İnternet AhLakı

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...
Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
(Fecr suresi, 14. ayet)

Günümüzde İnternet yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak yer almakta. Ev-iş demeden sürekli uzaklara bağlı vaziyetteyiz. Madem ki hayatımızda bu denli önem arzetmekte, İnternette sergilediğimiz davranışlar, özellikle de İnternet ahlakı hakkında düşünmekte fayda var.

Lügatlerde ahlak “İnsanın yaradılışından gelen ve cemiyet içinde yaşanarak kazanılan iyi ve güzel huylar” olarak tanımlanıyor. İslami boyut eklendiğinde ise, “İnsanın yaradılışından gelen hususiyetler ile Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Şerif’te sınırları çizilen, insanların iyiliğini ve mutluluğunu hedef alan kaidelerin hayata geçirilmesiyle kazanılan iyi ve güzel davranışlar bütünü” olarak izah ediliyor.

Ahlak kelimesinin açıklamalarında önemli bir nokta beliriyor; yaradılışı itibariyle insan ahlak üzere doğuyor, lakin bu ahlakı beslemek gerekiyor. Ahlak sadece yaradılıştan gelmeyip, sonradan kazanılan huyları da kapsamına alıyor. İnsan’ın nefsi iyiliğe meyilli olduğu gibi, kötülüğe de meyilli olabildiği için nefis terbiyesi söz konusudur. Önce ebeveyne, sonra şahsın kendisine düşen tabii olan bu ahlakı beslemesi ve kendini iyi ahlak üzere eğitmesi, yani bir terbiye süreci söz konusu. “Agaç yaş iken egrilir” sözünden yola çıkarsak, ahlak çocukluk ve ergenlik dönemlerinde insan’a aşılanmalı, benimsetilmeli, bilinçaltına yerleştirilmelidir. Daha sonraki yıllarda ise, doğru yolda sabit kalma çabaları geliştirilmeli.

Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
(Şems suresi, 7-10. ayet)

Kur’an insanların uymaları gereken kuralları, ahlak dahil olmak üzere, ortaya koymuştur. Ahlak konusu Kur’an’da defaatle zikredilmesine rağmen, Rabbimiz bununla yetinmeyip, “yaşayan Kur’an” olarak Peygamber efendimizi (s.a.v.) bizlere rehber olarak göndermiştir.

Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.
(Ahzab suresi, 21. ayet)

Kur’an’ın öngördüğü ahlakın yanı sıra, Kur’an bizlere bazı davranışlardan uzak durmamızı emrediyor. Enam suresinin 151, 152, 153. ayetleri ahlaki yasakları özetlemekte;

151. (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”
152. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
153. İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.

Rabbimiz bu yasaklardan sakındığımız taktirde bizlere ebedi saadetin kapılarını açıyor, bizleri cennetiyle müjdeliyor. Bizi bizden iyi bilen, bizlere şah damarımızdan yakın, daha önemlisi bizlerin yaratıcısı olan Rabbimiz bilgimize sunuyor bu ayetleri. O hamurumuza, fıtratımıza uygun olanı bildiği için fıtratımızı bozan şeyleri bizlere yasak kılıyor. Bu İlahi mesajı göz ardı etmek hem dünya hem ahiret saadetimizi tehlikeye sürükler. Yapmamız gereken, Rabbimizin koyduğu kurallar çerçevesinde bir hayat inşa etmek.

Ahlak terimini açıkladıktan sonra ahlak’ın insan hayatı üzerine etkisinden bahsedelim. Nasıl ki din insan’ın hayatını tamamıyla kapsıyorsa, kapsamak zorunda ise, ahlak da yaşamın her alanını kapsamak durumunda. Attığımız her adımda, sergilediğimiz her davranışta ahlak kurallarına endeksli olmamız gerekmekte. Bu durum “reel”de olduğu gibi, “sanal” olarak tanımladığımız İnternet ortamında da geçerlidir. Aksi taktirde ahlaktan, insanlıktan uzaklaşmış oluruz. Evet, ahlaktan uzaklastığımız oranda insanlığımızı yitirmiş durumdayız.

“Reel” dünyada olduğu gibi İnternette de bazı kurallara uymalıyız. Mesela, bizlere yapılmasını istemediğimiz davranışları sergilememek gibi. Her ne kadar muhattabımız bilgisayar gibi görünsede, gerek sitelerde, gerek forumlarda, gerekse sohbet odalarında, etten kemikten insanlarla muhattab olmaktayız. “Sanal” kelimesine takılıp vicdanımızın sesine kulak tıkayamayız, “medeni yaşam” kurallarını görmemezlikten gelemeyiz.

Örneğin, olumsuz bir alışkanlık olan “yalan”dan söz edelim. Yalan söyleyen insan gerçeği istediği şekilde, şahsi menfaati doğrultusunda çarpıtan kişidir. Kimliğini gizleyenlerin bir zararı yoktur, bizim sorunumuz kendine yeni bir kimlik oluşturanlarla. En büyük zararlarından birini sayacak olursak, insanlara güvensizliği öğreten bir davranış olmasıdır. Ayrıca yalan söyleyen insan, zamanla “yalancı” olma vasfına bürünecektir. Öyle ya, söylediği ilk yalanı muhafaza etmek üzere yalan söylemeye devam edip, yalan batağına saplanacaktır… Koruma amaçlı veya “oyun” olarak algılanıp doğruluktan uzaklaşıldığı taktirde, yalanla inşa edilmiş bir kalede hapis olunacaktır. Yani yalan söyleyemeyi alışkanlık haline getiren insan kendine ve muhattab olduğu kişiye hem ahlaki hemde imani açıdan zarar veren bir davranış sergilemekte. Hangi boyuttan bakarsanız bakın, olumsuz bir davranışla karşı karşıyayız. Görünürde masum gibi tanımlanabilen, fakat ahlaksızlık girdabına sürükleyebilecek bir tutum.

“Muhammed’ül emin”, “El emin” olarak bilinen bir peygamberin (s.a.v.) ümmetiyiz. Emin, güvenilir bir peygamberin ümmeti olarak kendimizi sorgulamalıyız. En güzel örnek olan, Kur’an ahlakı üzere olan bir peygamber’e (s.a.v.) yakışıyoruz muyuz, ona layık mıyız? Güvenilir sıfatını, ünvanını kendimize hangi taktirde yakıştırabiliriz? Kendimizi müslüman, mü’min olarak tanımlandıran bizler, nasıl olur da İslam’a aykırı olan davranışlarda bürünme lüksünde bulunuruz? Hangi ruhsatla, neye güvenerek Rabbimizin öngördüklerine karşı gelebiliyoruz, O’nun sözüne karşı gelmekten korkmuyoruz?

Bazılarınız “Muhammed’ül emin” olmasına rağmen peygamber efendimizin (s.a.v.) yalan söylemeye ruhsat verdiğini öne sürebilirler. Fakat bu ruhsat belirli durumlarda verilmiştir;

“İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanların arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı —ailenin düzeni için söylediklerinde…”
(Müslim)

Ahlak konusunda İnternetin zararlarından bir diğeri ise insan ilişkilerinde bazı sınırların şeffaflaşması veya yok sayılması. Kadın-erkek ilişkilerine değinecek olursak, belirli sınırlara riayet edilmediği taktirde diyaloglar “sanal” da olsa zinaya kadar varabilecek durumlara gebe kalabiliyor. Bu sınırların aşılmaması için “laubalilik safhası” olarak adlandırabileceğimiz seviyeye ulaşmadan kendimize “dur!” ihbarını vermesini bilmeliyiz. Daha önce de vurguladığım gibi, bilgisayarın karşısında bulunsakta, bir insanla irtibattayız. Bu insanın karşı cinsten biri olduğu durumlarda ahlak kuralları daha da önem arz etmekte. Dikkat etmek ve davranışlarımızı ahlak kurallarının denetimi altında tutmalıyız. “Tanışma siteleri” rezilliğine ise hiç değinmiyorum… Eminim ki dini hükümlerden haberdarsınızdır.

İnternet’in “sanal”, “elektronik” olması sebebiyle, Rabbimizin hükümlerini geçersiz sayamayız! Ahlak kurallarına uymamakla karşımızdakinin hakkına girmiş oluyoruz. Evet, şu hellalikten başka telafisi olmayan, kendimizi sakındığımız kul hakkı. Şehitlerin bile hesabından kurtulamadıkları kul hakkı…

“İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karşıklık çıkarmayın. Sizi ve nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.”
(Şuara suresi, 183-184. ayetler)

Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
(Maide suresi, 8. ayet)

Kul hakkına değinmisken, mp3, e-kitap, çesitli software indirmek gibi bir hataya çoğumuzun düştügü hatırıma geldi. Lisanssız programlar hariç, hiçbir ücret ödemeden indirdiğimiz, İnternette bulunduğu için kolaylıkla istifade ettiğimiz dosyalar ve programlar kul hakkına giriyor. Bunların telif hakları mevcut olmasına rağmen, elimizin altında olduğu için “modern hırsızlık” olarak nitelendirebileceğimiz bir işe kalkışıyoruz. Haliyle, karşımızdaki insan’a verdiğimiz maddi zarardan ötürü kul hakkına girmiş oluyoruz. Ayrıca kanunlarla yasaklanmış olması sebebiyle bu yasağın değeri artmış oluyor (Rabbimizin koyduğu kurallara ve O’nun vereceği cezalardan korkmayanları dünyevi cezalarla korkutmakta fayda var). Aynı şekilde bazı kardeşlerimiz kendilerine ait olmayan bir bağlantıyla İnternete girebiliyorlar (şirket veya şahsın izni olmadığı halde, ki hak geçmemesi için hem şirketin hem şahsın onayı olmalı). Hem İnternet hızını düşürmekle hem kullanıcının performansını düşürmekle hakka giriliyor (bu bağlantı sınırsız değil ise, maddi bir zarara da yol açılıyor). Birde hackerlerin durumunu düşünün…

“Bir kimse kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (Kıyamet) önce helalleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir.”
(Buhari)

Bu hadis-i şerif’in hemen ardından bir ayet-i kerime zikredelim inşaAllah;

“Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir.”
(Zümer suresi, 53. ayet)

“Sanal” ortamın getirdiği iletişim rahatlığına aldanmamak gerekir. “Anonim” olmamız sebebiyle kendimizi fazlaca özgür hissetmemiz bizlerin ahlak kurallarına aykırı bir yol tutmamıza sebep olmamalıdır. Ahlak kurallarını göz ardı ettiğimizde zihnimizden Rabbimizin bizi gözettiğini çıkarmamak gerek. Her an kaydedildiğini bilincine yerleştiren bir insan, günah işlemekten korkan, her attığı adıma dikkat eden bir insan haline gelecektir. İnsanımıza tabir-i caizse “Allah’ın kamerası” yetmiyor olacak ki “mobese kameraları” türedi her köşe başında… Doğrusu, “mobese kameraları”na evlerde de ihtiyaç duyulacağı günden endişe ediyorum. İnsanların gözetiminden, polisten, hakimden, dünyada insanlar tarafından verilecek cezalardan korkan, fakat yüce Rabbimizin uyarılarına kulak asmayan insanlar’ın ahlaki durumlarını tartmaya kalkışsak ne gibi sonuçlar elde ederiz acaba?

İletişim(sizlik) çağında yaşadığımızı düşünürsek, İnternet kendine has bir iletişim tarzı geliştirdi. Bizlere empoze edilmek üzere gayret sarfedilen bu üslubu yok sayıp yüce dinimizin insan ilişkilerinde öngördüğü kurallara uymakla yükümlüyüz. Ancak bu durumda güven içinde, karşılıklı saygı çerçevesinde ve sağlıklı bir şekilde İnternet bizlere fayda sağlayacaktır.

Ahlak kurallarına “sanal” ortamda da dikkat ettiğimiz sürece, İnternet ağında bulunan kirliliklerden kendimizi muhafaza etmiş, bir kalkan oluşturmuş olacağız. Fakat, unutmamak gerekir ki, ahlaksızlığın evimizin içine kadar sızmasına göz yummanın yanlış bir tutum olduğu gibi, kabuğumuza çekilmek aynı şekilde yanlıştır. Böyle bir yolu izlemek, bizleri kötülüklerden korumak yerine dış dünyayı daha da tehdit edici bir duruma getirecektir. Bunun yerine, sağlam değerler üzerine bina edilmiş bir insan eğitmek gerekmektedir. Sünger misali iyi-kötü ayırt etmeden herşeyi benimseyen bir nesil değil, herşeyi akıl süzgecinden geçiren bir nesil yetiştirmeliyiz Allah’ın izniyle.

Herşey’e ayak uydurmaya çalıstığımız bu çağda, hiç olmazsa İnternetin ahlaki dejenerasyonuna ayak uydurmamak gibi bir özgürlügümüz bulunmakta. Ahlakın çöküşüne veto etmek hem hakkımız, hemde vazifemiz olmalı!

Unutmayalım ki İnternetle dünya elimizin altında olduğu gibi, dünya kadar günah, dünya kadar kötülük elimizin altında olabilir…

İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
(Ankebut suresi, 2-3 ayet)

Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
(Bakara suresi, 208. ayet)

Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.
(Maide suresi, 105. ayet)

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
(Tevbe suresi, 119. ayet)

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl suresi, 90. ayet)

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.
(Ankebut suresi, 45. ayet)

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de alemlerin Rabbi Allah içindir.”
(Enam suresi, 162. ayet)

Kur’an ahlakı üzere olanlara selam olsun !

Nilgün Eryılmaz
 

[TB] Benzer konular

M

Minikkelebek

Guest
Ynt: İnternet AhLakı

Rahman razi olsun. Kendi kalemiyle yazilmis bir makalenin begenilmis olmasi ve insanlarin begenisine sunulmasina sahit olmak nede güzelmis! :)
 
Üst