ALEVİ NE DEMEKTİR?

|Ⓢєччαh|

MiM
Yönetici
Admin
Tema üyesi
KELİME MANASIYLA Alevi, Hz. Ali’yi seven ve ona mensup olan kişi demektir. Hz. Ali’yi sevenler, başlıca iki gruba ayrılırlar: Hasbi ve samimi taraftarlar ve siyasi taraftarlar. Bunlardan birincisi, ona ALLAH için muhabbet göstermişlerdir. Bu muhabbet safi, net ve durudur. Kaynağı salabet (sağlam) ve hamiyet-i diniyedir. Bu hasbi taraftarlar, Hz. Ali’ye (ra) iki nokta-i nazardan teveccüh göstermişlerdir. Birincisi Hz. Ali’nin (ra) yüksek kemalatı ve üstün meziyetleridir. Onun fazilet ve kemalatı, takva ve ubudiyeti, müminlerin kalb ve dimağlarında, muhabbet ve takdire inkılap etmiştir. İkincisi, Hz. Ali’nin (ra) Ehl-Beyt silsilesinin mümessili olmasıdır.

Müslümanlar o silsilenin başı olan Hz. Ali’ye (ra) samimi bir muhabbet ve derin bir saygı göstermektedirler. Bu iki cihetten kaynaklanan muhabbet, Kur’an ve Sünnet çizgisine uygundur. Dine gölge değil, vesile olmaktadır. Meşrudur, makuldür. Fıtri, hasbi ve samimidir. Hz. Resulullah (sav), istikbalde ortaya çıkacak fitne ve fesatlarda, Hz. Ali’yi (ra) ümmet nazarında ithamlardan korumak için onun kemalat ve meziyetlerini ehemmiyetle şöyle nazara vermekte: “Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.” “Ali’yi yalnız mü’minler sever, ona yalnız münafıklar buğzeder.” “Ben size iki şey bırakıyorum: Kur’an ve Ehl-i Beyt’im. Bunlara temessük ederseniz, kurtulursunuz” gibi hadis-i şerifleriyle bu iki ciheti tescil ve ilan etmektedir.

Hz. Resulullah’ın (sav) bu takdirkar beyanları, onun kemalatın bir hüccet ve delil teşkil eder. Bu emr-i Peygamberi’den dolayı başta Sahabe-i Kiram olmak üzere bütün Müslümanlar, Hz. Ali’ye (ra) ve Ehl-i Beyt’e teveccüh göstermişler ve o silsile-i azimeyi hasbi olarak sevmişlerdir. Bu manada Hz. Ali’yi (ra) sevmek, dini sevmek, Hz. Peygamber’i (sav) sevmek demektir. İkinci grub taraftarlar ise, onu siyasi manada sevenlerdir. Bunlar arasında ciddi bir hedef birliği yoktur; herbiri, ayrı bir sebeble Hz. Ali’ye (ra) taraftarlık gösterirler. Bilindiği gibi, siyasi tercih ve taraftarlığın kendine mahsus bir mantık ve bir hedefi vardır. Genellikle, siyasi faaliyetler, ister istemez siyasi varlığın tesciline ve devamına hizmet edebilecek muhtelif saiklerin emir ve kontrolüne girer.

Bilhassa siyasi tansiyonun yükseldiği zamanlarda, siyasi faaliyetler içerisinde tarafgirlik, menfaat, rekabet, kıskançlık, kin, hased, hırs, soy-sop taraftarlığı gibi hisler, şiddetli ve acımasız bir biçimde ortaya çıkar. İçtimai bünyede bir çatışma iklimine girilir. Hareket noktaları birbirinden farklı birçok fikirler, aynı hedefte birleşebilir. Siyasi taraftarlık şekil ve satıh üstü hedefler açısından bir birlik ruhu gösterirken, gerçek cephesiyle, yani gaye ve niyet itibariyle birbirinden farklı ve dağınıktır. Siyasi taraftarlar, bir yığını andırır. Bu yığında farklı keyfiyette hizipler, grublar mevcuttur. Genelde her grub, her siyasi hizib, kendi maksadını tahakkuk ettirmek için siyasi kitleye güç ve kuvvet katar. Bu sebeble, siyasi tercih ve tarafgirlikte, fikri ve hissi bir insicam yani uygunluk bulunmaz. Peki Alevilik bir fırka veya mezhep midir? ALEVİLİK aslında bir fırka veya mezheb değildir. Al-i Beyt’in muhabbetini esas alan bir tarikat şeklinde ortaya çıkmıştır.

Mes’elenin tarihi seyrine baktığımızda Aleviliğin bir tarikat şeklinde gelişmesi şöyle olmuştur: Timur, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’i yendikten sonra, Anadolu’dan aldığı otuzbin kadar esiri İran’a götürmüştü ve bunları Erdebil’e yerleştirmişti. Bunlar, zamanla Erdebil Şeyhiolarak bilinen Şeyh Ali’ye intisap ettiler ve ondan tarikat dersi aldılar. Bir süre sonra Timur, arasıra ziyarete gittiği Erdebil Şeyhi’nin kendisinden bir arzusu olup olmadığını sorduğunda, şeyh: “Hiçbir dileğim yok, sadece Anadolu’dan esir olarak getirmiş olduğun Türkleri serbest bırakmanı istiyorum” dedi. Timur, şeyhin bu arzusunu memnuniyetle kabul etti ve onları serbest bıraktı. Bu esirler, bu vesile ile, şeyhe olan muhabbetlerini aşırı derecede ziyadeleştirdiler. Şeyhin bu sofilerinin bir kısmı Anadolu’ya döndü, bir kısmı da Erdebil’de kaldı. Erdebil Şeyhi, Anadolu’ya dönen bu müritleriyle alakasını devam ettirdi. Bu tarikatta Hz. Ali (ra) muhabbeti esas alındığı için, bu tarikata devam edenler, Hz. Ali (ra) sevgisi ile tamamen boyandılar. Bunlara bu vasıflarından dolayı Alevi denildi.


Mehmed Kırkıncı
 

[TB] Benzer konular

Üst