İnsan Denen Meçhul

  • Konbuyu başlatan senarist081
  • Başlangıç tarihi
S

senarist081

Guest



İnsan vücudunun yaklaşık % 70'i sudur. Hücre ve dokuların etrafında ince bir hücreler arası sıvı vardır. Hususi işlerle vazifelendirilmiş hücrelerle onların toplu hâldeki organizasyonu olan dokulardaki hayatî biyokimyevî süreçler, içlerindeki sitoplâzma denen sulu vasatta cereyan edebilir. Hayatın olmazsa olmazlarından olan suyun ehemmiyeti, Kur'ân-ı Kerîm'de, mealen "Her canlı şeyi sudan yarattık." âyetiyle de üzerinde durulması gereken bir unsur olarak vurgulanmaktadır. Birçok kimyevî maddenin içinde eriyeceği ve reaksiyona gireceği suyun miktarı ve diğer maddelerle yapacağı terkipler, hayatın sürdürülmesi için çok hassas ve kompleks süreçlerle sonsuz bir ilim ve kudretin tecellisi olarak kendisini gösterir.

Vücuttaki yüzlerce reaksiyonda gerekli olan su, bir taraftan atıklarla yüklenip atılırken, bir taraftan da devamlı yenilenir. Kandaki, doku aralarındaki ve hücre içindeki suyun miktarı ve terkibi her an kontrol edilir ve eksilen su derhal tamamlanır. Suyun fazlası da, eksikliği de vücut için zararlıdır. Su ihtiyacı veya fazlalığı sinir sisteminin susuzluk veya suya doygunluk sinyalleriyle düzenlenir. Rahmeti Sonsuz'un insan vücuduna dercettiği bu hormon ve sinirlerle işlenmiş program olmasaydı, susuzluktan kuruyabilir veya suyla şişip çatlayabilirdik.


70 kg. sağlıklı bir yetişkinin günlük su bilânçosunu şu şekilde özetleyebiliriz:


Su ihtiyacı metabolizma hızına, yaşa, ağırlığa ve yapılan günlük faaliyetlerin ağırlığına göre değişiklikler gösterir. Meselâ yukarıda 2.500 ml olarak görülen su bilançosu, 7 kg'lık emen bir bebekte aşağıdaki tabloda görüleceği gibi günlük 700 ml'ye düşer.

İnsan vücudundaki doku ve organlar farklı yoğunlukta su ihtiva eder. Suyun dokulara taksimatı şaşırmaz bir hassasiyetle ayarlanmıştır. Zîrâ suyun miktarı dokunun sertlik ve yumuşaklığında, hareketli veya nispeten sâbit oluşunda tesirlidir.
Cinsiyete ve yaşa göre vücudun ihtiva ettiği suyun miktarı farklıdır. Meselâ kadınlarda nispeten fazla olan yağ dokusundan dolayı su miktarı da daha yüksektir.

İnsan vücudunun su ihtiyacı hava şartlarına, aktiviteye, yaşa ve vücut ağırlığına göre değişir.

Aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere erişkin bir insanın normal su ihtiyacı 2,5 litre olup, kendi kilosunun yaklaşık % 3,5'i kadardır. İnsanın en az ihtiyaç duyduğu durumda bile 1,5 litre su içmesi gerekir ki, bu da vücut ağırlığının yaklaşık % 2'si kadardır. Hâlbuki bebeklerin normal durumda su ihtiyacı kilosunun % 10'u iken, bu nispet, bebeklerin en az su ihtiyacı olduğu durumda, vücut ağırlıklarının % 4,3'üne tekabül eder.

Vücudun su dengesinin ayarlanmasında böbreklerin rolü oldukça önemli görünmesine rağmen, onların çalıştırılmasındaki düzenleyici mekanizmalara ait hormonların beyindeki ilgili merkezle uyumu, ter bezlerine gelen kan damarlarının hava sıcaklığına göre kasılıp gevşemesi, yenilen organik gıdaların okside edilirken, parçalanan karbon bağlarından su çıkarılması gibi sistemler, tesadüfleri ve şuursuz sebepleri açıkça reddetmektedir. Bütün bunları yerli yerinde yaratan ve aksatmadan çalıştıran Allah'ın (cc) tek tek her hücrenin ihtiyaçlarını bilmesi, başta su olmak üzere gıdalarını temin edecek sistemleri içlerine yerleştirmesi O'nun şefkat ve merhametinin bir eseridir. Böyle bir şefkatin tecelli edebilmesi için, küllî bir ilim ve sonsuz bir kudrete ihtiyaç vardır. Sivrisineğin gözünü yaratmak için güneşin ve ışığın mahiyetini iyi bilmek gerekir. Hayatî bir madde olan suyun, vücutta nasıl en mükemmel şekilde kullanılabileceğini; bütün hücrelere, metabolik süreçlere ve ekolojik şartlara sözü geçen birisi bilir. O da, ancak Sonsuz İlim ve Kudret Sahibi Allah'tır.


Prof.Dr. Arif SARSILMAZ
 

[TB] Benzer konular

S

senarist081

Guest
Ynt: İnsan Denen Meçhul




DERİMİZ, TERLEME ve ISI DÜZENLEME

Et ve kemikleri saran bir elbise hükmündeki derinin basit bir örtüden ibaret olmayışı, klimaya benzer bir organ şeklinde yaratılışı, insan hayatı için oldukça mühimdir. Bütün klimalarda olduğu gibi deride de, önce dış sıcaklığın hissedilmesi, sonra otomatik çalışan termostatların prensibine benzer şekilde ısı üretilmesi, vücut içi ısısı aşırı yükselmişse, soğutulma işlemine geçilmesi gerekir. Bu iş için deriye; sıcak ve soğuk alıcıları yanında, çeşitli ağrı ve acıların da algılanması için, 4 milyon serbest sinir ucu yerleştirilmiştir. İnsan derisinin her cm2'sinde ortalama 150 adet serbest sinir ucu mevcuttur. Bu serbest sinir uçlarının az bir kısmı, sıcaklık ve soğuk hissini; büyük bir kısmı da, ağrı duyusunu algılamak üzere hususi mahiyette yaratılmıştır.

Derinin maruz kaldığı sıcaklıkların hissedilmesinde, belli eşik sınırlar vardır. Bu sınırlar aşıldığında, 'oradan uzaklaşılması gerektiğine dâir' uyarı mahiyetinde bir ağrı duyulması, insanın ne kadar mükemmel yaratıldığının bir ifadesidir. İnsanın normal deri sıcaklığı, 31–36 °C arasındadır; herhangi bir rahatsızlığın hissedilmediği bu sıcaklığa nötr sıcaklık denir. Sıcak alıcılarının hissetme sınırları 36–45 °C arasındadır, 45 °C'nin üzerinde yanmaya bağlı ağrı hissi oluşur. Zîrâ dokuların tahrip olduğu ve parçalanmaya başladığı bu sıcaklığı insanın hissedip korunabilmesi için Kudreti Sonsuz, sıcaklık ve ağrı alıcıları arasına böyle mükemmel bir işbirliği sistemi koymuştur. Soğuk alıcılarının normal hissetme sahası 31–17 °C arasındadır; 17 °C'nin altında soğuk acısı hissedilmeye başlanır. 45 °C'nin üzerinde, soğuk reseptörlerinin de sıcaklık hissi olarak uyartı vermesi, paradoks gibi görülebilecek bir durumdur.

Soğuk ve sıcak alıcıları insan vücudunun farklı yerlerine hikmetli olarak, değişik miktarlarda yerleştirilmiştir. Aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi, soğuk alıcıları, sıcak alıcılarından 3–10 misli daha fazladır.

Görüldüğü gibi, soğuk alıcıların en fazla bulunduğu ağızda, sıcak alıcılar hiç bulunmamaktadır. Zîrâ, dilimizdeki tat tomurcuklarının bazıları sıcaklığı da algılayabildiğinden ve 45 °C üzerindeki yiyeceklerin yenilmemesi, ağız mukozasının tahrip olmaması, doğrudan ağrı sinirlerinin uyarılması için, ağza ayrıca sıcak alıcıları konulmamıştır. Vücut ısısı ile soğuk alıcılarının algılaması arasındaki izafî sıcaklık farklılığından dolayı, ağza alınan gıdalar hakkında beyne bilgi ulaştırılır.

Vücudun ısı dengesi, başta beyin olmak üzere birçok sistem açısından oldukça önemlidir. Bazı doku ve organlar ısı üretirken, deri ve akciğerlerden ısı kaybedilir. Fakat Yüce Yaratıcı'nın insan vücuduna verdiği mükemmel klima sistemi ile vücut sıcaklığı, kararlı dinamik denge şeklinde sabit tutulur. Vücut sıcaklığının % 56'sı göğüs ve karın bölgesinde, % 16'sı beyinde, % 18'i kaslarda ve deride, % 10 da kalan dokularda üretilir. Vücut aktif bir şekilde yüksek bir çalışma içindeyken, ısının % 90'ı kaslardan üretilir. Metabolik reaksiyonların en temel organı olan karaciğer, ısı üreten organların başında gelir. Karaciğerin sıcaklığı 41,3 °C'dir. Bu yüksek ısı sebebiyle karaciğerden çıkıp kalbe yönlenen kan da, kalbin sağ kulakçığına geldiğinde 38,8 °C olur. Daha sonra, geçtiği yerleri ısıtarak hareket eden kan soğumaya başlar. Aortada 38,7, sol kulakçıkta 38,6, büyük göğüs kaslarında 38,3, vücudun alt bölgelerine ait büyük toplardamarlarda 38,1, kalça bölgesi ve oturak kaslarında 37,7, kalın bağırsaklarda 37,2, midede 37–37,3, koltuk altında 39,9, üst tarafın büyük toplardamarlarında 36,8, dış kulak yolunda 36,7, ağız içinde 36,5 ve akciğerlerde 35,2–35,6 °C'lere kadar düşer.

Metabolizma ile üretilen ısı sayesinde, vücuttaki yüzlerce kimyevî reaksiyonda iş gören enzimler çalıştırılır ve hayatî faaliyetler devam ettirilir. Kutuplarda, Ekvator'da veya çölde de yaşasa, insan vücudunun iç sıcaklığının hep aynı ayarda tutulması gerekir. Normal bir insanda bu değer, 36,4–37,4 °C kabul edilirken, çok yaşlı insanlarda, 36 °C normal kabul edilir. Hafif çalışmalar veya heyecan esnasında bu değer, 37,8 °C'ye kadar yükselebilirken, ağır çalışmalarda en son sınır olan 40 °C'ye yükselir. Sıcaklık aşırı yükselir veya düşerse, ölüm ortaya çıkar. Isı üretiminde, yağ ve karbonhidratların yakılmasıyla açığa çıkan enerji kullanılır. Hava soğuk olduğunda, iç organları korumak için, daha fazla enerji harcanarak ısı üretilir. Sıcak havalarda, yüksek hızda bir faaliyette bulunulduğunda, yani kaslar oldukça fazla çalıştırıldığında, üretilen ısı kolay atılamaz ve iç sıcaklık hemen yükselir. İç sıcaklığın 40 °C'nin üzerine çıkması, hayatî tehlikenin başladığını gösterir; 43 °C'de ise, ölüm vuku bulur. Vücut ısısı 35 °C'nin altına düştüğünde titreme başlar. 30–34 °C'lerde hissizlik, 30 °C'nin altında göz bebeği refleksinin kaybolması, konuşma bozulması, bayılma ve kaslarda hareketsizlik görülür. 27–25 °C'de solunum durur, 25 °C'nin altında ise kalb odacıklarının titremeleriyle (fibrilasyon) ölüme yaklaşılır.

Vücudun yükselen sıcaklığını düşürmek için, ısı kaybetmesi gerekir ki, bunun da iki yolu vardır. Isının % 90'ı deriden, %10'u da solunum sisteminden kaybedilir. Deriden kaybedilen ısının % 45'i ışıma, % 25'i taşınma ve konveksiyon, % 20'si de buharlaşma yoluyla uzaklaştırılır. Akciğerlerden kaybolan sıcaklığın % 8'i verilen nefesteki suyun yoğunlaşmasıyla, % 2'si de konveksiyon ve hava akımlarıyla uzaklaşır.

Zaman zaman şikâyet edilen terleme hâdisesi, Allah'ın (Celle Celâlühü) insanlara bahşettiği büyük bir nimettir. Terleme olmasaydı, insan derisi mikrop ve parazitlerce çok kolay tahrip edilebilir, en önemlisi de, insan sıcak sebebiyle ölebilirdi. Vücuttaki fazla ısının atılarak derinin soğutulması için, ter bezlerinden çıkan terin buharlaştırılması gerekir. Aynı zamanda boşaltım sistemine de yardımcı olan ter bezlerinin insan derisindeki sayısı 2–3 milyon kadardır. Bir ter bezinin çapı 0,4 mm'dir. Ergin bir insan normal şartlarda günde 800 ml'ye kadar terler. Tropiklerde yaşayan insanlar 3–4, çok ağır şartlarda çalışanlar da günde 10 litreye kadar ter çıkarılabilir. Ağır şartlar altında, bir kişinin günde en fazla 18 litre terleyebileceği tespit edilmiştir. Bir ter bezinin ise, günde 4–15 µl ter salgıladığı ölçülebilmiştir. Deriden buharlaşan her bir litre ter, 2.428 kJ'lük bir ısıyı da vücuttan uzaklaştırır. 31 °C'nin altında, fark etmeden, saatte 20–30 ml kadar terleriz. 31 °C'nin üzerinde ise, terleme açık şekilde görülmeye başlanır.

Ter bezlerinin vücut üzerindeki dağılış yoğunluğu da oldukça farklıdır. En fazla terleyen vücut bölgesi olan avuç içlerinde cm2'de 375–425 ter bezi bulunurken, ayak tabanlarında 350–400, dirsek kıvrımlarında 750, elin üst tarafında 200, boyun bölgesinde 185, alında 170, ön kolun iç tarafında160, göğüs bölgesinde 155–250, karında 155, ön kolun dış tarafında 150, ayak sırtında 125, bacaklarda 80, yanaklarda 75, arka kaba etler bölgesinde 57, sırt bölgesinde 55 ter bezi bulunur. Ter bezlerinin miktarı ırklara göre de değişir. Ainularda 1.450.000, Ruslarda 1.890.000, Eskimoların erkeklerinde 1.900.000, Amerikalı erkek zencilerde 2.180.000, Japonlarda 2.280.000, Eskimo kadınlarında 2.390.000, Tayland'daki Çinliler ve Siyamlılarda 2.420.000, Kafkas ırkına mensup erkeklerde 2.470.000, Filipinlilerde 2.800.000 ve Kafkas ırkına mensup kadınlarda 3.120.000 ter bezi bulunur.

Terin özgül ağırlığı 1,005–1,009, pH değeri de 5,7–7 arasında (hafif asit) değişir. Bir litrelik terin 990–995 gramı su, 5–10 gramı ise, kuru maddedir. Kuru maddenin ise, 29 gramı kalsiyum, 3,2 gramı mağnezyum, 1,15 gramı da çinkodur. Ayrıca terde 0,412 mg demir, 0.240 mg fosfor, 1,380 gram aminoasit, 1,180 gram üre, 0,616 gram laktik asit, 0,077 gram protein, 0,070 gram da glikoz bulunur.

Klimaya benzer şekilde, vücut sıcaklığının ayarlanması için hazırlanmış ısı üretimi ve terleme mekanizmaları, tesadüf ve sebeplerin kendi kendine ortaya çıkaramayacağı kadar hassastır. Bütün bu harika sistemler, açık bir şekilde, sonsuz bir ilim ve Kudret'i göstermektedir.
 
Üst