Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Allah’ın muradını anlamak


Cenneti Allah (cc) verir; kulun ameline göre orada makam... Bunu daha çok tefsir eden bir Hadis–i Şerif vardır; Hz. Aişe (ra) rivayet eder.

Diyor ki:

– “Peygambere (s.a.v) sordum: ‘Ameliyle cennete giren olur mu?’ ”

Cevaben:

– “Hayır, yalnız Allah’ın (cc) rahmetiyle girilir.”
– “Sende mi ya Resulallah (s.a.v)?”
– “Evet ben de… Yalnız Allah (cc), beni rahmetine daldırmıştır.”

Son cümleyi söylediği zaman elini başının üstüne kaldırmıştı…

Bunlardan çıkan mana şudur: Allah (cc) hiçbir işi yapmak mecburiyetinde değildir. Ne bir dua ile kimseye bir şey vermek için ne de kimseye karşı bir taahhüt altındadır. Allah (cc) istediğini yapar. Şu ayetler anlatmak istediğimizi daha iyi anlatır:

– “Allah (cc) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder, dilediğini affeder.” “İstediğini yapar…” “O (cc) yaptığından sorumlu değildir; onlar hep hesap vereceklerdir.” “Allah (cc), dilediğine sayısız rızık verir.”

Yapılan işlerin hepsi bir hikmete mebnidir. Hikmeti olmayan hiçbir iş yoktur.

Fütûh’ul Gayb, Abdülkadir Geylani
 
Þ

þeyda

Guest
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Eğer sana gelecek bir bela varsa, kaçsan da gelir, dursan da… İstersen o belanın kalkması için duaya sarıl… İstersen sabret. İstersen Allah (cc) için kendini bir yere attır; elbette gelecek olan gelir…

Dua ile belaların savulacağını , sadaka ile ömrün uzyacağını, hatırlamamız gerekir..

Abdulkadir geylani hz. sohbetlerine değinmeniz çok güzel teşekkürler,geylani hz. ismini duyduğumda ve andığımda bir hoş olur yüreğim çok etkilenirim, zamanı durdurup zaman içinde zaman yaşamasıda çok etkileyici birde ceylanla aslan hikayesi var çok etkiler beni inşallah paylaşırız bigün yine
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İnşallah kısa zamanda bekleriz... Merak ettim şimdi... Acaba duyduklarımdan mı...

Allah c.c razı olsun...
 
Þ

þeyda

Guest
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Acelem vardı ama sabırsızlandım şimdi sunum için,

Birgün bir tenhada Abdulkadir geylani hz. namazda idi,
o sırada bir aslanda bir ceylanı kovalıyordu ve ceylan gavsı azam'ın yanına gelip ona sığındı, tahiyatta olan geylani hz. elini kaldırıp aslana DUR işareti yaptı ve aslan durdu.. bu resmi hiç unutamam ve bu içimdeki aşk ve özlem hiç bitmez..
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan/ Önce kendini düzelt


Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana! Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin.

Ey oğul!

Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsim düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana! Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin.

Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah’a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir. Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah’a insanları ancak Onu tanıyan birisi götürebilir.


Allah c.c razı olsun Şeyda...
 
Þ

þeyda

Guest
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Allah sendende razı olsun liprade, bir ricam olacak senden
eğer duymuş isen ve mümkünse geylani hz. lerinin bir kıssa yada ne denir gerçek hikayesinden , talebesi mertebesinin yükseltilmesini istemişti ve kendiside talebesine helva kavurmasını söylemişti talebeside tencerede helva kavururken ve yine zaman durmuştu .. devamını tam anımsayamıyorum eğer biliyorsan paylaşırsan çok sevinirim.. kal sağlıcakla :)
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

ZAMAN İÇİNDE ZAMAN, MEKÂN İÇİNDE MEKÂN

Evliyâullahın sertâcı, mahbûb-u Sübhâni, Gavs-ı Samedâni, Pîr-i A’zam Cenâb-ı Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine hizmet edenlerden biri, Hazreti Gavs’ın cemalli bir zamanında huzûr-u seniyyelerine çıkarak:

“Efendim, Cenâb-ı Hak Zat’ınıza kudretinin tasarrufunu bahşetmiştir. Onun için istediğiniz kimselere ufak bir nazar-ı âlinizle birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Bu kulunuz da size epey hizmet etti, ama bana hâla bir şey ihsân etmediniz, niyâz ediyorum,” der.

Koca Gavs:

“Pekalâ, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsân eder, senin de gönlün olsun,” buyururlar.

Adamcağız, “Başüstüne” diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor. O esnâda da Hindistan’dan bir heyet gelerek Hazreti Abdülkadir-i Geylâni’ye arz-ı ubûdiyyet ettikten sonra:

“Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyâza geldik,” derler.

Bunun üzerine Hazreti Pîr, helva pişiren adamını çağırarak:

“Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?” diye ferman buyuruyorlar. Adamcağız pür-neşe:

“Aman efendim, ihsan buyurdunuz,” diye can atarak sevinirken, Hazreti Gavs:

“Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız,” buyururlar.

Pek tabiî olarak tâlip, bu emri minnetle kabul ediyor.

Nihâyet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan’da büyük bir saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlâda sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Hazreti Abdülkadir-i Geylâni’nin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, Gavs-ı Samedâni’yi karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Cenâb-ı Pîr artık döneceklerini haber veriyorlar.

Pâdişah: “Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin,” diye ricada bulunuyorsa da Hazret-i Gavs’ın muhakkak teşrif edeceklerini anlayınca: “Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun,” diyor. O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, hükümdara:

“Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanız yarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum,” buyuruyorlar.

Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederek yarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs’ın huzuruna arzediyor.

Sultânü’l Evliyâ:

“İyi amma siz bir erkek evlad da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır,” buyurunca, padişah:

“O nasıl olacak?” diye soruyor. Cenâb-ı Gavs cevaben:

“Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim,” diye emrediyorlar.

Çocuk ortaya getiriliyor. Gavs-ı A’zam Hazretleri keskin kılıçlarıyla: “Destûr” deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnâda, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek:

“Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesâdüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun,” diye tam Hazreti Gavs’ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor. Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz…

Bu hal karşısında hayretler içinde kalan tâlibe, Cenâb-ı Pîr tebessüm ederek:

“Oğlum karıştır helvayı… Biz cimri değiliz, veririz, amma zamanı gelmeden de olmaz…” buyuruyorlar.

Ey tâlib-i Hakîkat!

Şimdi sen buna ister rüya de, ister hayâl de, hulâsa ne dersen de. Bizim diyeceğimiz ise bu hal: Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan olmasıdır. Makam-ı Zat’a sahip olan evliyâullaha Cenâb-ı Hak îcad ve îdam kudreti ihsân ettiğinden bu gibi şeyler oyuncak gibidir.

Bu olayda zavallı tâlip, eğer ihlâs ile tam teslim olmuş olsa idi ve Hazreti Pîr: “Çocuğu da taksim edeceğiz,” diye emrettiklerinde: “Efendim, taksime ne hâcet, ben de sizin, çocuk da sizin,” diye kalbiyle teslimiyetini ve bağlılığını göstermiş olsa idi, elbette o kaşık hançer olup Hazreti Pîr’in göğsüne saplanmazdı. Hazreti Gavs hakikatte çocuğu parçalayacak değildi ya. Onlar hayat almaz, Hayat verir, Ebedî Hayat…


*Sizin ricanız bu olsa gerek...Aklıma gelen buydu...

 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Oluş sırrı



Sana Allah’tan (cc) korkımayı, kötülükten geri durmayı tavsiye ederim. İslam dininin zahirdeki emirlerine uy… Gönlünü geniş tut. Nefsini daraltma. Yüzünü güler eyle. Varlığını doğrulara harca.

Başkalarını üzme. Zor işleri kendin al. Fakirliğin kıymetini bil. Büyüklerin kadrini bil. Arkadaşların kıymetini bil; onlarla iyi geçin. Küçüklere nasihatta bulun. İcabında büyüklere de doğruyu söylemekten çekinme. Düşmanlık yapma. İyilik yapmaya devam et. Bol harca; hak yoldan olsun. Mal yığma. Sohbete layık olmayanlarla konuşma; gerek din gerek dünya için onlara akıl danışma.

Fakirliğin asıl manası odur ki; senin gibi birine ihtiyaç sayıp dökmeyesin… Zenginliğin manası ise, senin gibilere karşı gönlünde bir ilahi vakanın olmasıdır.

Tasavvuf dedikoduyu bırakmaktır. Yalnız açlığı gidermek için yemek, hiçbir işe yaramayan alışkanlığı bırakmakla hasıl olur. Nefse güzel gelen şeyleri bırakmak iyi olur. Fakir hali ilimle başlar; yumuşak tabiatla büyür. İlim onu korur. Yumuşaklık ise sevdirir.

Fütûh’ul Gayb, Abdülkadir Geylani
 
Þ

þeyda

Guest
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

liprade' Alıntı:
ZAMAN İÇİNDE ZAMAN, MEKÂN İÇİNDE MEKÂN

Evliyâullahın sertâcı, mahbûb-u Sübhâni, Gavs-ı Samedâni, Pîr-i A’zam Cenâb-ı Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine hizmet edenlerden biri, Hazreti Gavs’ın cemalli bir zamanında huzûr-u seniyyelerine çıkarak:
     
     “Efendim, Cenâb-ı Hak Zat’ınıza kudretinin tasarrufunu bahşetmiştir. Onun için istediğiniz kimselere ufak bir nazar-ı âlinizle birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Bu kulunuz da size epey hizmet etti, ama bana hâla bir şey ihsân etmediniz, niyâz ediyorum,” der.
     
     Koca Gavs:
     
     “Pekalâ, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsân eder, senin de gönlün olsun,” buyururlar.
     
     Adamcağız, “Başüstüne” diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor. O esnâda da Hindistan’dan bir heyet gelerek Hazreti Abdülkadir-i Geylâni’ye arz-ı ubûdiyyet ettikten sonra:
     
     “Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyâza geldik,” derler.
     
     Bunun üzerine Hazreti Pîr, helva pişiren adamını çağırarak:
     
     “Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?” diye ferman buyuruyorlar. Adamcağız pür-neşe:
     
     “Aman efendim, ihsan buyurdunuz,” diye can atarak sevinirken, Hazreti Gavs:
     
     “Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız,” buyururlar.
     
     Pek tabiî olarak tâlip, bu emri minnetle kabul ediyor.
     
     Nihâyet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan’da büyük bir saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlâda sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Hazreti Abdülkadir-i Geylâni’nin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, Gavs-ı Samedâni’yi karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Cenâb-ı Pîr artık döneceklerini haber veriyorlar.
     
     Pâdişah: “Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin,” diye ricada bulunuyorsa da Hazret-i Gavs’ın muhakkak teşrif edeceklerini anlayınca: “Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun,” diyor. O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, hükümdara:
     
     “Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanız yarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum,” buyuruyorlar.
     
     Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederek yarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs’ın huzuruna arzediyor.
     
     Sultânü’l Evliyâ:
     
     “İyi amma siz bir erkek evlad da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır,” buyurunca, padişah:
     
     “O nasıl olacak?” diye soruyor. Cenâb-ı Gavs cevaben:
     
     “Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim,” diye emrediyorlar.
     
     Çocuk ortaya getiriliyor. Gavs-ı A’zam Hazretleri keskin kılıçlarıyla: “Destûr” deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnâda, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek:
     
     “Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesâdüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun,” diye tam Hazreti Gavs’ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor. Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz…
     
     Bu hal karşısında hayretler içinde kalan tâlibe, Cenâb-ı Pîr tebessüm ederek:
     
     “Oğlum karıştır helvayı… Biz cimri değiliz, veririz, amma zamanı gelmeden de olmaz…” buyuruyorlar.
     
     Ey tâlib-i Hakîkat!
     
     Şimdi sen buna ister rüya de, ister hayâl de, hulâsa ne dersen de. Bizim diyeceğimiz ise bu hal: Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan olmasıdır. Makam-ı Zat’a sahip olan evliyâullaha Cenâb-ı Hak îcad ve îdam kudreti ihsân ettiğinden bu gibi şeyler oyuncak gibidir.
     
     Bu olayda zavallı tâlip, eğer ihlâs ile tam teslim olmuş olsa idi ve Hazreti Pîr: “Çocuğu da taksim edeceğiz,” diye emrettiklerinde: “Efendim, taksime ne hâcet, ben de sizin, çocuk da sizin,” diye kalbiyle teslimiyetini ve bağlılığını göstermiş olsa idi, elbette o kaşık hançer olup Hazreti Pîr’in göğsüne saplanmazdı. Hazreti Gavs hakikatte çocuğu parçalayacak değildi ya. Onlar hayat almaz, Hayat verir, Ebedî Hayat…
     

*Sizin ricanız bu olsa gerek...Aklıma gelen buydu...




Evet ricam buydu, çok teşekkür ederim saygıdeğer liprade, çok memnun oldum Allah' razı olsun..
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Kalbini zikre yaklaştır



Kalbini zikre yaklaştır. Ona bilhassa, kıyamet gününü, haşir–neşir gününü hatırlat.

Ölümü düşün. Allah’ın mahlukatı nasıl öldürüp, sonra nasıl dirilteceğini, huzurunda nasıl duracağını düşün. Bütün bunları hiç hatırından çıkarmamaya devam ettiğin zaman kalbindeki kasvet gider, günah bulanıklarından temizlenir.

Bina sağlam bir temel üzerine oturtulursa yıkılmaz. Yerinde karar kılar. Sağlam bir temel üzerinde oturtulmadığı takdirde kısa zamanda çöker. Aynen bunun gibi, sen de kendi halini dinin esasları üzerine oturtursan hiç kimse ona noksanlık veremez. Herhangi bir tarafından bir gedik açamaz. Eğer hayâtının dinin esasları üzerine oturtmazsan, dini hayatını bir tarafından gedik açılabilir, temel çürük olduğu için bir mertebeye de ulaşamazsın.

Sana teslimiyet gerek. Sebeplere tevessül ettikten ve bütün tedbirleri aldıktan sonra işin gerisini Allah’a havale etmek gerek. Kendi gücüne, kendi kuvvet ve kudretine güvenmemek gerek...

Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani


Amin ecmain inşallah...
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Hâlin zikir olmalı



En azından halin, zikir olmalı. İhtiyacını O’na (cc) aç!. Başkasına bir şey deme!..

O’nu (cc) tevhid ederek, her derdini arzet… Duanın kabul edilmesi işini Allah’a (cc) bırak….

Herşey zamanla zıddına döner. Gün geçtikçe işler değişir. Evvela kış, ardından yaz gelir. Bir zaman gündüz arkasından gece sarar. Akşamla yatsı arası:

– “Gündüz olsun…”

Dersen olmaz. Belki daha kararır, ışık olmaz. Taa, şafak atıncaya kadar, karanlık devam eder.

Boynunu yüce emirlere eğ.. Allah (cc) için, iyi düşün, iyi sabret. Senin için olmayan sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz. Hayatım pahasına da olsa, sana yemin ederim ve sonra kendiliğinden açılır. O zaman istediğin hiç olur. İstesen de istemesen de ortalık aydın olur, her yer aydınlığa kavuşur…

Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan/ Allah, dostlarını korur



Sana teslimiyet gerek. Sebeplere tevessül ettikten ve bütün tedbirleri aldıktan sonra işin gerisini Allah’a havale etmek gerek.

Kendi gücüne, kendi kuvvet ve kudretine güvenmemek gerek. Allah’ın fiillerine ve tasarrufuna itiraz etmemek gerek. İnsanları ve kendini Allah’ın iradesine, tasarrufuna ve fiillerine ortak etmemek gerek.

Sana kulluğun sohbetine yapışmak gerek. Kulluğun sohbeti; Allah’ın emrettiklerini harfi harfine yerine getirmek, yasakladıklarından bütünüyle uzak durmak, musibet ve felaketler karşısında sabırlı olmak. Bu meselenin esası tevhiddir, sebattır, temeli sağlam salih ameller bu esas üzerine oturur.

Allah, kendisini sevenleri dünya ile birarada bırakmaz. Dünyanın onlara yapabileceği kötülüklerden bir an bile emin olmaz. Onları dünya ile de, kendisinden başka birşey ile de asla birarada bırakmaz. Daima Allah onlarladır, onlar da Allah ile... Kalbleri ilelebed Onu zikreder. Hep Onun huzurundadırlar. Yalnız Ona yönelirler. Allah onların koruyucusudur, kendileriyle ünsiyet eder.
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan/ Nefisle mücadele



Kader başa geldiği zaman gönderene kafa tutmak, inancı öldürür. Tevhid –Allah’ı birleme– nurunu söndürür; tevekkül ve ihlası yok eder.

İman sahibinin kalbi; niçin ve neden oldou, gibi sözleri bilmez. “Belki, şundan veya bundan oldu” gibi yersiz lafları da dile getirmez Bildiği tek şey vardır; o da:

– Başüstüne... Hoş geldi, safalar getirdi.

Diye karşılamaktır...

Nefis, tümüyle muhalefet safında durur. Durmadan niza çıkarır, daima karşılık ister. Onun ıslahını dileyen, cihad ehli olsun; tâ şerrinden emin oluncaya kadar. O nefis, şer içinde şerdir. Onunla cihad edersen emin olabilirsin. Neticede göreceksin ki, hayır içinde hayır oluyor. Cihad devam ettiği müddetçe, onu her iyiliğe uyar bulursun. İbadetleri hoşlukla yapmaya koyulur. Ve bu uyarlık mükafatı olarak şu ilahî hitap ona gelir.

– “Ey mutmain olmuş nefis, Rabbi’ne dön. O, senden razı, sen de O’ndan hoşnut olarak...” (89/27, 28, 29).

Bu cihad sonunda nefse itimad caiz olur. Çünkü nefsin şerli yönü ıslah olmuştur...
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan/ Kalpteki putlardan kurtul


İbrahim Halil (a.s) putlara....

– “Düşman…”

Diyordu… Şimdi senin için put zahirde yoktur, ama gizlide çoktur… Hakk’tan (cc) başkalarıyla meşgul eden her şey sana düşmandır, sana puttur. Bu putları bırak. Halktan bir şey umma. Görürsün ki sır alemi sana açılmış, ruhaniler alemi sana açık olmuş…

Kimsenin bilmediğini bilmeye başlarsın. Yapılamayacak işler senden zuhur etmeye başlar. Adet dışı, tabiata uymayan işler görmeye başlarsın. Bu işler, gerçekte öbür aleme has ise de sana burada görmek nasib olur. Çünkü öldün dirildin. Varlığını Hakk (cc) yolunda yok ettin. Ölmeden evvel ölenlerin sırrına erdin. Kudret alemi sana kapı açtı. Her halinle oranın malı oldun. Artık kudret aleminde yaşayanlar gibi işitmen, konuşman, tutman, görmen, yapışman, yürümen, akıl etmen… Hasılı huzur ve sükunun Hakk’la (cc) olur, başkası sende yoktur. Hiçbir şeyi göremez olursun. Çünkü senin için, Hakk (cc) varlığından başkası yoktur.
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Geylanî’den öğütler



Ey oğul!

Hizmet edersen, hizmet olunursun. Haddi aşmazsan kurtulursun. Allah’a hizmet et. Onun yolunda ol. Onun yolunu bırakıp da sana ne zararı, ne de faydası dokunan şu devlet adamlarının hizmetçiliğini yapma. Onlar şimdiye kadar sana ne verdiler? Kısmetinde olmayan bir şeyi sana verebilirler mi?

Ahiret endişeni dünya endişesinin önüne al. Eğer böyle yaparsan her ikisini de kazanır, her ikisinden de kârlı çıkarsın. Dünya endişesini ahiret endişesinin önünde tuttuğun takdirde, senin için bir ceza olmak üzere her ikisinden de hüsrana uğrarsın. Dünya sevgisini kalbinden çıkardığın zaman dünyalık olarak elde ettiğin bir şeyde de bereket olacaktır.

Mü’min hem dünyası için çalışır, hem de âhireti için. Dünyası için, ihtiyacı kadar çalışır, kanaat eder. Tıpkı yolcunun ihtiyaç miktarı azık alması gibi. O dünyadan bundan daha fazlasını almaz. Cahilin bütün düşüncesi dünyadır, dünyalıktır. Arifin düşüncesi ise âhirettir, Allah’tır.

İşlediğin günahlar sebebiyle Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Din elbisendeki kiri tevbe suyu ile temizle. Bu tevbende hem sebat göster, hem de ihlâslı ol. Bundan başka din elbiseni marifetullah esansıyla kokula.

Dünya bir denizdir, iman da gemidir. Kaptan ise ibadet ve taatlerdir. Ahiret de bu denizin sahilidir. Kalbinle Allah’a dön. Allah’a tevekkül eden kişi, Ona dönen kişi demektir. Kur’ân ile amel etmek seni Kur’ân’ın mevkiine’yükseltir, oraya oturtur. Sünnet ile amel etmek seni Resul–i Ekreme (a.s.m.) yükseltir. Resulullah, kalbi ve mânevi himmeti ile Allah dostlarının kalbleri çevresinden bir an bile ayrılmaz. Onların kalblerine Allah’a yakınlık kapısını açar.

Cahil dünyada ferahlanır. Dünya nimetleri ile zevk sefa sürer. Âlim ise dünya hayatını bir fırsat bilir. Manevi mertebelerde yükselme gayreti içinde bulunur. Cahil kaderle çekişir, ona karşı çıkar; âlim ise kadere boyun eğer, razı olur.
İbadet ve taatine aldanma. Allah’ın onları kabul etmesini iste. Şu anda sen Allah’a kulluğunu yapma gayreti içindesin. Olur ki içinde bulunduğun bu durumdan başka bir duruma düşebilirsin.

Sana amellerinde ihlas gerek. Amellerini sırf Allah rızası için yapmalısın. Gözünü, amellerinden ve onlara gerek insanlardan, gerekse Allah’tan karşılık beklemekten uzak tut. Ahlakı düşüklerden uzak dur. O zaman halis mü’min olursun. Hükümde hakkaniyet üzere ol. O zaman ilimde halis olursun.

Oruç tut. İftar ederken sofrana fakirleri de ortak et, onlara de yedir. Tek başına yiyip içme. Böyle yapmayan kimsenin fakir olup dilenciliğe düşmesinden korkulur.
Kimseye eziyet etmemeye ve zarar vermemeye gayret et. Herkese karşı iyi niyetli ol.

Sanatı öğrenebilmek için sıkıntıya ve meşakkate katlanmak zorundasın. En güzel ve mükemmel eseri meydana getirmek için bin kere yapar, yıkarsın. Eğer ömrünü hak yolda, kendini en iyi şekilde yetiştirmekle harcarsan Allah senin için hiç yıkılmayacak bir bina yapar.

Bu halinden utanmıyor musun? Kendi nefsine ağla, gözyaşı dök. Zira bu halinle sen doğruya ve başarıya ulaşmaktan mahrum kalırsın. Hiç utanmıyor, haya etmiyor musun ki, bugün itaatkâr oluyorsun, yarın âsi oluyorsun. Bugün ihlaslı oluyorsun, yann riyakâr.

Çalışmadan ayağına hiçbir şey gelmez. Bazı şeyler de sana mutlaka lâzımdır. Çalış, didin; yardım, izzet ve celal sahibi Rabbindendir. Üzerinde bulunduğun bu denizde hareket et, dalgalar devamlı seni üstte tutacak ve sahile ulaştıracaktır. Dua senden, cevap vermek Rabbindendir. Çalışmak senden, başarı Allah’tandır. Kötülükleri terk etmek senden, hamiyet ve gayret vermek Allah’tandır. İstediğin şeyde dürüst ol, samimi ol, ihlâslı ol. Allah sana yakınlık kapısını mutlaka gösterecektir...
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ (Kuddise sirruhu) BUYURUYOR Kİ!

KÂLBİNDEKI PUTLARI KIR!

Sen, hiç, Nebî Sallâllahü Aleyhi Vesellem’in su sözünü isitmedin mi?

- Bir kimse ki , yediğini-içtiğini nasıl ve nereden kazandığına aldırış etmezse Allah da onu cehennemin kapılarının hangisinden sokacağına aldırmaz .

Melekler içinde suret bulunan bir eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlarin bulundugu senin kalbine nasil girer?

Mü’min dünyada gariptir, yalnızdır. Zahid de âhiretle ilgili hususlarda gariptir. Ârif ise Allah’dan baska her şey yanında gariptir, yalnızdır. Mü’min dünyada âdetâ zindandadır. Bol rızık içinde bulunsa ve geniş evlerde otursa bile...Âile efrâdı; malında, mevkiinde istedikleri gibi tasarruf ederler. Neş’elenirler. Etrafında gülerler, oynarlar. O ise gizli bir zindan içindedir. Neş’esi yüzündedir. Kederi kalbindedir.

Dünyâ hayâtının içyüzünü iyi bilir. Kalben onu terkeder, boşar. İlk boşayışı talâkdır, bir boşayışdır. Çünkü bütün dünyevî imkanlarının tamamen elden gitmesinden korkar. O, bu hâlet içindeyken bir de görür ki, ahiret kapisini açmis, güzel yüzü bütün parlakligi ile karsisinda duruyor. Onu görünce, dünyayi bir kere daha bosar. Fakat dünya (dünyevi zevkler, hazlar) gelir, kendisinin boynuna sarilir.Bunun üzerine o da onu üç talâkta birden bosar. Ve varir, ahiretin yaninda durur. O orada dururken, birden siddetli bir nur lemeân eder, parlar. Bu Azîz ve Celâl olan Hakk’in nurudur. Onu görünce bir kere daha bosar. Bu sirada dünyâ kendisine sorar

- Beni niçin bosadin?

O, cevaben der ki:

- Senden daha güzelini gördüm.

Baska bir zaman, dünya yine sorar:

- Beni niçin bosadin?

O da der:

- Çünkü sen, gelip-geçicisin. Aldatici türlü sekillerle ve kiyafetlerle bürünmüs birisisin.Aslin hâlen su göründügünden baskadir. Bu durumda seni nasil bosamayayim?...

Iste o anda, artik o müminin , Rabbini tanimis olmasi tahakkuk eder. Böylece, mâsivâdan (Allah’dan gayri herseyin) karsisinda hür duruma gelir. Dünya ile ahiret karsisinda ise garip ve kimsesiz duruma düser. Çünkü o dünyanin da ahiretin de uzaklarindadir. Onun nazarinda, dünya da ahiret de nâmevcut (yok) mesâbsindedir.

Insanlara güvenip baglanma duygularinin koptugu, Allah’a olan sevgi baglarinin da saglamlastigi bir an, bil ki Allah seni kendisine dost olarak seçmistir. O’nun bu seçisini garip bulma. Kim ki Izzet ve Celal sahibi Hakk’in yolunda yürüme ve onunla birlikte bulunma hususunda sabir gösterirse, o, Allah’in acâib ve hikmetli lûtuflarini görür. Kim iki fakirlige sabreder tahammül gösterirse pesinden zenginlik gelir.

Zîra, surasi bir gerçekdir ki, kendilerine peygamberlik verilenlerin çogu çobanlardan, velîlik verilenlerin ekserisi de kölelerle gariplerdendir.


-devam edecek-
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

Kul, her zaman Allah için tevâzuu gösterirse O, onu, aziz eyler, efendi mertebesine yükseltir. Her ne zaman alçak gönüllü davranirsa Allah onu yüceltir. Aziz kilan odur. Muvaffakiyet veren O’dur. Kolaylik veren O’dur. Eger o olmasaydi, O’nun lûtfu olmasaydi, biz O’nu taniyamazdik.

Ey, amelleri ile övünenler! Ey amellerine magrur olanlar! Ey, amelleri ile böbürlenenler! Ne de cahilsiniz! Ne de bilgisizsiniz! Eger Allah’in tevfîki olmasaydi ne namaz kilmaga muktedir olabilirsiniz ne oruç tutmaga ne sabirli olmaga.
Sizler övünme mevkiinde degil, bilakis sükretme durumundasiniz. Övünmege hakkiniz yok. Sükretme vazifeniz var...EY OGUL!

Haram yemek kâlbini öldürür. Helâl yemek ise onu ihya eder. Lokma vardir kalbini nurlandirir. Lokma vardir onu karartir. Lokma vardir seni dünya ile istigal eder hale getirir. Lokma vardir, seni dünya ile ahiretin Yaradani’na ragbet ettirir.

Haram yemek, seni sirf dünya ile istigâle sürükler ve sana günahlari hos gösterir. Mubâh yiyecekler seni ahiret ile istigale sevk eder ve sana tâatleri sevdirir. Helâl yiyecekler ise senin kalbini Allah’a yakinlastirir.

Bu yiyecekler, ancak ma’rifetullah ile yâni Allah’i tanimakla bilinir. Ma’rifetullah ise defterlerde ve kitaplarda degil kalblerde bulunur. Ma’rifetullah haktan gelir. O’nun mahlükatindan gelmez. Aziz ve Celal olan Allah’i tanimak, yani ma’rifetullah, Allah’in ahkâmi tasdik edip sidk ile tatbik ettikten ve yasadiktan sonra hâsil olur.
Allah’i tevhidden ve yalniz O’na güvenip dayandiktan sonra hâsil olur. Yaratilanlarin sevgisinden ve onlara dayanip güvenmekten bütünüyle siyrildiktan sonra hâsil olur.

Sen Allah’i nasil taniyor, nasil biliyorsun ki? Sen ancak yemeyi, içmeyi giyinmeyi ve evlenmeyi biliyorsun. Üstelik bunlar nasil olursa olsun, neredengelirse gelsin, hiç aldirista etmiyorsun. Sen, hiç, Nebî Sallâllahü Aleyhi Vesellem’in su sözünü isitmedin mi?

- Bir kimse ki , yedigini-içtigini nasil ve nereden kazandigina aldiris etmezse Allah da onu cehennemin kapilarinin hangisinden sokacagina aldirmaz .

Izzet ve celâl sahibi Hakk’in evi olan kalbini tahliye et, bosalt. Orada Allah sevgisinden baska hiç bir seye yer verme. Melekler içinde suret bulunan bir eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlarin bulundugu senin kalbine nasil girer? Mâsivadan gayri her sey bir puttur. Allah’dan gayri her sey bir puttur. Öyleyse sen putlari kir.
Evi temizle. Iste o zaman evin sahibinin orada hazir oldugunu göreceksin.

Allah’im, bizi, seni kendimizden razi edecek amelleri islemege muvaffak eyle.

Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabindan koru!...
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Kusurlarından dön

İnsanlara, baki kalacaklarını sanarak o gözle bakma. Fani olduklarım bil ve o gözle bak. Hiçbir insan dünyada baki değildir. Bu dünyada her insan fanidir, gelip geçicidir. Onlara, zarar verebileceklerini veya fayda getirebileceklerini düşünerek bu gözle bakma.

Kur’ân’ı okursun, fakat anlamazsın, anlamadan okursun. Birtakım ameller işlersin. Fakat ne yaptığını bilmezsin. Ne yaptığının şuurunda olmadan yaparsın. Bu senin yaptığın ahiret endişesi olmadan sırf dünya için yapılan şeydir. Bütün bu hallerden sonra bir de kalkar Allah dostlarına hücum eder, onları çekiştirir, kötülersin. Aklını başına topla, edepli ol, günahlarına tövbe et. Kusurlarından dön, Allah dostlarına karşı dilsiz ol.

Önce kendi nefsinle meşgul ol. Önce kendi nefsine faydalı ol. Kendi nefsini düzelt, sonra başkalarıyla meşgul ol. Başkalarını aydınlattığı halde kendini eriten mum gibi olma. Hiçbir şeye gururla, nefsî duygularınla girişme.

Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Hâlin zikir olmalı

En azından halin, zikir olmalı. İhtiyacını O’na (cc) aç!. Başkasına bir şey deme!.. O’nu (cc) tevhid ederek, her derdini arzet…

Duanın kabul edilmesi işini Allah’a (cc) bırak….

Herşey zamanla zıddına döner. Gün geçtikçe işler değişir. Evvela kış, ardından yaz gelir. Bir zaman gündüz arkasından gece sarar. Akşamla yatsı arası:

– “Gündüz olsun…”

Dersen olmaz. Belki daha kararır, ışık olmaz. Taa, şafak atıncaya kadar, karanlık devam eder.

Boynunu yüce emirlere eğ.. Allah (cc) için, iyi düşün, iyi sabret. Senin için olmayan sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz. Hayatım pahasına da olsa, sana yemin ederim ve sonra kendiliğinden açılır. O zaman istediğin hiç olur. İstesen de istemesen de ortalık aydın olur, her yer aydınlığa kavuşur…

Fethü’r-Rabbâni, Abdülkadir Geylani
 
Ynt: Abdülkadir Geylani (k.s) dan...

İlahi Armağan / Sana verilene şükret

Şu misal de sana bir şeyler anlatır sanırım.
Biri vardır, zengindir. Herkese ödünç verir. Veyahut ihsan eder. Sen de bir şeyler almak istersin, ama sana vermez. Öteden biri gelir, sana kefil olur ve alırsın. Sonra da:

– “Ben aldım. Benim itibarım var” diye söylenmeye başlarsın.

Yakışır mı?..


İşte bu misaller sanadır. İşlerini düzenle. Şükret. Sana verilenle yetin. Daima Allah’ı (cc) öv; her iyiliği O’na (cc) ver. Şer işleri sana yükle. Nefsini islaha çalış. Eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter. Çünkü bütün şerrin yuvası odur.

Yaradanı (cc) daima bir yaratıcı olarak bil. Ona göre edepli ol… Nefsini kötülüğün yuvası gör, ona göre terbiye et.
Bazı büyük bilginler şöyle derler:

– Sana lazım olan gelir.

Buna bir Hadis–i Şerifte işaret edilir:

– “Çalışınız, birbirinize yaklaşınız. Kötü yolları kendinize kapayınız. Herkes yaratılışının gereğini” yapar.



Fütûh’ul Gayb, Abdülkadir Geylani
 
Üst