Allah'ın daveti O'nadır (Kendisinedir).

  • Konbuyu başlatan munip
  • Başlangıç tarihi
M

munip

Guest
Allah'ın daveti O'nadır (Kendisinedir). (Ra'd 14)


Hakikatleri öğrenen herkes, sadece kendisinin kurtuluşunun bir sonuç olmadığını, mutlaka yerli yerine oturtmalıdır. Başka insanların da cehennemden kurtulması söz konusudur. Onun için Allah’a çağırmak hepinizin görevidir. Unutmayın sevgili kardeşlerim, hepiniz görevlisiniz.

Biliyorsunuz ki insanlar Allah’ın hakikatlerini unutmuşlar sevgili kardeşlerim. Allahu Teala Kendisine davet ediyor. Bu davetin ne olduğu hakkında kesin bilgilerin sahibi olan sizler; insanlar Allah’a ulaşmayı dilemedikçe onların kutulamayacağını yakin hasıl ederek bilenlersiniz ve hepiniz Allah’a çağırmakla vazifelisiniz.

Birçok insan için Allah ulaşılmazdır. Böyle bir fikrin sahibi oldukları için insanlar uzun bir zaman parçasından evvel “Allah’a insan ruhunun ulaşması diye bir şey olamaz!” demişler ve de Allah’ın ulaşılamaz olduğunu ifade etmişler. Şu işe bakın sevgili kardeşlerim. Allahu Teala da mütemadiyen Kendisine davet ediyor.
13/RA'D-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezine yed’une min dunihi la yestecibune lehum bi şey’in illa kebasitı keffeyhi ilel mai li yebluga fahu ve ma huve bi baligıh(baligıhi), ve ma duaul kafirine illa fi dalal(dalalin).
Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kafirlerin daveti, dalaletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalalette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
33/AHZAB-45: Ya eyyuhen nebiyyu inna erselnake şahiden ve mubeşşiren ve nezira(neziren).
Ey Nebi (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.
33/AHZAB-46: Ve daiyen ilallahi bi iznihi ve siracen munira(muniren).
Ve O'nun (Allah'ın) izni ile Allah'a davet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).

Evvela Allah’a çağırmak mecburiyetinde olan sizler, şu büyük hakikati bilenlersiniz: İnsan bir ruh, bir nefs, bir de fizik vücuttan oluşur. Dördüncüsü yoktur. Ruhumuz, Allahu Teala tarafından üfürülmüştür. Fizik vücudumuz Adem (A.S)’ın sulbündendir. Nefsimizse Allahu Teala’nın bize lütuf buyurduğu dengeyi sağlayacak olan bir üçüncü vücudumuzdur. Ruhumuz, nefsimiz ve fizik vücudumuz bir üçlü oluşturur. Ruhumuz; nefsimiz ve fizik vücudumuza Allahu Teala’nın verdiği bir emanettir. Allahu Teala Ahzab-72’de diyor ki:
33/AHZAB-72: İnna aradnel emanete ales semavati vel ardı vel cibali fe ebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehal insan(insanu), innehu kane zalumen cehula(cehulen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.

“Biz emaneti göklere, yerlere, dağlara teklif ettik de onlar, emaneti kabul etmediler. Sonra insana teklif ettik ve insan emaneti yüklendi. Çünkü insan cahildir ve inkarcıdır.”

Allahu Teala ne diyor? “İnsan yüklendi.” diyor, sonra 2 tane vasıf veriyor: “Cahildir, nankördür.” Bu 2 vasıf, nefsimizin 2 tane afetini ihata eder. Ruhu misafir eden, ruha ev sahipliği yapan her ne kadar fizik vücudumuzsa da; aslında bir emanet olarak ruhu karşılayan 2 varlığın birden mevcut olduğu anlaşılıyor. Birisi fizik vücudumuz, birisi de nankör ve cahil olan nefsimiz. Öyleyse ruhumuz bir emanet, bu emaneti misafir eden sadece fizik vücudumuz değil, nefsimiz de var.

İşte sevgili kardeşlerim, emanetin biz insanlara tevdi edilmesi müessesesi. O emanet Allah’ın emanetidir ve Allah, emanetini geriye istiyor. Allahu Teala diyor ki: “Şu dünya hayatını yaşarken ruhunuzu mutlak olarak Bana iade etmek mecburiyetindesiniz. Bu hepiniz için bir zarurettir, kaçınılmaz bir mecburiyettir. Kim bunu yerine getirmezse, en azından böyle bir dileğin sahibi olmazsa, onun gideceği yer cehennemdir.” Öyleyse emanet olan bir ruhumuz var. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
32/SECDE-9: Summe sevvahu ve nefeha fihi min ruhihi ve ceale lekumus sem’a vel ebsare vel ef’ideh(efidete), kalilen ma teşkurun(teşkurune).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'i (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Allahu Teala: “Biz insana ruhumuzdan üfürdük. Sonra ona efidet (fuadlar) verdik (yani görme, işitme ve kalpte idrak etme hassaları, fuadlar). ” diyor. Öyleyse üfürülen bir ruhumuz var sevgili kardeşlerim. Allahu Teala ruhumuzu bize üfürmüştür. Fizik vücudumuzu halk etmiştir (yaratmıştır). Hicr-26’da: “Biz insanı şekillenmiş ve kuru bir balçıktan (salsalinden) halk ettik (yarattık).” buyurmaktadır.
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insane min salsalin min hamein mesnun(mesnunin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnun olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Ama Şems-7’de nefsimizi sevva ettiğini ifade etmektedir; Allahu Teala’nın sevvası. Allahu Teala nefsimizi dizayn etmiştir. Buyuruyor ki:
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve ma sevvaha.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
91/ŞEMS-8: Fe elhemeha fucureha ve takvaha.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkaha.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felaha (kurtuluşa) ermiştir.

Öyleyse nefs adı verilen yaratık sevva edilmiştir. Sevva edilmek suretiyle yaratılmış, dizayn edilmiştir. Ruhumuz da üfürülmüştür. Öyleyse 3 tane vücudumuz var: Ruhumuz, nefsimiz ve fizik vücudumuz. Herbiri ayrı bir fiille oluşturulmuştur (vücuda getirilmiştir). Üçü beraber insanı oluşturmuştur. Dikkat edin sevgili kardeşlerim, ne meleklerde ne cinlerde ne hayvanlarda, insandan başka hiçbir mahlukta ruh adı verilen Allah’ın bir emaneti mevcut değildir. Bu sebeple insan, kainatın en üstün varlığıdır.

Sevgili kardeşlerim, öyleyse Allahu Teala bu insan adı verilen mahlukuna acaba ne gibi bir emir vermiş? Allahu Teala diyor ki:
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtila(tebtilen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.

“Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek (yönelerek) O’na (Allah’a) ulaş.”

Kur’an-ı Kerim’de Allah’a ulaşmamız; dünya hayatını yaşarken (hayattayken) Allah’a ulaşmamız çok açık bir şekilde ifade buyrulmuştur (Muzemmil Suresi 8. ayet-i kerime). Öyleyse ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak üzerimize farz mı? Farz. Sadece Muzemmil Suresinin bu 8. ayet-i kerimesi gereğince değil. Allahu Teala Zariyat-50’de “Fe firru ilallah: Öyleyse Allah’a firar et (Allah’a kaç) ve Allah’a sığın.” diyor.
51/ZARİYAT-50: Fe firru ilallah(ilallahi), inni lekum minhu nezirun mubin(mubinun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

Firar; bir yerden kaçmak ve bir yere sığınmak anlamına gelir. “Allah’a kaç, Allah’a sığın, Allah’a firar et.” Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de bunun bir emir olduğunu söylüyor. Şöyle buyuruyor ki:
13/RA'D-21: Vellezine yasılune ma emerallahu bihi en yusale ve yahşevne rabbehum ve yehafune suel hisab(hisabi).
Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşu duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

Allahu Teala: “Ve onlar Allah’ın, Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi O’na (Allah’a) ulaştırırlar.” buyuruyor. Demek ki Allah’a ulaştırmamız lazımgelen bir şey var: Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şey. Allahu Teala ruhumuzu Allah’a ölmeden evvel ulaştırmamızı emrediyor. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala neyi emretmişse açık bir şekilde emir olan bütün faktörler farz hüküm doğurur. Ve böylece irademizin dizaynı içerisinde, kendi irademizle ruhumuzu Allah’a ulaştırmaya karar vereceğiz. Allah’a ruhumuzu ulaştırmayı Allah’tan dileyeceğiz. İşte bu dilek üzerimiz farzdır. Fecr Suresinin 27, 28, 29 ve 30. ayetlerinde Allahu Teala şöyle buyuruyor:
89/FECR-27: Ya eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrcii ila rabbiki radıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
89/FECR-29: Fedhuli fi ibadi.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhuli cenneti.
Ve cennetime gir.

“Ey mutmain olan nefs! Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. Ey ruh! Rabbine geri dön. Ey fizik vücut! Kullarımın arasına gir ve cennetime gir.”

Aslında Allahu Teala ifadede nefs kelimesini kullanmış ama 3 vücudumuzun da devreye girdiği bir bütünden bahsediyor. Allah’a geri dönebilecek olan bir tek vücudumuz var; onun adı ruhtur. Allah onu bize üfürmüştür ve emanetini geriye istiyor. Ruhumuz bizde bir emanettir. Allahu Teala şöyle buyuruyor:
4/NİSA-58: İnnallahe ye’murukum en tueddul emanati ila ehliha ve iza hakemtum beynen nasi en tahkumu bil adl(adli), innallahe niımma yeızukum bih(bihi), innallahe kane semian basira(basiran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

“Allah emanetleri o emanetlerin sahibine iade etmenizi (tevdi etmenizi), teslim etmenizi emreder.”

Bir emanet taşıyorsunuz. Bu emanet ruhunuzdur sevgili kardeşlerim. Onun için bütün insanları Allah’a davet etmek hepimizin üzerine farzdır. Çünkü ne yazık ki insanlar Allahu Teala’nın bunu farz kıldığının farkında değiller.

Sevgili kardeşlerim, Allah ile olan ilişkilerimizde öyle bir olayla karşı karşıyayız ki, insanların Allah ile olan yaratıcı ve yaratan ilişkileri! Yaratılanın mutlaka yaratana, Allah’a dönmesi gereken nesneyi Allah’a döndürmesi zorunludur. O ruhumuzdur, üfürülmek suretiyle Allah’tan gelmiştir ve Allah’a mutlaka geri dönecektir, sevgili kardeşlerim.

İşte böyle bir dizaynda Allah ile olan ilişkilerinizde Allah’ın hepinizden istediği şey, iradenizi Allah’a ulaştırmak değildir. İrade Allah’a ulaştırılmaz, teslim edilir. Allah’ın hepinizden istediği şey, fizik vücudunuzu Allah’a ulaştırmak değildir. O da Allah’a ulaşmaz. Nefsinizi Allah’a ulaştırmak değildir. O da ulaşmaz. Ama bir ruhunuz var; Allah’ın size üfürdüğü ve geriye istediği emanet. Allah, emanetleri onların sahibine teslim etmenizi emreder. Emanetler, ayet-i kerimede “emanat” olarak çoğul kullanılmıştır. Ama ehline (sahibi) diye, ehli kelimesi geçiyor, ehilleri kelimesi geçmiyor. Sahibi tek ama emanetler çok. Öyleyse emanetlerin bir teslimi var, bir de Allah’ın Zat’ına ulaştırılarak teslimi var. Bunlardan Allah’ın Zat’ına geri dönebilecek olan yapıda sadece ruhunuz vardır. Unutmayın, Allahu Teala bütün ruhlar için bir sığınaktır. Allahu Teala buyuruyor ki:
3/ALİ İMRAN-14: Zuyyine lin nasi hubbuş şehevati minen nisai vel benine vel kanatiril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’ami vel hars(harsi), zalike metaul hayatid dunya, vallahu indehu HUSNUL MEAB(meabi).
İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.

“Allah muhakkak ki (kesin olarak) Allah’ın katındaki en güzel sığınaktır. Muhakkak ki Allah, Allah’ın katındaki en güzel, ahsen olan sığınaktır.”

Bu sığınağa ulaşanlara Allahu Teala: “Sığınağa ulaşmışlar.” diyor. Ve Nebe Suresinin 39. ayet-i kerimesinde buyuruyor ki:
78/NEBE-39: Zalikel yevmul hakk(hakku), femen şaettehaze ila rabbihi meaba(meaben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tabi olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakim'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

“İşte o gün Hakk günüdür. O zaman o kişi (Allah’a ulaşmayı dileyen kişi), o hak günü kendisine bir yol ittihaz eder. Kimin ruhu o yolu takip ederek Allah’a ulaşırsa Allah, o kişinin ruhuna sığınak (meab) olur.”

Bütün ruhların mutlaka dönüş yeri onun gerçek sahibi olan Allah’tır. Eğer sevgili kardeşlerim, bir insan şu dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmamışsa (şu dünya hayatını yaşarken ruhu Allah’a ulaşmamışsa) o zaman o kişi, öldüğünde ruhunu Allah’a teslim etmek mecburiyetindedir. Bütün insanların ölümünde ölüm melekleri mutlaka o kişiye ulaşırlar. Ulaşınca ne yaparlar? Ulaştıkları zaman kontağı kapatırlar. Mitokondriler -vücudumuzdaki 70 trilyon hücredeki mitokondriler (elektrik üreticiler)- kontak kapandığı için artık elektrik enerjisini üretemezler. Elektrik enerjisi yoksa elektrik enerjisinin manyetik alana çevrilmesi yoluyla nefsimizi ve ruhumuzu kendisine bağlayan elektromanyetik alanların sahibi fizik vücudumuz, ruhumuzu da kendisine çekemez, nefsimizi de kendisine çekemez. İkisi de vücudumuzdan ayrılırlar. Nefsimiz berzah alemine gider. Beraberinde hiç kimse olmaz, olması da gerekmez. O yolunu bilir. Her gece zaten oraya o kişi hayattayken de gitmiştir (berzah alemine). Pek çok geceler daha önce ölmüş olanlarla beraber olmuştur. Diğer taraftan ruhumuz vücudumuzda onu çekebilecek olan manyetik alan kalmadığı için vücudumuz onu çekemez, muhafaza edemez. Otomatik olarak ruhumuz vücudumuzu terk eder. Nefsimiz de terk eder. Nefsimiz için gidilecek yer bellidir; berzah alemine gidecektir. Ve orada daha evvel ölmüş olan sevdikleriyle beraber olacaktır. Ölüm ızdırap verici bir şey olmadığı gibi sonucu da mutluluk verici bir olaydır. Sizden evvel ölmüş olanlar sizin öleceğiniz gün için beklerler ki oraya gidesiniz de onlarla beraber olasınız.

Sevgili kardeşlerim, ruhların vücudumuzdan ayrılması sadece ölüm sırasında mı gerçekleşir? Hayır. Allahu Teala’nın emrettiği şey bu değildir. O’nun emrettiği şey, şu dünya hayatını yaşarken ruhumuzun vücudumuzdan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkmasıdır. İşte ruhumuzun bizden ayrılması ve Allah’a doğru yola çıkması, eğer dünya hayatında bunu gerçekleştirememişsek ölümümüzle gerçekleşecektir. Çünkü ruhun ait olduğu yer Allah’ın Zat’ıdır. Allah emanetini (bize üfürdüğü emanetini) geriye istiyor. O zaman ne olur?

O kişinin ruhu vücudundaysa Azrail (A.S) ve onun yardımcıları, o kişi öldükten sonra onun vücudundan otomatik olarak ayrılacak olan (ayrılmış olan) ruhunu beraberlerine alarak 7 gök katını birlikte tırmanırlar. Ve 7. gök katının Sidretül Münteha’sına kadar birlikte ulaşırlar. Sidretül Münteha’dan sonrasına ölüm melekleri ulaşamaz, geçmeleri mümkün değildir. Ama Sidretül Münteha’dan Allah’a doğru bir seyr-i süluk yolculuğunu yapacak olan ruhtur. Allah’ın Zat’ına ulaşacak ve Allah’ın Zat’ında yok olacaktır.

Sevgili kardeşlerim, Allah’ın Zat’ı hepiniz için bir sığınaktır. Ruhunuzun sığınacağı yerdir. Önemli olan sizin dünya hayatını yaşarken Allah’a doğru bir yol tutmanız ve ruhunuzu Allah’a ulaştırmanızdır. Demin söylediğimiz Nebe Suresinin 39. ayet-i kerimesi Hakk günü ruhumuzun nasıl bir yol tutup Allah’a ulaşacağını, Allah’ın Zat’ına ulaştığı zaman da Allah’ın ona meab olacağını (sığınak olacağını) ifade ediyordu. Bir evvelki ayet-i kerimeyse (Nebe Suresinin 38. ayet-i kerimesi) bu olgunun nasıl gerçekleşeceğini anlatıyor. Arşı tutan melekler ve onların etrafındaki kişiden bahsediyor. Devrin imamı ve arşı tutan meleklerden bahsediyor ve o gün bir tövbe merasiminin yapıldığını ve devrim imamının sevap söylediğini söylüyor. Allah’ın huzurunda yapılan bir tövbe merasimi söz konusudur; mürşidin önünde yapılan tövbe.
78/NEBE-38: Yevme yekumur ruhu vel melaiketu saffa(saffen), la yetekellemune illa men ezine lehur rahmanu ve kale sevaba(sevaben).
O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahman'ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.

Eğer o kişi Allah’a ulaşmayı dilemişse, hacet namazını kıldığı zaman Allahu Teala ona mutlaka mürşidini gösterecektir. Kim mürşidinin önünde Allah’a ulaşmayı diledikten sonra böyle bir tövbeyi gerçekleştirirse, o zaman devrin imamının ruhu mutlaka o kişinin başının üzerine gelir ve onun (o kişinin) ruhuna onun yevm’et talakının (Allah’a mülaki olma gününün) geldiğini söyleyerek onu uyarır. Allahu Teala Mu’min-15’te şunu söylüyor:
40/MU'MİN-15: Refiud derecati zul arş(arşi), yulkır ruha min emrihi ala men yeşau min ıbadihi li yunzire yevmet telak(telakı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

Allahu Teala: “Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah.” diyor. “Dereceleri yükselten” demekten muradı şudur: O gün (mürşidin önünde tövbe edildiği gün) Furkan Suresinin 70. ayet-i kerimesine göre Allah o kişinin günahlarını sevaba çevirir. Furkan-69’da Allahu Teala cehenneme gideceklerden bahsettikten sonra Furkan-70’te şöyle söylüyor:
25/FURKAN-70: İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan fe ulaike yubeddilullahu seyyiatihim hasenat(hasenatin), ve kanallahu gafuren rahima(rahimen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine iman yazılıp, imanı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahim'dir (rahmet nuru gönderendir).

Allahu Teala: “Ama tövbe eden kişi (yani mürşidin önünde tövbe eden kişi) ve nefsi ıslah edici ameller yapmaya başlayan kişi (nefsi ıslah edici ameller daha evvel başlayamıyor.)” diyor. Kişinin zikir yapması onun kalbine, mürşide ulaşmadan daha evvelki kademede (o kişi Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde) sadece %2 rahmet ulaştırabilir. Ve insanın kalbi %98 gene kapkaranlık kalır. Ama Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişi ne zaman Allah’tan mürşidini dilerse, Allah ona mutlaka mürşidini gösterir ve bu kişi o mürşidin önünde tövbe merasimini gerçekleştirir. İşte Nebe-38 bu tövbeyi anlatıyor.

Allahu Teala: “Bu tövbe sırasında Allah, o kişinin günahlarını (seyyiatini) sevaba (hasenata) çevirir (tövbe ederek Allah’a doğru yola çıkan kişinin seyyiatini Allah hasenata çevirir).” diyor. Mu’min-15’te Allahu Teala’nın “dereceleri yükselten Allah” demekten muradı budur. Seyyiatin hasenata çevrilmesi, derecatın 2 defa yükselmesi manasına gelir. Allahu Teala evvela (kişi daha Allah’a ulaşmayı dilediği zaman) günahları affediyor, günahları sıfır kılıyor. Bu noktada da o affettiği günahları sevaba çeviriyor, ikinci defa affetmiş oluyor. Aynı zamanda Allahu Teala o kişiye (Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye) mürşidine ulaştığı güne kadar bütün sevapları için diğer insanlar gibi 1’e 10 veriyordu. 1 derecelik sevap kazandığı zaman 10 derece veriyordu o kişiye. Ama mürşidine tabi olan kişiye Allahu Teala 10 katını değil, 100 katını vermeye başlar. Ruhu 1. gök katına ulaşana kadar 100 katı. Ama sonra, 2. gök katında 200 kat, 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarında bu kişinin 1 derecelik sevabına karşılık kazandığı dereceler 1’e 700’e kadar yükselir.

Sevgili kardeşlerim, Allahu Teala mademki ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı (ruhumuzu Allah’a teslim etmeyi) üzerimize farz kılmış, o zaman bu bir zaruret olarak karşımıza çıkıyor. Mutlaka ruhumuzu Allah’a teslim etmek mecburiyetindeyiz. Teslim edebilmek için Allah’a ulaşmayı dilememiz gerek. Ve ancak Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman hem şirkten hem de takva sahibi olmamaktan kurtuluruz. Ya da hem şirkten kurtuluruz (yani gizli şirkten), hem de takva sahibi oluruz. Rum Suresinin 31. ayet-i kerimesinde Allahu Teala buyuruyor ki:
30/RÛM-31: Munibine ileyhi vettekuhu ve ekimus salate ve la tekunu minel muşrikin(muşrikine).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

“Allah’a yönel (Allah’a ulaşmayı dile) böylece Allah’a karşı takva sahibi ol. Ve namaz kıl ve müşriklerden olma. O müşriklerden olma ki onlar dinlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Her biri kendi elindekiyle ferahlanırlar.” O Allah’a ulaşmayı dilemeyenler fırkalara ayrılmışlar, herbiri kendi elindekiyle ferahlanıyor ama şirkteler. Sadece bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin fırkası) hem takva sahibi oluyor, hem de şirkten kurtuluyor. Allah’a davetin insanları onlardan kurtardığı daha pek çok konu var. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi;
1. Dalalette kalır.
2. Şeytanın kulu olarak kalır.
3. Küfürde kalır.
4. Allah’ın ayetlerinden gafildir.
5. Hüsrandadır.
Sevgili kardeşlerim, Allah’a davet bütün bu açılardan büyük değer taşır. Kim Allah’a davet ederse, Allah’ın kendisine verdiği görevi yerine getirmiş olur. Allah’a davet, Allahu Teala’nın temel emridir. Ruhumuzu Allah’a ulaştırmak farzdır. Ve bu farzı gerçekleştirmek için mutlaka insanları Allah’a davet edeceksiniz. Sizi davet ettikleri için siz Allah’ın yoluna girdiniz, bize tabi oldunuz. Bu muhtevada evvel emirde ruhunuzu Allah’a teslim etiniz. Sonra adım adım fizik vücutlarınız, nefsleriniz, iradeniz Allah’a teslim edilecektir.

Öyleyse Allah’a davet, bir insanın hayatında son derece önemli bir müessese sevgili kardeşlerim. Allah için olmak, hepinizi Allah yolunda teçhiz edecek olan bir hedeftir ve hepiniz bütün insanları Allah’a davetle mükellefsiniz. Öyleyse başka insanların cehennemden kurtulmalarının temelinde sizin davetiniz yer alacaktır. O davet sebebiyle insanlar Allah’ın yolunda lazımgelen hedeflere yürüyecekler ve ruhlarını ölmeden evvel hayattayken Allah’a ulaştırmak imkanının sahibi olacaklardır.

Allahu Teala yarattıkları içerisinde en çok insanı sevmektedir.

Öyle ki Kur'an-ı Kerim'de yer alan tüm emirlerinin tek bir hedefi vardır, bu emirler sadece hem bu dünya hem de ahiret mutluluğunu insanoğlunun yaşaması içindir. Allahu Teala insanoğlunu o derece sevmektedir ki, insana Allah'a teslim olması için sadece ve sadece 1 küçücük dilek (dua) şartı koşmuştur.
"Ey yüce Allah'ım, nasıl onca ermiş (Allah'a ermiş) evliyan var ise, ne olur benim de ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştır, beni de ermiş Kulların arasına al. Amin"
 

[TB] Benzer konular

Üst