
Yar yüzüme bakmıyor.
Yar yar aman

Hep çiçekler açılmış,
Yarim gibi kokmuyor
Yarim gibi kokmuyor
Yar yar aman

ANTALYA TÜRKÜSÜ
Güfte ve Beste : Ahmet Gazi AYHAN
Bülbülü tuttum gül dalına bağladım
Bülbül feryat etti, ben de ağladım..
Derler bize ne derler, ne derlerse desinler
O dilleri yesinler, Antalya 'ya gitsinler,
Tophane 'de gezsinler, Karaalioğlu'nda içsinler.
Sularına parklarına, bayıldım;
Eşi olmayan Antalya 'dan ayrıldım.
Derler eller bize ne derler, ne derlerse desinler,
Tophane 'de gezsinler, Karaalioğlu'nda içsinler.
Kız saçını örüm örüm ördürme
Sonra sana Antalya'nın güzeli derler.
Derler eller bize ne derler,
Ne derlerse desinler,
O dilleri yesinler, Antalya 'ya gitsinler,
Tophane'de gezsinler, Karaalioğlu'nda içsinler.



ALANYA ŞARKISI
Arif Düştü Görgün
Akdeniz 'de parlayan
Bir incisin Alanya,
Eşin yoktur dünyada.
Birincisin Alanya.

Yemyeşildir her zaman
Bahçelerin bağların,
Gözü gönlü doyurur.
Zümrüt yalçın dağların.
Kumsalını okşayan.
Akdeniz'in dalgası
Gönlü saran sihirli.
Birer füsun halkası.

Seni gören her gözden,
Hayalin hiç silinmez,
Bu ne füsun, ne sihir.
Ne kuvvettir bilinmez.

Eşsiz güzelliğinle,
Bir tanesin Alanya,
Tabiatın şiirine
Bir hâlesin Alanya.

KINA GECESİ TÜRKÜLERİ
KINACILAR ÇAY BAŞINA DİZİLDİ

Kınacılar Çay başına dizildi
Yeşil kınam altın tasda ezildi
Kınayı görünce benzim bozuldu
Ağla ana, ağlamanın günüdür

Ocağımızın taşı kara
Yüreğimin başı kara
Sabahleyin kalk da anam
Kızım diye, yerim ara

Al kekliğim seke seke
Boğazımda gümüş halka
Ben evimden ayrılmazken
Ayırdılar çeke çeke

Evimizin önü marul
Sular akar harıl harıl
N'olur anam, gel bir daha
Kızım diye bana sarıl

ANTALYA'DAN ALDIM KINAYI
Antalyadan aldım yaprak kınayı
Bezirgan'dan aldım ballı hurmayı
Yakma yengem yakma, sen bu kınayı
Yaktığın kınaya pişman olursun

Gözümün sürmesin kömür etmeyin
Elimin kınasını çamur etmeyin
Onbeşlik kızım gelin etmeyin
Yaktığın kınaya pişman olursun

KINA KARILIR TASDA
Kınası karılır tasda
Oğlan evi pek havasda
Kız anası kara yadsa
Yarenim, kınan kutlu olsun
Orda dirliğin tatlı olsun.
(Kavuştak)

Tuz kabını tuzsuz koyan
Koca evleri ıssız koyan
Anasını kızsız koyan
Yarenim ... (Kavuştak)
Ana hamama vardın mı ?
Yunduğun yeri gördün mü ?
Şimdi kıymetin bildin mi ?
Yarenim .. (Kavuştak)

Atlayıp geçer eşiği
Sofrada kalır kaşığı
Gelin evlerin ışığı
Yarenim .. (Kavuştak)
Kaya dibi karıncalı
Yanı çifte görümceli
Hem dayılı, enişteli
Yarenim ... (Kavuştak)

Gel kuzucuğum gel, kınalar yakayım
Ak mermer üstüne pekmez dökeyim
Git de, ben burada hicran çekeyim
Annesini koyup giden nazlı kuzular

ACILI TÜRKÜLER (AĞITLAR)
Ölüm karşısında veya sevgili bir varlığını kaybetmesi sırasında insanın içine girdiği bunalım, koku, telaş ve heyecan sırasında, üzüntülerine, yakarışlarına, talihsizliklerini düzenli veya düzensiz lirik ezgilerle anlatım şekline ağıt denir.

Ağıt, genellikle kadınlar tarafından söylenmektedir. Ağıt söyleyecek kadının önüne ölen kişinin çamaşırlarının bulunduğu bir bohça konur. Her kadın ağıtını, ölen kişinin çamaşırlarından birtanesinin eline alarak söyler. Daha sonra bohçayı bir başka kadının önüne sürer. Böylece çevresinde toplanmış bulunan kadınların ağlamasına da yardımcı olur.

Bu ağıtlarda, ölenin ailede toplumda bıraktığı boşluk; beraber geçirilen hoş günlerin hatıra getirilmesi gibi konular işlenir, Ölen küçük bir çocuk ise, o zaman ağıt daha çok ninni şeklindedir. (Bk. Elif Bacı Ninnisi)

ANTALYA AĞITLARI

ELİF BACI NİNNİSİ
Elif Bacı, Göktepe Yaylası'nın en güzel kadınıydı. Kocası askere gitmişti. Kundağındaki oğlu Ali ile obada yalnız başına kalıvermişti. Göktepe Yaylası'na güz geldimi, göç başlar. O yılın güzünde de, konu komşu hep beraber göçe hazırlanıyordu. Sabahın tez vaktinde yola çıkacaklardı. Elifte gözü olan Çil Hacı, bunu fırsat bildi. Elife bir oyun etti. Kara bulutlara bakıp bakıp,

"Sağanak bastırsa, halimiz nice olur" diye obayı geceden göçürdü. Elifi yaylanın başında yalnız koydu. Niyeti kötüydü. Elifin sabah tez vakit, oğlunu alıp garip başına yollara düşeceğini biliyordu. "İşte o zaman.." diye, bıyık altından gülüyor, ellerini oluşturuyordu Çil Hacı.

Elif Bacı, sabah obanın göçtüğünü görünce şaşkına döndü. Başına bir iş geleceğini sezdi. Olsa olsa Çil Hacı'nın oyunuydu bu. Anlamakta gecikmedi.

Yükünü, sarı deveye vurdu. Ali'nin kundağını, beşiğini de­venin üstüne sardı. Kendi önde, devesi arkada, bayırdan aşağı vurdu, yürüdü. Irz düşmanı Çil Hacı'nın eline düşmemek için gittiği yol, başka bir yoldu. Bir yandan gök gürlüyor, bir yan­dan da deli dolu yel savuruyor, bir yandan dizine koymayan çalı-çırpı, diken her yanını çizip kanatıyordu. Elif Bacı, Ali'­nin beşiğine bir göz atıyor, "Dayan yavrum..." diyordu ama, onu can evinden vuran acı gerçeği nice sonra fark etti. Ali'nin sesi soluğu çıkmıyordu. "Acep nesi var?..." diye sarı deveyi çöktürünce bir de ne görsün?

Beşik boş...

Hemen yükünü derede, deveyi bayırda bıraktığı gibi, gel­diği yollardan çılgın gibi geri dönüverdi. Kara bulutlar patladı. Yağmur boşandı. Elif Bacı dövüne dövüne Ali'yi arayıp buldu ama, nafile....

Kundağı bir dala asılmış, körpecik vücudunu akbabalar çoktan paylaşıvermişlerdi.

İşte Elif Bacı Ninnisi, bu acı olayın üzerine yakılmış bir ağıttır.

1)
Sarı çizmem elimde kaldı
Iltarımı sorman belimde kaldı.
Allahım bebek Ali'mi aldı.
Ben Ali'mi dalda koydum da nenni...
Gözlerimi yolda koydum da nenni...
Allahından bul emi Çil Hacı,
Neme gerekti, o gün Pazarcı?
Oğlunu verdi de, namus vermedi Elif Bacı.
Ben Ali'mi dalda kodum nenni.
Gözlerimi yolda kodum da nenni...

2)
Bir ananın ölen çocuğu ardından yaptığı yas
(Ormana Kö­yü - Akseki)

Ağlarım oğlum özümden
Esme esen, yağma yağmur
Kanlar domurdu gözümden
Koz dibinde Esadım var
Ben de ayrıldım Allahım
Hoşundu tifo derdi hoşundu
Pek çok sevgili kuzumdan
Gel git yavrum ayakların üşüdü
Pek sevdiğim bal bülücüm
Hepisinin içinde sevgisi baş idi.
Yanakları al bülücüm
Anan sensiz duramayacak
Öpmeye kıyamazken
Oyalanma gel bülücüm
Sevmeye doyamazken
Yitirdim güzel bülücüm
Toprağa döşediğim bülücüm.
Deydi mi ki nazar bülücüm
Durmaz anan aklını bozar bülücüm.

3)
Gelin kız kardeşe ağıt:

Ah'!.. Ah!..
Çattılar kazan taşını
Bozdular gelin başını
Ayırdılar benden kardeşimi
Sala sesini duydunuz mu?

Beni nere teslim ettin
Ufacıkken boynumu büktün
Kaybettiğim benim anam
Gayri ana dayanamam
Şimdiden sonra halim yaman.

Bir gelin yitirdik gördünüz mü?
Kardeşimden ayırmaya kıydınız mı?
Yorumdum dostlar yorumdum
Çifte kurşunla vuruldum
Kardeşimden ayrıldığımdan
Ben kaderime darıldım
Bir gelin yitirdik gördünüz mü?
Kardeşimden ayırmaya kıydınız mı?

4)
Başka bir ağıt:
Öldüm Allah yana yana
Çıktığım merdiveni ine ine
Ben bu kaderi ne işleyeyim

5)
Eşini askerde kaybeden bir kadının ağıtı:
Yukarı mahallede yanan evim
Bitlis'teki kalan beyim
Sandıkçı Ahmet benim beyim
İstanbul'un baş ustası
Olmuş Bitlis'in hastası
Askerde kalan beyim
İrafa kabımı dizemedim
Orta yere kilim yazamadım
Yük yığıp karşında bakmadım
Eline bir su dökemedim
Eline peşkir veremedim
Çarşıya yollayıp ardından
Bakamadım beyefendim.

6)
Annesini kaybeden bir kızın ağıdı.
Ana deyen yorulur mu?
Karlı dağlar ayrılır mı?
Hiç anasız durulur mu?
Durmam anam durmam
Kalkıp ben ele varamam
Gayri ben seni göremem
Ben anasız kuzu oldum
Anam öleli sarardım soldan
Övey ananın elinde
Ben de köşelerde kaldım
Anacığım beni kime koydun gittin
Beni nere teslim ettin
Ufacıkken boynumu bükün
Hüseyin ÇİMRİN'in Antalya Folkloru ( Akdeniz Kitabevi ) adlı kitabından alınmıştır.
 
M

Mercan

Guest
Ynt: Antalya

Düden Şelalesi


Damlataş Mağarası


Manavgat Oymapınar


Kurşunlu Şelalesi


Manavgat Şelalesi
 
Üst