İmam Rabbani’yi (rahmetullahi aleyh) Anlayabilmek

  • Konbuyu başlatan gurselc
  • Başlangıç tarihi
G

gurselc

Guest
İmam Rabbani’yi (rahmetullahi aleyh) Anlayabilmek

Viladeti on altıncı asır (hicri bininci yıllar) olması hasebiyle ismi anılırken “müceddid-i elf-i sani” denilmiştir. Allah’ın rahmeti, Hazreti Adem’in Dünya’ya ilk defa gönderiliş yeri olan Serhend’e eşsiz derinlik getirmiş ve bu mübarek şahsiyeti ümmet-i icabete hediye kılmıştır. Hayatını sünnet-i seniyyeye rantabl seviyede teyakkuz içerisinde geçiren bu yüce kameti, istidradi boyutta nakletmek elbette bizi aşan bir mevzudur. Hadis-i şerifin de müjdesine nail olma makamını ihraz etmesi, saygımıza saygı eklemekte ve eserlerindeki derin muhtevaya bizleri davet buyurmaktadır.

“Mektubat-ı Rabbani” isimli dev eserine misafir olduğumuzda göreceğiz ki; tasavvufun engin meratibi, ehl-i sünnetin ifrat ve tefrite yanaşmadan vasat yolda irade buyurduğu ahkam, akaidin temel prensiplerini halkın anlayabileceği bir dilde sunma cehdi ve keşf yolculuğunda müşahedelerin o nurani dilden satırlara dökülmesi.. ilh.

“…Sonra.. ikinci derecede bir yükselme oldu. Böylece: Büyük meşayıhın keremli ehl-i beytin, insanların mürşidi Hulefa-i Raşidin’in makamlarından başka Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin has makamı; sair nebilerin, şanlı rasullerin değişik makamları, mele-i ala arşın fevkinde görüldü...

Bu arada, bir başka yükselme oldu. Ama arşın üstünde bir yükselme idi. Yer merkezinden arşa varan mesafe mikdarı veya az kısa. Hazret-i Hace Bahaeddin Nakşibend’in makamında nihayet buldu. Allah sırrını takdis eylesin.

Bu son gördüğüm makamın ötesinde veya az ilerisinde sayılı bazı meşayih vardı. Mesela: Şeyh Maruf-u Kerhi, Şeyh Ebu Said Harraz.. Kalan meşayihten bazılarının makamı onun altında; bazılarının makamı da onunla birdi.

Makamları altta olanlardan, şunlar vardı: Şeyh Alaüddevle Simnani ve Şeyh Necmeddin-i Kübra..

Üst makamda olanlar ise şunlardı: Ehl-i Beyt imamları..

Daha yukarıda Hulefa-i Raşidin’in makamları vardı. Allah onlardan razı olsun..

Sair peygamberlerin makamları, Rasulullah Efendimize has makamın bir yanında; ulvi meleklere ait makam ise, diğer yanında idi..

Rasulullah Efendimize has makamın, bütün makamlara nisbetle bir üstünlüğü ve asaleti vardı. Allahu Teala ona salat ve selam eylesin.

İşlerin hakikatlerini en iyi bilen Yüce Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.

***

Allah’ın inayeti ile, her istediğimde manevi yükselme olmaktadır. Bazı vakitlerdeyse.. istemeden de oluyor.. Bu yükselme hallerinde, anlatılan işlerden başka şeyler de müşahede edilir. Bazı yükselmelerdeyse.. değişik izlenimler meydana gelir; onlardan pek çoğu da unutuluyor..

Her ne zaman bazı halleri yazmayı murad etsem; anlatılacağı anda hatıra gelmiyor; böyle bir şey müyesser olmuyor.. Onlar arasında öyle şeyler var ki, görünüşte küçük gibi; ama onun için istiğfar edilmesi gerekli.. Yazmak şöyle dursun.. Onlardan bazıları, bu imla esnasında hatırdaydı; ama yazacağım zaman, aklımda kalmadı.. Esasen, bu yazılanlardan fazlasını yazmak da edep dışıdır.”

Tasavvuftaki en son yolculuk “Fena” mertebesiyle hitama erdiği için, İmam Rabbani hazretlerinin özel konumunu ve bu konuma ait mübarek dilinden dökülen ifadeleri anlamak da epey zor bir meseledir. “Yazacağım zaman aklımda kalmadı” cümlesini ise mutlak manada bir eksiklik değil, ilahi sırra tetabuk eden bir nur dairenin siret itibarıyla ketmedilmesi gerçeği ve manevi vücududur. Ebu Hureyre’nin (radıyallahu anh) Efendiler Efendisi’nden (aleyhi ekmelüttehaya) sırren talim buyurduğu ilmin (ihtimal ki tasavvufun derin buudları) ketmedilmesi gerektiğini ve eğer beyan ederse hayatına mal olacak kadar ifade serdetmesi, halin muktezasınca yukarıdaki söze de haklılık payesi kazandırmaktadır. Aynı eserin Yirmi Dokuzuncu Mektubu’nda ifade edildiği üzere: “Kalbin hastalıktan kurtulmasının, yani Hak Teala’dan başka şeylere bağlı kalmamasının alameti, işareti, kalbin masivayı büsbütün unutmasıdır. Hiçbir şeyi hatırlayamamasıdır.” buyurmaktadır.

Tabiin hazretlerinden bazılarının “Nasılsın?” sorusuna buruk bir tebessümle ciddiyeti harmanlayıp cevap buyurmaları, İmam Rabbani hazretlerinin manevi eltafa mazhar bir keyfiyette arkadaşlarının, ehlullahın, sahabenin, peygamberlerin ve Peygamberimizin derecesini siret itibariyle keşfetmesi; “nasıl olma” yolunu çaplı sahada neşretme ve tali meseleye girmeden arızi hayat girizgahını neshetme kıvılcımıdır.

Bir gönül kitabı olması gereken Mektubat-ı Rabbani, ilim hayatına değiştirilmeyecek bir elbise giydirebilecek zenginlikte ve her daim kendisini yenileme istidadını arzulayan geleceğin yeryüzü mirasçılarının da elinden düşürmemesi gereken bir eser...

“Kalbin Zümrüt Tepelerinde” olma yolunu iyi şerhedebilmenin ve tasavvuf kredilerini enfüsi alemde iliklerimize kadar hissedebilmenin muazzam reçetesidir bu kaynağa misafir olabilmek... Anlamak için yaşamak ve yaşamak için anlamak; insanın kendisini tanıması ve kendisine mertebe sunabilecek değere değer verebilmesi...

Rabbim ömür verirse, ehl-i sünnet yoluna gönül vermiş ve hayatını bu “habl-ül metin” yoluna adamış şahsiyetlerin ilim adına ifade buyurdukları kıvılcımlara değinmek istiyorum. İradem mebde ile sırdaş, müntehada bana kim gönüldaş?

Makalemizi, bu büyük müceddidin eserlerinde mükerrer defa naklettiği cümleyle noktalayalım:

“Köle olan haddini bilmelidir!”

Gürsel ÇOPUR
 
Üst