İslamı Yaşamak En Büyük Şereftir..

  • Konbuyu başlatan Zehra Betül
  • Başlangıç tarihi
Z

Zehra Betül

Guest
“Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tin: 4-5)

İnsan, yaratılış itibarı ile şerefli bir mahluktur. İnsan, bu şerefini de yaratıcısından alır. Yani insanın yaratıcısı ile kurduğu bağ, kendisini daha kıymetli ve üstün hale getirmektedir.

Evet, her varlık gibi insanın da bir yaratılış gayesi ve maksadı vardır. Bu gayeyi Rabbimiz, çok sarih biçimde beyan etmiştir. “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56) Yani bu dünya zeminine gelişimizin asıl maksadı, ALLAH’a kulluktur. Aslında dünyadaki tüm dengeler ve gelişen olaylar da bu kulluk çerçevesinde cereyan etmektedir.

Unutulmaması gereken ölçü ise, her şeyin yaratılış gayesine göre kıymet kazanacağına dair hakikattır. Bu ölçü, Sünnetullah’ın bir gereği ve ALLAH erlerinin en temel dayanağıdır. Zaten İslam’ın, kendi takipçilerinden istediği temel anlayış ve düşünce de bu kulluk bilincidir.

ALLAH’a kul olduğunu iddia edenlerin şu sorulara cevap vermelerinde büyük faydalar vardır:
Hayatımızda en çok yer etmesi gereken nedir?
Hangi değerlerimizle iftihar etmeliyiz?
Ne ile sevinmeli ve ne ile üzülmeliyiz?
Hayatımız, ALLAH’a kulluk anlayışı üzerinde mi?
Merak ettiklerimiz içinde başı çeken nedir?
Emel ve arzularımızın önceliği nelerdir?

Ve cevaplandırılması gereken nice sorular… Aslında özümüzü yani yaratılış gayemizi koruduğumuz sürece benzer soruları gönül rahatlığıyla cevaplandırabilir ve yaptığımız ibadetlerden lezzet alabiliriz. Bizi, izzetli ve onurlu bir seviyeye getirecek olan yegane ölçü, şüphesiz kulluğumuzdur.

Şu asla unutulmamalı ki, ALLAH’a kulluk görevini terk edenler; her zaman zillet ve köleliğe mahkum olacaklardır... Evet, ne kötü bir durumdur, kişinin kullara kul olması… Rabbinden, yaratıcısından bihaber olması… Özünü, yaratılış gayesini unutması… Şehvetinin esiri ve maddenin tutkunu olması… ALLAH taraftarlarına kin ve düşmanlık beslemesi… ALLAH’ın sonsuz rahmet ve inayetinden mahrum olması… ALLAH’ın nimetlerine karşı nankör olması…

İslam halkasına katılıp ta ALLAH’a kul olma şerefine nail olan her Müslüman büyük bir hazineye sahip olduğunu asla unutmamalıdır. Zira İman ve İslam hazinesi, paha biçilmez bir hazinedir. Bu hazinenin kıymetindedir ki, tarihte binlerce ve hatta milyonlarca İslam fedaisi bu uğurda seve seve, bir düğüne gider gibi canlarını feda etmişlerdir. Evet, toprağı kanlarıyla sulayan İslam’ın bu emsalsiz gülleri, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini idrak edebilmemiz için mükemmel mesajlar iletmişlerdir. Onları, İslam’ın o unutulmayacak kahramanlarını; yad etmek boynumuzun borcudur.

Çünkü onların o çile dolu mücadeleleri ve dillere destan kahramanlıkları olmasaydı, kim bilir bizler hangi batıl düşünce ve ideolojilerin kör takipçisi olacaktık. Belki de çevremizde şahit olduğumuz dalalet ehlinin arasında karanlıklara doğru yol alanlardan olacaktık. İşte bu anlayışla tefekkür ettiğimizde İslam’ı yaşamaya ne kadar muhtaç olduğumuzu daha iyi idrak etmiş olacağız. Zaten Resulullah (s.a.v) , İslam ve imanın kadrini bilmemiz için bize şu hatırlatmada bulunuyor:

“Nimetlerin en büyüğü, iman ve İslam nimetidir. Bu nimete sahip olduğumuz için ALLAH’ım Sana hamd ederiz.” (Kütüb-i Sitte)

Yine bilinmeli ki İslam’ın bize ihtiyacı yoktur. Muhtaç olan, bizleriz. İzzet, şeref ve üstünlük ancak İslam’a tabiiyetle mümkündür. İslam’dan kopuk her anımız ve her tavrımız bizim için büyük bir kayıptır. İnsanlığımızın, asaletimizin, onurlu ve erdemli oluşumuzun yegane kaynağı İslam’dır.

Burada şunu vurgulamakta yarar var:
Kaybolan onurumuzu, yitirdiğimiz şerefimizi, unuttuğumuz asaletimizi, arayıp ta bulamadığımız kadrimizi, düşmanlarımıza karşı tutunmak istediğimiz heybet ve cesaretimizi ve uzaklaştığımız Rabbimize bizleri yaklaştıracak kulluğumuzu yeniden kazanabilmek için İslam gemisine sığınmaktan başka çaremiz yoktur.

Zaman gittikçe aleyhimize işlemektedir. Bizim onca kayıptan sonra bekleme lüksümüz olamaz. İslam’ın dışındaki tüm fikir, düşünce ve ideolojilerin insanlığı nasıl da felakete sürüklediğine yeterince şahit olduk. Şeytan taifesinin, insanlarımızı nasıl da kendi aşağılık emellerine alet ettiklerini gözlerimizle gördük.

Bütün bu olanlar karşısında ders almanın ve dirilmenin zamanı gelmedi mi? Meydanı kimlere bırakacağız? Rehberimiz Resulullah aleyhisselatu vesselam’dan aldığımız İslam emanetini korumak ve yüceltmek için daha ne kadar bekleyeceğiz? Mevcut durum vicdanlarımızı rahatsız etmiyor mu? Hani ALLAH’a söz vermiştik; “ALLAHım! Canımızı ve malımızı sana sattık” diye… Onca çirkinlikler ve zulümler yaşanırken, nasıl da rahat uyuyabiliyoruz! Şefaatini umduğunuz Muhammed aleyhisselatu vesselam’a nasıl cevap vereceğimizi hiç düşündük mü?

Evet, gocunmadan, çekinmeden ve hiçbir eziklik hissine kapılmadan İslam’ı, her alanda yaşama ve yaşatma gayretine girmek, kaybolan onurumuzu bizlere tekrar kazandıracaktır. Çünkü İslam’ı yaşadıkça ALLAH’ın rızasını kazanmış olacağız. Bizim için ALLAH’ın rızasını kazanmaktan daha değerli ne olabilir? İslam, hayatımızın her alanında etkisini göstermeli ki, ALLAH’a kulluk görevini yerini getirmiş olalım. Evimizde, işyerimizde, okulda, camide, sokakta, oturduğumuz apartmanda, komşular arasında, akrabalar arasında, pazarda, sporda, kültürel faaliyetlerde, basında, parklarda, köylerde, kasabalarda, sesli ve sessiz her yerde ve her alanda İslam’ın izlerini taşımalıyız.

Unutmayalım, bu konuda bizler, attığımız her hayırlı adım için Rabbimizin inayetine mazhar olacağız. Çünkü ALLAH, kendi dinine yardım edenlere yardım edecektir. ALLAH, takva ve iyilik sahibi olanlarla beraberdir. ALLAH, hayırda yarış edenleri asla yalnız bırakmayacaktır. ALLAH’ın va’di haktır. O, asla va’dine muhalif davranmaz. O’nun desteği en sağlam olanıdır. O’nun rızası her şeye bedeldir. O’nun yolunda sıkıntılara katlanmak, iftihar vasıtasıdır.

İslam’a bağlılığımızın kanıtı mutlaka olmalı. Çünkü kanıtı olmayan sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Yani aslında bizler, İslam’a sarılmakla kendimizi bir külfetten kurtarmış oluyoruz. ALLAH’a vermiş olduğumuz sözde sadık olduğumuzu ispatlamış oluyoruz. Bu çerçevede düşünüldüğünde, İslam’ı yaşadığımız oranda dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtulmuş olacağız. Bu nedenle, İslam için atacağımız her adım bizlere dünya ve ahiret izzetini kazandıracaktır.

Ne mutlu Müslümanca yaşayanlara! Müjdeler olsun her asrın kahraman İslam fedailerine! Müjdeler olsun hayırda yarışanlara! Müjdeler olsun İslam emanetini canı ve malı gibi koruyanlara! Müjdeler olsun durmadan, bıkmadan İslam yükünü omuzlayanlara!

ALLAHım! İslami bir hayata bizleri kavuştur!
ALLAHım! İslam’ın izzet ve şerefini bizlere nasib et!
ALLAHım! İslam’ı hayatımızın vazgeçilmezi kıl!
ALLAHım! İslam’ın fedailerinden olmayı bizlere nasib et!
ALLAHım! İslam düşmanlarını zelil kıl!
ALLAHım! İslam’ı gönlümüzün merkezine yerleştir!
ALLAHım! İslam’ı düşmanlarının şerrinden koru!


Adem Gönül (inzar Dergisi 64. Sayı)
 

[TB] Benzer konular

Üst