İslamda fıkhi mezhepler tarihi

MiM

Admin
Yönetici
Membership
Ynt: İslamda fıkhi mezhepler tarihi

İmam Zeyd´in Fıkıh Ve Hadîsinin Genel Görünüşü


El-Mecmu´ kitabındaki rivayetlere bakılacak olursa, bunların hepsinin EhH Beyt yoluyla yapıldığı anlaşılır. Bu kitapta «Zeyd b. Ali babasından, o da dedesi Hz. Ali vasıtasıyla Peygamber (S.A.)´den rivayet etti» veya «Peygamber (S.A.) şöyle buyurdu» denilmekte­dir. Bu ifade, el-Mecmu´daki bütün hadislerin Ehl-i Beyt yoluyla geldiğini anlatmakla beraber, Zeyd´in sadece Ehl-i Beyt´ten hadis ri­vayet ettiği mânâsına gelmez. Çünkü, onun ve kendisinden önce ba­basının Tabiîlerden hadis ve İlim öğrendikleri, Tabiilere karışarak onlarla ilmi alış-verişte bulundukları bir gerçektir. Şüphesiz Zeyd, Ehli Beyt´ten başka yollarla yapılan rivayetleri de biliyordu. Bura­da şöyle bir soru hatıra gelebilir: Niçin Zeyd, sadece Ehl-i Beyt´in rivayetlerini nakletmiştir? Bunun cevabı şu olabilir: O, kaybolup unutulmasından korktuğu için, Ehl-i Beyt´in hadislerini neşretmede daha çok titizlik göstermiştir.

el-Mecmu´da îmam Zeyd yoluyla rivayet edilen hadislerle, Sünnet´te sabit olan hadisler arasında ince bir karşılaştırma yapılırsa, sahih hadis kitaplarında rivayet edilen şaz hadisleri el-Mecmu´da görmek mümkün olmaz. el-Mecnlu´ ul-Kebîr üzerine *Ravd´un-Naldîr»[32] adlı şerhin yazarı böyle bir karşılaştırma yapmış, el-Mec­mu´da geçen her hadis için bütün müslümanlarca bilinen hadis kitaplarından en az bir kaç tane delil bulmuştur.

Bu sebeple Zeydîler, bütün hadis kitaplarındaki sahih hadisleri kabul edip delil olarak alırlar. Kendileriyle Ehl-i Sünnet âlimleri ara­sında bir fark gözetmezler. Dolayısıyla onlar, nasıl kendi mezheble-rinden adaletli olanların rivayetlerini kabul ediyorlarsa, aynı şekil­de adaletli oldukları sabit olan muhaliflerinin rivayetlerini de kabul ederler. Buna mukabil îmamiyye mezhebine bağlı olanlar, kendi râvüeri ile başka mezheblerin râvilerini ayrı tutup muhaliflerinin, adaletli dahi olsalar, rivayetlerini kabul etmezler. Hal böyle iken bazan onların, kendi mezheblerinden olan fasık kimselerin rivayetleri­ni dahi kabul ettikleri görülmüştür.

Zeydiyye fıkhı diğer dört mezhebin fıkhına çok yakındır. Biz, el-Mecmu´dan bazı örnekler alıp dört mezhebin görüşleriyle bir kar­şılaştırma yaptıktan sonra, Zeydiyye mezhebi ile dört mezheb ara­sındaki yakınlık ve benzerliği, sadece meseleleri halletmekte değil, meselelerin dayandığı esaslarda da tesbit ettik. Bunun sebebi, şüp­hesiz hepsinin görüşlerinin ortak kaynağı Allah´ın Kitabı ve Pey­gamberi (S.A.) nin Sünneti oluşudur. Ayrıca bu durum, İmam Zeyd´in ve onun yolundan gidenlerin, Tabiiler asrı ile onları takip eden asır­daki ekseri İslâm âlimlerinin yolundan uzaklaşmamış olduklarını göstermektedir.

Kısaca, İmam Zeyd´den nakledilen haberler, umumi olarak di­ğer fakihlerin görüşlerine uygundur. Bu haberler, bazı İmamların görüşlerine aykırı düşse bile, bütün İmamların görüşlerine aykırı düşmemektedir.

İmam Zeyd´in hüküm çıkarma metodu da Ebu Hanife, Abdurrahman b. Ebi Leylâ Osman el-Bettî, İbni Şubrume, Zührî gibi Me­dine vç Irak´ta bulunan çağdaşı fıkıh ve hadis İmamlarının meto­duna yakındır. Zeyd, Kitap ve Sünnete dayanırdı. Bunlarda bir nass bulamadığı zaman re´yi ile ictihad yapardı. Hz. Ali´nin kendi re´yine dayanmayan sözlerini Sünnete dahil ederdi. Fakat, bazan Hz. Ali´­den rivayet edilen şeylere muhalefet ettiği de olurdu. Meselâ, yetim­lerin mallarından zekât verilmesi hakkında Hz. Ali´den riva; et edi­len görüşü kabul etmemiş, yetimlerin mallarından zekât almmıya-cağmı ileri sürmüştür. Aslında o, Hz. Ali´nin, yetimlerin mallarından zekât alınacağına dair verdiği fetvanın ona nisbetini kabul etme­miştir.

Bununla beraber Zeyd´in fıkhı hükümler çıkarırken kendisine göre ayrı bir metod takip ettiği bilinmemektedir. Esasen, onun me­todunu açıkça ortaya koymaması, o devir için normaldir. Çünkü o çağda fıkıh, ortaya çıkan meseleler için fetva vermekten ibaretti. Hiç bir İmam, hüküm çıkarmadaki metodunu açıkça ifade etmemişti. Ebu Hanife, Mâlik, Ebu Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, el-Evzâî ve di­ğerleri de hüküm çıkarırken bağlı oldukları metodlari açıklamamış­lardır. Bunların metodlari, daha sonra kendilerinden rivayet edilen meselelerden istinbat edilmiştir.

İmam Zeyd´den sonra gelen ve onun mezhebine bağlı olan müctehidler de, ondan rivayet edilen meselelere dayanarak bazı esaslar tesbit etmişler ve bunlara «Zeydiyye Fıkhının Usûlü» adını vermiş­lerdir.

Zeydiyye İmamları, ekseri fakihlerin kabul ettiği metodlari be­nimsemişlerdir. Onlar da önce Kitab, sonra Sünnetle hüküm ver­mişler. Kitab ve Sünneti derecelere ayırmışlardır. Meselâ, Peygam­ber (S.A.)´in fiil ve takrirlerini derece bakımından sona bırakmışlar­dır. Çünkü, açık ifadelerin şer´î hükümleri göstermesi, diğerlerinden daha kuvetli ve daha kesindir.

Onlar, Kitab ve Sünnet´te nass bulamadıkları takdirde Kıya­sa baş vurmaktadırlar. İstihsan ve Masâlih-i Mürseleyi de Kıya­sa dahil etmişlerdir[33]. Bunlardan sonra akıl gelir. Aklın iyi gördüğü şeyleri yapmak ve kötü gördüğü şeylerden de sakınmak, dinin iste­diği hususlardır. Önceki delillerden biri bulunmadığı zaman bu yola başvurulur.[34]



İmam Zeyd´e Göre Aklın Görevi


Burada, Zeydiyye mezhebindeki aklın rolüne işaret edeceğiz. Bu mezheb akaid ve ´şer´i hükümlerde akla en büyük yetkiyi tanıyan Mu´tezile mezhebine yaklaşmaktadır. Mu´tezilîler, iyi ve kötü şeyleri bilmede aklın tam bir yetkiye sahip olduğunu, onun iyi gördüğü şey­lerin yapılması gerektiğini, terkedildiği takdirde cezayı icap ettiği­ni, kötülüğüne hükmettiği şeylerden kaçınılmasını, bunlar yapıldığı takdirde cezayı mucip olduğunu ileri sürmüşlerdir. Onlara göre her iki haldeki ceza da âhirete aittir. Akıl, nass bulunmayan yerde ka­yıtsız şartsız hüküm vermeye selâhiyetlidir. Böylece onlar, kıyası, istihsanı ve hakkında nass bulunmayan meselelerle ilgili olan diğer istinbat vâsıtalarını hiçe saymakta ve sadece akla dayanmaktadırlar.

Zeydîler de bu mezhebe sarılmışlar ve şeylerin iyi veya kötülü­ğüne hükmetmede akim yetkili olduğunu; dolayısıyla emir, nehiy, sevap ve cezanın buna bağlı bulunduğunu kabul etmişlerdir. Fakat, nass´lardan sonra doğrudan doğruya akla başvurmamışlar; onu ic-ma1, kıyas, istihsan ve masâlih-i mürselden sonraya bırakmışlardır. «el-Kâşif fi´I-Usûl» yazarı, bu konuda şöyle demektedir» :

«Kitab, Sünnet, İcma´, Kıyas ve benzeri şer´î bir delil bulunmadı­ğı zaman delİlimiz akıl olur. Dolayısıyla, başka delil bulunmazsa akılla amel etmek gerekir. Yani,bir;şeyin iyi veya kötü olduğunu akıl tâyin eder. Yalnız, akılla amel etmenin şartı, şer´i delilin bulunma­masıdır»[35].

Zeydiyye mezhebine göre, yukarıda işaret ettiğimiz gibi, masâ­lih-i mürsele de kıyasın bir çeşidi olup şer´î delillere dahildir. Bu iti­barla, mücerret aklî delil için bir saha bırakılmamış oluyor. Çünkü bütün meseleler; nasşları, icma´ konusu olan hususları, bütün çeşit­leriyle, kıyası, maslahatı celbetme ve mazarratı defetme gibi şeriatın genel amaçlarını içine alan bir şer´î delilin hükmüne bağlanmış olu­yor.[36]



İmam Zeyd´den Sonra Zeydiye Fıkıhının Durumu


Çeşitli sebepler birleşerek Zeydiyye mezhebini oldukça geliştir­miş ve genişletmiştir. Bu sebepleri şu üç noktada özetliyebiliriz:

1 ? Bu mezhebin İmamlarının ekserisi Ehl-i Beyte mensup kim­selerdir. Bu İmamlar, birçok ictihadlarda bulunmuşlar, çoğu zaman meseleleri halletmek hususnda İmam Zeyd´e uymuşlar, bir kısım meselelerde de ondan ayrılmışlardır. Bunların görüşleri mezhebe ilâ­ve edilmiş ve onu genişletmiye sebep olmuştur.

2 ? Mezheb, birbirine uzak çeşitli ülkelerde yayılmıştır.Her bölgenin kendisine göre ve diğerinden ayrı bir çevresi vardır. Do­layısıyla her memleketin, hakkında nass bulunmayan konularda örf, âdet ve gelenekleri mezhebin gelişmesinde rol oynamıştır.

3 ? Zeydiyye mezhebinde ictihad kapısı daima açıktır. Hattâ büyük dört mezheb gibi başka mezheblerin ictihadlarmdan beğen­diklerini almak da Zeydîlere göre bir ictihad olarak kabul edilmiş­tir. Bu görüş sayesinde Zeydiyye mezhebi çeşitli fıkıh görüşlerinin birleşip kaynaştığı, çok renkli ve değişik tatlarda meyveler yetişti­ren bir bahçeyi andırmaktadır. Bunlara ayrı ayrı dokunmak istiyoruz.

İmam Zeyd şehid edildikten sonra oğulları onun zengin fıkıh mirasına sahip olmuşlardır. Bu temiz soya mensup olanlardan Ahmed b. İsâ b. Zeyd, Irak´ta oturmuş, Ebu Hanife´nin talebeleriyle düşüp kalkarak, Iraklılardan farazi (takdirî) fıkıh ?bu, vuku bul­mayan meselelerin hükmünü açıklamak olup Ebu Hanife´nin meto­du idi? öğrenmiştir. Ahmed b. îsâ, fıkıh kitapları yazmaya giriş­miştir. Zaten yaşadığı çağ, birçok meselenin Kitab, Sünnet ve Kı­yas gibi delillere dayanılarak açıklandığı bir devirdir. O, üzerinde durduğu fıkhı konulan, ?el-Emâlî» adını verdiği kitabında toplamış­tır.

Zeydiyye mezhebinde ictihad, Hz. Hüseyin´in soyundan gelenle­re inhisar etmemiş, Hz. Hasan´m soyundan gelen İmamlar da bu işe karışmışlardır. Çünkü Zeyd, hilâfeti Hz. Hüseyn nesline mahsus olarak tanımamış; onu, Hz. Ali´nin Fatıma´dan doğan bütün evlât­larına lâyık görmüştür. Hattâ o, bu vazifenin hakkını verecek olan her müslümanm halife seçileceğini kabul etmiştir.

Hz. Hasan´ın soyundan gelen el-Kâsım b. İbrahim er-Ressî el-Hasenî, ?Kâsimiyye» denilen büyük bir fırkanın İmamıdır. Onun kıymetli görüşleri, Hanefî mezhebine vukufu ve bu mezhebden aldı­ğı birçok meseleler vardır. el-Kâsmı, Hicrî 170 yılında doğmuş, Me­dine yakınındaki «er-Ress» denilen yerde 242 H. yılında ölmüştür. el´Kâsım´uı mezhebi ve çıkardığı hükümler, Zeydîlerin furü1 kitap­larında toplanmış olup bu mezhebin Yemen´de yayılmasında büyük bir rol´ oynamıştır.

el-Kâsını´dan sonra 245 H. yılında Medine´de doğan torunu el-Hâdî îlelhak Yahya b. el-Hüseyn b. el-Kâsım, Yemen´de İmam ola­rak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Yemen´deki aklı eren insanlar, Ye­menlileri bir araya toplayacak, bu ülkede yayılmış olan bid´atlarla, bilhassa, Karmatîlerle savaşacak bir İmamın bulunmasını zaruri gö­rerek, el-Hâdî´ye İmam olarak bağlanmışlardır.

el-Hâdî, hem cihad hem de ictihad yapan bir insandır. Onun cihadı şu iki hususta olmuştur;

1 ? Yemen ve çevresindeki ülkeleri birleştirmek. O, bu dâvası­nı kısmen gerçekleştirmiştir.

2 ? Çağında bid´at ve anarşinin doğmasına sebep olan Karma­tîlerle mücadele etmek. Bu uğurda kendisi ve daha sonra evlâtları çok başarılı imtihanlar vermişlerdir. O, Karmatîlerle savaşırken al­dığı bir yara neticesinde seve seve ölümü tadarak,298 H. yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kendisinden sonra evlâtları, baba­larının başladığı işi sonuna kadar götürmüşler ve kesin zafere ulaş­mışlardır.

İçtihadına gelince; bu, üç noktada özetlenebilir:

1 ? Tatbikatı ihmal edilmiş olan hadd cezalarını uygulamak.

2 ? Vatandaşlar arasında adaleti tam olarak sağlamak, Öyle id, «Verirken sizi kendimden ileriye geçiriyorum, düşmanlarımızla karşılaşınca da kendimi sizden ileriye atıyorum» demek onun şiarı idi.

3 ? Umumi olarak fıkıhla uğraşmak. Bu konuda el-Hâdî´nin değerli görüşleri vardır. O, Zeydiyye mezhebinin esaslarını tesbit et­miş ve Hanefî mezhebinden bir çok iktibaslarda bulunmuştur.

el-Hâdî´nin fıkhî görüşlerini toplayan İmam en-Nâtık Bilhak (öl.424 H.) da, bir mesele hakkında el-Hâdî´den rivayet edilen bir fetva veya bir hüküm´ bulunmadığı zaman, Ebu Hanîfe mezhebine uyar ve bu türlü meseleleri onun mezhebine göre hallederdi.

El-Hâdî´nin görüşlerine bağlı olan ve onları tedvin eden eil-Nâ-tık Bilhakkın, Hanefi mezhebinin hâkim olduğu Taberistan´da bu­lunduğunu gözönüne alırsak, meseleleri bu memleket için en uygun olan şekilde halletmiye çalışmış olduğunu söyleyebiliriz.

el-Hâdî´ye bağlı olan fırkaya «Hâdeviyye» adı verilir.

el-Hâdi, İmam Zeyd´in mezhebinin bir kolu olan kendi mezhebi­ni Yemen ve ona komşu bulunan yerlerde, Hicaz ve dolaylarında kökleştirirken, Deylem ve Gîlan ülkelerinde de Hz. Hüseyin soyundan gelen Ebu Muhammed el-Hasen b. Ali aduıda ve «en-Nâsıru´1-Kebîr? lâkabiyle anılan, bir hastalık sonunda sağır olduğu için «el-Utrûş (sağır)» diye bilinen başka bir İmam bulunmaktadır. Bu zat, halkı müşrik olan adı geçen memleketlere hicret etmiş ve buraların hal­kını İslâm´a çağırmıştır. Davetini kabul ederek islâm´a girenlere Zeydiyye mezhebinin esaslarını anlatmış ve oralarda bu mezhebin fık­hını yaymıştır. Bu fıkıhta müctehid olan en-Nâsıru´1-Kebîr, bir biri ardınca süregelen baskı ve bir çok Ehl-i Beyt mensuplarının şehid edilmesinden sonra sönmek üzere olan Zeydiyye mezhebini buralar­da yeniden canlandırmıştır. En-Nâsır, 230 Hicrî yılında doğmuş.ve 304 H. yılında ölmüştür. Görülüyor ki o, el-Hâdî´den daha önce or­taya çıkmış ve ondaiı çok sonra 74 yaşında ölmüştür. El-Hâdî ise öl­düğü zaman 53 yaşında idi.

Bunların her ikisi büyük himmet, yapıcı bir siyaset ve kudret sahibi olan birer fakîh ve bilgin kimselerdi. Onların çağında yaşı-yan ve kendileriyle görüşen yaşlı bir zat şöyle demiştir: «El-Hâdi´yi gördüm: o, büyük, iki yanı geniş ve uzun bir vadi gibi idi. En-Nâsır´ı gördüm: o da, derin ve kükremiş bir deniz gibi idi.»

Anlaşılıyor ki, en-Nâsır, İlim bakımından çok ihatalı, el-Hâdî de fıkıh bakımından daha bilgili idi. Bu sebeple Ali b. el-Abbas; «el-Hâlidî Ehl-i Beyt´in fakihi, en-Nâsır da âlimi idi» demiştir.

Bu tarihî açıklamalardan anlaşıldığına göre Zeydiyye mezhebi hem Doğuya doğru, hem de Batıya doğru, yani Hicaz, Irak, Yemen ve bunların çevrelerinde yayılmıştır. Bu itibarla o, yayıldığı memle­ketlerin renk, örf ve geleneklerine göre şekillenmiş; fakat yine de, birbirinden uzak kollara ayrılarak inkişaf etmesine rağmen, İmam­ları arasındaki temas kesilmemiştir. En-Nâsır ile eİ-Hâdî arasında, bunlardan sonra da bu mezhebe bağlı olan bilginler arasında ilişki devam etmiş, fikrî temas ve yazışmalar sürüp gitmiştir.

Daha sonra gelen ve Zeydiyye fıkhını toplayanlar, bütün İmam­larının görüşlerini birbirine iyice meczetmişlerdir.

Önce de söylediğimiz gibi Zeydiyye mezhebinde ictihad kapısı her zaman açıktır. Fakat ictihad, fer´i meselelerde yapılmakta, usûl­de içtihada lüzum görülmemektedir. Dolayısıyla, bu ictihad mutlak değil, ancak mezhebe göre bir ictihad´dır. Öyle anlar da olmuştur ki, ictihad sadece mezheb içerisinde yapılmıştır[37]. Sonrakiler, İmamla­rın görüşlerine aykırı hareket etmemişler; fakat mezhebe göre icti­had yapan müctehidlerin görüşleri dışına çıkarak, duruma göre baş­ka mezheblerin ictihadlarmdan faydalanmışlardır.

Onlar, hem Ehl-i Beyt İmamlarının, hem de Ehl-i Sünnetin riva­yet ettiği hadislerden faydalanmak için daima açık bir kapı bırak­mışlardır. Nitekim onlar, bütün mezheblerden istifade etmişlerdir. Dolayısıyla Zeydiyye mezhebi, sadece îmam Zeyd´in ictihadlarına da­yanmayan birleştirici (elektik) bir mezhebdir.

Bu mezhebin muamelât´da Hanefi mezhebiyle birleştiği hususlar çoktur. Bunun sebebi, Ebu Hânife ile İmam Zeyd´in bir arada bu­lunmaları, birlikte ilmî müzakereler yapmaları ve Ebu Hanife´nin, Zeyd´in ilminden faydalanmış olmasıdır. Her iki mezhep, Mâverâ-unnehr´de birbiriyle karışmış ve karşılıklı bir hayli alış verişte bu­lunmuştur. Daha önce de söylediğimiz gibi, Zeydiyye fakihlerînin bir kısmı, kendi mezheblerinde bir sarahat bulamadıkları zaman Ha­nefi mezhebinden [38]yararlanmışlardır.[39]


 

MiM

Admin
Yönetici
Membership
Ynt: İslamda fıkhi mezhepler tarihi

[1] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/127.

[2] AI-i İmran Sûresi, 134.

[3] Tarihî ve edebî eserlerde Ferezdak´a nisbet edilen bu kasideyi, İsfahanıde, el-Agânî´de rivayet etmiştir.

[4] Haşr Sûresi, 10.

[5] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/129-131.

[6] el-Milel ve´n-Nihal, c. I. s. 119.

[7] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/131-133.

[8] el-Kâmil, c. V. s. 5.

[9] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/134-136.

[10] el-Kamil, c. V. b. 68.

[11] İbni Kesir, c. IX, s. 330.

[12] İmam Zeyd´in oğlu Yahya, babasıyla birlikte savaşa katılmış ve pederinin şehid olması üzerine Horasan´a kaçmıştır. Çeviren

[13] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/137-139.

[14] Murûc u´z-Zeheb, c. III, s. 183.

[15] En´am Sûresi, 129.

[16] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/139-140.

[17] Etral-Ferec etfsfabânî, Makâtilu´t-Tâlibin, Kahire, 1949, S. 129.

[18] Zehrul-Adâb, c I, s. 72.

[19] Adı geçen eser.

[20] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/141-145.

[21] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/146.

[22] Al-i İmran, 59-61.

[23] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/146-149.

[24] Bakara, 231.

[25] Ra´d, 8, 9.

[26] Zümer, 7.

[27] Ra´d Sûresi, 39.

[28] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/150-152.

[29] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/153.

[30] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/153-155.

[31] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/155-157.

[32] Bu eser, Şerafuddin Hüseyn el-Haymi (Öl 1806 M.) tarafından yazıl­mıştır. Çeviren.

[33] Kıyas; hakkında nass bulunmayan bir meseleye, aralarındaki müşte-l rek illete dayanarak, hakkında nass bulunan benzeri bir meselenin hük­münü vermektir. Meselâ, şeker kamışının suyundan yapılan ve sarhoş­luk veren içkinin haram oluşu böyledir. Böyle bir içkinin haram oluşu hakkında, şarabın haram oluşu hakkında mevcut olduğu gibi bir nass yoktur. Fakat, her ikisinin haram oluşundaki illet aynı olup da bu sar­hoşluk vermesidir.

istihsan; biri açık fakat tesiri zayıf, öteki gizli fakat tesiri kuvvet­li olan iki kıyasın birbiriyle çatışması halinde ikinci kıyasın alınması demektr. Buna gizli (hafi) kıyas da denir.

Masâlih-i Mürsele, şeriatın amaçlarına uygun olan ve hakkında müsbet veya menfî bir hüküm ifade eden özel bir nass bulunmayan masla­hatlardır.

[34] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/157-159.

[35] el-Kâşif fil-Usûl, yazma, Dâru´l-Kütüb el-Mısriyye, varak: 39.

[36] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/159-160.

[37] Mezhebe göre ictihad yapanlar müntesib müctehidlerdir. Bunlar, usul­de mezhep İmamına bağlı kalırlar, fakat furû´da ona muhalefet ederler. Mezheb içerisinde ictihad yapanlar ise, mezhebde müctehitlerdir. Bun­lar, hem usulde hem de furû´da mezheb İmamına muhalefet etmezler, ancak mezheb İmamının görüşlerine dayanarak bir kısım fer´i meseleleri açıklarlar.

[38] Zeydiyye mezhebi mensuplarının büyük çoğunluğu bu gün Yemendedir. 1911 M. yılında Yemen´de Osmanlı İdaresine karşı ayaklanan bir İmam, resmen ve siyasî bir varlık olarak kendisini kabul ettirmiş­tir. Bu ülkede 1970 yılında Cumhuriyet ilan edilmeden Önceki Kral (İmanı) da bu hanedana mensuptur.

İran´da da bu mezhebe bağlı olanların sayısı yüzbinin üstündedir.Çeviren.

[39] İslam?da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/161-164.
 
Üst