ALLAH (cc) Mülkü İstediğine Verdiğine Göre, Neden İnanmayanlara Vermiştir?

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
ALLAH (cc) Mülkü İstediğine Verdiğine Göre, Neden İnanmayanlara Vermiştir?


ALLAH (cc) Mülkü İstediğine Verdiğine Göre, Neden İnanmayanlara Vermiştir de, İnananlar Geri Kalmış ve Terakki Edememişlerdir?

Evvela, yaratana sual sorma mevkiinde olmadığımızı, olamayacağımızı bilmek edebin ifadesidir Varlığın asıl sahibi O'dur; O, dilediğini aziz, dilediğini zelil; istediğini sultan, istediğini dilenci kılar da kimse ona hesap soramaz Her icraatında çok hikmet ve maslahatların bulunması her işi, akla ve fikre hayret verecek şekilde cereyan etmesi muhakkaktır Ne var ki, bütün işlerindeki gerçek mantık ve hikmetleri yine sadece kendisine aittir Bizim, o fayda ve maslahatlar adına öne süreceğimiz her şey, ya onun anlattıklarının bir tekrarı veya idrak edebildiğimizce ortaya atılmış bir kısım tevilciklerdir Bu türlü te'vil ve tefsir gayretleri, tereddüt ve şüpheleri gidermeğe yarasa bile, hiçbir zaman asıl hakikati ifadeye yetmeyecektir
Bununla beraber, bu hususta söylenmiş ve söylenebilecek bir kısım hakikatleri sıralamada fayda mülahaza ediyoruz:
1 İlk önce, ortaya atılan tereddüt üzerinde duralım: ALLAH'ın, (c) mülkü ve dünyayı inanmayanlara verip de, bütün bütün inananları mahrum bıraktığı doğru değildir Aksine, belli devirlerde ve belli şartlarla inananlar, inanmayanları bir hayli gerilerde bırakacak şekilde ilerlemiş ve dünyayı, maddi, manevi hakimiyetleri altına almışlardır
Nebiler kumandası altında çok iyi inanmış bir Tevrat toplumu, kitabına ve peygamberine saygılı bir İncil toplumu asırlarca, dünya çapında devletler kurmuş ve hükümran olmuşlardır Ve hele Kur'an toplumu, köklü inanç ve sağlam prensipleri sayesinde, dünyanın çeşitli kıtalarında, çeşitli medeniyetler kurmuş ve asırlarca beşerin kaderine adilane hükmetmiştir
Bu itibarla, bir kısım inkarcı mürtecilerin zannettikleri gibi, inkar ve ilhadı ilerletici, inancı da geriletici unsurlar olarak görmeye imkan yoktur Aksine, toplumların ileri ve müreffeh olmasında imanın rolü her türlü takdirin üstünde ve yeri doldurulamayacak kadar büyüktür Ancak, hikmetlerin kavranması ve sebeplere riayetin şart koşulduğu bu dünya hayatında, o hikmet ve sebepler dairesi içinde harekete de zaruret vardır
2 Yüce Yaratıcı, imkanlar bahşedip yükseltmek istediği toplumlarda, adi şart ve vesileler olarak bir kısım şeylerin yerine getirilmesini ister Bu şart ve vesilelere riayet edildiği takdirde, o toplumu yükseltir ve müreffeh kılar Aksine, riayet edilmediği zamanda perişan ve derbeder eder Bu şart ve vesileler inananlar için bahis mevzuu olduğu gibi, inanmayanlar için de her zaman bahis mevzuudur 'Her mü'minin her sıfatının mü'min olması lazım gelmediği gibi, her inançsızın her vasfının da küfür olması lazım gelmez
Nice kimseler vardır ki, dupduru ve tertemiz inançlarıyla beraber, boylarınca batıl vasıflar ve kötü hasletler içindedirler İnandığı halde haram yiyen, yalan söyleyen, tembellik ve atalet içinde bulunan, tefekkürden hoşlanmayıp, ilmi sevmeyen insanların sayısı hiç de az değildir Ve, yine nice kimseler vardır ki, inanmadığı halde, ilme aşıktır Düşünmeyi sever Başkalarının hukukuna karşı saygılı ve riayetkardır Yalan nedir bilmez Boş oturma ve boş konuşmadan nefret eder Evvelkisi, kafir sıfatlarını taşıyan bir inançlı, ikincisi de mü'min sıfatlarım taşıyan bir inançsız Bütün alemlerin Rabbi olan Yüce Yaratıcı, vasıf ve hasletlere göre hüküm verdiği için, mü'min vasıflarıyla serfiraz olanı, bu dünya hayatında yükseltecek ve bir bakıma mesut edecek, diğerlerini de, yine bu hayat itibariyle perişan ve sefil kılacaktır Diyelim ki Cenabı Hak, sistemli düşünmeyi, ilmi gayreti, çalışma ve yorulmayı, hususiyle metotlu çalışmayı seviyor Ve bunların aksi olan, düşünmemeyi, ilimle uğraşmamayı, tembellik ve uyuşukluğu ve çalıştığı zaman da sistemsiz ve metotsuz çalışmayı sevmiyor Şimdi, buna göre O, yükseltmek ve alçaltmak; aziz ve zelil etmek istediklerini, yukarıda bir kısmını sıraladığımız vasıflara ve hasletlere göre yükseltecek, alçaltacak; aziz ve zelil kılacaktır Zira O, hükümlerini vasıflara göre vermektedir Kim, taşıdığı sıfatlarıyla, sonsuz kudret ve inayetle münasebete geçerse, herkesin hukukunu görüp gözeten Erhamürrahimin tarafından te'yid görür ve ilerler
Evet, hangi toplum sistematik düşünüyor, hangi millette ilim aşkı var; hangi topluluk gayretli ve çalışkan ise, o topluluk inançsız dahi olsa, bu güzel hasletlerinden ötürü, muvakkat dünya hayatında mutlu ve müreffeh olacaktır Aksine ise, bir şey söylemek oldukça zordur
Böyle bir muvazenede imanın kendine has ağırlığı ise, gönülden inanmışlar için ebedi saadete vesile olma gibi bir mazhariyettir ki; her mü'min inancının semeresini kat kat görecek demektir
3 Maddi terakki ve teknik üstünlük, bir zamanlar bizde de olduğu gibi, halihazırdaki nesle intikal eden mirasın, çok iyi değerlendirilmesine; iş bölümü ve mesailerin tanzimine; atalet ve miskinlikle mücadeleye bağlıdır Bir toplum, geçmişini inkar ediyor ve kendine intikal eden mirası hor görüyorsa; keza, herkes her işe karışıyor ve umum işler ehil olmayanların elinde kalıyorsa, o toplumun terakki etmesi asla düşünülemez
Oysaki, bugün ileri gördüğümüz dünya, kendisine intikal eden mirası çok iyi değerlendirdi ve asla geçmişi tahkirle uğraşmadı Tahkirle uğraşmak şöyle dursun, geçmişle, hali, yan yana getirdi ve terkiplerini ondan çıkardı
Bu dünyada, halihazırdaki parlak durumu ve gelişmiş teknolojiyi, esas ve kıstas kabul ederek, geçmişini inkar eden, onu hakir gören tek ferde rastlayamazsınız Galileo, bütün hatalarına rağmen Copernik'i saygıyla yad eder; Einstein, yanlışlarını ıslah ettiği Newton'u hürmetle anar Ve bu anlayış daha sonraki nesillere, onları ve eserlerini müşterek mütalaa etme fikrini ilham eder
Ah, benim Gazalim, İbn-i Sina'm, El-Cabir'im, Eb-ul Heysem'im, Eb-ullz'im! (vs) sizi kameti kıymetinize göre tanıyamadık Bıraktığınız muhteşem mirası batıya kaptırdık ve şimdi onun istirdat [1] yollarını araştırıyoruz Hayır hayır istirdat değil; batının bin bir akrobatlığı karşısında, şaşkın, beceriksiz, mahkur [2], mezmum [3], menfur [4] ve merdut [5] bir topluluk gibi hediye ve ulufe bekliyoruz
Ve, yine bu ileri dünya, mesailerin tanzimine, iş bölümüne ve ihtisasa ehemmiyet verdi Kim, hangi işi yapacaksa, daha başlangıçta o yola girdi ve o istikamette melekelerini geliştirdi Bütün bir ömrünü böyle belli bir yönde tüketen ve himmetini belli bir noktaya teksif edenin ilerleyip muvaffak olmasından daha tabii ne olabilir? Yoksa, üçüncülüğü kabul eden bir dünyada olduğu gibi, sabah deve çobanı; öğlene doğru zürra [6]; akşam üstü sanayici ve yatarken de idareye talip olanların teşkil ettiği bir toplumda ne memleket kalkınmasından, ne de maddi refah dan bahsetmeye imkan yoktur
4 Yüce Yaratıcının iki kitap ve iki çeşit kanun mecmuası vardır:
Her bir meselesi bir ilme mevzu olan şu kainat kitabı,
Bu muhteşem kainat sarayını kuran zatın kainat ve onun seyircileriyle alakalı beyanlarını ihtiva eden Kur'an-ı Kerim
Birinci kitapta eşya ve hadiseler konuşur İkinci kitapta ise, söz ve kelimelerle, birinci kitabın şerh ve izahı; seyircilerin vazife, mesuliyet ve gidecekleri yer anlatılır
Birinci kitap, fizik, kimya, astronomi gibi dillerle kendini bize tanıttırır Ve elektronlardan nebülözlere kadar geniş bir sahada dersini takrir eder İkinci kitap, bu dağınıklığı derler, toparlar, ulvi bir batının zahiri ve yüce bir hedefin vesilesi haline getirir
Her iki kitabın kısmen farklı, kısmen de müşterek ahkamı vardır Beşer bu iki kitabın ahkamına da uyma mecburiyetindedir Her iki kitabın ahkamına uymanın mükafatı, muhalefetin de cezası vardır Ancak kainat kitabına uymamanın cezası ekseriyet itibariyle dünyada, Furkan-ı Mübin'e uymamanın cezası da, umumiyet itibariyle ahirette verilmektedir Buna göre, her iki cihanın saadeti de, her iki kitabın ahkamını inceden inceye tetkik edip kavramaya ve o çizgide hareket etmeye vabestedir
Şimdi, bir toplum, eşya ve hadiseleri didik didik edercesine, tabiat kitabını okuyor ve onun ahkamına uyuyorsa, dünyada bütün varlıklara merhamet eden Alemlerin Rabbi, O toplumu, bu muvakkat hayatta başarıya ulaştıracak ve yükseltecektir Aksine, eşya ve hadiselere karşı kör ve sağır yaşayanları da, bu hayatta zelil ve perişan kılacaktır
Evet, bir toplum, istenildiği gibi ve sıhhatli bir imana sahipse, onun ebediyen mesut olacağında kuşkuya mahal yoktur; ancak, dünya mutluluğu için gerekli olan malzemeyi değerlendirip kullanmadığı zaman da dünya hayatı itibariyle tokat yiyeceği muhakkaktır
5 Maddi terakki ve üstünlük, bazen, ruhen yükselememiş toplumları, azdırır ve saldırgan kılar Günümüzdeki süper devletlerin, insanlığın kaderiyle oynamaları; içtimai coğrafyayı değiştirip durmaları, maddi güç ve refah seviyelerine göre, kalbi ve ruhi hayatları yükselmemiş bütün toplumların, nasıl birer felaket toplumu olduklarını göstermesi bakımından çok manidardır
Bu itibarla, inanmış dahi olsa,bir toplum, kendini keşfedeceği, benlik sırlarına ereceği, yani insanlık meleke ve kabiliyetlerini inkişaf ettireceği ana kadar hikmet eli, ona bahşedeceği şeyleri belli ölçüde verecek ve onu azdırmayacaktır Bu husus inançsız bir toplum için, her zaman bahis mevzuu olmasa bile, inançlı bir toplum için daima söz konusu olur
6 Toplumun, taban ve tavanı kendi aralarında 'uyum' temin edecekleri ana kadar, ehil olmayanların şımarmalarına, kuvvet ve hakimiyet kazanmalarına meydan vermemek için, yükseltme hükmü kısmen imhal [7] edilir; ama, katiyen ihmal edilmez
Sen'in hikmetin ne kadar güzel, hükmün ne kadar tatlı!
7 Değişen dünya, yenilenen şartlar ve umumi ahval muvacehesinde, aklın ve ruhun harekete geçirilmesi; bize ait kaynakların yeniden ele alınması ve günün ışığı altında didik didik edercesine bir kere daha gözden geçirilmeleri, evet bütün bunlar için, toplumumuzun hayat ve kültür seviyesi muvakkaten düşürüldü Yani, aldatıcı ticari emtiaya ve kalp paralara, geçici olarak pazar ve piyasaya çıkma izni verildi Ta, asırlardan beri karanlık izbelerde ve ufunetli dehlizlerde terkedilmiş bulunan eşsiz elmaslar, sahihleri tarafından, yüzlerindeki tozu toprağı alınarak, saykıllanarak kalp paraların yerine piyasaya sürülsün
Diğer bir ifade ile, toplumumuz, bu mağlubiyet döneminde, hasımlarının çeşitli hokkabazlıklarıyla karşı karşıya bırakıldı ve tagallüplerin, tahakkümlerin, tasallutların en acılan, kendisine tattırıldı Ta, ilerideki dünyasını, düşmanları ve onların entrikalarını bilmişlik üzerine kursun ve o dünya için varid olan tehlikelerin ortaya çıkacağı delikleri şimdiden tıkamış olsun
8 Ayrıca, her inanan insan, yüce hedefine doğru giderken, yürüyeceği yolun ve kullanacağı vesilelerin de hak olması lazımdır Zira, batıl yol ve vesilelerle hak hedefe ulaşılamaz Oysaki, günümüzde makyavelist düşünce o kadar yaygınlaştı ki, inanan insanlar arasında bile, başkalarını aldatmak, yalan söylemek, olduğundan başka görünmek ve hedefine varabilmek için her vesileyi meşru saymak, artık normal görülmekte ve normal kabul edilmekte Bu sevimsiz vasıflarından ötürü de, Yüce Yaratıcı, onları terbiye ediyor ve kendilerine gelmeleri için uyarıyor Hatta, geçici olarak hasımlarına ezdiriyor Ama, er geç, gönlünü hakka verenlerin, doğru düşünüp doğru yaşayanların, yani ezilen milletlerin de günü gelecektir Bu dönemin sonu, başından daha hayırlı olacak ve rahmeti bol Yaratıcı, verdikçe verip bu toplumu hoşnutluğa erdirecektir


Sızıntı, Ağustos Cilt 3, Sayı 31, Sayfa 19
[1] İstirdat: Geri almak, Geri almayı istemek
[2] Mahkur: Hakir görülen Hakarete uğramış
[3] Mezmun: Zemm olunmuş, kötü
[4] Menfur: Nefret edilen, sevilmeyen
[5] Merdud: Reddolunmuş, kabul edilmemiş, kovulmuş
[6] Zürra: Ekinciler, ziraatçiler
[7] İmhal: Mühlet verme
 

[TB] Benzer konular

Üst