“Gül”ü seviyoruz çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti...“GÜL” Yetimleri Adına

  • Konbuyu başlatan TakeOne
  • Başlangıç tarihi
T

TakeOne

Guest
Zamana ve mekana sığmayan bir sevgi hitabı… “Anam-babam Sana feda olsun Ya Resulallah” ikrarının muhatabı… Ümmetin gönlünde şehbal açan İlahi aşkın mihrabı… Alem-i Ervah’ta kainat ufkuna yazılıp, nuru gönüllere yansıyan bir güzide mektup... Kur’an’ın övgüsüne mazhar olan, varlıklar içinde “Habibullah” sıfatını alan yegane mahbub... Ve “Gül” remziyle tarif edilen “En Sevgili”...

“Gül” sevgisi öyle ihtişamlı bir aşktır ki, ezelden ebede hiçbir varlık O’nun gibi sevilmedi, O’nun gibi sevdirilmedi ve hiç kimse insanlığı O’nun kadar sevindirmedi... “Gül”den gayrı hiç kimse “Makam-ı Mahmud”a yükseltilmedi... “Gül” aşkından başka bir sevgiyle insanoğlunun yüzü hiç bu kadar gülmedi… Sevgisi, seher vakti açan gül kadar canlı ve taze olan ikinci bir insan daha dünyaya gelmedi… Ve hiç kimse “Gül” kadar sevgili olmadı…

Hiç şüphesiz; ALLAH(c.c.)’tan sonra sevgiye en layık olan “Gül”dür… Hilkat ağacının hem çekirdeği, hem de çiçeği olan “Gül”, kainatta eşi ve benzeri görülmemiş büyük bir aşkla sevilmiştir... “Gül” aşkı; İlahi sevdanın bestesi, semavi aşkın güftesi ve Bezm-i Elest’in muhabbet nefesidir… “Gül” aşkı; ruhları iman ateşiyle tutuşturan, beşeriyeti “sırat-ı müstakim”le buluşturan ve “akleden kalbi” Mavera sahiline ulaştıran uhrevi bir sevgidir... Bu sevgi sayesinde; kalpler uyanır, sineler gerçek aşkı tanır, gönül burçlarında Muhabbetullah sancağı dalgalanır... Hasılı “Gül” sevgisi; zihinlerimize Marifetullah ufkunu açan ve bizleri cennet-asa baharlara kavuşturan asude bir aşk iklimidir…

Ve zaten ALLAH (c.c.)’ın Son Peygamberi, Hakk’a giden yolların en mükemmel rehberi, “Gül Devri”nin öncüsü ve önderi olan Efendimiz’i sevmek farzdır, Kur’ani bir emirdir ve imanın şartlarından birisidir… Bu mevzuda Yüce Rabbimiz; “..(Ey Resulüm! ) De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyun ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..” (Al-i İmran, 3/31) diye buyurmaktadır… Gözleri ve gönülleri Muhabbetullah sürmesiyle sürmeleyen Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkındaki bir başka ayet-i celilede ise; “..Kim Resul'e itaat ederse, ALLAH'a itaat etmiş olur..” (Nisa, 4/80) hükmü beyan edilmektedir… Ahzab Suresi’ndeyse; “..ALLAH ve melekleri, Peygamber’e çok salavat getirirler. Ey Mü’minler! Siz de O’na salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin..” (Ahzab, 33/56)“..Müminlerin, Peygamber'i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir..” (Ahzab, 33/6)Gül”e beslenen sevgiyi Zat’ıyla eş anlamlı saymaktadır… Bu itibarla “Gül”ü çok sevmek, O’na dünyadaki her şeyden daha fazla muhabbet beslemek imanın ta kendisidir… Bu hususta Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam da: “Sizden biriniz, beni anasından, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe kamil manada iman etmiş olamaz” diye buyurmaktadır… Bu sebeple bütün ALLAH Dostları; “Resulullah’a duyulan muhabbetin derecesi, imanın ölçüsüdür” demişler ve “Hakk’a sevginin yegane miyarının da ALLAH Resulü’ne aşk ile tabi olmaktan geçtiğini” çok net bir biçimde ifade etmişlerdir… Ve bizim de şunu çok iyi bilmemiz gerekir ki, “Gül”e duyulan sevginin derecesi; Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre bir hayat yaşamakla, ALLAH Resulü(s.a.v.)’nün ahlakını hayatımızda yaşatmakla ve Efendimiz’in yolundan gitmekle ortaya koyulur… Çünkü seven. sevdiğine tabi olur… Ehl-i dilin dediği gibi; “Habibin her şeyi mahbubtur”… emri verilmekte ve denilmektedir… Bütün bu ayet-i kerimelerden anlaşılmaktadır ki, Cenab-ı ALLAH; Habibullah’a gösterilen itaati, O’na duyulan saygıyı ve “

“Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nu sevdi…“Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nu sevdirdi... “Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nunla bizi sevindirdi... “Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nu seçti… “Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nun “şanını yüceltti…” “Gül”ü severiz, çünkü ALLAH (c.c.) O’nu sevmemizi emretti… “Gül”ü severiz, çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti... “Gül”ü severiz, çünkü O insanlığa ebedi saadet yolunu gösterdi...

“Gül” sevgisiyle; imanın zevkini bütün hücrelerimizde tatmak ve gönülleri aşka getiren Muhammedi muhabbetimizi aşikar etmek için, O’nun; kulluğundan resullüğüne, siretinden suretine, hayatından insaniyetine, ahlakından faziletine, cömertliğinden cesaretine, adaletinden merhametine, ahde vefasından samimiyetine, tevazuundan nezaketine… kadar bir değil, binlerce kesbi ve vehbi sebep vardır… Fakat ALLAH (c.c.), O’nu seçtikten, sevdikten ve sevilmesini emrettikten sonra; “Gül”ü sevmek adına ifade ettiğimiz bu özellik ve güzellikleri sıralamak bile belki de zaittir… Şurası çok açık bir gerçektir ki, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın gösterdiği yol takip edilmezse Müslüman olunamaz… Çünkü O, ALLAH’ın Sevgilisi ve ilahi aşkın mayasıdır. Çünkü O, iman dairesinin kapısı ve Muhabbetullah’ın anahtarıdır... Yani Peygamber sevgisi bir anahtar sevgidir; ufuk açan, yol gösteren bir sevgidir ve O’nu sevmekle “Mutlak Sevgili”ye ulaşılır... Çünkü “Gül” aşkı; Rabbani bir sevgidir ve Hz. Peygamber(s.a.v.)’i sevmek, Rabbimizi sevmek demektir...

Ayrıca şunu da ifade etmemiz gerekir ki, ALLAH (c.c.) tarafından insanlığa son peygamber olarak gönderilen Nübüvvet Gülzarı’nın Emsali Olmayan Gülü’ne ümmet olmak ve O’nu “En Sevgili” bilmek hem çok büyük bir bahtiyarlık, hem de çok büyük bir şereftir... Bu şerefe nail olan ve imanın zevkini tadan bütün mü’minler, Rahmet Peygamberi’ni elbette canından, cananından daha çok sevecek; elbette O “Gül” bize; her şeyden çok daha kıymetli gelecek ve elbette ”Şah-ı Rusül” bizim için herkesten çok daha sevgili olacaktır...

Merhum Hasan Basri Çantay bir “Nat-ı Şerif”inde “Gül” aşkını:

“Sevdim seni hep canlara canan diye sevdim…

Bir ben değil alem sana hayran diye sevdim…

Ecram-ı felek levh u kalem mest-i nigahın,

Didarına aşık Ulu Yezdan diye sevdim…

Mahşerde nebiler bile Senden medet ister,

Gül yüzlü melekler Sana hayran diye sevdim…

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,

Sensiz bana cennet bile hicran diye sevdim…

Ta arşa çıkar, her gece aşıkların ahı,

Asilere lutfun yüce ferman diye sevdim…

Evlad ü iyalden geçerek Ravza’na geldim,

Evsafını methetmede Kur’an diye sevdim…

Kıtmir’inim ey Şah-ı Rusül, kovma kapından,

_”Alemlere Rahmet” dedi Rahman diye sevdim…” dizeleriyle dile getirmiştir…

Kainatın Solmayan Gülü’ne duyulan sevgi, bütün varlıklarda tecelli etmiş; canlı-cansız cümle nesneler, ALLAH Resulü(s.a.v.)’ne karşı sevgi beslemiştir... Eline aldığı taşların ALLAH(c.c.)’ın adını zikretmesi, çağırdığı ağaçların davetine icabet etmesi, bir bulutun O’na devamlı gölge olması, kuru bir hurma kütüğünün O’nun hasretiyle hıçkırıklara boğulması, bütün varlıklarda varolan “Gül” sevgisinin tezahürlerinden sadece birkaçıdır… Habib-i Ekrem; dünyada emsali görülmemiş bir aşkla, namütenahi bir iştiyakla, uçsuz-bucaksız bir muhabbetle sevilmiştir... O’na en büyük sevgiyi ve saygıyı hiç şüphesiz Sahabe-i Güzin göstermiştir... “Gül Devri”nde gönülden gönüle yayılan ve Sahabe-i Kiram’da kemalini bulan bu muhteşem sevgi; imanla müşerref olan mü’minlerin kalplerini hidayete erdirmiş ve gönüllerini “Gül” aşkıyla ihtizaza getirmiştir... Efendimiz’e ümmet olma şerefine kavuşanlar O’nun nuruna pervane olmuşlar, Hz. Muhammed(s.a.v.)’i her şeyin üstünde bir muhabbetle sevmişlerdir...

Ve ALLAH(c.c.)’ın nuruyla ışıyan mü’min kalplerde hep O’nun aşkı şehbal açmış, gönüller hep O’nunla dolup taşmış, Resulullah sevdası zamanın ve mekanın müntehasına ulaşmıştır… “Gül”e aşık olanlar; O’nun tebliğ ettiği din uğrunda akıl almaz çileler çekmişler, mallarını, kanlarını ve canlarını hiç göz kırpmadan seve seve feda edip destanlaşmışlardır…

“Gül”ün Hakk’a vuslatından yüzlerce ve hatta binlerce yıl sonra dünyaya gelen ümmet-i Muhammed, O’nun ismi yad edilince tarifsiz bir muhabbet duymuş, kalpler büyük bir aşkla kıyama durmuş ve yanaklar gözyaşına doymuştur/doymaktadır… 7’den 70’e kadar bütün mü’minler, minnacık bir kalbin sahibi olan sabilerden, taşlaşmamış ama ihtiyarlamış bir yüreği sinesinde misafir eden aksakallılara kadar bütün Müslümanlar, “Gül” aşkıyla aşka gelmiştir/gelmektedir… Çünkü O “Gül”; aşkıyla yandığımız, salavat getirip andığımız, her hatırasının bir teberrük olduğuna inandığımız Sevgililer Sevgilisi’dir… Çünkü O “Gül”; kainatın nuru, kalplerin süruru, dertlerimizin dermanı ve kurtuluşumuzun fermanı olan Sevgi Serdarı’dır… Çünkü O “Gül”; namütenahi tefekkürü, ashabıyla tezekkürü, Yaradan’a teşekkürü ve yaratılana tebessümü zirvede olan Ebedi ve Ezeli Sevda Sultanı’dır… Bu dünyada “Gül”den başka hiçbir insan böyle bir aşkı yaşatamamış ve ümmet-i Muhammed dışındaki hiçbir toplulukta da böyle bir sevgi yaşayamamıştır…

İdeallerini ve hayallerini “Gül”le süsleyen, duygu ve düşüncelerini “Gül”le besleyen, zamanı ve mekanı “Gül”e yaslayan, dua ve zikirlerini “Gül” kokulu şebnemlerle ıslayan Müslüman yürekler; “Gül” aşkını asli hüviyetiyle kuşanmak, “Gül” kokusunu bütün hücrelerine kadar solumak ve kalp atışlarına “Gül” sevgisiyle ritim vermek mecburiyetindedir. Elbette bu mecburiyet içindeki hasret kervanları “Gül”e doğru yol alacaktır... Çünkü hayat hasretsiz, hasret sevgisiz, sevgi de “Gül”süz yaşanmaz/yaşanamaz… Çünkü bizim için yaşamak; O’nsuzken bile “Gül” aşkıyla hemhal olmak, hayatımızı “En Sevgili”nin muhabbetiyle anlamlı kılmak ve “Gül”ün gölgesinde Hakk’ın rızasını bulmaktır…

Gözlerden dökülen rahmet damlalarıyla yıkanmış mutmain bir kalbin pervane olduğu aşk, Muhabbetullah’tır… Muhabbeti, Muhammed(s.a.v.)’den öğrenip, O’nu rehber edinerek Muhabbetullah’a yol bulanlar; kalplerinde Hakk’ın Habibi’ne ismiyle müsemma bir sevgi besler ve bu sevgi anahtarıyla Mavera’ya giden yollardaki bütün kilitli kapıları kolaylıkla açarlar… Elbette Rıza-i Bari’ye erişme yolu; Hakk’ın en sevdiği kul ve Resul olan Hz. Muhammed(s.a.v.)’e muhabbetten geçer… “Gül”e duyulan muhabbetin ölçüsünün de Kur’an’a ve sünnete sımsıkı bağlanıp, onları hayat nizamı yapmaktan ve gönül saffetiyle Muhabbetullah’a ulaşmaktan geçtiği, hasılı kelam Muhabbetullah ufkuna vasıl olmanın Muhabbet-i Resulullah’la mümkün olduğu aşikar bir gerçektir…

Fakat bizler, her türlü günahımıza rağmen ALLAH(c.c.)’ı ve Resulullah(s.a.v.)’ı çok seviyoruz… Hakk’ın rahmet ve mağfiretinden, Habib-i Edib’inin şefkat ve şefaatinden başka tutunacak bir dalımızın olmadığına da müdrikiz…

Yüreklerimiz para ile paralansa bile, gönüllerimiz masiva ile yaralansa bile, kalbimizle dilimizin arası alabildiğine aralansa bile, her şeye rağmen Hakk’ın ismi anılınca ve “Gül”ün adı duyulunca Gül Yetimleri’nin yüreği hala titremeye devam ediyor…

“Ey Sevgili!.. En Sevgili!..” Sen yetim büyüdün, yetimlerin halini bilirsin… Yetimlere merhamet edilmesini bizlere öğreten Sensin… Biz Gül Yetimleri’nin de yüzünü ancak Sen güldürürsün… Yetimlerin başını okşayan O mübarek elinle, Gül Yetimleri’nin buz tutmuş yüreklerine de dokun... Ne olur, şefaatinle kalplerimizi şad eyle, aşkınla gönüllerimizi abad eyle Efendim…

Rahmetli Ali Ulvi Kurucu’nun dizeleri halimize ne de güzel tercüman oluyor:

“Ben, Resul-i Kibriya’nın bülbül-ü nalanıyım.

Mücrimim gerçi, cemal-i Mustafa hayranıyım!..”

ALLAH’ım!.. Halimiz ayan Sana… Cahil cesaretli oluyor, gönül ferman dinlemiyor... Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a layık bir ümmet olmadığımızı/olamadığımızı biliyor ve mücrim halimizden utanıyoruz... “En Sevgili”den asırlarca uzak, sevdasına an kadar yakın duran aciz bir kalbin perişan haliyle “Gül”ü seviyoruz…

Cenab-ı Hakk’a “Sevgili” olan “En Sevgili”ye sevgili olmayı Rabbimizden niyaz ediyor ve “Biz mariziz, tabibimiz Sensin; biz muhibbiz, habibimiz Sensin” diyoruz...

“Gül”ü sevdirdin bize; bizi Sen de sev, “Gül”e de sevdir Ya Rab!..

Ve bizler, Seni çok sevdiğimiz için “Gül”ü de çok seviyoruz; “Şahit ol Ya Rab!.. Şahit ol Ya Rab!.. Şahit ol Ya Rab!..”

“Elhamdü lillahi Rabbi’l-alemin…”

Esselamü aleyke ya Resullallah…

Mehmet Güneş-http://www.altinoluk.com/dergi/
 

[TB] Benzer konular

Y

Yara ßenim

Guest
Ynt: “Gül”ü seviyoruz çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti...“GÜL” Yetimleri Adına

“Ey Sevgili!.. En Sevgili!..” Sen yetim büyüdün, yetimlerin halini bilirsin… Yetimlere merhamet edilmesini bizlere öğreten Sensin… Biz Gül Yetimleri’nin de yüzünü ancak Sen güldürürsün… Yetimlerin başını okşayan O mübarek elinle, Gül Yetimleri’nin buz tutmuş yüreklerine de dokun... Ne olur, şefaatinle kalplerimizi şad eyle, aşkınla gönüllerimizi abad eyle Efendim…
“Gül”ü sevdirdin bize; bizi Sen de sev, “Gül”e de sevdir Ya Rab!..

Ve bizler, Seni çok sevdiğimiz için “Gül”ü de çok seviyoruz; “Şahit ol Ya Rab!.. Şahit ol Ya Rab!.. Şahit ol Ya Rab!..”

“Elhamdü lillahi Rabbi’l-alemin…”

Esselamü aleyke ya ResullALLAH…
Amin :'( sonuna kadar zevkle ve tefekkürle okumak nasip oldu,Allah(cc) razı olsun ,çok güzeldi çok begendim
Muhammedi Muhabbetle,Rahman kendisine aşık olan aşkla yanan kullardan olmayı nasip etsin
 
I

istigfar

Guest
Ynt: “Gül”ü seviyoruz çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti...“GÜL” Yetimleri Adına

Hiç şüphesiz; ALLAH(c.c.)’tan sonra sevgiye en layık olan “Gül”dür… Hilkat ağacının hem çekirdeği, hem de çiçeği olan “Gül”, kainatta eşi ve benzeri görülmemiş büyük bir aşkla sevilmiştir... “Gül” aşkı; İlahi sevdanın bestesi, semavi aşkın güftesi ve Bezm-i Elest’in muhabbet nefesidir… “Gül” aşkı; ruhları iman ateşiyle tutuşturan, beşeriyeti “sırat-ı müstakim”le buluşturan ve “akleden kalbi” Mavera sahiline ulaştıran uhrevi bir sevgidir...
 
I

istigfar

Guest
Ynt: “Gül”ü seviyoruz çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti...“GÜL” Yetimleri Adına

yukardaki yazıya yorum yazıyordumki gönderiverdi. anlayamadım bu gönderlerde bir tuhaflık var.

değerli takeon kardeşim gülü gördüğümüzdeki açılan yürek güllerimiz o habibe sevgiden..öyle güzelanlatmışsın ki gülü doya doya içime çekmeye vesile oldu. kalemine sağlık, yüreğine sağlık. güle aşık gül olasın inşallah,Allah senden razı 0lsun.
 
T

TakeOne

Guest
Ynt: “Gül”ü seviyoruz çünkü O bizlere vahyi tebliğ etti...“GÜL” Yetimleri Adına

Allah razı olsun kardeşim.
 
Üst