"Örnek Şahıs", "Örnek Toplum"... SÜNNETE UYMAK..!!!

...Tefekkür...

Hüznüm yüreðime dokunan dûamýn sûkûtudur...



Günümüzde sahabeleri örnek alan ve bütün dünya milletlerine örnek olan, Kur’an ve sünnete göre şekillenmiş ideal bir İslam toplumu yoktur İslam hukukunu tatbik etmeye çalışan ve İslami eğitim yapan bazı toplumlar/milletler varsa da, onları da bütün yönleriyle dünya milletlerine, ‘İslam’ın örnek toplumu’ olarak göstermemize engel pek çok unsur var


SÜNNETİ BİR BÜTÜN OLARAK ANLAMAK


Sünnet, Peygamberimiz (asm)’ın yeme içme adabından, devlet yönetimine varıncaya kadar, hayatın her alanıyla ilgili söz, fiil ve takrirleridir Sünnet; fert, aile ve toplum hayatının her alanını kuşatır


Hayatın her alanını kuşatan sünneti daha iyi anlayabilmek için, ‘ibadet’, ‘güzel ahlak ve ahkamı tebliğ’ ve ‘tatbik etmek’ olarak üç kısma ayırabiliriz


Kur’an’ın pek çok ayetinde Peygamberimiz (asm)’dan “Kul, Beşer ve Resul” olarak bahsedilir Peygamberimiz (asm) Allah’a yaptığı ibadetlerle onun kulu; insanlar arasındaki münasebetleri, güzel ahlakı cihetiyle bir beşer; Allah’ın kendisine indirdiği vahyi tebliğ, talim ve toplumda tatbik yönüyle de Resuldür


Ümmetinden olmakla şereflenmiş olan bizlerin, “Peygamberimizin sünneti” deyince, onun bu üç yönünü aklımıza getirmemiz ve bu üç yönüyle onu kendimize örnek almamız gerekir Elimizden geldiği kadar onun yaptığı ibadetleri yapmalıyız, Cenab-ı Hakk’ın, “Sen büyük bir ahlak üzerindesin” diyerek övdüğü güzel ahlakını kendimize yerleştirmeliyiz Ve onun tebliğ ettiği ahkamı elimizden geldiğince öğrenip, tebliğ ve talim etmeliyiz Yoksa yalnızca adab ve nafile ibadetleri yapmakla sünnete tam manasıyla uyduğumuzu söyleyemeyiz


Günümüzde sünnet deyince ekseriyetle halkımızın zihnine yeme, içme adabı türünden sünnetler gelmektedir (Misvak kullanmak, sarık sarmak, yemeğe başlarken besmele çekmek gibi sünnetler de hayatımızın küçük bir bölümünü oluşturur) Elbette yeme, içme türünden sünnetler de sünnettir ve uyulması gerekir, fakat teferruata dikkat ederken aslı unutmamak gerekir


Diyelim ki, adab nevinden sünnetlere uyduk, fakat yukarıda zikrettiğimiz ahlak, tebliğ ve talimle ilgili sünnetlere uymadık, o takdirde sünnete tam manasıyla uymuş olur muyuz? Örneğin öfkelendiğimiz zaman kendimize hakim olabiliyor muyuz? Müslüman kardeşlerimizin hatalarını affedebiliyor muyuz? Öfkelendiğimiz zaman kendimize hakim olmamız, insanları affetmemiz bir sünnettir Unutmayalım ki, Peygamberimiz (asm), Mekke fethedildiği zaman, yirmi yıl kendisine düşmanlık eden müşrik insanları affetmişti Onun müşriklere gösterdiği affı, biz Müslüman kardeşlerimize gösterebiliyor muyuz?


Peygamberimiz (asm)’a, “Falanca kadın geceleri namaz kılar ve gündüzleri de oruç tutar, ama diliyle komşularına eziyet ediyor” denildi Peygamberimiz (asm) “Onda hayır yok, o ateştedir (cehennemliktir)” buyurdu Yine başka bir kadından bahsettiler ve “Falanca kadın yalnızca farz namazları kılar, ramazan orucunu tutar, peynirden bir parça sadaka verir, fakat diliyle kimseye eziyet etmez” denildi Peygamberimiz (asm) onun için “O cennetliktir” buyurdu (Ahmed, c2s440, Hakim, c4s183)


Bu rivayete dikkat edersek, bir insan çokça ibadet etse bile, ahlakı güzel olmayınca makbul bir kul olamıyor


Günümüzde yalnızca ibadetini yapıp, emri bil-maruf yapmayanlar da yukarda bahsettiğimiz, sünneti eksik anlayanlar kısmına girerler İmam Gazali, İhya’sında şöyle bir hadisi nakleder: “İçlerinde peygamberler gibi ibadet eden 80 bin kişinin de olduğu bir memleket ahalisine azab olundu” “Ya Resulallah! bu nasıl oldu?” diyenlere, şöyle dedi: “(Onlar yapılan münkerata) Allah rızası için kızmıyorlardı, iyiliği emredip, kötülükten de nehyetmiyorlardı”


Toplumumuzda sünneti bütünüyle kavrayamayan, bir yönden (yani ibadet ve adab yönünden) sünnete uyup, başka yönlerden (güzel ahlak ve tebliğ yönünden) sünnete muhalefet eden, insanlara rastlarız Onlar kendilerinin sünnete uygun yaşadıklarını ve dindar olduklarını zannederler (Bizler de farklı düşünmeyiz) Halbuki onlar sünnetten tatbik ettikleri yönleriyle sevap kazanırlar ama, muhalefet ettikleri yönler yüzünden de mes’ul olur, günaha girerler Üstelik onlar toplumda yanlış bir dindarlık (veya yanlış bir sünnete uyma) anlayışının yaygınlaşmasına da sebep olurlar


Peygamberimiz (asm), “Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime yapışanlar yüz şehid sevabını kazanır” (Beyhaki) buyurmuştur Bu hadis, Allah’ın rızasını kazanmanın, en kısa ve en kolay yolunu bize gösteriyor Fakat bu sevabı kazanmak için, sünneti yarım olarak değil, ‘ibadetler’, ‘güzel ahlak’ ve ‘tebliğ’ yönleriyle, bir bütün olarak algılamak ve yaşamak şarttır


İNSANLIK ALEMİNE ÖNCÜ VE ÖRNEK OLABİLMEK


İslam dininde örnek alınacak ‘model şahıs’ peygamberimiz (asm), ‘model toplum’ ise peygamberimizi modelleyen sahabe cemaatidir


Peygamberimiz (asm)’ın ümmeti için model şahıs olduğu şu ayetle belirtilir: “Yemin olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır” (Ahzab Suresi, 21)


Sahabelerin Müslüman toplum için model olduğu da şu ayetle belirtilir: “Sizler insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz İyiliği emreder, kötülükten de nehyedersiniz Allah’a da iman edersiniz” (Al-i İmran, 110)


Bu ayet sahabeleri İslam toplumu için örnek gösterirken, Müslüman ümmetin de “bütün insanlığa örnek ve öncü” olmasını ima eder Bu iki ayetten yola çıkarak şöyle diyebiliriz: Peygamberimiz (asm) sahabelerine; sahabe toplumu ise, ümmete; ümmet ise bütün insanlığa örnektir


Medine’de ilk İslam toplumu oluşurken, bu toplumun örnek aldığı ‘model şahıs’ yalnızca peygamberimiz (asm)’dı Onu model alan Medine toplumu -sahabe- ise, kendi zamanlarındaki ve sonraki bütün İslam toplumlarının örneği oldu Onların İslam toplumlarına örnek oluşları yalnızca uhrevi cihetten de değildi Onlar hayatın her alanında –itikat ve ibadette olduğu kadar sosyal alanda da- örnek olmuşlardı İslam’ın sosyal alandaki mükemmel yapısı sayesinde, onlar ve onları örnek alanlar dünyanın büyük bir kısmına hükmettiler Sahabeleri örnek alan İslam toplumları, kısa bir zamanda bütün dünya milletlerini etkilediler, onlara öncü ve örnek oldular (Peygamberimizin vefatından yüz yıl sonra, halifeler zamanın Roma İmparatorluğu’ndan daha büyük bir devlet kurmuşlardı İslam halifeliği Kuzey Afrika’dan, Hindistan’a kadar genişlemişti Osmanlı’nın hükmettiği topraklar ise, 20 milyon km2 yi buluyordu)


Müslüman ümmet, Peygamberimiz ve sahabelerden aldığı ruhla, insanlık alemine örnek ve öncü olma özelliğini yüz yıllar boyunca ifa etti Fakat Batı medeniyetinin tesirine girdiğimiz 200 yıl boyunca, İslam ümmeti ‘örnek olma’ mevkiinden, ‘örnek alma’ mevkiine düştü (Osmanlı, İslam milletlerinin başkanlığını yapmıştı, batılı milletler de diplomaside Osmanlının üstünlüğünü tartışmasız onaylıyordu Şimdi onun torunları ‘Avrupa Birliği’ne girmek için can atıyor)


Günümüzde sahabeleri örnek alan ve bütün dünya milletlerine örnek olan, Kur’an ve sünnete göre şekillenmiş ideal bir İslam toplumu yoktur İslam hukukunu tatbik etmeye çalışan ve İslami eğitim yapan bazı toplumlar/milletler varsa da, onları da bütün yönleriyle dünya milletlerine, ‘İslam’ın örnek toplumu’ olarak göstermemize engel pek çok unsur var


İslamiyet her yönüyle mükemmel, güzel ve iyidir Fakat, bu mükemmellik, güzellik ve iyiliğin, Kur’an ve sünnette teorik olarak kalması, günümüz insanlarını ikna etmeye yetmeyecektir Bu güzelliğin pratiğe yansıması ve insanların gözüne gösterilmesi gerekir Müslümanlar, Kur’an ve sünnet etrafında öyle bir toplum oluşturmalıdırlar ki, diğer milletler “Bizim toplumumuz da böyle olmalı” diyerek, o topluma gıpta etmeli ve örnek almalıdırlar Üstad Bediüzzaman şöyle der:
“Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri, elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edecekler” (Hutbe-i Şamiye)


Bütün dünyaya örnek bir İslam toplumunu oluşturmanın büyük zorlukları olduğu/olacağı bir gerçektir Bu günkü İslam toplumları örnek olmanın ötesinde, iç kargaşaları olan, problemli toplumlardır Bütün dünyaya örnek olmadan önce, Müslüman toplumlar kendi iç bünyelerinde toplumsal bir mütabakata varmaları ve problemlerini çözmeleri gerekir
Bu gün İslam toplumları kadar, batı toplumlarının da sorunları vardır Batı toplumlarının ahlaki problemlerinin,
İslam toplumlarının probleminden daha büyük olduğunu söylemek mübalağa sayılmaz


Sorunu olmayan insan olmadığı gibi, sorunu olmayan toplum da yoktur Fakat bu sorunlar az veya çokluğuna göre değişiklik arz eder En sağlıklı toplum, sorunlarını en aza indirebilen toplumdur Kur’an ve sünnetin ehemmiyeti işte burada karşımıza çıkıyor Kur’an ve sünnet hem fert hayatında, hem de toplum hayatında sorunları çözebilecek bir potansiyeli bünyelerinde barındırmaktadır Bizim, İslam’ın yaşandığı zamanların özlemi, hasreti ve tesellisiyle avunmak yerine, günümüz problemlerine Kur’an ve sünnetten çözümler üreterek, bütün insanlık alemine örnek ve öncü dinamik bir toplum ortaya çıkarmaya çalışmamız gerekir


Kısaca ümmet, yeniden insanlık alemine öncü ve örnek olma özelliğini kazanmalıdır Bunu gerçekleştirmede her Müslümana bir iş düşüyor


Ümmetin ferdi olarak her birimiz bunu gerçekleştirmeye hazır mıyız?


SÜNNETİN MENŞEİ VAHİYDİR


Mikdam b Ma’dikerb (ra) Peygamberimizin şöyle dediğini rivayet etmiştir:


“Dikkat edin! Bana (Allah tarafından) kitap verildi ve onunla beraber bir misli (sünnet) de verildi Çok geçmez, koltuğu üzerinde, karnı tok birisi “Sizin için bu Kur’an yeter Onda neyi helal bulduysanız, helal kabul edin Neyi de haram bulduysanız, onu da haram kabul edin” diyecek (ve hadislerimi inkar edecek)” (Tirmizi, Ebu Davud)
Bir rivayette (Benim haram kıldığım da, Allah’ın haram kıldığı gibidir) denilmiştir


Hadis alimleri arasında “Erike” hadisi olarak meşhur olan bu hadis peygamberimizin gaybdan haber veren bir mucizesidir Günümüzde karnı tok, ensesi kalın bazı kimselerden böyle iddiaları duymak mümkündür


Peygamberimizin ifadelerini teyid eden şu ayetlere bakalım: “O (nefsinin) arzusuna göre konuşmaz (O’nun) söyledikleri (kendisine) bildirilen vahiyden başka bir şey değildir” (Necm Suresi, 3-4)


“Allah sana Kitap’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediklerini öğretmiştir Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür” (Nisa Suresi, 113)


Bu ayete dikkat edilirse Peygamberimize hem kitabın, hem de hikmetin
Allah tarafından indirildiği anlatılmaktadır Kitaptan kasıt Kur’an’dır Bunda bir ihtilaf yoktur Hikmetin de onun sünneti olduğu aşikardır Alimler bu ve benzeri ayetlerden yola çıkarak, sünnetin menşeinin de vahiy olduğunu kabul etmişlerdir


Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:


“Vahiy iki kısımdır: Biri vahy-i sarihidir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur: Kur’an ve bazı ehadis-i kudsiye gibi


İkinci kısım, vahy-i zımnidir Şu kısmın mücmel ve hulasası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilatı ve tasviratı Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselama aittir O vahiyden gelen mücmel hadiseyi tafsil ve tasvirde, zat-ı Ahmediye
Aleyhissalatü Vesselam, bazen yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder, veyahut kendi ferasetiyle beyan eder”


AHİR ZAMANDA SÜNNETE UYMANIN EHEMMİYETİ



Abdullah b Amr (ra)’den Peygamberimiz (asm)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:


İsrailoğullarının başına ne geldi ise, hepsi karış karış ümmetimin de başına gelecek Hatta onlardan biri aleni olarak annesiyle zina etse ümmetimden de bunu yapan olacak İsrailoğulları 72 millete ayrıldı Ümmetim ise 73 millete (fırkaya) ayrılacak Onlardan bir millet (cemaat) hariç hepsi cehennemliktir” “Ey Allah’ın
Resulü o (kurtulacak olan fırka) hangisidir?” diye sordular O da “Benim ve ashabımın yolunda olanlar” buyurdu (Tirmizi , Ebu Davud, Taberani)


“Size iki şey bıraktım ki, onlara sarıldığınız müddetçe sapıtmazsınız Onlardan biri Allah’ın Kitap’ı, diğeri de onun Resulü’nün sünnetidir” (Muvatta)
Amr b Avf el-Müzeni (ra) Peygamberimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


“Kim sünnet(ler)imden öldürülen bir sünneti ihya eder, canlandırırsa ve insanlar onunla amel ederse, o şahsa, o sünnetle amel edenlerin sevabı kadar sevap vardır Onunla amel edenlerin sevaplarından da eksiltilmez” (Tirmizi, İbn Mace)


Rezin, hadisi şu şekilde rivayet etmiştir: “Kim benden sonra öldürülmüş sünnetimden bir sünneti ihya eder, canlandırırsa o beni seviyor demektir Kim de beni severse o (cennette) benimle beraberdir”
İbn Abbas (ra) Peygamberimiz (asm)’ın
şöyle dediğini rivayet etmiştir:


“Kim ümmetimin fesada uğradığı, bozulduğu bir zamanda, benim sünnetime yapışırsa onun için yüz şehid sevabı vardır” (Beyhaki)


Cabir b Abdullah (ra)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu:


“İslam (dini) garip olarak başladı, başladığı gibi sonunda da garibliğe döner Ne mutlu gariplere” “Ya Resulallah! Garipler kimlerdir” dediler Peygamberimiz de “İnsanlar bozuldukları zaman onları ıslah edenlerdir” dedi (Taberani, Müslim hadisin ilk kısmını rivayet etmiştir)
Taberani ve Ahmed’in bir rivayetinde;


“Garipler itaat edenlerin az, isyan edenlerin çok olduğu, kötü insanların içinde (bir kısım) salih insanlardır” denilmiştir Tirmizi’nin rivayetinde “Benden sonra insanların bozdukları sünnetimi ıslah edenlerdir” denilmiştir Müsnedi Şihab’da ise “Onlar sünnetimi ihya eden ve Allah’ın kullarına öğretenlerdir” denilmiştir



Üstte: Tarihi camilerimizden Süleymaniye Camii Yapımı 1302 tarihi olup banisi Şeyh Mustafa Efendi’dir Allah ebeden razı olsun
PEYGAMBERE İTAAT ALLAH’A İTAATTİR


Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edilmiştir Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Kim bana itaat ederse, o hakikatte Allah’a itaat etmiş olur Kim benim emirime (tayin ettiğim görevliye) itaat ederse, bana itaat etmiş olur Bana isyan eden, Allah’a isyan etmiş olur Kim emirime isyan ederse bana isyan etmiş olur” (İbn Ebi Şeybe, Buhari, Müslim)


Bu hadis şu ayete mutabıktır:


“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur Kim de yüz çevirirse, bilsin ki, biz seni onlara muhafız olarak göndermedik” (Nisa Suresi, 80)


Kur’an’ın pek çok yerinde Allah’a ve Resulüne itaattan bahseden ayetler vardır Alimler Allah’a itaatten kastın Kur’an’a, Resulüne itaatten kastın da sünnete tabi olma olduğunu söylemişlerdir


“Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddikler, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler İşte onlar ne güzel arkadaştırlar” (Nisa Suresi, 69)


ALLAH’IN RIZASI, MUHABBETİ ANCAK SÜNNETE TABİ OLMAKLA KAZANILIR
Kur’an’da şöyle buyrulur:


Onlara de ki; “Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun, uyun Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah (Resulünün sünnetine uyanların günahlarını) bağışlayıcıdır, (ve onlara karşı) merhametlidir” (Al-i İmran, 31)


Bu ayet açıkça Allah’ın rızasını kazanmanın tek yolunun sünnete tabi olmak olduğunu ortaya koyuyor Üstad Bediüzzaman’ın, sünnetin ehemmiyetini anlattığı 11 lem’a, “Mirkat-üs
Sünne” risalesinde bilhassa bu ayet üzerinde uzun uzadıya izahlar yapar


Enes b Malik (ra) şöyle demiştir:


Resulallah (asm) bana şöyle buyurdu: “Ey çocuğum! Hiç kimseye kalbinde bir kin beslemeden, sabahlamaya ve akşamlamaya gücün yeterse öyle yap!” Sonra bana, “Ey çocuğum! Bu benim sünnetimdendir Kim benim sünnetimi ihya ederse o beni seviyor demektir Kim de beni severse o cennette benimle beraber olur” dedi (Tirmizi)
SÜNNET, İTİDALDİR


Peygamberimiz (asm) “Amellerin hayırlısı orta (mutedil) olanlarıdır” buyurarak ümmetini ifrat ve tefritten sakındırmıştır
Bir kısım sahabeler kendi aralarında çeşitli ibadetler hakkında konuştular Onlardan biri “Ben ömrüm boyunca bütün geceyi ibadetle geçireceğim” dedi Bir diğeri “Ben ömrüm boyunca oruç tutup, hiçbir günü oruçsuz geçirmeyeceğim” dedi Bir diğeri de “Ben de kadınlardan uzaklaşacağım, ömrüm boyunca hiç evlenmeyeceğim” dedi
Peygamber (asm) onların yanına geldi ve şöyle dedi:


“Şöyle, şöyle diyenler siz misiniz? Allaha yemin olsun ki, sizin Allaha en huşulu olanınız ve ondan en çok korkanınız (takvalı olanınız) benim Fakat ben, oruç tutarım, tutmadığım da olur Gece namaz kılarım, (aynı zamanda) uyurum Kadınlarla evlenirim de Kim sünnetimden yüz çevirir, uzaklaşırsa o benden değildir” (Buhari, Müslim)


“Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri, elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler»
SÜNNETİ ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK


İbn Abbas (ra)’den Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:


Peygamberimiz (asm), “Allah’ın
rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun!” dedi Biz de “Ya Resulallah! Senin halifelerin kimlerdir?” diye sorduk
Peygamberimiz (asm) cevaben, “Onlar benden sonra gelip, hadislerimi rivayet edenler ve onu insanlara öğretenlerdir” buyurdu (Taberani)


Bir başka rivayette “rivayet edenler” yerine “sünnetimi ihya edenler” ifadesi vardır Bu hadisten dolayı bazı (Buhari, Ahmed b Hanbel gibi) hadis alimleri için “Emirül mü’minin” denilmiştir


Ebu Derda (ra)’den Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Kim dini mevzularla ilgili kırk hadisi ümmetime öğretmek için öğrenirse, Allah onu kıyamet günü alim olarak haşreder, ben de ona şahid ve şefaatçi olurum” (Beyhaki, Şuabu’l-ÃŽman)
“O (nefsinin) arzusuna göre konuşmaz (O’nun) söyledikleri (kendisine) bildirilen vahiyden başka bir şey değildir” (Necm Suresi,3-4)
“Size iki şey bıraktım ki, onlara sarıldığınız müddetçe sapıtmazsınız Onlardan biri Allah’ın Kitap’ı, diğeri de onun Resulünün sünnetidir”
 
Üst